Zikir Nedir? Tevhid Nedir? | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Zikir Nedir? Tevhid Nedir?

DostunDostu

Süper Moderatör
Yönetici
İhvan Üyesi
Katılım
30 Eyl 2013
Mesajlar
6,181
Puanları
83
Bütün meal ve tefsirlerde zikir kelimesini Kur'an veya kitap olarak çevirmişler. Öyle anlamışlar. Bu manada yanılgıya düştüklerini düşünüyorum!

Zikir, Allah'ın kendisini gündeme getirmesidir ki bu manada tevhid akidesini kapsar. ''Biz İsa'ya zikir indirdiğimiz gibi senin kalbine de zikri biz indirdik'' mealinde ki ayetlerde Allah, tevhid davasını kastetmektedir. Bozulan tevhidi zikretme misyonu kalbe inmiş oluyor ki şahısta bu nübüvvet belki velayet olmaktadır.. Muhatabı akıl sahipleridir. Muhtemelen muvahhidlerin yeryüzünde kalmadığı anda bu zikir kalbe verilince bu velayete bağlı bir nübüvvet oluyor. Çünkü direk Allah'tan verildiği için. Eğer muvahhidlik var iken şahıstan şahsa verilirse velayet oluyor.

Zikir= Tevhid

Şöyle ki Allah bu zikri her yere ve her şeye indirmeye kâdirdir. Zaten zikir, anmak demek. Neyi anıyor? Tevhidi, yani Allah'ın birliğini.

Şunu akılda tutmak gerekir: Seçilmişlik, direk bu zikrin verilmesiyle ilintilidir. Zikir neye verilirse o şey seçilmiş oluyor. Kategorik olarak eşitleri arasında seçilmiş oluyor. Bu nüansı çok iyi anlamak gerekir.

Eğer bu zikir kalbe inerse o kalbin sahibi velayete eriyor, dolayısıyla insanlar arasında seçilmiş olyor. Eğer bu zikir bir kitaba yükenirse o kitap seçilmiş oluyor, Kur'an gibi. Düşün! Öyle ya, İncil ve Tevrat'da Allah kelamıdır lakin seçilmişlikleri, zikrin tahrif olmasıyla kalkmış oldu.. Bir adım öteye geçiyorum: Eğer bu zikir, bir kavme verilirse o kavim seçilmiş oluyor. Şöyle ki: Ben-i İsrail'in seçilmişliğinden bahseder Allah!!! Bu seçilmişlik, eğer tevhid davasını temsil varsa vardır. Yani zikir varsa vardır. Ben-i İsrail'in seçilmişliği niçin kaldırıldı. Ne alındı onlardan? Tevhid!!!

Bu bağlamda Allah'ın Arapları tehdit etmesi de böyledir. Başka bir kavme veririm diyor! Orada alınan ve verilen bir şey var. Araplar tevhid davasını, yani zikri asıl olmaktan çıkartıp merkeze Kur'an'ı koyduğu için fırkalara ayrıldılar. Birbirlerini Kur'an üzerinden tekfir ettiler. Oysa tekfir ettikleri kişilerde tevhid ehliydi. Bu tekfirlerin sebebi merkezde tevhid olmayan bir din algısıdır. Hz. Ali'nin ''sözleri doğrudur lakin niyetleri batıl'' dediği budur. Bu sözü Hz. Ali, Sıffin savaşında ''Kur'an hakem olsun'' diyenlere karşı söylemiştir. Çok enteresan bir nüans var orada! Kalpte tevhid yoksa Kur'an bile fitne sebebi olabiliyor. Demek ki aslolan hep tevhidtir..

Sonra tarih sahnesine Allah Türkleri çıkardı. Zikri onlara indirdi, onlara yükledi bu sırrı. Türkler bu zikirle(tevhid davası) seçilmiş oldu. Bereket buldu, önü açıldı, taht verildi. Tevhid ehli olmayanların üzerine gazâ etti. Gazi oldu.. Allah onları seçti, onlar Allah'ı sevdi. Dolayısıyla Kur'an'a hürmet, Hz. Peygambere hürmet nasıl ki tevhid üzerinden yürüyorsa aynı şekilde Türklere de muhabbet beslenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu muhabbet, Allah'ın onlara yüklediği zikir üzerinden olması gerekir. Bunu söylemek ırkçılık değildir!

