Yaratılmışlar Arasında Ortaya Çıkan İlk Şüphe | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Yaratılmışlar Arasında Ortaya Çıkan İlk Şüphe

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
Yaratılmışlar Arasında Ortaya Çıkan İlk Şüphe

İlk şüphe, lanetli Iblis'in ortaya attığı şüphedir. Bu şüphenin kaynağı; nass karşısında şahsî görüşü öne sürmesi, emir karşısında arzu ve hevayı tercih etmesi ve yaratıldığı özün, Adem Peygamberin (sallallâhu aleyhi ve sellem) yaratıldığı özden daha üstün olduğuna inanmasıydı.


Iblis'in bu şüphesinden yedi şüphe daha doğmuş ve insanların zihinlerine yerleşmiştir. Bu şüpheler zaman içinde bidat ve dalâlet ehlinin mezhepleri haline gelmiştir.


Sözkonusu şüpheler tahrif edilmiş Tevrat ve dört İncil'de de yer almıştır.



Rivayete göre günahkâr İblis, Adem Peygambere secde etme emrine uymayınca meleklerle arasında bir münazara yaşanmıştı.


İblis, meleklere şöyle dedi: "Kesinlikle kabul ediyorum ki Hak Teâlâ benim de diğer yaratılmışların da İlahı'dır. Kadir ve Alim'dir. Kudret ve irâdesinden suâl edilmez. Bir şeyi murâd ettiği zaman Ol der, o da oluverir: Bir şeyi murad ettiği zaman O'nun emri ancak Ol! demesidir. Olur." Ancak O'nun hikmetinin tecelli şekline yönelik birçok soru mevcuttur."



Bunun üzerine melekler şöyle dediler: "Bu sorular nelerdir ve kaç tanedir?"


İblis şöyle karşılık verdi: "Bunlar yedi sorudan ibarettir.



İlk soru şudur: Hak Teâlâ beni yaratmadan önce benden sâdır olacak şeyi bildiği halde beni niçin yarattı? Yaratılış hikmetim neydi?


ikinci soru şudur: İrâde ve dilemesi gereği beni yarattı. İtaatimden kendisine bir yarar, masiyetimden de bir zarar gelmediği halde niçin kendisini bilmek ve itaat etmekle mükellef kıldı? Bu mükellefiyetin hikmeti neydi?


Üçüncü soru şudur: Beni yaratıp marifet ve itaatiyle mükellef kıldı. Ben de bu mükellefiyetin gereğini yaptım. Peki daha sonra neden Adem'e (aieyhisselâm) itaat ve secde ile emir buyurdu? Bu mükellefiyet, marifet ve İtaatimi artırmayacakken bundaki hususî hikmeti neydi?


Dördüncü soru şudur: Hak Teâlâ beni yaratıp genel ve özel anlamda mükellef kıldıktan sonra ben Adem'e (aleyhisselâm) secde etmeyince niçin lanetledi ve cennetten çıkardı beni? Halbuki benim, 'Senden başkasına secde etmem!' demekten başka bir kabahatim olmamıştı. Bunun hikmeti neydi?



Beşinci soru şudur: Beni yaratıp genel ve özel anlamda mükellef kıldıktan ve itaatsizliğimden dolayı bana lanet ederek cennetten kovmasından sonra neden Adem'le irtibat kurmama imkân verdi? Bu şekilde ikinci kez cennete girdim ve vesvese vererek onu kandırdım. Yasak olan ağaçtan yemesini sağladım. Halbuki beni cennete sokmasaydı Adem oğulları benden uzak durur ve cennette ebediyen yaşarlardı. Böyle yapmasının hikmeti neydi?


Altıncı soru şudur: Beni yaratıp genel ve özel anlamda mükellef kıldıktan ve lanetine muhatap ettikten sonra cennete girmeme engel olmadı. Düşmanlık benimle Adem arasında iken neden beni onun çocuklarına da musallat kıldı? Ben onları görürken, onlar beni göremezler. Benim vesvese ve tuzaklarım onlara tesir ederken onların güç ve kuvvetleri beni etkileyemez. Peki bundaki hikmet nedir?


Yedinci soru ise şudur: Hak Teâlâ beni yaratıp mutlak ve mukayyed surette mükellef kıldı. Emrine itaat etmediğimde ise bana lanet ederek kovdu. Cennete girmek istediğimde ise bana izin verdi ve beni ona musallat etti. İşimi gördükten sonra beni cennetten tekrar çıkardı ve Adem oğluna musallat etti. Peki O'ndan mühlet istediğimde neden bana mühlet verdi? O'na şöyle demiştim: 'Diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver.' Buyurdu ki: 'Muhakkak sen, belli vakte kadar mühlet verilmişlerdensin.' (A'râf, 7/13) Eğer beni o an helak etmiş olsaydı, insanlar benden kurtulmuş olur ve yeryüzünde kötülük olmazdı. Dünyanın dirlik ve düzen üzere kalması kötülükle dolup karmakarışık hale gelmesinden daha iyi değil midir? Bana mühlet verilmesinin hikmeti nedir?"





