Batılıların gözünde islam; | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Batılıların gözünde islam;

leylinur

ARŞ.YAZAR,RADYO PROG
İhvan Üyesi
Katılım
26 Haz 2010
Mesajlar
2,329
Puanları
0
BATILILARIN GÖZÜNDE İSLAM;
KÖKLÜ DEĞİŞİMİN SON ÇIKAN ESERLERİNDEN BİRİ OLAN KİTAPTA DÜNYA BASINIDA GEÇEN KAYDA DEĞER ÇOK GÜZEL İFADELER YER ALIYOR;BİR KAÇTANESİNİ PAYLAŞMAK İSTİYORUM;
6 kasım 2004;henry kissinger,hindistan times'de;
"tehditler terörizmden gelmemektedir,biz buna şahit 11 eylülde de şahit olduk,.ancak tehditler,ılımlı islamı zayıflatmak için çalışan,ve islami hilafet meselesinde bunlarla tenakuz halinde bulunan,aşırı köktenci islamcılardan gelmektedir"
06.20.2005;bush;
"tek bir devlet üzerinde egemen olduklarında,müslüman toplulukları birleştirecekler ve bölgedeki tüm yönetimleri yok etme ve ispanyadan,endonezyaya kadar islami,kökten dinci imparatorluk kurma imkanına sahip olacaklardır."
18.10.2006;el vatanul kuveyt gazetesi,londra menşeli,financial times gazetesinde,amerikan dış ilişkiler meclis başkanı;richard haass;
ırak savaşının nedeninin bölgede amerikan asrının sona ermesinden çıktığını beirterek şöyle demiştir;"osmanlı imparatorluğunun yıkılmasından,yaklaşık seksen sene ve ssömürge asrının sona ermesinden de elli yıl,soğuk savaşın nihayet bulmasından ise yirmi yıldan daha az bir süre geçtikten sonra,bölgede amrikan asrının sona erdiğini söylemek mümkündür.ne var ki;bazılarının HAYAL DÜNYASINDA DÖNÜP DOLAŞAN,ORTADDOĞU BÖLGESİNDE AVRUPADA OLDUĞU GİBİ BARIŞÇILMÜREFFEH VE DEMOKRATİK BİR TOPLUMUN KURULACAĞINA DAİR RÜYALAR KESİNLİKLE GERÇEKLEŞMEYECEKTİR........."

VE DAHA NİCE İTİRAF VE KİN;OKUNMASINI TAVSİYE ETMEKLE BERABER,NET ORTAMINDA ÖNEMLİ YERLERİ PAYLAŞMAYI DÜŞÜNÜYORUM,SELAMET İLE....
 

leylinur

ARŞ.YAZAR,RADYO PROG
İhvan Üyesi
Katılım
26 Haz 2010
Mesajlar
2,329
Puanları
0
23 06 2006 patric buchanan düşünme vakti geldi adlı makalesinde şunları söylemiştir; “islamla hükmetme fikrinin,müslümanlar arasında kendisinde bir yer bulduğu ortaya çıktı.ameriken silahlı kuvvetlerinin yönetime karşı direnen sünnilerle,şii müc ahitlere ve ırak’taki cihat yapanlara savaşmalarına,kanuna çıkan taliban’a şahit olduğumuzda,-ki onlar Allah’a yalvarıp dua ediyorlar-victor hugo’nun şu sözü aklımıza gelmektedir “hiçbir ordunun gücü vakti gelen bir fikrin yeniden ortaya çıkmasıyla karşılaştırılamaz”….”mukavemet gösterenlerin bir çoğu tarafından düşman olarak görünen bir fikir,kendini kabul ettiren fikirdir.onlar tek bir ilah olan Allah’ın Var olduğuna, Muhammed’in Allah’ın rasulü olduğuna,islam’a veya kur’an-a,boyun eğmenin cennete götüren tek yol olduğuna,inanmaktadırlar.rabbani bir toplum şeriat aracılığıyla yani islam kanunu ile hükmetmelidir.başarısızlığa götüren diğer yolların tecrube edilmesinde sonra yeni’den islamın kucağına döndüler…milyonlarca müslüman daha temiz,samimi olarak islam köklerine dönmeye başladılar,islami dayanıklılık,sağlamlık gerçekten müthiştir.osmanlı imparatorluğuna isabet eden yenilgi ve zilletin üzerinden iki asır geçmesine rağmen islam hayatta kalabildiği gibi islam,nesiller boyunca batının hükmüne de tahammül edebilmiştir.islam arafat veya saddam milliyetçiliğinden daha fazla taşınabilir olduğunu ispat etmiştir.fas’tanpakistana kadar,bizim açımızdan normal olmayan bir durum var olduğunun AMERİKA farkına varmalıdır.şu andan sonra artık çoğunluk, bizlere kesinlikle iyi insanlar olarak bakmayacaklardır.müslüman topluluklar arasında islami yönetim fikri sapasağlam bir yer bulduktan sonra yeryüzündeki en güçlü ordu onu nasıl durduracak?bizler yepyen bir siyasete muhtaç değilmiyiz?
 