Bugün bu zikir kısmen sahipsiz kalmıştır. Eğer bu zikre bir kavim sahip çıkarsa, bütün müslümanları muvahhitlik altında toplamaya başlarsa Allah ona bu zikri yüklemiş olacak, Bereket verecek, önünü açacak. Lakin şu noktaya dikkat etmesi lazım. Kur'an'ı merkeze koymayacak, zikri merkeze koyacak. Eğer ''söz doğru lakin niyet batıl'' denilen noktaya düşmek istemiyorsa bu çok mühim bir nüans oluyor! Bu zikir perspektifinden Kur'an'a kıymet verecek. Nübüvvete bile bu zikir üzerinden kıymet ve hürmet gösterecek. Her şey zikir varsa vardır. Zikir yoksa bu dinin hristiyan ve yahudilerden farkı kalmayacaktır. Unutma ki İhlas Suresi bu zikri içinde barındırdığı için ön plana çıkmıştır. Üç ihlas okuyan Kur'an'ı hatmetmiş gibi oluyor.

Ey salik bilmiş ol ki Ayet mefhumu kelamdan ibaret değildir. Her şey bir tecellinin zahire gelmesiyle ayet olmuştur.

Ey salik, Kelam Allah'tandır. Lakin Allah, kelamdan ibaret değildir. Sen kelamda vahdeti gör. Kelamda gördüğün vahdetle kâinata bak. Kainat ayetleri içinde gene bir vahdet vardır. O vahdeti gör sen!

Ey salik, matematiğin temeli 0 ve 1'dir. Matematiğin tevhidi budur. Maddenin temelinde gene buna benzer bir vahdet vardır.

Kesrette vahdet bul beyim, Bâkî saâdet bul beyim..

Bu bağlamda velayetin sırrı vahdet-i vücutla ilintilidir. Vahdet-i vücut, tevhid idrakinin son demidir. En şerefli makamıdır. Bu bilince sahip olmayanın bekâ bulması mümkün değildir. Bu bilincin haricinde duran her bilinç, kendine pay biçmekle Allah'a mekan biçtiğinin farkında olsun.

Bu sırrı bilip hakka gidelim, cemali ba kemale seyridelim..


DostunDostu
 

adams77

Kanalizasyoncu
İhvan Üyesi
Katılım
14 Haz 2013
Mesajlar
25,630
Puanları
113
okudum inşallah

zikir = tevhid demişsin peki neden aynı kelime değiller? çünkü zikir seni tevhid 'e götüren gemidir. Bu durumda = 'i kullanman doğru değil.
 

DostunDostu

Süper Moderatör
Yönetici
İhvan Üyesi
Katılım
30 Eyl 2013
Mesajlar
6,181
Puanları
83
okudum inşallah

zikir = tevhid demişsin peki neden aynı kelime değiller? çünkü zikir seni tevhid 'e götüren gemidir. Bu durumda = 'i kullanman doğru değil.
Muhakkak.. Zikir bir fiil. Gemi olabileceği gibi seyr-i süluk fiiliyatının kendisi bile olur. Deniz üzerinde yüzen gemi, istikameti Hû'ya olursa hak yolda olur..

İstikamet hep O'na olacak. İstikamette O yoksa Muzil sıfatının tecellisi devreye girer. Bilinmesi gerekir ki dalalete saptıran gene O.. Lakin istikametten Hû'yu çıkarmak bizim cüzzi irademizdedir. O dalalete sapan yolları yaratıyor.. Çünkü zaman her daim işliyor ve fiiliyat cüzzi irade oldukça hep olacaktır. Kalpte Allah her daim tutulmalı. Dolayısıyla Allah'tan bir dem olsun gafil olan bir kalbin her fiili dalalete düşüveriyor!! Tasavvuf bunun disiplinini geliştirmiş. Allah o zikir verilen büyüklerden razı olsun..
 

adams77

Kanalizasyoncu
İhvan Üyesi
Katılım
14 Haz 2013
Mesajlar
25,630
Puanları
113
Muhakkak.. Zikir bir fiil. Gemi olabileceği gibi seyr-i süluk fiiliyatının kendisi bile olur. Deniz üzerinde yüzen gemi, istikameti Hû'ya olursa hak yolda olur..

