Arayı arayı bulsam izini...

talib

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
11 Tem 2006
Mesajlar
21,906
Puanları
113
Bir yola girmemiz ve bir gönül erinin eteğine yapışmamız gerekiyordu. Kardeşten öte bir dost grubumuz vardı ve fakülte yıllarında okuduğumuz İmam-ı Gazali'nin, İmam-ı Şarani'nin, İmam-ı Rabbani'nin, Abdulkadir Geylani'nin, Ahmed Rufai'nin ve daha nice gönül erlerinin eserlerinden hep birlikte bunu anlıyorduk. Acaba o gönül erleri, kitaplarda yazılan o er kişiler, bu zamanda da varlar mıydı ve yollarımızı onlara uğratmamız mümkün olabilir miydi, mümkün olabilecek miydi? Yine okuduklarımızdan anladıklarımıza göre, o gönül erleri, bu zamanda da, gelecek zamanlarda da, hep var olacaklardı. Çünkü onların varlığı ortadan kalkınca, yani kelimenin gerçek anlamıyla "Allah" diyen o er kişiler kalmayınca, kıyamet kopacaktı. Gerçekten de enteresan değil midir, "Allah" diyen o er kişilere düşman olanların, kendi elleriyle, kendi kıyametlerinin gelişini çabuklaştırma eğiliminde olmaları? Ne var ki Allah(c.c.)ın herşey için belirlediği bir zaman vardır ve o zaman kesinlikle değişmez. Yoksa, Kur'anî ifadeyle "iş çoktan bitirilmiş olurdu".

"Arayan bulur" diyordu Anadolu insanı. Öyleyse aramalı ve bulmalıydık; tıpkı Türkmen dervişi Koca Yunus (ks) gibi. Nitekim o güzel insan ne diyordu:

"Arayı arayı bulsam izini
İzinin tozuna sürsem yüzümü"

Demek oluyordu ki, aramak, bulmak ve Allah'a giden yolda iz sürenlerin, izlerinin tozuna yüzlerimizi sürmek gerekiyordu. O kardeşten de öte dost grubuyla iz sürdük ve iz sürdüm. O iz beni tam otuz sene önce bir yaz günü İstanbul'a getirdi. Fakat izlediğim ve Allah'a giden yolda izine basmak istediğim zat, ne yazık ki gönül dostlarını dolaşmak için İstanbul dışına çıkmıştı. Önce anlamamıştım bu tecelliyi ve nasibimin başka bir er kişinin elinde muhafaza edildiğini. Mahzun bir şekilde, geldiğim yere geri döndüm ve beklemeye başladım. Nihayet o dost grubundaki bir arkadaşımızdan aldığım mektubda, kendi ilinde bulduğu bir izden ve o ize basan kişilerin güzelliğinden bahsediliyordu. Gün geldi ve bir bozkır Eylül'ünde o güzel izden haberli, o güzel kişilerle tanıştık. Oturuşlarındaki, kalkışlarındaki ve davranış biçimlerindeki güzellik hoşumuza gitmiş ve Anadolu insanının ifadesiyle "kitabın ortasından giden" bir iz üzerinde olduğumuzu anlamıştık. Bizim de aradığımız buydu zaten. Sevincimize ve bu sevincin gönül hanemizde oluşturduğu manevî zevke diyecek yoktu doğrusu.

Anarşinin kol gezdiği yıllardı o yıllar. Üniversitelerdeki boykotlar ve işgaller dolayısıyla hiçbir sınavımıza zamanında girmemizin nasip olmadığı bir tahsil döneminden sonra, yıllarımızı kaybetmiş olmamızın bir kutlu tesellisi olarak tanıştığımız o güzel insanlar. O bozkır Eylül'ünde içimizi ışıtacak bir haberle, gönül bahçelerimizde bahar çiçekleri açtırdılar. O kutlu habere göre, yüz süreceğimiz izin sahibi, Allah'a giden yolun klavuzu Mahmud Sami Ramazanoğlu (k.s.) geliyordu, yılların tahribatıyla manevî erozyona uğramış olan, yaşadığımız bozkır kentine. İstiharelerimizi yapmalı ve yol hazırlığına başlamalıydık. Bir güzel insan düşüme giriyor ve yolun usulünü öğretiyordu bana, yaptığım istiharede. Anadolu insanının ifadesiyle, bu "ak çehreli" er kişi kimdi, acaba? Mahmud Sami Ramazanoğlu olabilir miydi ki? Kendilerini hiç görmediğim için, bunu da bilmiyordum doğrusu.

Bir Ekim gecesi, saat 23 sularında, saatlerdir yolları gözlenen gönül erleri gelmişlerdi. Fakat o gece vakit çok geç olduğundan, bizler için gerekli olan özel görüşmeler yapılamamış ve ertesi gün görüşme yerimiz belirlendikten sonra dağılmıştık. Herhalde yarını iple çektiğimiz bir gece geçirmiştik. Ertesi gün beklenen saat geldi ve gönül hanemizi imar edecek kişi ile özel görüşmeye alındık. Bu kişi, istihare niyetiyle yattığımız gece düşümde gördüğüm "ak çehreli", "mütebessim yüzlü" kişinin ta kendisiydi. İşte, 1950'li yılların sonunda adını duyduğum, cömertlik timsali "kol uzunluğu"na yıllarca öncesinden tanık olduğum Hacı Musa Topbaş (k.s.) ile ilk görüşmem böyle olmuştu.

Prof.Dr.Seyit Mehmet ŞEN
 

talib

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
11 Tem 2006
Mesajlar
21,906
Puanları
113
Rabbim cümlemizden razı olsun. Görüldüğü gibi zamanımızda da Mürşid-i Kamiller her zaman olduğu gibi bulunmaktadır. İnsan ihlas ve samimiyetle isteyince hiç görmesede, haberi olmasa da Rabbim rüyasında yada başka bir vesile ile karşısına çıkarmaktadır.
 
Üst