hacifersat

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
11 Nis 2010
Mesajlar
717
Puanları
0
"tek bir devlet üzerinde egemen olduklarında,müslüman toplulukları birleştirecekler ve bölgedeki tüm yönetimleri yok etme ve ispanyadan,endonezyaya kadar islami,kökten dinci imparatorluk kurma imkanına sahip olacaklardır"

ey müslüman uyanın gücünüzün varlığını hissedin. küffar bile biliyorki biz Allahın ipine (Kur'an ve sünnete) sımsıkı yapışıp tefrikaya düşmediğimiz zaman,
dünyanın ispanyadan endonezyaya kadar uzanan bir islam devletine gebe olduğunu.... nedir bu -cılık,-culuk,senlik,benlik... İttihad zamanı, Tevhid zamanı, Şeriatı garra zamanı, hilafet zamanı, cihadı maddi ve manevi zamanı . vira bismillah ....

Mevlam Kur'an ve Hadisten ayırtmasın...amin..
 

leylinur

ARŞ.YAZAR,RADYO PROG
İhvan Üyesi
Katılım
26 Haz 2010
Mesajlar
2,329
Puanları
0
Batılıların Gözünde İslam
Hamza Arslan / Ocak 2010
İslam ümmetinin tacı olan Hilâfetin yıkılması ve kâfir batının topraklarını işgal etmesinin ardından İslâm ümmeti seksen sekiz sene bitkinlik ve zayıflık yaşadı. Kâfir batı seksen sekiz sene boyunca İslamı yönetimden uzaklaştırdı. Ümmete meydanı dar etti, onlardaki kuvvetin unsurlarını (siyasi akideyi… kapsamlı hayat nizamını… Hilâfeti… cihadı) söküp aldı. Allah-u Teâlâ ile olan bağlantısından koparıp kendi fikri kaideleri esasına göre yeni bir kalıpla Müslümanların düşünme biçimlerini şekillendirdikten sonra dinde değişiklik yaptı. Din konusunda ulemanın kötü tavırları bu hususta onlara yardımcı oldu. Onların kuralları hakkında fetvalar verdiler, saptırıcı yoldan çıkartıcı görüşler belirttiler… Seksen sekiz sene boyunca kâfir batı emanet develeri gibi kanunlarını Müslümanlara zorladılar, yönetimi kendileri için bekçilik yapan ve içlerinde bütün şerri barındıran kimselere teslim ettiler. Onları kendilerine kuyruk haline getirip ümmetin boğazlanmasında ve servetlerinin yağmalanmasında kışkırttılar. Ümmete onlardan büyük bir bela isabet etti. Ümmeti hapsettiler, işkence yaptılar, sürgüne gönderdiler, zillete düşürdüler, fakirleştirdiler, cahilleştirdiler, ifsat ettiler ve saptırdılar. Kâfir batı ile seksen sekiz sene boyunca ümmetin elemler, gözyaşları yolundaki azap yolculuğu başladı ve üzerlerindeki oyunlar halen daha devam etmektedir.
Ancak ümmet yaşamış olduğu bu seksen sekiz yıllık zaman içerisinde İslamı sahih olarak anlamaktan ve doğru tatbik etmekten uzaklaşmakla kendisine zulmetti. Bu haliyle, Kur’an’ı Kerimde zikredildiği üzere Allah’ın zikrinden, Allah’ın şeriatından, Allah’ın hükmünden yüz çevirmesi nedeniyle geçim sıkıntısına duçar oldu. Kurtuluşunun ancak Raşidi Hilâfetle gerçekleşebileceğini gördü. Bu nedenle bu yönde karar kıldı, bu uğurda karşılaştıkları karşısında kalbi mutmain oldu. Batı ise ümmetin bu aslına dönüşünden korkusu nedeniyle adeta delirdi, çılgına döndü. Hadaratının tökezlemekte olduğunu gördü. Afganistan’dan Irak’a, Filistin’e, Somali’ye, Keşmir’e, Türkistan’a ve Çeçenistan’a varıncaya kadar günümüzde Müslümanların yaşadığı toprakların gördüklerimizdir bunlar. Dertleri tek dert oldu. Bu dert, Râşidi Hilâfet yoluyla Allah Azze ve Celle’ye sadakatle avdet etme yolundaki değişimdir. Buna engel olmak ise Kâfir batının tek derdi oldu. İşte günümüz Müslümanları ile kâfir batı arasında var olan çatışmanın hakikati de budur. Ortalığa yaymış oldukları terörle savaş, aşırılıkla mücadele gibi sloganların tümü gözlere tozları serpmek içindir.