Zikir bir birini tekrar eden doğrulardır. Bu tekrar doğru bir şekilde yapılırsa mükemmele ulaşır ve sende korunur. Bu doğrular zincir halkaları gibi bir bütünü oluşturuyor.

Seninde dediğin gibi vahdeti vucut kavrandığında zikir daha iyi anlaşılır.
 

spesifik

آزادی قید و بند
Yönetici
Süper Moderatör
İhvan Üyesi
Katılım
18 Ağu 2007
Mesajlar
24,502
Puanları
113
İndirilen tevhid değil Tevhid'in nushaları yani vahiy
zikir vahiy, bütünüyle Kuran oluyor..
Hicr 9 da incelemek gerekir
zikr kavramının etimolojisini de bilmek gerekir..
 

adams77

Kanalizasyoncu
İhvan Üyesi
Katılım
14 Haz 2013
Mesajlar
25,630
Puanları
113
Sizi karanlıklardan nura çıkarması için kuluna apaçık ayetler indiren O'dur. Şüphesiz Allah, size karşı elbette şefkatli olandır, esirgeyendir.
 

spesifik

آزادی قید و بند
Yönetici
Süper Moderatör
İhvan Üyesi
Katılım
18 Ağu 2007
Mesajlar
24,502
Puanları
113
Buna deliliniz nedir?
sizin delil kategorisine islami ilimler girmiyor sanırım ama :)
tefsir de semantik analiz var, kelimelerin özellikle arapçanın etimolojisi
çok derin .. zikr kavramının kapsadığı bütün çevirileri ele almak lazım.

zikri kalbine indirdiğimiz gibi... ifadesi vahyi çağrıştırıyor.
Öğüt diyebilirsiniz.. incelemek lazım..
 

adams77

Kanalizasyoncu
İhvan Üyesi
Katılım
14 Haz 2013
Mesajlar
25,630
Puanları
113
tefsir de semantik analiz var, kelimelerin özellikle arapçanın etimolojisi
çok derin ..
Bunlardan haberi olmayan amazonlardaki adams77 kitabı doğru anlayamayacak ve doğru bir kul olamayacak galiba :)

evrensel değerler olmalı tarihsel yada kişisel değil. Tefsir yazan kişi mükemmel yada hata etmeyecek bir kalıba sahip değil sanırım sonuçta insan isek hata yapmaya yada okuduğumuz bir kitabı yorumladığımızda elbette kendimizden birşeyler katarız.

Allah bize size ap açık bir kitap indirdik diyor sen semantik analize gerek duyuyorsun :) kelimeleri çok farklı alanlara koyuyorsun bu yüzden farklı şeyler ortaya çıkıyor.

Elimizde tuttuğumuz kitap görüntüde herşey anı şeyi görebilir fakat içerik olarak aynı şey görünmüyor buda demek oluyorki gözlemciye göre değişebilen bir kitap var. Kuran gözlemciye göre değişmemesi gerekmiyor mu?

Okunduğunda sorumluluğu üzerimize aldığımız kitaptır eğer kuran olsa idi her okuyanın üzerinden sorumluluk kalkardı. Kişi şunu diyebilir mi? Ben kuran 'ı okudum içinde ne yazıyorsa yaptım artık beni cezalandıracakmısın?
 

DostunDostu

Süper Moderatör
Yönetici
İhvan Üyesi
Katılım
30 Eyl 2013
Mesajlar
6,181
Puanları
83
Sizi karanlıklardan nura çıkarması için kuluna apaçık ayetler indiren O'dur. Şüphesiz Allah, size karşı elbette şefkatli olandır, esirgeyendir.
Burada bile apaçık ayetleri Kur'an'a indirgemeden anlayınca ne müthiş hikmetler çıkıyor! Müthiş. Kur'an tepeden tırnağa bütün yaratılmış varlık ayetiyle Allah'a davet ediyor.
 

adams77

Kanalizasyoncu
İhvan Üyesi
Katılım
14 Haz 2013
Mesajlar
25,630
Puanları
113
Burada bile apaçık ayetleri Kur'an'a indirgemeden anlayınca ne müthiş hikmetler çıkıyor! Müthiş. Kur'an tepeden tırnağa bütün yaratılmış varlık ayetiyle Allah'a davet ediyor.
İzlenilmesi gereken bir yol var. Allah 'ın indirdiği kitapları sırası ile okuyup doğru olana ulaşmak gerekiyor.

