Uzay çağında bir veli

UBEYDUN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
16 Ara 2006
Mesajlar
2,548
Puanları
83
Uzay Çağında Bir Veli
Ebul-Hasen en-Nedvi

Yirminci Asırda Hindistan Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin hicretinden bir asır geçmeden, İslam Hindistan’a ulaştı. Diğer topraklarda olduğu gibi orada da İslam hızlı bir şekilde yayılmaya başladı. Bir dinler ve diller mozaiği olan Hindistan’da İslam çok çabuk gelişti. Yirminci asrın başlarında elli milyon civarında Müslüman vardı orada. Münbit toprakları, stratejik mevkii ve güçlü tarihi nedeniyle Hindistan, İngiltere’nin ağlarına takıldı. Fakirliğinden ve farklı etnik yapısındanda yararlanarak onlarca yıl Hindistan’ı sömürdü. En ağır bir sekilde insan nasıl aşağılanabilirse onu yaparak insanını aşağıladı. Bereketli topraklarından elde edilenlerini ülkesine taşıdı.Hem toprağı sömürdü hem de beyinleri.

İngiltere Hindistan’dan çıkarken girdiği gibi çıkmadı. Girdiğinde büyük bir Hindistan vardı. O çıktığında Hindistan, Pakistan, Bengladeş ve Keşmir diye dört isim bırakarak çıktı. Bu bölünme en çok Hindistan Müslümanlarının aleyhine oldu. Hindistan’da siyaset olarak söz söyleyemeyecek,ekonomik olarak ayakta kalamayacak hale geldiler. Zaten fakir olan genel nüfusun en fakiri onlar oldu. Önemli bir güç Pakistan tarafında kaldı. Keşmir bir esaret bölgesi olarak ezildi. Bengladeş kenara itildi, yok sayıldı. Onlarca asrın insani birikimi İngiltere’nin elinde bir iki yılda kül oldu.

Gerek Hindistan adı ile kalan bölgede ve gerekse Pakistan tarafında Müslümanlar, bütün zorluklara ve yokluklara rağmen yılmadan İslamî kimliklerini korumaya çalıştılar. Medreseler kurdular, çocuklarını okuyabilecekleri yerlere gönderdiler. Camiler yapıldı. İslamî kültür canlı tutuldu.

Uzak bir diyar olmasına rağmen tarih boyunca Hindistan, büyük isimler yetiştirdi. İslam kütüphanesine değerli eserler kazandırdılar. Çığır açan, peşinden kitleleri çeken önder şahsiyetler yetiştirdiler. Yazdığı eserler İslam âleminin her yerinde pek çok dilde okunan bu şahsiyetler o kadar İslam’a ve Müslümanlara mal oldu ki, Müslümanlar o zatların Hindistan topraklarında doğmuş büyümüş kimseler olduğunu dahi çoğu zaman bilemediler. Şah Veliyyullah Dehlevî, Ahmed Faruk Serhendî (İmam Rabbanî), Şiblî en-Numanî, Muhammed İlyas, Ebu’l-A’la el-Mevdudî, Ahmed Didat, Rahmetullah el-Hindî bu isimlerden bazılarıdır. Bilhassa Muhammed İlyas ve Mevdudî bu isimler arasında evrensel hale gelmiş isimler oldu. Mevdudî,Müslümanların siyasi ufkunu açmaya çalıştı. Kur’an’a ve Sünnet’e bakıştaki ciddiliği bir çığır oldu. Pakistan’da siyasete şekil verdi.Hindistan kökenli olup, dil ve coğrafya farkını asarak İslam’a ve Müslümanlara mal olmus,mezhep ve düsünce ayrıntılarında eriyip gitmemiş en önemli şahsiyetlerden birisi hiç süphesiz Şeyh Ebu’l-Hasen Ali en-Nedvî’dir. Hindistan’da doğup büyümüş, yazdığı eserleri bütünMüslümanlarca benimsenmiş bir şahsiyet olarak önümüzde durmaktadır.
 

UBEYDUN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
16 Ara 2006
Mesajlar
2,548
Puanları
83
Nedvî rahmetullahi aleyhi1914 yılında doğdu. On yaşına gelmeden babası vefat etti. 1929 yılına kadar hafızlığı bitirdi.Urduca, İngilizce ve Arapça öğrendi. 1939 yılından itibaren Hindistan içindeki İslamî çalışmalara başladı. 1943 yılında ilk defa ‘İslamî İlimler Merkezi’ ni kurdu. 1948 de Nedvetü’l-Ulema’ya seçildi. 1961 de genel sekreteri oldu. 1951 de ‘İnsani Mesaj’ hareketini oluşturdu.1986 da ‘İslam Edebiyatı Birliği’ ni kurdu. 16 uluslar arası İslamî kuruluşa kurucu üye oldu.177’si Arapça olmak üzere 700 den fazla konuda kitap ve araştırma yayınladı. Arapça 67 kitap yayınladı. Yazıları, hemen hemen bütün dünya dillerine tercüme edildi.31 Aralık 1999 Cuma günü (23 Ramazan 1420) mescidde itikâfta iken abdest aldı. Her Cumagünü yaptığı gibi Kehf suresini okumaya başladı. Sure bitmeden ömrü bitti. Mushafın üzerine yığıldı kaldı. 86 yıl süren bereketli bir hayatı geride bırakıp Rabbine kavuştu. O gece aile kabristanlığına defnedildi.