Günümüzün ümmeti ise köklü bir değişimi özlemektedir. Ümmet, ümitle, kurtuluş ümidi ile doludur.
Ümmetin bugünkü hali Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in va’di ile buluşma halidir. Bu va’d ahir zamanda Raşidi Hilâfetin kurulacağı vaadidir. Kâfir batının önemli şahsiyetlerinin ifadeleriyle; “Miladi altıncı ve yedinci asrın, Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem zamanının geri dönmesi”nden, “Hilâfetin canlanmasından”, “Geniş İslâm Devletinden” korkuttukları bir zamanla buluşmaları halidir. Hizb-ut Tahrir’in çağrıda bulunduğu Nübüvvet metodu üzere İkinci Raşidi Hilâfetin kurulması ve seneler boyunca gereğince amel etmesiyle buluşma vaktidir.
Allah’ım! Şüphesiz ki bu davet senin davetindir. Yardım, zafer senin yardımın, zaferindir. Hepimiz emrine boyun eğdik. Allah’ım! Bizleri Hilâfetle izzetlendir. İslamı ve Müslümanları onunla yücelt, küfrü ve kâfirleri de bununla alçalt. Bunu insanların dinine fevc fevc girdikleri bir en hayırlı kapı kıl. Eliyle hayır müjdelerinin tümünü gerçekleştir. Allahümme Amîn.
Batılıların Gözünde İslâm
Batının fikrinde ve liderlerinin akıllarında önceden yerleşmiş durumlar vardır. Batılılar ve onların tabileri tüm kararlılıkları ve tam bir kanaatle bu yolda yürürler. Belli bir kasta bağlı tam bir şuura ve iradeye sahiptirler. Bu hiçbir surette ne bir uydurmadır ne sonradan ortaya konulmuş sözlerdir. Bilakis Müslümanlara karşı olan kâfirlerin nefislerinde kök salmış gizli bir düşmanlıktır. Şu ayetle Kur’an onların vasıflarını belirtmektedir: وَقَدْ مَكَرُوا مَكْرَهُمْ وَعِنْدَ اللّٰهِ مَكْرُهُمْ وَاِنْ كَانَ مَكْرُهُمْ لِتَزُولَ مِنْهُ الْجِبَالُ “Hakîkat, onlar (Rasullere karşı) bir takım tuzaklar kurmuşlardı. Halbuki onların tuzaklarından dağlar yerinden oynayıp gitmiş olsa bile Allah katında onlara ait (nice nice) cezalar vardır.” (İbrahim 46) Asırlar boyunca düşmanlar bunu açık ettiler. Orduları savaş şapşallığını kuşanıp İslam topraklarını sömürmeye yöneldiğinde avazı çıktığı kadar şöyle bağırmaktadır.
“Anneee… Duanı benden eksik etme… Ağlama… Bilakis benim için gülümse ve ümitli ol… Ben Trablus’a gidiyorum… Sevinçli ve mutlu olarak… Kahrolası ümmeti ezip, çiğnemek için kanımı akıtacağım… İslâm’ın diyanetiyle savaşacağım… Kur’an’ı yok etmek için bütün gücüm ile öldüreceğim…”
Batı bizimle olan alakasını sürüp giden tek esasa göre, haçlı savaşlarına göre kurdu.
Batının Arap ve İslam dünyasına olan düşmanlığı din düşmanlığıdır. Batıların ve yardımcılarının nefislerinde kök salmış bulunan hadarat düşmanlığıdır. Onların savaşları İslâmi direnişten çıkarıncaya kadar devam edip gidecektir. “Yolların ayrılış noktasında İslâm” isimli eserinde Muhammed Esed (Leopolde Weiss) şöyle demektedir: “… Bu kin ve öfke, her ne vakit Müslüman kelimesi zikredilmişse halkçı duyguları öfkeleri tümüyle kaplamıştır. Kadın erkek tüm Avrupalının kalbine girecek şekilde onların tüm atasözlerinde yer etmiştir. Bundan daha garibi kültürel değişme ve gelişmenin tüm devirlerinden sonra dahi canlı kalmıştır… Daha sonra dini duyguların zayıflamaya başladığı bir zaman gelmiş ancak İslâm düşmanlığı yine sürüp gitmiştir… Geleneksel küçümseme, tahkir, akıl dışı bir şekilde bilimsel araştırmalarına bile sızmıştır. Daha sonra ise İslâmı tahkir etmek Avrupalı düşüncesinin esasından bir parça olmuştur.” Dillerinde söyledikleri bunlardır, kalplerinde gizledikleri ise çok çok büyüktür:
· 1935 yılında Kudüs’te yapılan misyonerler konferansında misyoner örgütlerin başkanı olan Samuel Zweimer şöyle diyordu: “Hıristiyan devletler tarafından misyonerler olarak görevlendirilen sizlerin İslam Ülkelerinde önem vermesi gereken husus, Müslümanları Hıristiyan yapmak değildir.. Bu onlar için hidayet ve şeref olur. Sizin asıl göreviniz, Müslüman’ı Allah ile bir bağı olmayan ve buna bağlı olarak ta ümmetin hayatlarında dayandıkları ahlakla herhangi bir bağı bulunmayan bir yaratık haline getirmektir. İşte böylece üstlenmiş olduğunuz bu vazifenizle İslâm memleketlerindeki sömürgeci fethe ulaşmış olursunuz. İslâm memleketlerindeki tüm akılları onlar için hazırlamış olduğunuz yola uygun olarak kabul etmeleri için hazırlayınız: Allah ile olan bağı bilmesinler. Bilmek dahi istememeleri ile Müslüman’ı İslâm’dan çıkartıp Hıristiyanlığa da sokmamış olursunuz. Ardından İslâmi nesil sömürgecinin kendisi için istediğini uygun görür, işlerin ne kadar korkunç olduğuna aldırmaz, rahatını düşünür, tembel olur. Hangi üslupla olursa olsun şehvetlerini elde etmek için koşturur ve şehvetleri hayatındaki tek hedefi olur. Öğrendiğini şehvetleri için öğrenir, mal topladığı zaman şehvetleri için toplar. Şehvetleri uğrunda en yüksek makamları hazırlar.. Şehvetlerine ulaşabilmek için her şeyini verir. Ey misyonerler: Bu görevinizi en mükemmel şekliyle tamamlayınız.
· Isaiah Bowman İslam Dünyasında Misyonerlik dergisindeki makalesinde şöyle demektedir: “Hıristiyan bir gencin İslâm’a girmesi sonra da Hıristiyanlığa dönmesi olacak şey değildir. İslâm, Siyonizmin ve İsrail’in önündeki tek tehlikedir.
· Misyoner Tacli şöyle diyor: “Kur’an’ı Kullanmamız gerekir. İslâm İslâm’ın kendisine karşı silahıdır. Taki böylece İslâmı tamamen yok edebiliriz. Kur’an’da doğru olanın yeni olmadığını, onda yeni olanın ise doğru olmadığını Müslümanlara açıklamamız gerekir.
· Misyoner William Gifford Palgrave şöyle diyor: “Ne zaman ki Kur’an ve Mekke şehri Arap topraklarından saklanırsa işte o zaman Arabın, Muhammed’den ve Kitabından uzak bir halde batı hadaratı yolunda dönüp dolaştığını görürüz.”
· Lawrence Brown şöyle demektedir: “Avrupa sömürgeciliğinin önündeki tek duvar İslâm’dır.
· “Çağdaş Arap Dünyası” isimli kitabında Moor Berger şöyle demektedir: “Araplardan korkmak ve Arap milletini önemsememiz Arapların sahip oldukları bol miktardaki petrolden kaynaklanmamaktadır. Bilakis bunun sebebi İslâm’dır.”
· Gardner şöyle demektedir: “Şüphesiz ki haçlı savaşları Kudüs’ü kurtarmak için değildir. Bilakis İslâmı yok etmek içindir.”
· Kardinal Bavr şunu açıklamaktadır: “İslâm’ı yok etmek ve mukaddes toprakları kurtarmak için Hıristiyanların Yahudilerle kesinlikle yardımlaşmaları gereklidir.(et-Teayiş el-Meşbuh, S: 4)
