Üstadla Sohbet | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Üstadla Sohbet

Hikem

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
31 Ağu 2009
Mesajlar
6,073
Puanları
0
İSMAİL ÇETİN HOCAEFENDİ İLE
EHL-İ SÜNNET NAZARINDA MESELELERİMİZ



Değerli ziyaretçilerimiz! Muhterem İsmail Çetin Hocaefendi’yi zaman zaman ziyaret edip hem gölgesinde serinlemek, hem de sizden gelen bazı sorulara cevap bulmak arzu ediyoruz. Allah Teâlâ bu gibi ilmiyle amil ulemamızdan istifade ve istifaza etmeyi nasip buyursun.

25.10. 2010 tarihinde de kendilerini tekrar ziyaretle müşerref olduk. Bu arada sitemize gelen sorulardan derlediklerimizi de kendilerine ilettik. Sohbetimiz esnasında cevapladılar, bu cevapları sizlerle paylaşıyoruz ve hocamıza bir kere daha teşekkür ediyoruz.

Bu arada kendilerinin “Ölçüler” adlı eserindeki şu ikazını da hatırlatmak istiyoruz (s:62); “Havas(Ulema, İleri gelenler) uykuda..Avam(Halk tabakası) komada.. Artık her bir insan kendi görüşüyle, heva ve hevesiyle meydan okumaktadır. Kendi hesaplarına geleni alırlar. Şeriattan bir hüküm işittikleri zaman kafalarında çizilmiş olan plana uygun ise kabul ederler, değilse ya te’vil ederler, ya reddederler. Bunların hepsi haramdır, zulümdür.”

Bize gelen sorularda da bu zulümleri sık sık görüyoruz. Bunun kaynağı iman zafiyetidir. İmanın kuvveti nispetinde şer’i hükümlere teslim ve tevekkül olur, yoksa heva ve hevesler fikir suretine bürünür. İnsan laubalileşir. Şu zaman tökezlemenin asıl, sapasağlam kalmanın ise zor ve istisna olduğu bir zaman dilimidir.

Ayrıca İsmail Hocamızın sohbette dediği gibi “Tatbiki İslam yoktur Türkiye’de, kim ne derse desin!” Onun için de yine kendi ifadesiyle “cevazlar, ruhsatlar peşine gidersek şer’i hükümlerin çoğunu iptal etmek zorunda kalırız.” Cenab-ı Hak bizleri zamanın fitnelerinden muhafaza buyursun Âmin.
Salih Okur-cevaplar.org



Hocamızla sohbetimiz, kendilerine Hind ulemasından bir zatın Arapça yazdığı bir kitabı göstermemle başlıyor…

-Bediüzzaman gibi zatların mesleği ruhuma daha uygun geliyor. Tasavvufu red etmez, Ehl-i Sünnet’e göre meseleyi net olarak ortaya koyar, kimsenin şahsıyla uğraşmaz. Bediüzzaman’ın mesleği daha berraktır. Onu bilen bunlara muhtaç değildir, onu bilmeyen ihtiyaç duyabilir.

Şahısları tanıtmayı sevmiyorum. Ne demiştir, fikriyatı nedir, fikirlerle ilgileniyorum. İlim, meseleleri bilmektir. Hz. Ali radiyAllahu anh; “Adamlarla dini bilmeyin. Önce dini bilin, sonra onunla şahısları da tanımış olursunuz” diyor. Yani meseleyi bilin demek istiyor.

Bediüzzaman’ı tanır mısın, gördün mü gibi bir soru, bence çirkin bir sorudur. Bediüzzaman’ın hangi eserini okudun, nasıl anladın? Bu güzel sorudur.

Bir kişi otuz sene yanıma gelse, dediklerimden bir tane tatbik etmese, o beni görmemiş demektir. Bir kere geldi, bir mesele öğrendi, öğrendiğini tatbik ettiyse, beni görmüştür.

Merhum Şeyh Muhammed Arapkendi, bir zaman Hazne’ye ziyarete gidiyor. Orada bulunan merhum Şeyh Masum, kendisine çok hürmet ediyor, çok takdim ediyor. Yalnız bir husus dikkatini çekiyor. Şeyh Muhammed, orada bulunduğu sırada hiç oradaki büyüklerin merkadlerini (türbelerini) ziyaret etmiyor. Bu hususu Şeyh Masum, Arapkendi hazretlerine soruyor; “Molla Muhammed, sen hiç merkade gitmiyorsun?”

Hazret diyor ki; “Efendim, bizim memlekette merkadler çoktur. Ben merkadler için gelmedim. Merkad sahiplerinin yerinde oturanlar için geldim” diyor.



