Yalnızlıktan Nasıl Kurtulmalı

ziruh

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
22 Kas 2007
Mesajlar
5,245
Puanları
113

İnsanlar "Kalabalık yalnızlıklardan bahsederler. Hani onca kalabalıklar vardır da insanların birbirleriyle pek ilgileri yoktur. İnsanlar o hengâmede, o kalabalıkta bir yalnızlık yaşarlar. Aca­ba gerçekten yalnız mıyız? Acaba insan kalabalıkları bizi yal­nızlıktan kurtarıyor mu?


Eğer yalnızlığımızın olmaması, çevremizde insanlar olmasına bağlıysa o zaman görünüş itibariyle yalnız değiliz. Annemiz, babamız, arkadaşlarımız, sevdiğimiz ve değer verdiğimiz in­sanlarla biraradayız. Onlar görünüş itibariyle bizi yalnızlıktan kurtarırlar. Bir kişiyiz, onlarla birlikte üç-beş kişi oluruz. Ama aslında yalnızız. Şu an için insanlar bizlerle birlikte, peki ya on­lar olmadığı zamanlarda?

Mesela geceleyin odanızda tek başını­za olduğunuz andaki halinizi düşünün. Tek basmasınız. Etrafı­nızda hiç kimse yok. Sadece siz varsınız, duygularınız, düşün­celeriniz var. Bir de kabirdeki halinizi düşünün. Sevdikleriniz sizi toprağın altına koyup gittiler. Duygunuzla, düşüncenizle, yaptıklarınızla orada, yerin altında tek basmasınız.


Demek ki insanlar bizim yalnızlığımızı bir yere kadar paylaşı­yorlar. Bir yerden sonra yine yalnızız. Üstelik ne kadar uğraş-sak, kendimizi yeterince tanıyamıyor, tanıdığımız kadarının hepsini de insanlara yeterince anlatamıyoruz, anlamıyorlar. De­mek ki aslında yalnızız.

O halde şimdiden insanları bir tarafa, kendimizi diğer bir tarafa atmak zorundayız. Çünkü, insanlarla sürekli birlikte olmamız bize kendimizi unutturuyor, aynı za­man da onları bizim için birer kurtarıcı olarak görmeye başlıyo­ruz. Onlar bize varlıklarıyla güven veriyorlar. Ama onların ol­mayacağı zamanlarımızdaki halimizi ne derece düşünüyoruz.?

Kabirdeki yalnızlığımızı düşünelim. Yalnızlığımızı bizimle paylaşan insanlarla dünyada bir şeyler yaşadık, paylaştık, gül­dük, ağladık. Sonra da onlarla yaptıklarımızın günahı ve seva­bını alıp, tek başımıza, kendi nefsimiz adına hesap vermeye git­tik. "Faunaya ne dedin? Özlem hakkında ne düşündün? Anne­ne nasıl davrandın?" İşte bütün sevdiklerimiz, işte onlarla yap­tıklarımızın, konuştuklarımızın hesabı ve biz.


Demek ki bizim için önemli olan insanlar, onların yanımızda olup-olmaması değil. Önemli olan onlarla biraradayken, ya da yalnızken neler yapıp ettiklerimizdir. Bu noktada aklımıza şöy­le bir soru geliyor; Yalnızlık mı daha iyidir yoksa kalabalıklar mı?


Bu sorunun cevabına Montaigne'nin şu yaklaşımıyla başla­mak istiyorum:

"Herkesin gözü dışardadır. Ben gözümü içime çevirir, içime diker, içimde gezdiririm. Herkes önüne bakar, ben içime baka­rım. Benim işim gücüm kendimledir. Hep kendimi seyreder, kendimi yoklar, kendimi toplarım. Her kes kendinden başka şeylerin peşindedir. Hep kendisinin ötesinde gitmek sevdasın­dadır. Kimse kendi içine inmeye çalışmaz."


Herhalde Montaigne'nin " Gözü dışarıda" tabirini kullandığı insanlar, kalabalıklara koşan ve sürekli başkalarının ne yapıp ne ettiği, nereye gittiği, kendisine ne aldığı ya da ne giydiğinden başka meşguliyetleri olmayan insanlar. Bu düşünür kendi derinine inmeyi, sürekli kendisini gözlem altında tutmayı yalnız­lıkla başarmıştır. Çünkü insanlarla birarada olursak onların ne yaptığı, kendimizle baş başa olursak bizim ne yaptığımız gün­demimize geliyor.


Gözü dışarıda olmanın, insanlarla sürekli birarada bulunma­nın daha kötü yanları da var. Öyle günahlarımız var ki bunlar insanlarla birlik olmamız neticesinde meydana geliyor. Ve yal­nız kalmadığımız müddetçe kurtulamıyoruz.