· Mansure’de İbni Lokman’ın evinde esir olarak tutulan Dokuzuncu Fransa Kralı Louis, Paristeki Milli Vesikalar Dairesinde saklı bulunan bir belgede şöyle demektedir: “Savaş yoluyla Müslümanlara karşı zafer kazanmak mümkün değildir. Onlara karşı zafer kazanmak ancak aşağıdaki siyasetlerin takip edilmesiyle mümkündür:
Ø Müslüman liderler arasında fırkacılığı yaymak. Bu gerçekleştiği takdirde Müslümanların zayıflamasında etkili oluncaya kadar liderler arasındaki bu çatlağı daha da genişletmeye çalış.
Ø İslam ve Arap beldelerinde salih bir yönetimin kurulmamasını sağlamak.
Ø İslam beldelerindeki yönetim sistemlerini rüşvet, fesat ve kadınlarla bozmak suretiyle kaidenin zirveden indirilmesini sağlamak.
Ø İnancı uğrunda canını feda etmeye hazır, vatanı hakkında sadık bir ordunun kurulmasını engellemek.
Ø Bölgede arap birliğinin kurulmasını engellemeye çalışmak.
Ø Kuzeyde Antakya ile güneyde Gazze arasında uzanan Arap bölgesinde batılı bir devletin kurulmasına çalışmak sonra da bunu batıya varıncaya kadar doğuya doğru uzatmak.”
· İngilizlerin büyük müsteşriklerinden Job şöyle diyor: “İslâm Müslümanların ictimai hayatındaki egemenliğini kaybetti. Günden güne nüfuzu daralmakta ve sınırlı bir alana hapsolmaktadır. Bu gelişmenin büyük bir bölümü herhangi bir dikkatten ve bilinçten uzak bir şekilde aşama aşama tamamlandı. Şu anda bu gelişme uzun vadeye yayıldı ve geri dönmesi de mümkün değildir. Ancak bu gelişmenin başarısı büyük ölçüde İslam dünyasındaki liderlere ve önderlere, özelliklede onlardan gençlere bağlıdır. İşte bunların tümü laik eğitim ve kültür faaliyetlerinin neticesidir.”
· İngiliz Birinci Dünya savaşı esnasında Kudüs’e yapmış oldukları saldırıyı haçlı savaşı olarak nitelendirmektedir. Patterson Smith “Halkçı Hıristiyan Hayatı” isimli kitabında şöyle demektedir: “Haçlı savaşları başarısızlıkla sonuçlandı. Ancak bundan sonra dikkat çekici bir olay oldu. İngiltere sekizinci haçlı saldırısını gönderdiğinde bu sefer başardı. Allenbi’nin birinci dünya savaşı esnasında Kudüs’e yapmış olduğu saldırı sekizinci ve son haçlı saldırısıdır. Bu nedenle İngiliz gazeteleri Allenbi’nin fotoğrafını yayınladı ve resmin altına Kudüs’ü fethettiğinde söylemiş olduğu meşhur sözünü yazdı: Haçlı savaşları bugün sona erdi.”
Gazeteler bu tavrın sadece Allenbi’nin tavrı olmayıp bir bütün olarak İngiliz siyasetinin bir tavrı olduğunu yazdılar. Gazeteler şöyle dediler: Lloyd George’un deyimiyle sekizinci haçlı savaşında kazanmış olduğumuz zafer nedeniyle İngiliz dışişleri bakanı Lloyd George Genelar Allenby’i İngiliz parlamentosunda tebrik etti.
· Haçlılık zihniyeti bakımından Fransızlar da uzak değildirler. Zira küfür tek millettir. General Gorua Şam dışındaki Müslüman ordusuna karşı üstünlük elde ettiğinde hemen Emevî Camii yanında bulunan Selahaddin Eyyubî’nin kabrine yöneldi ayağıyla mezarını tekmeleyerek şöyle dedi: “İşte şimdi geri döndük ey Selahaddin
· Fransızların haçlı zihniyetini koruduklarını Fransa dışişleri bakana Mösyö Bidault’un kendisini ziyaret eden ve ondan Marakeş’teki savaşa bir son vermesi isteklerini dile getiren bazı Fransız milletvekillerine şöyle cevap veriyordu: “Şüphesiz ki bu savaş hilal haçlı savaşıdır.”