-Efendim, İmam-ı Azam’a ait şöyle bir söz naklediliyor, “İki sene olmasaydı Numan helak olmuştu.” Bu ifadeden, Caferiler İmam-ı Azam’ın üvey babası ve hocası olan İmam Cafer-i Sadık’a erişmeseydi helak olacağını, bazı tasavvuf ehli ise, vefatından iki sene evvel tanıdığı bir ümmi veliye ulaşmasını istinbat ediyorlar. Bu sözün bir aslı var mıdır?

-Oradaki ifadenin Arapça aslı “Levla Sünnetan le heleke Numan”dır. Yani “İki Sünnet olmasaydı Numan helak olurdu” demektir. Bu iki sünnetten kasıt nedir?

1-Rasulullah’ın(Aleyhissalatu vesselam) sünneti

2-Ashabın Sünneti’dir.

İrbad bin Sariye’den gelen bir hadiste



مِن يعش منكم فيسرى اختلافاً كثيرفعليكم بسنتي وسنة الخلفاء الراشدين المهديين



“Muhakkak benden sonra sizden kim yaşarsa, elbette birçok ihtilaflar görecektir. İş böyle olunca, size sünnetim ve sünnetimle amel edip nefislerini kemale erdiren, Allah Teâlâ’nın onları hak ve doğruya ilettiği Halifelerin sünneti gerek.”(Ebu Davud; hn: 4607, Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned; hn: 17114, Tirmizi; C: 5 s: 45) bu ikinci sünnete de işaret edilmiştir.

İmam Ebu Hanife’nin ifadesi “Eğer Rasulullah’ın(Aleyhissalatu vesselam) ve ashabının Sünneti, amelleri, fiilleri, sözleri, yolları olmasaydı, helak olmuştum” manasında olduğu halde, sonradan cahilin biri “Sünnetan”(İki Sünnet) ifadesini “senedan”(İki sene) olarak okumuş ve bu söz cahiller arasında yayılmıştır.

İmam Cafer’in babası İmam Muhammed Bâkır, İmam-ı Azam’ın hadiste şeyhlerindendir. Ondan hadis almıştır. Hal böyleyken nasıl olur da İmam-ı Cafer’i son iki senesinde tanımış olsun?

Bu konuda bir hadise hatırıma geldi, Abdülmecid bin Abdülaziz bin Ebi Revvad diyor ki; “Bizler Hicr’de İmam Cafer bin Muhammed’in yanında idik. Ebu Hanife geldi, kendisine selam verdi. İmam Cafer onu kucakladı ve çok iltifat etti. Ta ki hizmetçilerinin halini dahi sordu. Ebu Hanife kalkınca onu hased eden biri maksatlı olarak İmam Cafer’e ; “Ey Rasulullah’ın oğlu, onu tanıyor musun, o kıyasçıdır” dedi. Bunun üzerine İmam Cafer, soru sorana kızarak; “Senden daha ahmak bir adam görmedim. Ben ondan teker teker hizmetkârlarının hallerini soruyorum. Sen bana onu tanıyor musun diye soruyorsun. O Ebu Hanife’dir, beldesinin en büyük fakihidir” dedi.

Onların ıstılahında fakih, Kur’an’ı okuyup delil alan, delilini delil ile(hadislerle) ispatlayan demektir.

Yeri gelmişken bir de İmam Muhammed Bâkır’ın İmam Azam ile olan bir muhaveresini nakledelim. Abdullah İbnu Mübarek diyor ki; “Ebu Hanife ile Hacca gitmek üzere Medine’ye vardık. İmam Muhammed Bakır, Ebu Hanife’ye rastladı ve ona dedi ki;

-Ebu Hanife sen misin? Dedem Rasulullah(Sallalahu Aleyhi Ve Sellem)’ın sözlerini bir kenara bırakıp görüş ve kıyasla hükmediyorsun?

-Bunu yapmaktan Allah’a sığınırım.

-Bilakis yapıyorsun.

-Zat-ı âlinizin layık olduğu bir mekânda oturmaya buyurun, tâ ki ben de huzurunuzda oturayım. Zira Allah’a and ederim, Ceddinin hayatında ashabın kendisine gösterdikleri aynı hürmeti sana gösteririm. Zira gözümde sen çok muhteremsin.

Bunu üzerine İmam Bâkır oturmuş; İmam Ebu Hanife huzurunda diz çökerek demiştir;

-Bakın efendim, ben sana üç soru sorayım, bana cevap ver.

-Evet.

-Erkek kardeş mi, kız kardeş mi zayıftır?