"Bunun üzerine Hak Teâlâ meleklere şöyle buyurdu: Ona deyin kî: Senin ve bütün yaratılmışların ilahı olduğuma dair tasdik ve teslimiyetinde samimi ve dürüst değilsin. Eğer öyle olsaydın benim hakkımda 'Niçin' diyerek hüküm yürütmezdin. Ben, O Allahım ki Ben'den başka ilah yoktur. Yaptığımdan suâl edilmez. Yaratılmışların yaptıkları ise sorguya tâbidir."




Yukarıda zikrettiğimiz hususlar Tevrat'ta mevcut olduğu gibi İncil'de de aynen yer almaktadır.
Bu konuda bir süre düşündükten sonra şu görüşe vardık: İyi bilinmelidir ki Adem oğlu arasında ortaya çıkan her türlü şüphe ve kuşku, şeytanın saptırma ve vesveselerinden kaynaklanmaktadır.



Şeytanın şüpheleri yedi tane olduğu gibi, bidat ve dalâlet mezheplerinin belli başlı olanları da yedi ana kolda toplanmıştır. Dalâlet ve küfr ehlinin fırkaları, ne kadar çok da olsalar bu yedi şüpheden uzak kalamazlar. İfadelerde ve izlenen yollarda farklılık varsa, bu, tohum gibî [birbirine benzer] sapkınlık türlerine nis-betle böyledir. Hepsinin dayandığı nokta İse, hakkı teslim ettikten sonra O'nun emrini inkâr etmek ve nas karşısında hevaya meyletmektir.



devam edecek...
 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
Peygamberler ile mücâdele edenlerin hepsi de lanetli şeytanın yolundan giderek türlü şüphe ve tereddütler izhâr etmişlerdir. Bunların ortak hedefi, yüklenmek istenen mükellefiyetten sıyrılmak, emir ve yasakları toptan inkâr etmekti.


Nitekim onların söyledikleri "Yoksa beşer mi bize yol gösterecek?" (Tegâbün, 64/6) lafıyla lanetli İblis'in söylediği "Çamurdan yarattığın bir varlığın önünde mi eğileceğim?" (İsrâ, 17/60) lafı arasında hiçbir fark yoktur. İşte ihtilaf ve kavganın koptuğu nokta budur. Söz konusu yol ayrımı hakkında Kuran-ı Kerîm'de şöyle buyrulmaktadır: "Hidayet rehberi geldiğinde insanları iman etmekten alıkoyan, 'Yoksa Allah bir beşeri mi peygamber gönderdi?' iddiasından başkası değil*dir." (İsrâ, 17/94)
 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
Görüldüğü gibi insanların iman etmesini engelleyen temel etken bu düşüncedir. Bu anlamda İblis hakkında da aynı durum söz konusu olmuştur: "Sana emrettiğimde secde etmene engel olan nedir? Dedi ki: Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten, onu ise çamurdan yarattın." (A'râf, 7/11)


İblis'in soyundan gelen zürriyeti ise şöyle demişlerdir: "Ben, zavallı ve nerdeyse konuşamayan bu kimseden daha üstün değil miyim?" (Zuhruf, 43/52) Aynı şekilde daha sonra yaşayan inkarcıların söylediklerine baktığımızda öncekilere aynen uyduğunu görürüz: "Daha öncekiler de aynen onların söyledikleri gibi söylediler. Kalpleri benzeşmiştir." (Bakara, 2/118) "Daha önce yalanlamış olduklarına elbette inanacak değillerdi." (Yûnus, 10/74)
 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
"Bizim için hasen (İyİ-güzel) olan Hak için de hasen, bizim için kabîh (kötü-çirkin) olan hak için de kabîhtir" diyen kimse, Allah Teâlâ'yı insanlara teşbih etmiş olur.


Allah Teâlâ'nın halkın sıfatlarıyla tavsif edilmesi veya halkın O'nun sıfatlarından biriyle tavsif edilmesi fikrine meyleden kimsenin haktan ayrıldığına hükmedilir.



Kaderiye fırkasının aslı, her şeyde illetin ardına düşmektir. Bu, lanetlenmiş İblis'in de hareket noktasıdır. Çünkü o, önce yaratılışın, sonra mükellefiyetin illetini, ardından Adem Peygamber'e (aleyhisselâm) secde etmedeki yararını sorgulamıştır. Hâriciye işte bu sorgulamadan doğmuş ve bu fırkanın mensupları Allah Tealâ'dan başka hakem olmadığını, insanların hakem olamayacaklarını iddia etmişlerdir. Onların bu iddiaları ile lanetli İblis'in "Balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattığın insana secde edemem" (Hicr/33) sözü arasında hiçbir fark yoktur.