· Lanetlenmiş Yahudiler her fırsatta ve her zaman: “İsrail” kuvvetleri 1967 yılında Kudüs’e girdikleri zaman askerleri ağlama duvarının çevresinde topladılar ve Moşe Dayan ile birlikte tezahürat yapmaya başladılar, şöyle dediler: İşte bu gün Hayber’in karşılığı olan gündür… Hayberin intikamı. “İsrail”, batının haçlılığını kullanarak 1967 savaşından önce yardımcılarını gösteriler yapmak üzere taşıdıkları pankartlarla Paris’te sokağa döktü. Jan Poul Sarter’in de altında yürüdüğü bu pankartlarda ve bağış sandıklarının tümünde iki kelimeden meydana gelen şu cümle yazılıydı: “Müslümanlarla savaşınız” Batının haçlı duygusallığı coştu ve yalnızca dört gün içinde Fransızlar bir milyar frank bağışta bulundular… Avrupalı haçlıların mesajlarını bölgeye ulaştıran siyonizmi takviye için. Bu mesaj İslâm’la savaşmak ve Müslümanların yerle bir edilmesi mesajıdır.
Zamanın genişliği ile birlikte haçlı kini ile herhangi bir fark olmaksızın aynı boyutta, büyüklüktedir:
· Dışişleri Bakanlığı planlama bölüm başkanı, Amerika Dışişleri Bakan yardımcısı ve başkan Johnson 1967 yılına kadar Ortadoğu işleri danışmanlığını yapan Eugene Rostow şöyle diyor: “Bizimle Arap halklar arasında var olan ihtilaflar halklar ve devletler arasında var olan ihtilaflardan değildir. Bilakis bu ihtilaflar İslâm hadaratı ile Hıristiyan hadaratı arasında var olan ihtilaflardır. Hıristiyanlık ile İslâm arasındaki çatışma orta çağlardan bu yana yanıp tutuşmaktadır. Şu anda bile muhtelif şekillerle devam edip gitmektedir. Bir buçuk asırdan bu yana İslâm batı hadaratına boyun eğmiştir. İslâmi miras Hıristiyan mirasına boyun eğmiştir.” Konudan konuya geçerek şöyle devam etmektedir: “Tarihi ortamlar Amerika’nın felsefesiyle, inancıyla ve sistemiyle batının tamamlayıcı bir parçası olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla Amerika, İslam dini ile temsil edilen inancı ve felsefesiyle İslâmi doğu dünya ile düşmanlık tavrını ortaya koymaktadır. Amerika için Batı dünyası ve Siyonist dünya yanında İslâm’a karşı düşman safında bir tavır takınmaktan başka seçeneği yoktur. Bunun tersini yapması halinde ise felsefesi, kültürü ve sistemleriyle çelişen bir konumda olur.” Rostow Ortadoğudaki sömürge hedefini İslâm hadaratını bombalamak olarak belirlemektedir. “İsrail’in” kurulması ise bu plandan bir parçadır. Bu nedenledir ki haçlı savaşları mutlaka devam etmelidir.
· 1990’lı yılların başlarında NATO genel sekreteri olan Willy Claes şöyle demektedir: “Aramızda var olan geçmişten gelen ihtilaflardan ve husumetlerden soyutlanmamızın ve hepimizin gerçek düşmanı olan İslâm’a yönelmemizin vakti şüphesiz ki gelmiştir.”
· 1994 yılında NATO’nun en büyük komutanı olan John Galvin şöyle demektedir: “Soğuk savaşı kazandık. İşte şimdi 70 yıllık saptırıcı mücadelelerden sonra 1400 yıl boyunca var olan mücadele eksenine yeniden dönüyoruz. Bu mücadele, İslâm’la büyük karşılaşma mücadelesidir.”
· Time dergisi başyazarı “Asya Yolculuğu” isimli kitabında; Amerikan yönetiminin İslâm topraklarında İslâm’ın ümmetine İslâm’ın dönmesini ve buna bağlı olarak da batı, batı hadaratı ve sömürgeciliğine karşı zafer kazanmasını engellemek için askeri diktatörlükler kurmasını öğütlemektedir.