Yaratılmış herşey zikri biliyor değil mi?
 

DostunDostu

Süper Moderatör
Yönetici
İhvan Üyesi
Katılım
30 Eyl 2013
Mesajlar
6,181
Puanları
83
Hicr 9'da korunacak olan zikir, Muvahhidliktir, tevhidin bahsedilmesidir. Bu yazı bile bu korumanın delilidir. Eğer korunan kitabın kendisi olsaydı Kur'an'a dayalı farklı fırkalaşmalar olmaması icab ederdi. Merkezinden tevhidi çıkartan, yani zikri çıkartan dolayısıyla koruma kapsamından da çıkmış oluyor.

Ben müslümanım diyen herkes müslümandır. Bu ayetle zikir her ferdin kendi ağzından korunuyor zaten.

Eğer Hicr 9'u mot a mot anlarsanız Kur'an'ı nüsha olarak çoğaltırken yazım hatalarının hiç olmaması icab eder. Oysa dikkat edilmezse baskıda bile hatalar olmaktadır. Demek ki burada kastedilen şey, kelime ve harfler değildir. Zira kelime dediğiniz şey bir anlam yüklü medyumdur. Usb stik gibi düşün. Eğer bu usb stikin içini boşaltırsan veya başka bir anlam yüklersen medyumun anlamı kalmaz.

Kur'an'ı hak kelam yapan sır tevhid idrakidir. İncil ve Tevrat'da bu tahrif edildiği için o medyumların hükmü kalkmıştır.

Şekilden çıkmak lazım. Kıldığın namazda bile niyet Allah için değilse spordan öteye geçmez. Şekil hep dalalete saptırır. Öze inmek gerek. Merkezde tevhid olduğunu ve bunun korunduğunu görmek gerek.

Hicr 9 demektir ki kıyamete kadar muvahhidler var olacak, ve dolayısıyla Allah'ın tekliğini zikredecek bir daha peygamber gelmeyecek.. Çünkü nübüvvet, zikirle ilintili. Zikir=Bahsetmek, gündeme getirmek demektir. Burada gündeme getirilen Allah'tır ve onun eşi benzeri olmadığıdır. İhlas suresinde özetlenmiş zaten.

Bir de şu konu var ki İsa aleyhisselam hayattayken İncil ayetleri kaleme alınmamış. Ne ilginçtir ki yıllar sonra medyuma kaydetmişler. Peki niye böyle yapmışlar? O halde kalbe inen zikir nedir. Mot a mot bir şart yok demek ki!!! Bunun böyle olduğunu şuradan anla ki Hz. Peygamber zamanında ayetler inince deri parçalarına yazılmakta ve ezberlenmektedir. Peki o zaman niçin Kur'an'ın cem edilmesi Hz. Ebubekir zamanına kadar gecikiyor? Hatta nüshalar toplanırken şahitler isteniyor. Hani herkes hafızdı? Kur'an'ın hepisini ezbere bilen sahabe yok o dönemde. Herkes kendi elinde ki nüshaları ezbere biliyor. Bir de asıl eğer Kur'an olsaydı bu ayetler iner inmez deriye kemiğe değil direk taşa demire kazınması icab ederdi. Oysa öyle tutucu bir tavır görülmüyor.

Hatta mot a mot'luk bugün bizim ön kabulümüzdür. Sahabede böyle bir ön kabul yok! Kütübü Sitte'de bazı kısa surelerin Bakara suresi gibi uzun olduğu rivayet edilir. Hatta İbn-i Mes'ud Felak ve Nas surelerinin Kur'an'a sonradan eklendiğini rivayet etmiş, kendi nüshasına bu iki sureyi almamıştır. Başka bir sahabe cem oturumunda bir ayet zikreder. Hz. Ebubekir bu ayet için şahit getirmesini söyler. Fakat şahit yoktur. Başka bir sahabe gelir ve resulullahın bu sahabenin şahitliğinin iki şahite denk olduğunu işittiğini söyler. Böylece Tevbe suresinin son iki ayetide Kur'an'a alınır.