-Kadın zayıftır.

-Erkeğin mirastan payı ne kadardır, kadının ne kadardır?

-Erkeğe iki, kadına bir pay vardır.

-İşte bu senin Ceddinin sözüdür. Eğer kıyasla dini değiştirseydim, kadın zayıf olduğu için kadına iki pay, erkeğe bir pay verilir diyecektim. Peki, namaz mı efdal, oruç mu efdal?

-Namaz efdaldir.

-Bu Ceddinin sözüdür. Eğer kıyasla Ceddinin dinini değiştirmiş olsaydım, diyecektim ki, kadın hayızdan temizlendiği zaman namazını kaza etsin, orucunu kaza etmesin. Peki, Bevl(Sidik) mi, meni mi daha necistir?

-Bevl daha necistir.

-Eğer ben Ceddinin dinini kıyasla değiştirmiş olsaydım, bevl daha necis olduğu için, bevlde gusül etmek, menide abdest almakla hükmederdim. Ama tekrar edeyim ki Ceddinin dinini değiştirmekten Allah’a sığınırım.

Bunun üzerine İmam Bâkır, onu kucaklayarak alnından öpmüş ve kendisine dua etmiştir.

O zamanlar kıyas ehline şimdiki din reformcuları gözüyle bakılıyor ve İmam-ı Azam hakkında da bazı muasırları hased ederek onunda aklı nakle tercih edip, hadisler yerine kendi reyiyle görüşler ileri sürdüğünü tan ediyorlardı.



-Hac meşakkattir diye bir hadis var mıdır?

-O şekilde yok. Yalnız şöyle bir rivayet var;



وعن أبى بكر الصديق رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: سُئِلَ رسول اللّه أىُّ الحَجِّ أفْضَلُ؟ قَالَ: الْعَجُّ وَالثَّجُّ أخرجه الترمذى



Ebu Bekri's-Sıddîk (radıyAllahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a: "Hangi hacc daha efdaldir?" diye sorulmuştu."

Yüksek sesle telbiye getirilip, kurban kesilerek yapılan hacc!" diye cevap verdi." [Tirmizî, Hacc 14, (827), Tefsir, Âl-i İmrân (3001).]

Rivayetteki "الْعَج” ifadesini “Farzları, rükünleri, vacipleri, sünnetleri tam olan” şeklinde de ifade edebiliriz. Bunlara güç getirmek çok meşakkatli olduğundan dolayı, bir de İbnu Mace’nin Kitab’ul Hacc’ının ilk babındaki hadiste(hn: 2882)

السَّفَرُ قِطْعةٌ مِنَ العَذَابِ Yolculuk azaptan bir parçadır” ifadesinden lazım-ı mana düşünülerek haccın meşakkat olduğu dillere yerleşmiştir.



-Ben ilmin şehriyim, Ali de onu kapısıdır şeklinde bir hadis var mıdır?

-Manası mecazi olarak doğrudur. Lâfzen sahih hadistir diyemem.



-Bazı kimseler “Ümmetimin fesadı zamanında benim sünnetime yapışan yüz şehid sevabı kazanır”(İ. Suyuti, Camiüs Sagir, hn: 9171) hadisine dayanarak, mesela adaba dair bir sünnete uymakla yüz şehidin sevabını kazanabileceklerini zannediyorlar. Bu zan doğru mudur?

-Böyle düşünmek çok büyük hatadır. Hadislerde Sünnet “yol, İslam, şeriat” manasına genel olarak kullanılmıştır. Yine bir hadiste فَمَنْ رغِبَ عَنْ سُنَّتِى فَلَيْسَ مِنِّىSünnetimden yüz çeviren benden değildir” ifadesi(Buhari hn: 4776, Müslim hn: 1401, Nesai Mücteba, C: 6 s: 60) de “Her kim dinimi, şeriatımı terk ederse şefaatim ona ulaşmaz” manasına olur. Yoksa إِنَّ شَفَاعَتِي يَوءمَ الْقِيَامَةِ لأَهْلِ الْكَبَائِرِ مِنْ أُمَّتِيMuhakkak kıyamet gününde şefaatim ümmetimden büyük günah işleyenleredir”(Ebu Davud hn: 4379, Tirmizi hn: 2435, İbnu Mace hn: 4310) hadisiyle çelişmiş olur. Düşünsene, namazı kılmayana şefaat var, namazın sünnetini terk edene yok! Fıkıhçılar, sünnetin geniş anlamını daraltıp kullandıklarından, böyle hatalara düşülmesine sebep olmuşlardır.



-Namazları kazaya kalan, bu namazlarını cehennemde kılacak diyorlar. Bu konuda ne dersiniz?