Mu'tezile mensupları tevhid konusunda aşırıya kaçmış, sıfatları nefyederek ta'tîl yanı sıfatları geçersiz kılma fikrine ulaşmışlardır.

Râfizîler, nübüvvet ve imamet konularında aşırıya giderek hulul fikrine sapmışlardır.


Haricîler, insan irâdesini iyice daraltarak, insanların hakemliğini reddetme noktasına varmışlardır.
Dikkatle düşünüldüğü zaman sapkın fırkalar arasında görülen şüphelerin hemen tamamı, lanetli İblis'in şüphelerinden kaynaklanmış olup onun hile ve tuzaklarından doğmuştur.
 

Yahayy

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
25 Ocak 2014
Mesajlar
4,603
Puanları
63
Masal kuşağı bölümü de mi açıldı foruma.
Bu ne cırcır böceğiyle karıncanın hikayesi gibi.
Allah adına bu yalanları üretme hakkını size kim veriyor ya hu?
Allah şeytan için, ona söyleyin filan demiş, tiyatro mu piyes mi bu.
Masalcı amcanın birinin canı sıkılmış, bütün cevap bulamadığı soruları şeytanın sırtına yükleyip masalı anlatmış kaçmış.
Bi rivayete göre... Nasıl Allah adına hiçbir deliliniz yokken böyle dedi, şöyle dedi filan diye işkembei kübradan sallıyorsunuz, korkarım sizin Allah tasavvurunuz filan henüz hiç olgunlaşmamış henüz çocuk kıvamında.
 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
Ahir zamanda vuku bulan şüphelerin tamamı, ilk devirde ortaya çıkmış şüphelerdir. Allah Teâlâ da işte bu yüzden şöyle buyurmuştur: "Şey*tanın adımlarını izlemeyin. Muhakkak o, sizler için açık bir düşmandır." (Bakara, 2/168)


Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) de ümmetimizin sapkın fırkalarından her birini geçmiş ümmetlerden birine benzeterek şöyle buyurmuştur: "Kaderiye bu ümmetin Mecüsileri, Müşebbihe Yahudileri,
Râfiziler ise Hiristiyanlarıdır." (Hakîm, Müstedrek, 1/159; Müsned, 5/406; Taberânî,Mucemu's-Sağir, 7/36) Her ümmetin şüpheleri, kendi zamanlarında yaşayan inkarcı ve münafıkların şüphelerinden kaynaklanan iştir.


Allah Resulü (sallaflâhu aleyhi ve sellem) İslâm Ümmetinde ortaya çıkacak fırkalar hakkında şöyle buyurmuştur: "Sîzden önceki ümmetlerin yollarına girecek, onları aynen ok tüyleri gibi birebir, aynı yere basan ayak izleri gibi takip edeceksiniz. Öyle kî keler deliğine girseler, siz de gireceksiniz," (Buhârî, İstisam, 14; Müslim, İlim, 6; İbn Mâce, Fiten, 17; Müsned, 2/327; Taberî, Tefsir, 6/412)
 

Yahayy

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
25 Ocak 2014
Mesajlar
4,603
Puanları
63
Allah resulu zamanında kaderiye, müşebbihe mi var mış.
Ne gezer o zaman ne kaderiyesi ya hu, kaderiye cebriyeye muhalif olarak çıkmış Emeviden sonra oluşmuş bir hareket.
 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
Yarın inşaAllah ümmeti Muhammed'in sav. içinde çıkan ilk şüpheyi yazacağız.


Rabbim ümmeti bu şüphelerden korusun. Amin.
 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
Allah resulu zamanında kaderiye, müşebbihe mi var mış.
Allah gaybı dilediğine bildirir.

İstanbul mutlaka fethedilecektir. Hadis meali...


Bunlar ehli sünneti ilgilendiren meselelerdir.
 

Yahayy

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
25 Ocak 2014
Mesajlar
4,603
Puanları
63
Al işte ben şüphe ediyorum.
Sen bana hadis getiriyosun peygamber Kaderiye, Müşebbihe şudur budur dedi diyosun. Peygamber zamanında Kaderiye mi vardı soruyorum sana, al sana şüphe.
Bu görüşü tenkid etmek isteyenlerin attığı kuyruklu bir yalan görmüyomusun.
Şüphelenmeyip her Allah resulu buyurdu denilene inanalım mı? Yalan bir sözü ondan sadır oldu diye iftira atarsak halimiz ne olur düşünmüyo musunuz?
Asıl ümmetin yahudiliği bu işte.
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
52
Şehristani, el milel ven nihal, gibi geldi... Öyle mi lafons abi?
 

ihvanistanbul

AkhenAton
İhvan Üyesi
Katılım
4 Eki 2009
Mesajlar
7,032
Puanları
113
Bu soruların cevabı nedir bilen var mı?
 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
İlk soru şudur: Hak Teâlâ beni yaratmadan önce benden sâdır olacak şeyi bildiği halde beni niçin yarattı? Yaratılış hikmetim neydi?