· Amerika’nın dışişleri eski Bakanı ve en önemli siyasi stratejistlerinden birisi olan Yahudi asıllı Kissinger şöyle demektedir: “Batının yeni düşmanı konumunda olmaları nedeniyle batının yeni cephesi şüphesiz ki İslâmi Arap dünyasıdır.”
· Amerika’nın eski başkanlarından ve en önemli stratejistlerinden birisi olan Nikson “Kaçırılmaz Fırsat” isimli kitabında şöyle demektedir: “İslâm sadece din değildir. Bilakis İslâm büyük bir hadaratın esasıdır… İslâm ve batı birbirine zıt iki unsurdur. İslâm’ın nazarında dünya “Dâru’l İslâm ve Dâru’l Harb” diye iki kısma ayrılır ve birincisinin ikincisine galip gelmesini gerektirir.” Radikaller diyorlar ki: Onlar, maziyi yeniden diriltme yoluyla eski İslâm hadaratını geri döndürmek hususunda çok çok kararlıdırlar. Ve bununla İslâm şeriatının tatbik edilmesini hedeflemektedirler. İslâm’ın din ve devlet olduğunu seslendirmektedirler. Onlar geçmişe bakarak onu gelecek için bir hidayet haline getirmek istemektedirler.
· Samuel P. Huntington Medeniyetler Çatışması ve Dünyanın Yeniden Kurulması isimli kitabında şunları zikretmektedir: “İslâm ile Hıristiyanlar arasındaki alakalar… Her birisi diğerine nispetle “diğeri” konumunda ve çok sert olmuştur. Yirminci asırda liberal demokrasi ve Leninist Marksizm arasındaki çatışma yüzeysel ve görünür bir çatışma olup, İslâm ile Hıristiyan arasında derinleşmiş sürekli çatışma ilişkileriyle yan yana getirildiğinde ise yok hükmünden başka bir şey değildir… İslâm, Batıyı şüphe konumunda bırakan tek hadarattır ve bunu en az iki defa yapmıştır. Gelecek aşamada İslâm ile batı arasındaki mücadeleyi ortaya çıkartan hususları beş neden olarak zikretmek mümkündür.
1- İslâmi sorunlar için çok büyük sayıda asker olmaya hazır, işi gücü olmayan ve aktif gençliği arkasında barındıran İslâmi nüfustaki gelişme.
2- Batıyla yan yana getirildiğinde ayrıcalığı olan değerlerinin ve hadaratlarının tabiatında var olan güç ve kuvvetle İslâmi uyanış onlara yepyeni bir güven verdi.
3- Batının değerlerini ve müesseselerini genelleştirme, yayma hususunda sürdürdüğü çabalar… İslâm dünyasında çatışmalara girmesi ve bunların Müslümanlarda hoşnutsuzluğa neden olması.
4- Komünizmin çökmesi İslâm ve batı açısından ortak bir düşmanı izale etmiş her ikisinin de diğerine karşı tehlike gözüyle bakar hale getirmiştir.
5- Sürtüşmeler ve tartışmalara artan bir şekilde iç içe girmiş olan Müslümanlarla batılıların bu halleri her iki kesimde özel kimlikleri daha fazla algılanmasını tetiklemiş, birinin diğerinden farklı olduğu kanaatini pekiştirdi.
İşte İslâm ile batı arasında var olan çatışmayı doğuran bu beş ana faktör çatışmaya doğru bir sürece götürmektedir.
Ø Oğul Bush onur kırıcı “ayakkabı” olayının yaşandığı Irak ziyaretinin ardından dostu Karzai’ye veda ziyareti için 16/12/2008 tarihinde Afganistan’a ulaştığında söyledikleri arasında şu cümlelere yer verdi: “Başkan Karzai’ye teşekkür etmek istiyor ve Birleşik Devletlerin Afgan halkını desteklediğini bildiriyorum. İnanca bağlı savaşların uzun bir vakit alması itibarıyla teröre karşı savaş devam ettiği sürece de bu destek de sürecektir.
Bush’un bu açıklamaları batılının içinde var olan kin ve nefretin ağızlarından taşarak açığa çıkan kısmıdır.
 