Bütün bu rivayetlerin erken dönemlerde hadis kitaplarına girmesini ben bununla yorumluyorum. Bazı kişiler bugünden bakarak bu hadislerin uydurma olduğunu söylüyorlar çünkü ön kabulleri Kur'an asliyyesi üzerinden yürüyor. Oysa sahabenin ön kabulü ve din anlayışı tamamen tevhid eksenli olduğu için bazı ayetlerin unutulmasını veya bazı duaların ayet sayılmasını o kadar abartmamışlardır. Çünü asıl Kur'an değil tevhid idrakidir. İslam davasının Kur'an davası veya şeriat davası değil, tamamen tevhid davası olduğunu bütün bunlar hissettiriyor.

Ben demiyorum ki Kur'an eksik veya fazla. Hayır benim dediğim şey, tevhid merkezli bir perspektife sahip olmamız gerektiğidir. Eğer bütün müslümanlar bu perspektife sahip olursa şiiler, sünniler veya başkaları birbirlerini tekfir etmekten vaz geçecektir. Bunların her birisi birbirini Kur'an üzerinden tekfir ediyor. Bunun sebebi işte asıl anlamıyla zikirden mahrum olmalarındandır. Tevhid Kur'an'da olsa dahi bunu kalplerine yerleştirememişler, bu dini hrisityanlar ve yahudiler gibi algılamışlardır. Bugün İslam aleminin yaşadığı kriz işte tamda budur.

Ne hadisleri inkar edeceğiz, ne de Kur'an'ı. Her şeyi olduğu gibi kabul etmek zorundayız. Tevhidi kalbimize yerleştirmek davasına uğraşmalıdır bütün âlimler. Bu bağlamda Edip Yüksel bile Tevbe suresinin son 2 ayetini kabul etmediği için kafir olmaz çünkü bu adam Allah'a şirk koşmuyor, ona bir ortaklık iddiası gütmüyor.

Edip Yüksel'in takıntısı tevhidi kalbine yerleştirememesidir. Matematiğe takmış oda. Bu doğru değil. Dalalete götürür. Kalpte tevhid olacak!!! Işık, aydınlık hep bu zikrin kalbe yerleşmesidir.

Bakın ehli tarikat veya mezar başında dua edenler kafir diyorlar. Bu da yanlış!! Ehli tarikatın hiç birisi şeyhini Allah'a ortak koşmuyor. Ortak koşmak, birbirinden bağımsız yapmakla olur. Şu soruyu soracaksın: Falan şeyhi kim yarattı? Herkes elbette Allah'ın yarattığını söyleyecektir. Lakin bir hristiyana İsa'yı kim yarattı diye sorsan bu cevabı alamazsın. Onlar diyecektir ki: İsa tanrıdır haşa.. Veya müşrikleri ele alalım. Müşrikler baş ilahın Allah olduğunu kabul ediyorlardı tamam, lakin putları O'na şu şekil ortak koşarlardı: Yağmur yağdıran veya ekini bitiren putlar Allah'a muhtaç değiller. O putlar Allah olmasa da işlerini görürler zira onları Allah yaratmamıştır haşa!!! Ortak koşmak budur işte. Bu nüansı görmeden, bilmeden her önüne putperest veya müşrik demek CAHLİLLİKTİR. Muvahhidlere müşrik demekten DERHAL vaz geçilmesi lazım! Bu başlı başına işgüzarlıktan gelen bir hastalıktır. ve temeli Kur'an'ı asliyyet kabul etmekten kaynaklanıyor. Şimdi bunu deyince millet hemen Kur'an'ı basitleştirdiğimiz anlamını çıkartıyor. Bütün bu tipolojiler ne hikmetse tevhidten donuna ediyorlar.. Çünkü bu çatışmadan hepisi besleniyor...
 