Mesela gıybet et­mek ve dinlemek. Yalnızken kendi kendimize gıybet etmenin imkânı yok. Yalnızken ancak kötü zanlarda bulunabiliriz ki, bu da zaten haram edilmiş. O kötü zanlar beslediğimiz insanı tanı-masaydık, ya da onun yaptığını görüp, düşünüp gözü dışarıda olmasaydık bu da olmazdı.


Sonra iyiliği emredip, kötülükten men etme görevimiz var. Bunu da çoğu zaman yeterince yapamıyoruz. Susunca asi olu­yoruz, söyleyince de dargınlıklar, husûmetler başlıyor. Biz de ne yapacağımızı şaşırıyoruz.


Ve gösteriş ve riya. insanlara güzel görünme sevdamız, onla­rın gözünde bir değerimiz olsun diye iyi bir insan imajı oluştur­ma eylemlerimiz bizi çoğu zaman gösterişe ve iki yüzlülüğe iti­yor. Haset ettiğimiz, çekemediğimiz insanlar... Onlara karşı ki­birlendiğimiz insanlar... Ve son olarak kötü arkadaştan da an­cak yalnızlığımıza yönelişimiz sayesinde kurtuluyoruz.


Montaigne gibi, gözü dışarıda insanlar olmayıp, bizim derdi­mizin insanlar olmadığını, çünkü bize çare olamayacaklarını, bizim derdimizin fendimizle olduğunu anlamak için yalnızlığa ve tefekküre ihtiyacımız var. Kendi iç dünyamızı, kâinatı, mahlûkatı tefekkür ederek Rabbimize daha çok yakınlaştığımızı görmemiz için yalnızlığa ihtiyacımız var. Ama bu noktada yal­nız kaldığımızda neler yaptığımıza çok dikkat etmemiz gereki­yor. Faydasız şeylerle oyalanıp yalnızlığımızı gidermeye, unut­maya çalışırsak o zaman zararlı şeyler elde ederiz.


Peygamberimiz (a.s.m.) bile önceleri yalnızlığı ve uzleti se­verdi. Nur Dağında peygamberlik makamı kendisine verilince­ye kadar hep Hira mağarasına gitti ve insanlardan uzak durdu. Rabbinden gelecek olan müjdeleri, nurları almak için Onunla başbaşa kalmak ve Onu yaşamak için.


Rabbimizi kâinatın çok ötelerinde bir yerde, çok uzaklarda zannetmemeliyiz. Madem ki biz insanlar küçük bir kâinatız ve madem ki Rabbimiz bize şah damarımızdan daha yakın ve gön­lümüz de Allah'ın evi, o halde Onu kendi içimizde, canımızda aramalı ve Ona, tefekkürle, ibâdetle, faydalı ilimlerle yaklaşma­ya çalışmalıyız.


Bakınız Malik bin Dinar (r.a) ne diyor: "Allah ile konuşmayı, insanlarla konuşmaktan daha çok sevmeyenin, ilmi az, kalbi hasta, Ömrü hederdir."


Bir kimse bir veliye dedi ki: "Yalnızlığa nasıl sabrediyorsun?" Veli zat cevabında şöyle dedi: "Ben yalnız değilim. Hakla bera­berim. Onunla gizli konuşmak istediğim zaman namaz kılarım, O bana sırrını açmak dilerse Onun kitabını okurum."

Fudayl bin Iyad da şöyle diyor:

"Gece olunca sabaha kadar Allah ile halvette olurum diye kalbim sevinir. Sabah olunca, in­sanlar bu halvete mâni olur diye üzülüyorum."
İnsanlarla bedenî, maddî yalnızlıklarımızı gidermeye çalışı­yoruz. Bu yüzden de mânevi yalnızlıklara düşüyoruz.


Onlar varken mutlu, onlar yokken mutsuz hale geliyoruz böylece. As­lında insanlardan uzak ve yalnız kalırsak Rabbimizi hep yanı­mızda hissettiğimiz için, meleklerini, mahlûkâtını tefekkür etti­ğimiz için, ibadet ettiğimiz için manevî yalnızlıktan kurtuluyor ve zengin bir iç âlem sahibi oluyoruz.

İnsanlarla birarada olmak önemli değil, önemli olan kimlerle birarada olduğumuz ve be­raber olunca kimlerden konuştuğumuzdur. Buna önemle dik­kat edersek, zarardan kurtulmuş oluruz. Yalnızken de dikkat edeceğimiz husus, yalnızlığımızı paylaşacak en güzel dosta, en eüzel yardımcıya, kimsenin bilmediği gönlümüzü bilen, biz uyurken bile bizi unutmayıp, bizi yalnız bırakmayan Rabbımıze yönelmek.





Hülya Kartal
 
Üst