Bereketin Kökleri Annesi Hayrunnisa, Şerife bir kadındı. Hafızdı. Kitap yazıyordu, Şiiri vardı. Küçük yaşta oğlunun Kur’an’la tanışmasına önem verdi. Onu iyi bir hafız yaptı, değerli hocalara teslim etti.Nedvî, ilk yıllarından itibaren Ahmed bin Hanbel,Ömer bin Abdülaziz, İbni Teymiye, Ahmed Serhendî,Şah veliyyullah Dehlevi ve Muhammed İlyas’tan etkilendi.Onların ilim ve cihad aşkını kendisine örnek aldı. Örnek aldığı bu Şahsiyetlerin hepsi kendi dönemlerinde,İslam’ı en üst derecede müdafaa eden gayretlerin sahibi kimselerdi:Ahmed bin Hanbel, yaşadığı dönemde iki şeyle meşhur olmuştu. Biri: Onun milyonla ifade edilen hadis bilgisi ve yazdığı muhteşem hadis kitabı Müsned’idir. Diğeri ise: Mutezile mezhebinin ihdas ettiği Kur’an mahlûk mudur değilmidir, fitnesine karşı,insanlık tarihinde az görülmüş bir dik duruş sergilemesiydi.Onun o günkü dik duruşu bugün Müslümanların berrak bir din sahibi olmalarının nedenlerindendir.Ömer bin Abdülaziz ise, bir ıslah adamıdır.Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemden sonra henüzbir asır geçmeden dünyevileşmenin derin izlerini İslamî yönetimde gören Müslümanlar, kendilerini ellerikolları bağlı çaresiz hissediyor, böyle geldi böyle gidecek her halde diye inanmaya başlıyorlardı ki, Ömerbin Abdülaziz geldi. Çok kısa bir zamanda sadece iki yılda her şeyi yerine oturttu. İki yılda asr-ı saadeti canlandırdı.Ahmed Serhendi de, yaşadığı dönemde İslam’a sokulmak istenen fitnelere karşı kıyam etmiş bir davet ve tasavvuf insanıdır. Bidatlerle mücadele etmiş,Kur’an ve Sünnet’in yerine hiçbir şeyin geçirilemeyeceğini belgeleyerek gitmiştir.
devam..
 

UBEYDUN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
16 Ara 2006
Mesajlar
2,548
Puanları
83
Sadece ilim ve
sadece fikir değil!

Nedvî’yi emsallerinden farklı kılan nokta ise şuydu:
İslam âleminin başında dönen olaylar, genellikle Müslümanların ileri gelenlerini karamsarlığa sevk etmis, düşünme kapasitelerini yöreselleştirmişti.Nedvî ise, her olayın ardından şu gerçeği zihninde perçinliyordu:

Müslamanlar ve insanlık bu maddecilerin eline terk edilemezdi.Fikir emperyalizmine karşı, İslam’la onur duyan bir nesil yetiştirilmeli ve Ebu Bekir’in karşısında bulunmadığı bu yeni irtidat hareketini durdurmalıydı.


İbni Teymiye de farklı bir dönemde farklı işler yapmış bir şahsiyettir. İslam toprağına gözdikmiş Moğolların ezip geçen baskınları karsısında fiili cihada katılmış eli kılıçlı bir mücahiddir. Sünnet’ten sapma meyillerine karşı dili ve kalemi kılıçlaşmış, sert ve tavizsiz bir âlimdir.Salahaddin Eyyübi ile de çok ilgilendi. Ashabı kiramı sevdiği duygu ile onu sevdiğini ifade etti.Nedvî’nin etkilenip kendisine örnek aldığı bu şahsiyetlerden kimden ve neden etkilendiği,içindeki sıkıntıların özünde neyin bulunduğu çok iyi anlaşılmaktadır. Bir de onun sahabe aşkını buna ilave edersek önümüzde çok iyi görülebilen bir tablo oluşur.Muhammed İlyas’la buluştuktan sonra Tebliğ cemaatinin çalışmalarına da katıldı.Tefsir ve Siret-i Nebi ile çok ilgilendi.

Nedvî rahmetullahi aleyh, bütün Müslümanlar gibi yaşadığı asrın dertlerinden etkilenmişti.Basta Hilafet’in kaldırılması olmak üzere ardı ardına onlarca büyük olay onu her gün derinden etkiliyordu. Filistin’den gelen her haber onu yaralıyor, düşüncelere salıyordu.

