Ateş yakmaz, bıçak kesmez, deniz boğmaz / Ömer Karaoğlu | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Ateş yakmaz, bıçak kesmez, deniz boğmaz / Ömer Karaoğlu

spesifik

آزادی قید و بند
İhvan Üyesi
Katılım
18 Ağu 2007
Mesajlar
24,610
Puanları
113
Modern zamanların insanı aklına ve nefsine meftun.
Onun akıl dediği ile heva ve arzuları genellikle aynı düzeyi temsil ediyor. Vahyin akıldan sözettiği düzeyden hayli aşağılarda bir akıldır anladığı. Evrendeki yerini doğru kavrayamayınca bir kez, çıkardığı sonuçlar ve yargılar da yanlışa mahkum oluyor. Grek ve Roma üzerine kurulu batı uygarlığı hırıstiyanlığı da ehlileştirince insan dünya egemenliğini ilan etti. Ürettiği tüm felsefi, politik, iktisadi,hukuksal, kültürel kavram ve kurumları bu mahreçten ihraç etti.
Duyuları tarafından görülebilir ve fark edilebilir olanları bilgi saydı (sandı). Anlamı (hakikati) göremedi, koklayamadı, dokunamadı, işitemedi. Böylelikle onu reddetme yolunu seçti.
Modern dünya insanlığının büyük bölümü ateşin yakacağına, bıçağın keseceğine, denizin boğacağına inanıyor hâlâ.
Oysa ateşin yakmayabileceğine, bıçağın kesmeyebileceğine, denizin boğmayabileceğine sadece Müslümanlar iman ediyor.
Tarih sayısız örneklerle dolu olmasına rağmen böyle.
Gayba, ahirete, hesaba inanmayanlar maddenin ve matematiğin sihrine tav oldular.
Firavun sihirbazlara “benden izin almadan iman ettiniz öyle mi?”dediğinde ve İsrailoğullarını özgürlüğe doğru yola koyan Musa (AS)’nın peşine düştüğünde denizin boğmayabileceğine inanmış olsaydı boğulmayacaktı.
Bıçağın sahibine değil de bıçağa teslim olsaydı İbrahim (AS), bıçak hükmünü icra edebilecekti.
Nemrut ateşin yakıcı gücüne inandığı ve İbrahim (AS) alemlerin Rabbine iman ettiği için ateş serin olmuştu İbrahim’e.
Dünyada hükümranlık iddiasına sahip olalı insan, “el-Adl” olan Allah’tan bağımsız bir adalet dolması icad etmeye koyuldu. “Hakk”tan bağımsız bir hakikat, “el-Vedud” olandan habersiz bir sevgi ve hümanizma masalı okuyup durdu.
Böylece hem kendisine hem de diğer mahlukata yabancılaşıp yalnızlaştı.
Bu inanış ve hayat düzeninin görünür temsilcisi Batı uygarlığı, kilise ile başı belaya girince mukaddesi dünyasından kovdu. Nasıl bir hayat yaşayacağımızı kutsal değil biz tayin edeceğiz dedi.
Peki, bize ne oldu, ne oluyor?
Tanzimat’tan bu yana kimler ve neden ikiye böldü aklımızı ve yüreğimizi.
Hayatımızı tam orta yerinden ayırma yetkisini kimler hangi cür’etle ve nasıl elde etti.
Değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen maddeleri kimler, neden teklif etti?
Bize demokrasiyi yöneticilerini halkın seçmesinden ibaret bir yöntem, laikliği din ve vicdan hürriyeti ya da din ile dünya işlerinin ayrılması olarak kimler, neden tarif ettiler?
Müslümanlığımızın bir vicdan işinden ve bir kısım ritüelden ibaret olduğunu bize kimler belletti?
Demek istiyorum ki İslam’ın ”bölünmez bütünlüğü” konusunda ne düşünüyoruz?
Bu ülkede ve dünyanın birçok yerinde batılı tarihsel tecrübenin bir sonucu olarak, o kavram ve kurumlar temelinde bir hayat kuranların bize teklif ettiği hayatı yaşamaya devam edecek miyiz? Değilse bir teklifimiz olacak mı? Ve bu teklifi temsil edecek ehliyet ve liyakatimiz ne durumda?
Demokratik bir düzende müslümanca yaşamak isteyenlere açılacak alanın teminatı ile müslümanca kurulu bir düzende demokratlara (ya da diğer unsurlara) açılacak yaşama alanının teminatını tartışmaya hazır mısınız?
Yoksa ertelediğimiz ve ötelediğimiz müslümanca bir hayatı kurulu çarpık düzenlerin bir kompartımanında, ev sahibinin inisiyatifi ölçüsünde misafir etmeye devam mı edeceğiz?
Tüm eylemlerin kıymetini niyet tayin ediyor.
Modern hayatı içselleştirdikçe müslümanlığımız yeni hallere evrilmeye devam edecek.
Öyle ya elinizde kumanda yok mu zaplayın istemediğiniz kanalı.
Bir elimizde Kur’an diğerinde bilgisayar var artık, hamdolsun!
Faizsiz ekonomilk bir düzen..?
Bu devirde mi?
Çok zor çoook!...
Siz iyisi mi finans kurumlarımızla idare ediverin hele.
Faizsiz banka, kadınsız zina ve dikine kentsel dönüşüm.
Allah yardımcımız olsun!

YŞ Haber / 2013
 
Üst