adams77

Kanalizasyoncu
İhvan Üyesi
Katılım
14 Haz 2013
Mesajlar
25,630
Puanları
113
Bakın ehli tarikat veya mezar başında dua edenler kafir diyorlar. Bu da yanlış!! Ehli tarikatın hiç birisi şeyhini Allah'a ortak koşmuyor. Ortak koşmak, birbirinden bağımsız yapmakla olur. Şu soruyu soracaksın: Falan şeyhi kim yarattı? Herkes elbette Allah'ın yarattığını söyleyecektir. Lakin bir hristiyana İsa'yı kim yarattı diye sorsan bu cevabı alamazsın. Onlar diyecektir ki: İsa tanrıdır haşa.. Veya müşrikleri ele alalım. Müşrikler baş ilahın Allah olduğunu kabul ediyorlardı tamam, lakin putları O'na şu şekil ortak koşarlardı: Yağmur yağdıran veya ekini bitiren putlar Allah'a muhtaç değiller. O putlar Allah olmasa da işlerini görürler zira onları Allah yaratmamıştır haşa!!! Ortak koşmak budur işte. Bu nüansı görmeden, bilmeden her önüne putperest veya müşrik demek CAHLİLLİKTİR. Muvahhidlere müşrik demekten DERHAL vaz geçilmesi lazım! Bu başlı başına işgüzarlıktan gelen bir hastalıktır. ve temeli Kur'an'ı asliyyet kabul etmekten kaynaklanıyor. Şimdi bunu deyince millet hemen Kur'an'ı basitleştirdiğimiz anlamını çıkartıyor. Bütün bu tipolojiler ne hikmetse tevhidten donuna ediyorlar.. Çünkü bu çatışmadan hepisi besleniyor...
Burada sıkıntı var.
 

DostunDostu

Süper Moderatör
Yönetici
İhvan Üyesi
Katılım
30 Eyl 2013
Mesajlar
6,181
Puanları
83
İzlenilmesi gereken bir yol var. Allah 'ın indirdiği kitapları sırası ile okuyup doğru olana ulaşmak gerekiyor.

Yaratılmış herşey zikri biliyor değil mi?
İncilde ve Tevrat'da tevhid olmadığı ortadadır. Dolayısıyla bu kitapları doğruyu bulmak için okuyamazsın. Tarih perspektifi için oku ama doğruyu orada aramak boş iş olur.

Nefs-i Emmare hariç yaratılmış her şey Allah'ı zikrediyor zaten. Zaten başlı başına ayet olmuş bu zikirle..

Allah'ı bilmeyen hayvanda bu zikir yok. Dalalete sapmak, yani Muzil esmasının tecellisi zaten direk Allah'dan gafil olan nefsedir. Cüzzi iradeye nisyan giydirmiş Allah. İnsan düşünen hayvan değil, bilakis unutan hayvandır. Nankörlüğüde buradan geliyor.. Bu hayvan tevhidi kalbine yerleştirirse diğer bütün yaratılmışlar gibi zikir taşımaya başlıyor. Ve kendiside her şey gibi ayet oluyor. Şeriatle bakma, tevhidle bak! Çünkü şeriat, nefis ve ruh diyalektiğinin balans bulması içindir. Tek bünyede nefis ve ruh yoksa şeriat mesuliyetide yoktur. Zaten akıl, bu iki unsurun bir arada bulunmasıyla ortaya çıkar. Bu ikisinin çatışmasından sorgulama oluyor. Hayvanda sorgulama olmaz çünkü antitez verilmemiş! Tezden ibaret bir canlıdır hayvan. Hayvan bir fiil yaparken zıddını düşünmez. Onun için aklı yoktur. Aklı biz müstakil bir şey zannediyoruz. Hayır, Akıl iki unsurun birbiriyle ilişkisinden ortaya çıkan sentezdir. İşletilmesi gereken bir şeydir. İşlem var orada!!! Nefis ve ruh birbiriyle cihad edecek. Müthiş bir mekanizme işliyor kainatta, müthiş... Hele insan tam bir acaibül mahlukat...

