Bayram-Tatil-Kabir | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Bayram-Tatil-Kabir

mostar

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
6 Ara 2009
Mesajlar
1,011
Puanları
0
Bayram-Tatil-KabirUzun bir "tatil"i arkada bıraktık. Bayram tatili.
Bayram ile tatili evlendirenin Özal olduğunu hatırlıyorsunuz.
Turizm canlansın düşüncesiyle, bayram ve tatilin nikâhı kıyıldı.
Diziler yoluyla uzun tatillerde "acaba nereye gitsek" endişeleri tuzu kuru olanların zihnine bir virüs olarak yollandı.
Ve o günden bu yana fakirlerle zenginlerin ortak mekânı ve ortak zamanı giderek azaldı.
Fakirlerin bile bize değip dokunmayanını tercih ediyoruz yardımlarımızı göndermek için.
Gözün göze teması, gönülün gönülde eğlenmesi pek hijyenik kabul edilmiyor artık.
Müslüman kimliği üst kimlik olarak gösterenlere gelince...
Evet, Müslüman kimlik üst kimlik olarak gösteriliyor.
Nev zuhur dindarların gösterisini satırlara yükleyip gönlünüzü yorduğum için beni affedin.
Lakin söylemek zorundayım. Mümin şuuru azaldıkça gösteri baskın hale geliyor. Ayetleri ve hadisleri Allah'ın rızasını kazanmak, ebedi âleme hazırlık olarak idrak etmiyoruz. İbadetlerimizde aşk yok.
Göstermek, gösteri üzerinden bir kimlik inşa etmek için dini kullanmaya kalkıyoruz. Allah hepimize hidayet nasip etsin. (Din ile kullanmak kelimesine yan yana getirdiğim için Rabbim affetsin.)
Yeni zenginler değerleri yağmalayan çekirge sürüsüdür daima. Her iktidar kendi zenginlerini üretir. Türetir.
Refah Partisi'nden bu yana yeni zenginler Mehmet Altan'ın tabirini ödünç alarak söyleyecek olursam "kent dindarlığı" türetti. Lakin kent dindarlığı İslami şuurdan ziyade post-modern zihniyetin kodlarını genleştirerek varlık kazanıyor.
Hanımın başını şöyle bir örtüvermesi bu yeni zengin kent dindarlarının "gösteri"si için yeterli.
Hatta mümkünse tesettüre fazla riayet etmemesi gerekiyor.
Çünkü tesettüre fazla riayet demek tüketim cemaatinin ayinlerine layığıyla katılamamak demek.
Ne diyordum... Müslüman kimliğini üst kimlik olarak "gösterenler" her bayram öncesi gitsek gitsek nereye gitsek derdine düşüyor.
Vicdanlarını rahatlatmak için fakirler için para ayırıyorlar ve ayırdıkları para onlara pek yeterli geliyor.
Fakirlere yardım etmenin bir ibadet olduğunu hiç hatırlamıyorlar bile.
Hakikatin "ne seninki senin ne benimki benim" boyutunu idrak etmeleri neredeyse imkânsız.
Neden imkânsız?
Bu kibir ve bu riya ile hakikat idraki mümkün olabilir mi?
Zekâtını kabul etti diye fakirin önünde diz çökecek, hay Allah razı olsun belki bu vesile ile Allah'a yakın olurum diye sevinecek zengin Müslümanların sayısı giderek azalıyor.
Bayram fakirler ile zenginleri giderek daha az buluşturuyor.
Küsler de gelen bayramdan utanıp şöyle bir derlenip toparlanma yoluna gitmiyor. Gelen bayramdır, bayrama hürmeten ilk adımı atan ben olayım da bu vesile ile Allah'a yakın olurum belki diye umuduna umut ekenler artık bu şehirde pek oturmuyor.
Çünkü küs olanlar genellikle hasat kültürünün etkisiyle küs.
E tütekim kültürü de hasat kültürünü yağlarla ballarla beslediği için, haset obez kediler gibi dolaşıyor ortalıkta.
Yeni Diyanet İşleri Başkanımız Prof. Dr. Mehmet Görmez ilk bayram hutbesinde ibadetlerin şuuru arttıran boyutuna dikkat çekti. Kurban kesmek bir ibadet. Ve bayram hutbesini merhum Diyanet İşleri Başkanlarının kabirlerini ziyaret ederek taçlandırdı. Taçlandırdı diyorum çünkü şuur ancak ahret bilinci ile uyanık kalıyor. Ahret bilincinin mayası daima kabirlerde kabarır. Ötelerin sesi sadece kabristanda duyulur. Haberlerin dilinden öğrendiğimize göre merhum Başkanları ziyaret eden ilk Diyanet İşleri Başkanı imiş Mehmet Görmez Hoca. Haberi hazırlayanlar delil olarak kabristanın bekçisinin ifadesini sunuyorlar. Belki bekçi yenidir diyorum. Belki ziyaret eden Başkanlar kimliklerini ele vermeden ziyaret etti. (Çünkü ilk ziyaret olması bendenizi ziyadesiyle üzü-yor.)
Diyanet İşleri Başkanımız'ın kabir ziyareti yaptığı haberini dinlediğim günün sabahında bendeniz de iki yüz yıllık mazisi olan köyümün mezarında büyüklerimi ziyarette idim.
Gördüklerimi size bilahare anlatmak istiyorum. Çünkü tanıklığım ölümün ne kadar seküler kodlarla anlaşıldığını ve İslamiyet'ten uzaklaşıldığını ortaya koyan hikâyelerle yaralı.
"Kent Dindarlığı"nı ekran üzerinden gözlemleyebiliyoruz. Fakat köy dindarlığı ne halde hiç bilmiyoruz.
Fatma Karabıyık Barbarosoğlu
 
Üst