Rabbani,
İslamî,
Muhammedî,
Evrensel
Bu ümmet, bilen, bildiğiyle amel eden ve bildiğini öğreten âlime Rabbanî demiştir. Nedvî,bilen, bildiğiyle amel eden ve öğretmek için gecesini gündüzüne katan biri idi. Tam anlamıylaRabbanî idi.Yediğinden içtiğine, konuştuğuna, oturup kalktığına Kur’an hükmediyordu. Onu İslam’a uygun olmayan bir işi yaparken gören olmadı.Olduğu gibi İslam’a adanmıştı. Tam anlamıyla İslamî idi.Hazreti Hasan radıyallahu anhın neslindendi. Soyu da Muhammedî idi ahlakı da. Zühdü ile,gayreti ile, ibadetiyle Sünnet’e uygun yasamıştı. Tam Muhammedî idi.Hindistan gibi ücra bir yerde doğdu, yaşadı. İslam âlemini şehir şehir gezdi. Onun dilini konuşanlarda konuşmayanlar da mezhepleri, meşrepleri ne olursa olsun onu tanıdılar, sevdiler. O tam evrenseldi.


Evrenseldi. Müslümanların başsız olmaları halinde iyi bir Müslümanlık yaşayamayacaklarına inanıyordu. Bütün Müslümanların tek bir başı olması için babası da uğraşmıstı, o ölünce bu gayret oğlu tarafından sürdürülmüştü. Müslümanları birleştirmek, birlikte bir iş yapmak için nerede bir faaliyet gördüyse hemen orada ilk üye o oldu. Her davete kostu.
 

UBEYDUN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
16 Ara 2006
Mesajlar
2,548
Puanları
83
Dengeli ve Mutedildi

Onun yaşadığı dönemde İslam âlemi askeri, siyasi ve ekonomik sıkıntıların içinde kavruluyordu.Hindistan barut fıçısı gibiydi. Hilafetin kaldırılmasından sonra büyük bir bası boşluk fikre ve siyasete hâkimdi. Cemaatler çoğalmış, birlik ve beraberliği sağlayacak bir merkez kalmamıştı. Önder insan azalmıştı. Olan önderler de kendi ekseni etrafında dönüyor, evrensel bir açılım gösteremiyorlardı. Müslümanlar dağınıklıkları bir yana, bir arada olabilenleri de kırılgandı. Konuşulamıyor, konuşulan tesir etmiyordu. Çaresiz bir bekleyiş kahrediyordu.Nedvî, en sessiz günlerde yazdı, konuştu. Konuştuğu dinlendi, yazdığı okundu. Uzak diyarlardan,Hindistan’dan yazıp, konustuğu halde müessir oldu. Eserleri farklı dillere tercüme edildi. Mısır ve diğer Arap ülkelerinde genis yankı buldu.Çünkü heyecanlı ama mutedil konuşuyordu. İçi volkan gibi parladığı halde kimseyi kırmıyordu. İnsani ilişkilerindeki inceliğe sadece Müslüman kardeşleri değil,ülkesindeki İslam düşmanı Hindular bile hayran oldu. Seçtiği konular, herkes için aciliyeti olan, kimsenin bana gerekmez diyemeyeceği konular oldu. Yumuşaklık gerektiğinde yumuşak, heyecan gerektiğinde heyecan gösterdi. Ama hiç kızmadı. O mütebessim dudaklarından bal döküldü.Onu dinleyenler aynı anda bir edebiyatçıyı, bir tarihçiyi, bir müfessiri, bir muhaddisi dinlediklerini zannettiler.Üzmedi, küstürmedi. En ağır konuları dahi nezaketiyle dillendirdi. Onu dinleyenler, konuştuğu sözlerin etkisinden günlerce kurtulamadılar. O ise mütevazi üslubu ile sadece konuştu,sadece yazdı.Günübirlik bir heyecanla değil, asırların derin izleriyle yazdı, konuştu.Ahireti anlatırken dünyayı ihmale etmedi. Vahiyden söz ederken aklı çiğnemedi. Onun sözlerinde dünya ile ahiret arasında, ilimle iman arasında, geçmişe bağlılıkla gelişmeleri izleme arasında muazzam bir denge vardı. Bu nedenle de gittiği her yerde dinlendi. Yazdığı bir satır yazı bile arandı bulundu, okunup arsivlere kondu.Batıyı tenkit etti. Ancak tenkit ettiği şeylerin gerekçesini gösterdiği gibi, asıl izlenmesi gerekenyolu da gösterdi. Kuru bir tenkitçi değildi. Bir medeniyet kurmaya çalıştı.Gezdiği gördüğü yerlerden etkilenmedi. Amerika’ya gitmeden önce, Avrupa’yı görmeden önce o medeniyet için ne diyordu ise, gezip gördükten sonra aynı şeyleri söyledi.Dışı gibi içi, içi gibi dışı vardı.Ümmetinin dertleriyle dertlenmişti ama dertler onu yıldırmamıştı.Müslümanlara çok zor bir dönemlerinde yeni bir ruh yeni bir dil kazandırdı.
 