Bu bağlamda evrim teorisine inanan ve bu teoriyle birlikte Allah'ın varlığına da inanalara kafir diyemeyiz. Eğer evrime inanan müslüman tipler ruh üflemekten, hayvana üflenen antitez yazılımını anlıyorsa bu da başka bir doğru olarak kabul edilebilir. Gerçi bunu şimdiye kadar diyen biri çıkmadı ama böyle izah edilmeli bence. Hakikat midir? Onu Allah bilir.. Doğru başka, hakikat başkadır. Doğru, hakikate giden yolda bir menzil taşıdır. Doğru, zaman ve mekan bağlamında doğrudur ve şartlara bağlıdır. Bugünün doğrusu yarın yanış olabilir. Lakin hakikat hiç değişmez ve sırdır. Ana hakikat tevhidtir. Allah'ın birliği hakikati insana verilmiş bir kopyadır adeta. Bu ışıkla hakikate yolculuk başlar.
 

adams77

Kanalizasyoncu
İhvan Üyesi
Katılım
14 Haz 2013
Mesajlar
25,630
Puanları
113
İncilde ve Tevrat'da tevhid olmadığı ortadadır. Dolayısıyla bu kitapları doğruyu bulmak için okuyamazsın. Tarih perspektifi için oku ama doğruyu orada aramak boş iş olur.

Allah 'ın kitaplarını el yazmalarında araman senin böyle düşündürüyor. Zikre ulaşmak istiyorsan eğer bu kitapların farkına varıp okumalısın aksi takdirde temelin boş olur yüklendiğin ağrılık nedeni ile çökersin.

Eğer doğru algılayamaz ve doğru diyaloga geçmezsen doğru olana ulaşman mümkün değildir. Tevrat , incil, zebur Allah 'ın indirdiği kitaplarıdır ve bu kitapları kimsenin tahrif etmeye gücü yetmez.
 

DostunDostu

Süper Moderatör
Yönetici
İhvan Üyesi
Katılım
30 Eyl 2013
Mesajlar
6,181
Puanları
83
Allah 'ın kitaplarını el yazmalarında araman senin böyle düşündürüyor. Zikre ulaşmak istiyorsan eğer bu kitapların farkına varıp okumalısın aksi takdirde temelin boş olur yüklendiğin ağrılık nedeni ile çökersin.

Eğer doğru algılayamaz ve doğru diyaloga geçmezsen doğru olana ulaşman mümkün değildir. Tevrat , incil, zebur Allah 'ın indirdiği kitaplarıdır ve bu kitapları kimsenin tahrif etmeye gücü yetmez.
Sen o halde zikri gene anlamamışsın! Allah'ın birliğini zikir(anmak) yoksa kelamda yoktur. Kitaplara iman demek, bir zamanlar bu kitaplarda Allah'ın birliğinin zikredilmesi, tahrifatın ise bu zikrin unutulmasıya hükmün kalkması demektir.

Güzel kardeşim, seni takip ediyorum, merakın var, her şey güzel lakin menzile Allah'ı koymazsan dalalete saparsın. Gemi şelaleden aşağı düşer!

Sana tavsiyem bir kamil mürşit bul, tarikat dersi al ve hemen zikre başla. Hal al.. Tasavvuf disiplinini uzun süre yapacaksın ki bu kalbe yerleşsin. Zikir kalbe yerleşmeden yapılacak her seyir, unutkan olan insanı dalalete saptıracaktır.. Senin şirk dediğin disiplin şirk olsaydı bu fakir bunları yazamazdı..!!!

Bu dediğimi ciddiye almanı tavsiye ederim..

Fena fi şeyh olan müridlerin her daim şeyhlerini övmeleri gayet doğaldır çünkü seyrin başıdır bu. Sonra fena fi resul olur, bir kademe sonra fena fillahta bekabillah bulur. Tarikatta seyrin menzili şeyh değildir. Şeyh vesiledir. Allah'a giden seyrin vesiledir. Tıpkı Konya'ya giderken bindiğimiz otobüs gibi düşün! Şeyh, kendi kendisine vesile değildir. Dolayısıyla tarikat haktır, hakikata giden yoldur. Hedefte Rızaullah vardır..!

Bilgi ile Allah'a ulaşılmaz. Hal ile çile ile ete kemiğe işleyen bir karakterle ahlak oluşur. Bu ahlakın kalpteki pırıltısı Allah tecellisi olursa kıymeti vardır. Bilgi boştur, bilgi bile vesiledir. Çilesi yoksa o da boştur..
 

