• Reklamsız versiyon için ÜYE OL

Usul ilmi ve tasavvuf

Ehl-i Sünnet

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
5 Şub 2011
Mesajlar
3,060
Beğeniler
137
Puanları
0
#1
USUL İLMİ VE TASAVVUF

Usul söz konusu olduğunda yaygın olarak yapılan yanlışlardan biri, usul ilmini yalnızca "furu fıkıh" ilminin teorik alt yapısı olarak görmektir. Oysa usul ilmi, furu fıkıh mezheplerinin hangi temellere dayalı olarak ortaya çıktığını izah etme ve gelecekte de fıkıh üretiminin sağlıklı temellere dayanmasını sağlama yanında bütün bir İslam düşüncesinin sağlıklı temellere dayandırılması rolünü de üstlenmektedir / üstlenmelidir.

İslamî ilimlerin her birinin kendisine has bir takım mesâil ve vesâili olmakla birlikte bütün İslamî ilimlerin ortak bir metodoloji etrafında şekillenmesi zorunludur ve bu ortak metodolojiyi tedarik eden ilim dalı ise usul ilmidir.

İslamî ilimleri kendi içinde gâye ilimler ve vâsıta / âlet ilimler olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Bu taksimde hadis ve tefsir ilimleri âlet ilimleri grubunda yer alarak tüm İslamî ilimlere malzeme tedârik eder. Bu malzemenin işlenmesi sonucunda ortaya çıkan makasıd ilimler ise üçtür:

1. İslam'ın inanç sistemi ve dünya görüşünü ortaya koyan kelam / akaid ilmi,

2. İslam'ın hayat nizamı ve pratik uygulamalarını ortaya koyan fıkıh ilmi,

3. İslam'ın ahlak nizamını ortaya koyan ahlak / tasavvuf / sülûk ilmi.

Eğer kelam ve tasavvuf ilimleri usulden bigâne kalırsa ortaya İslam'a aykırı inanç ve ahlakî yapıların çıkması kaçınılmazdır.

Söz gelimi tasavvuf ilmini ele alalım. Geçmişte bu ilmi, şeriatın esaslarına aykırı olmayacak şekilde usul temellerine dayandırma yönünde bir takım girişimler olmuştur. Bu girişimlerin en esaslısını İmam Gazalî'nin İhyâ'sı -eserde yer alan rivayetler konusunda bazı rezervler söz konusu olmakla birlikte- oluşturur. İhyâ, şeriata uygun tasavvufun esaslarını ortaya koymaya çalışmaktadır. Buna karşılık yine tarihte ve günümüzde usulü dikkate almadığı için şer'î usul ve esaslara taban tabana zıt tasavvuf yorumları ve tarikatler de ortaya çıkmıştır.

Şimdi usul-i fıkıh ilminin verilerinin tasavvuf ilminin sağlıklı bir zeminde yürümesine nasıl katkı sunacağını temel konular üzerinden ortaya koyalım:

1. Sûfîlerin nasslara dair işarî / tasavvufî yorumları

Usul-i fıkıh kitaplarının en önemli bölümlerini oluşturan "elfaz" bahisleri, nassların nasıl anlaşılması gerektiğini tespit eder. Nasslardan çıkarılacak hiçbir bâtınî / işarî yorum usulün tespit ettiği anlama yöntemlerine aykırı olamaz. Aykırı ise bu tasavvufî / işarî yorum bâtıldır. Nassların zâhirini ve usuldeki elfaz bahislerini dikkate almak suretiyle yapılan işarî yorumlar ise müctehidlerin kıyaslarına benzer. Nasıl ki nass varken kıyasa başvurulmuyorsa ve nasıl ki kıyas, nassa aykırı olamazsa işarî yorumlar da böyle olmalıdır.

2. Tasavvuf erbabının delil olarak aldığı rivayetler

Usul-i fıkhın (ve hadis usulünün) sünnet bahisleri, sünnetin hüccet olma şartlarını ortaya koymaktadır. Usulün ortaya koyduğu bu yönteme uygun olmayan hiçbir rivayet hangi tasavvuf kitabında yer alırsa alsın, kimin tarafından sahih görülmüş olursa olsun sahih kabul edilemez. Zira hadisin sahih kabul edilme şartları hadisin senedinde yer alan ravilerin adalet [güvenilirlik] ve zabt [işittiğini hafızasında tutabilme] özelliklerine göre belirlenir.

3. Rüya, keşif ve ilham gibi yolların hüccet olması

Usul-i fıkhın edille-i şer'iyye bahisleri, şer'î hükümlerin delillerini ortaya koymaktadır. Bu deliller arasında yer almayan rüya, keşif ve ilham şer'î hükümlerin ispatı için delil olamaz, ümmeti bağlamaz.Olsa olsa bu rüya, keşif ve ilhama muhatap olan kimseyi -şer'î delillere arz etmek ve aykırı olmadığını tespit etmek şartıyla- bağlar.

4. Mürşidin konumu

Usul-i fıkhın ictihad bahisleri, ictihad ehliyetinin şartlarını ve ictihadın alanını ortaya koyar. Hz. Peygamber (s.a.v.) dışında hiç kimse masum değildir. İctihadda hata ve isabet söz konusu olabilir. İsabet eden müctehid iki, hata eden müctehid bir sevap alır. Ehliyet sahibi bir mürşidin, seyr-i süluka dair görüşleri bir tür ictihad gibi değerlendirilebilir. Müctehid masum olmadığı gibi mürşid de masum / hatasız değildir.

Usul ilminin bu kırmızı çizgileri dikkate alınmadığında karşımıza şu tip tasavvufî hareketlerin çıkması kaçınılmazdır:

a) Kur'an ve sünnetin zâhir anlamlarına aykırı bâtınî yorum ve görüşlerin söz konusu olduğu,

b) Fıkıh usulü ve hadis usulü ilimlerinin rivayetlerin sıhhatini tespit konusunda ortaya koyduğu kriterleri hiçe sayıp tamamen uydurma veya zayıf rivayetlerle örülü kitapların yazıldığı,

c) Dinin açık emir ve yasakları bir kenara bırakılarak rüya, keşif ve ilham gibi sübjektif karakterli bilgi yollarının delil diye sunulduğu,

d) Masum olmayıp hata etme ihtimali bulunan bir beşerin kutsandığı, hatasız kabul edildiği

Sonuç:

Usul ilmi, bütün İslamî ilimlerin ve onların kurumsallaşmış yapılarının doğru düzgün işlemesini temin eden alt yapıyı sunar. Buna riayet edilmediğinde sorunların ortaya çıkması, yoldan sapmaların olması kaçınılmazdır. Ve günümüzde maalesef genellikle görülen de budur. Vallahu a'lem.

(Soner Duman /11.Haziran.2017/Pazar)
 

DostunDostu

Süper Moderatör
Yönetici
Süper Moderatör
Katılım
30 Eyl 2013
Mesajlar
5,846
Beğeniler
225
Puanları
63
#2
Usûlün kendisi amaç haline dönüşünce iş raydan çıkıyor.
 
Üst