UBEYDUN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
16 Ara 2006
Mesajlar
2,548
Puanları
83
Ahlakı

Güleryüz, cömertlik, incelik, yumuşaklık, sabır, denge, tevazu, zühd, ciddiyet, ihlâs,umut, tevekkül. Bu kelimeler, elli yıl onunla beraber bulunanlarınsöz birliği etmişçesine onun ahlakını tarif ederken kullandıkları kelimelerdir. Her ölenin arkasından bu tip övgü kelimeleri dizilir. Ama belgelenemez. Bu kelimeleri o, yazılarında hak etti. Konuşmalarında hak etti. Çevresindekilere davranışlarında hak etti.O, aile kökünün insanda nasıl müessir bir unsur olduğunu gösteren bir ahlakın sahibiydi. Bunun için de yazısı ve sözü,başkalarından daha müessirdi. Çünkü o, yazdıklarını ve söylediklerini kendisinde yaşıyordu. En edebi cümleleri kuruyor ama edebiyat yapmıyordu. Yüreğini konuşturuyordu.Zahiddi, mütevazi idi Davet edildiği uluslar arası toplantılar için gittiği ülkelerde,kendisine tahsis edilen lüks otel odalarına yerleşmezdi. Talebelerinden veya arkadaşlarından birisinin evine gider orada konaklardı. Aynı otelde yapılan toplantıdan çıkar, bir gecekonduda akşamlardı. Onunla beraber o toplantıya katılan başkaları ise o lüks otelde kalırlardı. Çağırıldığı toplantıdan çıkar, o bölgedeki Hindistanlı Müslümanların dertleri için birtoplantı daha yapardı. Bir dert masasından kalkar, öbür dertmasasına otururdu. Ama yılmaz, usanmazdı. Böyle zamanlarda kendisini davet eden zenginlerin evlerine gidip kalmaz,zenginin tesirinde kalmış olmak istemezdi. Gittiği davetlerde yemek seçmez, bulduğundan biraz yiyip, yemekte geçen vakti,oradaki Müslümanların durumunu soruşturarak geçirirdi.

Evi ve çalışma bürosu ibretlikti. Şu ashab-ı kiram hakkında anlatılanların bir benzerinin görülebileceği müze gibi bir evde yaşıyor, ondan daha düşük bir büroda milyonlarca Müslümanı aydınlatan fikirlerini kaleme alıyor, önünde diz çökmekle müşerref olanlara feyiz saçıyordu.Yirminci asrın büyük davetçisi, fikir adamı ve önderinin evi mobilyasızdı. Onun çalışma bürosunda iki sedir, sedirin üzerinde battaniye kalınlığında bir yatak, yatağın üzerinde bir battaniye, iki yastık vardı. Duvara çakılmış çivilerde elbiseleri ve bastonu asılı duruyordu. Duvarın bir köşesinde eğilip, büzülmüş bir tencere, iki-üçtabak, bir çaydanlık ve içinde kuru gıda olduğu belli olan bir iki kutu. Bir de gazocağı. Yerde bir abdest ibriği ve leğen!Odanın öbür ucunda bir yer minderi. Minderin önünde yazı yazmak için konduğu belli olan bir sehpa, yaslanmak için bir minder. Oturunca bas hizasına gelecek yerdebir masa lambası.Sadece bu kadar!

devam..
 

UBEYDUN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
16 Ara 2006
Mesajlar
2,548
Puanları
83
Mısır’a yaptığı ilk ziyaretinde,Seyyid Kutub’la buluştu. Hasan el-Benna’yı sordu. Saatlerce,gözyaşları içinde onun çalışmalarını ve şehadetini dinledi. O gezilerinden birinde tanıdığıTürkiye’den gidip orada okuyan öğrencilerden biri olan Emin Saraç Hocaefendi’yi bir daha unutmadı.Ezher’i ziyaret etti. Ziyaret çıkışında, Mısır’da ençok dikkatini çeken şeyin ne olduğu soruldu kendisine.Su cevabı verdi:‘Bu kadar sakalsız âliminereden buldunuz?