DostunDostu

Süper Moderatör
Yönetici
İhvan Üyesi
Katılım
30 Eyl 2013
Mesajlar
6,181
Puanları
83
''Allah'ı kalbinize yerleştirin'' sözü o kadar kolay söyleniyor ki.. Bunun ne demek olduğunu kelimeleri aşmadan, maddeyi aşmadan, hallenmeden, hissetmeden, yaşamadan anlamak mümkün değildir. Tıpkı evlat acısı gibi.. Söylemesi kolay ama yaşayan bilir! Her başına gelenden de bu cümleyi istisnasız işitirsiniz. ''Demek buymuş'' diye feryadı duyarsınız. O halde Allah'ın kalbe yerleşmesini, tevhid idrakini öyle lafla, kelamla anlıyacağımız yanılgısına kapılmayalım lütfen..
 

adams77

Kanalizasyoncu
İhvan Üyesi
Katılım
14 Haz 2013
Mesajlar
25,630
Puanları
113
Sen o halde zikri gene anlamamışsın! Allah'ın birliğini zikir(anmak) yoksa kelamda yoktur. Kitaplara iman demek, bir zamanlar bu kitaplarda Allah'ın birliğinin zikredilmesi, tahrifatın ise bu zikrin unutulmasıya hükmün kalkması demektir.

Güzel kardeşim, seni takip ediyorum, merakın var, her şey güzel lakin menzile Allah'ı koymazsan dalalete saparsın. Gemi şelaleden aşağı düşer!

Sana tavsiyem bir kamil mürşit bul, tarikat dersi al ve hemen zikre başla. Hal al.. Tasavvuf disiplinini uzun süre yapacaksın ki bu kalbe yerleşsin. Zikir kalbe yerleşmeden yapılacak her seyir, unutkan olan insanı dalalete saptıracaktır.. Senin şirk dediğin disiplin şirk olsaydı bu fakir bunları yazamazdı..!!!

Bu dediğimi ciddiye almanı tavsiye ederim..
Dostundostu tavsiyede bulunmak çok güzel bir şey lakin durum şundan ibaret benim anlamadığım senin bilincindeki senin verilerine göre sende çok iyi biliyorsunki senin kriterlerine göre değil O 'nun kriterlerine göre anlayıp anlamadığımız belli olacak bunun içinde şuan bu tarz konuşmalar çok erkendir.

Bak güzel kardeşim

Şüphesiz biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören (biri) kıldık.

Şimdi sen bu insana ne gösterdin yada ne işittirdin ki bu insandan zikir istiyorsun? vahdeti vucut yapısını anlayabilmen için O 'nun indiriklerini okumalısın eğer göremiyorsan ve işitemiyorsan körsün demektir buda görenle görmeyen bir olurmuyu getirir.

Doğruya ulaşman için önce algılamalısın sonra bu algıladığın ile diyaloga geçmelisin ki ortaya bir doğru çıkarasın.

Bana Musa 'ya tevratın verdiğini söyleyen bir ayet gösterebilirmisin?

Yahudi ve hristiyanlık birer din değiller ki bunlara kitap verilmiş yada indirilmiş olsun İslam bir bütündür bunlar islam 'ın doğru yolunda sapmış ve uydurdukları kitaplar ile hak yolda iddia ettiklerini söyleyen garibanlar :)

Herşey sana anlatıldığı gibi değil ne zaman bunu fark edersin o vakit beni anlarsın.
 

spesifik

آزادی قید و بند
Yönetici
Süper Moderatör
İhvan Üyesi
Katılım
18 Ağu 2007
Mesajlar
24,502
Puanları
113
Zikir tevhid değil vahiydir...
itaattir.. Her an O'nu tercih edebilmektir...

adams77 senin mantığınla hepimiz kamili mürşidiz
sana el versem kurtulur muyum ki @DostunDostu

konuların ucu kaçıyor ya bir hoşsunuz ağalar
izleyeyim bari...
 

adams77

Kanalizasyoncu
İhvan Üyesi
Katılım
14 Haz 2013
Mesajlar
25,630
Puanları
113
Kur'an a ulaşmak doğru algı ve o algı ile doğru diyaloga girmeyi gerektir.

Eğer sen yasa ve kanunları algılayamaz ve onlar ile diyaloga girmez isen hayatına nasıl entegre edebilirsin ki? Bu durumda senin zikirden bahsetmen bile mümkün olamaz.

İnsan bu şekilde öğrenir bilim adamları bir şeyi icat ederken bile bu sistem işler.
 
Üst