İnsanlara musallat edilmek, vesvese vermek. İçinde fitne fesat olan insanların içindekini dışa vurmasına vesile olmak.
 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
İslâm'da Ortaya Çıkan İlk Şüphe


Bu başlık altında İslâm Ümmeti'nde ortaya çıkan ilk şüphe, bu şüphenin kaynağı, kimler tarafından ortaya atıldığı ve nasıl dallandığı açıklanacaktır.

Gayet açıktır ki bu ümmetin bütün şüpheleri, Allah Resûlü'nün devrinde yaşayan münafıklardan kaynaklanmıştır. Çünkü onlar, Allah Resûlü'nün emir ve yasaklarına rıza göstermez, sorulması sakıncalı konuları sorar, tartışılmayacak meseleleri haksız şekilde tartışırlardı.


Bu bağlamda en güzel örnek, Zi’l Huvaysira et-Temîmî hadisidir. "Zi'l-Huvaysira et-Temîmî ile Allah Resulü (sallallâhu aleyhi ve seilem) arasında şöyle bir konuşma geçmişti:


- Adil ol ey Muhammed.

- Ben âdil değilsem, kim âdil olabilir?

- Yaptığın taksim, Allah rızası gözetilmemiş bir taksimdir." (Buhârî,
25; Edeb, 95; Müslim, Zekât, 148; Müsned, 219)


Görüldüğü üzere bu söz, Allah Resûlü'ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) açıkça karşı çıkışı ifade ediyordu.

Hak İmama karşı çıkan biri İslâm toplumu dışında sayılıyorsa, Allah Resûlü'ne karşı çıkan kimsenin durumu, nas karşısında hevâya sarılma ve aklî kıyasa başvurarak emre isyan etme konusunda en açık Örnek değil midir? Nitekim Allah Resulü bu adam hakkında şöyle buyurmuştur;



"Bu adamın soyundan öyle bir topluluk türeyecektir ki okun yaydan fırlayıp çıkması gibi dinden çıkacaklardır." (Buhârî, Tevhid, 23; Enbiyâ, 6;Müslim, Zekât, 142; Ebû Davud, Sünnet, 28)
 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
Uhud savaşında münafıklardan bir grubun yaptıkları da şu ayet-i kerimede anlatılmaktadır:


Dediler ki: Bu işte bizim bir fikrimiz var mı? Bu işte bizim fikrimiz alınsaydı, burada öldürülmezdik. (Al-i îmrân, 3/154)


"Onlar yanımızda yaşardı, ölmez ve öldürülmezlerdi." (Al-i İmrân, 3/156)


Bütün bu ifadelerle (insanoğlunun kendi kaderini kendisi tayin edeceği) fikrini ileri sürmektedir?
 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
Müşriklerden bir topluluk ise şöyle demiştir: "Eğer Allahdilemiş olsaydı O'ndan başkasına tapmazdık." (Nahl/34)

Başka bir topluluk ise şöyle demiştir: "Dilese Allah'ın yemek vereceği kimseleri biz mi besleyelim?"

Başka bir topluluk ise Allah Teâlâ'nın celâli üzerindeki düşünceleri ve fiilleriyle ilgili tasarruflarından hareketle O'nun zâtı hakkında mücâdeleye girdikleri için bundan men edilerek tehdit edilmişlerdir: "Onlar pek kuvvetli olan Allah hakkında çekişirken O, yıldırımları gönderir de onlarla dilediğini çarpar." (Ra'd, 13/13)


Bütün bunlar, Allah Resûlü'nün (sallallâhu aleyhi ve sdlem) bütün gücü, kudreti ve şevketiyle yaşadığı devirde ortaya atılmış şüphelerdir.


Münafıklar O'nun devrinde hile ve tuzaklarını kurmaya devam etmiş, müslüman olduklarını söyleyip küfürlerini gizlemeye çalışmışlardır.


Ancak Allah Resûlü'nün attığı her adımda O'na karşı çıkarak ve kararları hakkında kuşkular doğurarak itirazlarını sürdürmüşlerdir. Yaptıkları bu İtirazlar, o günlerde tohum hükmünde iken zaman içinde yeşererek meyvelerini vermeye başlamıştır.
 
Üst