Müslümanların önünün tıkandığına inananlara karşı, o köklü medeniyeti yeniden hayata kavuşturmak için dünyayı bir ucundan öbür ucuna dolaşan o büyük davetçinin,medeniyet yaşatma merkezinin tasviri bu kadar.Çalıştığı büronun duvarları badanasızdı. Giydiği terlikleri döküktü. Oturduğu minderin kumaşı söküktü. Alüminyum ve eğri büğrü tabaklarda yemek yiyordu.Önüne konan yemek, karabiberin bulamacı gibi bir yemekti.Ekmeği, açı doyurmaz kalınlıktaydı.Odası virane, yüreği mamurdu.O hiç yaşlanmadan, dip diri heyecanıyla öldü. Ümmetinin dertleriyle doğdu, o dertlerle yaşadı, o dertlerle Rabbine kavuştu. Talebeleriyle ve dinleyenleriylebir arada olduğu zamanları sevdi. O bir ayet, bir hadis okuduğu meclisi hiçbir lükse değişmedi. O inandıklarını konuştu, inandıklarını yazdı.Onu bir keresallallahu aleyhi vesellem’ derken dinleseydiniz!

Çok kimseler siret kitabı yazdı.Herkes Peygamber aleyhisselamı sevdiğini söyledi. Herkes ashabın fedakârlıklarından söz etti. O isebir başkaydı. Onun ‘Resulullah’sözcüğü anıldıktan sonra salavat getirişi bir başkaydı. O ‘sallallahualeyhi ve sellem’ derken, yanındakiler bu sözde, bir küçük çocuğun,‘canım dedeciğim, al beni!’ yalvarışını duyar gibi olurlardı. Onun Peygamber sevgisi baska bir şeydi. Onu sevdi, Ümmetini sevdi. Hadislerini sevdi, sahabilerini sevdi.Siret kitabı yazdı. Yazdığı kitabı, İslam dünyasına yayılınca, ilk defa bu kadar yürekten yazılmış, tesir bırakıp, ağlatan bir kitap okudu Müslümanlar. O kitaba yazdığı mukaddimesi, bir hazine gibi düştü kütüphanelere.
 

Edibe Ziyâi

Agâh ol ey nefsim..
İhvan Üyesi
Katılım
13 Kas 2006
Mesajlar
2,550
Puanları
0
Tasavvuf: Ruhbanlık değil Rabbaniliktir .. diye bir kitabını okumuştum.. çok gönüş bir vizyona sahip.
Allah ondan razı olsun
 

UBEYDUN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
16 Ara 2006
Mesajlar
2,548
Puanları
83
Yusuf Kardavi’ye ait bir hatıra

Vefatından otuz yıl kadar önce bizi Katar’da
ziyaret etmişti. Başkanı bulunduğu
Nedvetu’l-Ulema’nın ilmi çalışmalarındaki
maddi imkansızlıkları anlattı. Arkadaşlarımızdan
bazıları, bir gurup zengini ziyaret
edip yardım talep edelim, diye teklifte
bulundular. ‘Böyle bir şey yapamam!’ dedi.
Neden yapamayacağını sorduğumuzda
şu cevabı verdi:

Bu insanlar hastadırlar. Hastalıkları
da dünya sevgisidir. Biz ise onların doktorlarıyız.
Doktor, hastasına el uzatıp
yardım istedikten sonra onu nasıl tedavi
edebilir? Tedavi edeceği sey, dünyasıdır;
o da ondan onu istiyor!”

Sen kendin icin istemeyeceksin ki?’ dedik.

Dedi ki:
Zenginler, isteyip, alan sen oldukca
kim icin istediğine bakmazlar!’

Bu sefer dedik ki: ‘Ramazanın son on gununde
burada kal. Biz o işi hallederiz.’ Bu
sefer cevabı şu oldu:

Benim ramazanın son onunda programım
var. Hiçbir nedenle onu bırakamam.
Rabbimle baş başa kalabildiğim
iyi bir fırsatımdır o.” dedi.
Biz de anladık ki, onun başka bir alemi
var.
 

UBEYDUN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
16 Ara 2006
Mesajlar
2,548
Puanları
83
Bir Mücevher Kitap

Nedvi’nin ilk kitabı ‘Müslümanların Gerilemesiyle
Dünya Neler Kaybetti?’ isimli kitabıdır.
Bu kitabı ilk defa Arapça olarak İslam dünyasına
yayıldığında, kitaplarıyla meşhur yazarlar bile hayranlıklarını
gizleyemediler. Adeta hatmedilir gibi okundu kitabı.
Defalarca basıldı. Karışmış zihinlere düzen getirdi.
Kurumuş pınarlara su verdi. 1950’den 60’a kadar
bu kitap konuşuldu. Müslümanların gerilemesiyle
asıl kaybedenin dünya olduğunu belgeledi. Müslümanlara
biz neymişiz de haberimiz yokmuş şuurunu
kazandırdı.

Kitabın yazılmasının üzerinden yarım asırdan fazla
bir zaman geçti. Hala bir mücevher olarak okuyucularına
hitap edebilen nadir kitaplar arasında yer
almaktadır. O kitabı okuyan herkes, Nedvi’nin yüreğinde
kaynayan kazanı hissetti. Onu sevdi, ona
dualar etti.