veri

Yasaklı
İhvan Üyesi
Katılım
8 Kas 2010
Mesajlar
0
Puanları
0
avrupalılar da islam dini diye bir kavram yok
müslüman diyorlar en iyi ihtimalle
muhammedi
türk
gibi iyi kelimeler de mevcut iken
kalan kelimeleri siz düşünün
 

SaddbinMuaz

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
14 Nis 2011
Mesajlar
943
Puanları
0
"tek bir devlet üzerinde egemen olduklarında,müslüman toplulukları birleştirecekler ve bölgedeki tüm yönetimleri yok etme ve ispanyadan,endonezyaya kadar islami,kökten dinci imparatorluk kurma imkanına sahip olacaklardır"

ey müslüman uyanın gücünüzün varlığını hissedin. küffar bile biliyorki biz Allahın ipine (Kur'an ve sünnete) sımsıkı yapışıp tefrikaya düşmediğimiz zaman,
dünyanın ispanyadan endonezyaya kadar uzanan bir islam devletine gebe olduğunu.... nedir bu -cılık,-culuk,senlik,benlik... İttihad zamanı, Tevhid zamanı, Şeriatı garra zamanı, hilafet zamanı, cihadı maddi ve manevi zamanı . vira bismillah ....

Mevlam Kur'an ve Hadisten ayırtmasın...amin..
Çok yakında kardeşim... Melhame-i kübra'yı başlatsınlar sonrasında daha iyi anlaşılacak Allahualem...
 
Üst