Kitapta siyasi ve ekonomik boyutuyla cahiliye donemini,
cahiliyeden İslam’a geçişin sürecini, İslam
Medeniyeti’nin temel yapısını, gerilemenin nasıl
başlayıp büyüdüğünü, Avrupa hakimiyetinin temellerini,
Avrupa’nın geleceğini, yeniden diriliş ve
kurtuluşun nasıl olacağını belgeleriyle yazdı.

Sonra bu hasreti dinmedi, aynı kitabı çocuklar için bir kere daha yazdı. Çocukları da heyecanla doldurdu.

devam..
 

Turkbeyi

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
27 Eyl 2007
Mesajlar
2,959
Puanları
83
sohbetlerden duydugum islamiyet son buluncaya kadar yani kiyamet kopuncaya kadar evliyalarin gelecegi ve bu evliyalarin 24bin civarinda oldugunu hatta daglara benzetildigi kuranda sabit olmasi gerek. ve bir velinin vefatiyla yerinin yeni bir veli ile doldurulacagini, hic eksilmedini duymustum. isterse yildiz cagi olsun gene onlar geleecek taki kiyamet kopuncaya kadar...

inancimiz sonsuzdur hercagda her gunde her devirde gelebilirler.


hatalrim varsa elestirilmeye gidilmeden arkadaslardan ricam duzelterek buraya yazarlarsa memnun ve duaciniz oluruz...
 

UBEYDUN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
16 Ara 2006
Mesajlar
2,548
Puanları
83
Allah teala'ya ihlaslı olarak ve bilinçli olarak kulluk eden her mümin
Allah'ın dostudur velisidir

nevarki yukarıdaki gibi bazı şahsiyetler kullukta amiyane tabir ile zirve yaparlar

bizlerde onların izinden gittiğimiz sürece maksuda ulaşırız inşaAllah
 

UBEYDUN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
16 Ara 2006
Mesajlar
2,548
Puanları
83
Nedvi’nin dert dolu küpü

Onun dert küpünde, yaşadığı toprakların dertleri vardı. Hindistan, fakirlik ve sömürülmüşlüğün yanında, büyük etnik sıkıntılar yaşıyordu.
Arap dunyası onun göz bebeğiydi. ‘Arap’ sozcuğu ona çok derin şeyler hatırlatıyordu. Arap dünyasına hitaben yazdığı makalelerden bazılarının başlığına bakıldığında bile ondaki heyecan görülür:

Dinle Mısır!” Dinle Suriye!” Arap Aleminin Son Çıkmazı!”, “Dinle Kuveyt!” “Beni İyi Dinleyin Araplar!”, “Araplar Yeniden Nasıl Yükselir?’

Bunlar onun Arap ülkelerinde verdiği konferanslarından bazılarının başlıklarıdır. Ona gore insanlığı Araplar cahiliyeden kurtarmıştı. Şimdi de yine onlar bu işin başını çekmeliydiler.

Filistin ve Kudus onun derdiydi.
Türkiye’ye başka bir hayranlığı vardı. Osmanlı ve Hilafet, Türkler onun şuurunda çok derin izler bırakmıştı. Turkiye’ye 1950 lerde yaptığı ilk geziyi ‘Turkiye’de İki Hafta’ ismiyle kitaplaştırdı.

İslam dünyasının eğitim sorunu ile ilgileniyordu.
Edebiyatla ilgilendi. Müslüman Edebiyatçılar Birliği’ni kurdu.
Batılı eğitim sistemlerinin körü körüne alınmasının sonucu olarak şu dört
sıkıntının ortaya çıktığını, öncelikli olarak bu sıkıntılarımızın giderilme yollarının
geliştirilmesini tavsiye etti. Bu tavsiyesini de diyar diyar gezip anlattı:

- İslam’la Müslümanlar arasında uçurum oluştu. İslam’dan söz ettiği halde
yaşamında İslam dışı sistemlerin etkisi görülen nesiller oluştu.

- Madde ve bencillik azdı. Her şey parayla ölçülür oldu. Herkes kendisini
düşünür oldu.
- Dünya sevgisi akidenin önüne geçti.
- Lüks ve israf yayıldı. Lükste yarış başladı.
 

UBEYDUN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
16 Ara 2006
Mesajlar
2,548
Puanları
83
Kitaplarına Koyduğu İsimler
Kalbindeki Volkanı Yansıttı:
Yeniden İslam’a”, “Araplar ve İslam”,
Kur’an ve Sünnet’e Göre Dört Temel”,
Kur’an’a Göre Nebilik ve Enbiya”,
“İman Rüzgarı Esince”, “İslamda
Düşünce ve Davet Önderleri”, “hür
İslami Eğitime Doğru”, “Medine’ye
Yol”, “Ruhbanlık Değil Rabbanilik”.


Gezdiği yerlere hareket getirdi. Umut dağıttı. Yol gösterdi. Güzellikleri övdü, yanlışlıkları yerdi. Türkiye’ye yaptığı bir geziden sonra yazdığı gezi notlarında, israfın büyüklüğünü görünce o azametli devletin neden çöktüğünü anladığını söyledi. Türkiye’de Müslümanların camilerdeki ibadet düzenine hayranlığını beyan etti. 1951’de Mısır’a yaptığı bir gezide Şeyhulislam Mustafa Sabri Efendi ile buluşup hasret giderdi.


Eğitime Yön Veren Tavsiyelerinden
-Ümmetin geleceğinde eğitim, en büyük, en
önemli ve izi en derin mesuliyettir.
-Eğitim ve öğretimde amaçlarla araçları
ayırt etmek gerekir.
-Eğitim sistemi, bir ülkeden diğerine ithal edilebilir
bir eşya değildir.
-Arap yarımadası İslam’ın başkentidir.
Orada İslami terbiye dışında bir eğitim sistemi
uygulanamaz; bunu benimsemeyen orayı
terk etsin.
-Bir eğitimde kalbin, akıl kadar payı olmalıdır;
hatta daha fazla bile olmalıdır. Nefisleri temizleyen,
takvayı üreten, Allah’a yönelten budur.
-Mescid-i Nebi’deki Suffa ile bağlantısı olmayan
bir medresenin medrese olarak anılması
doğru değildir.
-İslami eğitimin temel karakterlerinden biri
din ile dünyayı birleştirmesidir.
 

UBEYDUN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
16 Ara 2006
Mesajlar
2,548
Puanları
83
1- Bütün zamanlardan daha güçlü bir şekilde Kur’an ve Sünnet’e
bağlı olmalı, bu ikisini düşüncesinin kaynağı ve taviz
veremeyeceği iki esası olarak görmelidir.

2- Ümmetin geçmişi ile bağı güçlü olmalıdır. Kendisinden değil,
seleften başlayan bir tarih yazmalıdır. Uyduran değil
uyan olmalıdır.

3- Ümmetin iç sorunları arasında erimemeli, bir ekolun veya
mezhebin, akımın adamı olarak kalmamalıdır. Mezhebine,
özel düşüncelerine, kendisine örnek seçmiş olabileceği meşhur
isimlere rağmen ümmetin tamamını kuşatan bir anlayış
sahibi olmalıdır. (Bu alanda Nedvi muhteşem bir ornektir. Hanefi
mezhebine müntesip bir diyarda, bir tarikat koluna bağlı olarak yetiştiği
halde Ahmed bin Hanbel’e hayranlığını gizlememiş, onun hakkında
eser dahi yazmıstır. Aynı şekilde birbirinin iki zıt ismi, İbni Teymiye
ile İmam Rabbani’yi aynı anda sevmiş, övmüş ve ikisi hakkında da kitap
yazıp, her ikisinden de etkilendiğini beyan etmistir. Ne İbni
Teymiye sevenleri onu dışlamıştır ne de İmam Rabbani sevenleri onu
samimi olmamakla itham etmişlerdir. Herkes biliyordu ki, Nedvi’nin
derdi, dinidir, akidesidir.)

4- Dünya ahiret dengesini iyi kuran bir anlayış sahibi olmalıdır.
Plazaların altında ezilmeyen, tekkelerde kaybolup gitmeyen
bir düşüncenin takipçisi olmalıdır.

5- Para ve şöhret afetine karşı sahabe azmi ve ciddiyetiyle
ayakta kalabilmelidir.

6- Zahid olmalıdır; dünya malına tenezzülsüzlüğu örnek olmalı,
cennetten başka bir beklentisi olmadığı, sözlerinden ve
yazılarından çok tavırlarından anlaşılmalıdır.

7- İbadetlerini herkesten daha titiz bir şekilde yapmalıdır. Sünnetler
dahil, herhangi bir ibadeti ihmal etmemelidir.

8- İlme teşvik etmeli, günübirlik siyasetler peşinde olmamalıdır.
Yeni neslin nasıl yetişeceği ile ilgili projeleri olmalıdır.
 

UBEYDUN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
16 Ara 2006
Mesajlar
2,548
Puanları
83
Allah’a Davet Eden Bir Alim Olarak
Şeyh Nedvi’nin Düşüncesinin
Temel Prensipleri


(Bu bolum, Şeyh Yusuf Karadavi’nin Tanıtımından Derlenmistir)
1- Maddeciliğe karşı iman köklendirilmelidir. Allah’a iman, ahirete, sevap
ve cezaya iman güçlendirilmelidir.

2- Vahiy kesinlikle akıldan üstün tutulmalıdır. Nübüvvet nuru akıl nurundan
üstün görülmelidir.

3- Kur’an, ebedi bir kitap, İslam’ın kaynağı, İslam Milleti’nin ruhu, imanın
esası ve Şeriat’ın aslı olarak görülmelidir. Nedvi, Kur’an hakkındaki bu
düşüncelerini anlatmak icin Lekno’da yıllarca tefsir hocası olarak görev
yaptı.

4- Sünnet ve Siret-i nebi ile bağlar güçlü tutulmalıdır. Siret-i nebi bir tarih
kitabı gibi okunmamalıdır. O bir enerji kaynağı olarak okunup, ondan
yararlanılmaldır.

5- Müslüman olmanın gerçek anlamı insanlara verilmeli, zaten var olan bu
ruha kıvılcım verilmelidir ki nuru parlasın. Bu düşüncelerini anlatmak için
de ‘Dört Temel’ kitabını kaleme aldı. Bu kitapta, namaz, zekat, oruç ve
haccı farklı bir pencereden okuyucusuna tanıttı.

6- Yapıcı olmayı ilke edindi. Tenkit yerine ufuk açtı. Doğruyu gösterdi. Ayrıntı
sayılabilecek konulara girmedi. Bunu yaparken de, dininden taviz
vermeyi de kabul etmedi. Kullandığı mücadele uslubunun dinine zarar
vermemesini esas aldığı icin, ilgilendiği konular ve ilgilenme zamanını,
ilgilenme uslubunu kendisi belirledi. Başkalarına alet olmadı. Çok sevdiği
Seyyid Kutub ve Mevdudi için bile tenkit ifadeleri kullandı ama üzmedi,
kırmadı. Müşfik bir doktorun hastasıyla ilgilendiği gibi ilgilendi.

7- Cihad ruhunun canlı kalması icin uğraştı. İlk kitabı olan ‘Müslümanların
Gerilemesiyle Dünya Neler Kaybetti?’ ile başlayan yazarlığında sonuna
kadar hep bu, bütün yönleriyle cihada teşvik unsurunu kullandı. ‘İman
Rüzgarı Esince’, ‘Şehid İmam Ahmed İrfan’ ve ‘Salahaddin Eyyubi’ kitaplarında
bu uslubu çok açıktır.

8- Tarih bilgisinin canlı kalması icin uğraştı.

9- Batı düşüncesini ve uygarlığını tenkit etti. Maddeciliğin ve modern
cahiliyenin gerçek yüzünü ortaya koydu. Eğitim ve kültür alanında batının
kor bir bataklık olduğunu belgeledi, batı hayranlarını kınadı. Bu arada batının
tamamen reddedilemsine de karşı çıktı. Onlarda araç olan şeyleri alalım,
amaç olanları almayalım dedi.
 

UBEYDUN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
16 Ara 2006
Mesajlar
2,548
Puanları
83
10- Düşüncede bir iman kayması olduğuna dikkat çekerek ümmeti
uyardı. Karşısında Ebu Bekir görmeyen bir riddet fırtınasının estiğini söyledi.

11- İnsanlığı ancak Ümmet-i Muhammed’in kurtarabileceğini, bu ümmetin
uyanışının insanlığın kurtuluşu olacağını dillendirdi. Böylece Müslümanlara,
sadece kendimiz adına değil bütün insanlık adına çalışmalıyız
mesajı verdi.

12- Ashab-ı kiramı sürekli öne çıkardı. Bu ümmetin onların kıymetini
bilmesi gerektiğini söyledi. Onlar üzerinde, Muhammed aleyhisselamın
eğitim gücünün insanlığa gösterilebileceğini ifade etti.

13- Filistin sorununun bir Arap sorunu olmadığını bütün Müslümanların
sorunu olduğunu söyledi. Filistin sorununun da ancak Nureddin Zengi
ve Salahaddin aklıyla ve metoduyla çözülebileceğini defalarca yazdı, konuştu.
Salahaddin Eyyubi hayranı olduğunu çok açık ifadelerle yazdı.

14- Hür bir İslami Eğitim sisteminin oluşturulmasını istedi. Ne Doğudan
ne de Batıdan etkilenmemiş bir eğitim sisteminin kurtarıcı olacağını söyledi.

15- Çocuklarla yarının büyükleri anlayışıyla ilgilenilmesi gerektiğini
yazdı, söyledi.

16- Alimlerin ve davetçilerin Rabbani olmaları gerektiğini söyledi.
Medreselerinde o ruhu verdi. (Rabbani alim, bilen, bildiğiyle amel eden
ve bildiğini öğretendir.)

17- İslami Hareketlerin başıboş bırakılmamasını, Kur’an ve Sünnet’le
yönlendirilmesini istedi.

18- Müslüman olmayanların İslam’la tanışmaları için çalısılması gerektiğine
vurgu yaptı.

Nureddin yıldız hoca efendinin ders notlarından
 
Üst