-Namaz kılmamak ve namazı kazaya bırakmak çok tehlikeli bir husustur.



فَخَلَفَ مِن بَعْدِهِمْ خَلْفٌ أَضَاعُوا الصَّلَاةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَيّاً




Sonra, arkalarından namaz kılmayan, şehvetlerinin peşinden koşan bir nesil geldi, onların yerlerini aldı. Bunlar yakında gayyayı boylayacaklar!” (Meryem; 19: 59) buyruluyor.

Cenab-ı Hak dilerse af eder, şefaate mazhar olabilir, ama ya olmazsa? O zaman Cehennemde ateşten saç üzerinde kıldırılır, yani azaba uğratılır insan. Allah muhafaza buyursun. Beynamazlık(namaz kılmamak) ve şirk insanın dinini götürür, itikadda cehalet insanın dinini götürür.



-Camilerde sandalyede oturarak namaz kılanlar çoğaldı, kıyam terk edilmiş olmuyor mu?

- Kıyama güç bulamayan kimse güç bulduğu surette namaz kılar. Çünkü usul kaidelerinden birisi de şudur; “Ademül imkanü imkân” İmkânsızlık imkândır. İmkânsızlık kıyama güç yetirememek demektir. Mesela ben sandalyede kılabiliyorum. Ama hafif bir ağrıdan dolayı kıyamı terk etmek ve sandalyelerde namaz kılmak doğru değildir. Allah Teâlâ şimdiki Müslümanlara intibah versin.


-Kamet sırasında ne zaman ayağa kalkılmalıdır?

-Hanefilere göre, Hayyalesselah derken kalkılabilir. Zira kad kamet’is salah derken namaza başlanmış olmalıdır. Böyle yapmak müstehabtır. Veyahut imam odasından çıkıp, gelirken sadece önündeki cemaat ayağa kalkar.


-Namazda mikrofon kullanan imama iktidaın sahih olmadığını ileri sürenler var. Bu konuda ne dersiniz?

-Ümmetin çoğunluğu dalalet üzere birleşmez. Ulemanın çoğunluğu böyle bir iktidaın olabileceğine cevaz vermişken, bunu mesele yapmanın gereği yoktur. Ön saftakiler imamı görüyorsa mikrofon kullanmanın mahzuru yoktur.


-Namazda önünde büyük bir ayna olması durumu soruluyor.

-Böyle bir aynanın karşısında namaz kılmak caiz değildir. Yanda ve arkada olursa sorun yoktur.


-Kısa kolla namaz kılmanın hükmü nedir?

-Edebe aykırıdır. Uzun kollu gömleğin kollarını namazda sıvamak ise tenzihen(helale yakın) mekruhtur.


-Kâbe resmi olan seccade namaz kılmanın hükmü nedir?

-Bir mahzuru yoktur. Edeben Kâbe olan kısmına ayak basılmaması uygundur.


-Kandil gecelerine mahsus ibadet var mıdır?

-Geceye mahsus ibadet yok, dua vardır.

وعن عائشة رَضِيَ اللّهُ عَنْها قالتقُلْتُ يَا رَسُولَ اللّهِ: إنْ وَافَقْتُ لَيْلَةَ الْقَدْرِ مَا أدْعُوا بِهِ؟ قَالَ: قُولِى اللَّهُمَّ إنَّكَ عَفُوٌّ تُحِبُّ الْعَفْوَ فَاعْفُ عَنِّى أخرجه الترمذي وصححه.الفصل السابع عشر في دعاء العطاس

Hz. Âişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: "Ey Allah'ın Resûlü, dedim, şâyet Kadir gecesine tevâfuk edersem nasıl dua edeyim?" Şu duayı okumamı söyledi:

"Allahümme inneke afuvvun, tuhibbu'l-afve fa'fu annî. (Allahım! Sen affedicisin, affı seversin, beni affet." [Tirmizî, Da'avât 89, (3508).]

Teravihten başka nafilelerin vakti yoktur. Bu gecelerde tevbe istiğfar ile meşgul olunup, kazalar kılınabilir.



-Bir imam cemaati kaza namazına alıştırmak için camide cemaatle kaza namazı kılma programı başlatmak istiyormuş?

-Yapabilir, ama dinimizde suçun teşhiri doğru değildir. Namazı kazaya bırakmak bir suçtur. Bunu teşhir etmek doğru olmayacağından, gizli kılmak daha uygundur.



-Namazlarda sardığımız sarığın ucu arkadan sarkıtılmalı mı, yoksa sarkıtılmamalı mı? Eğer sarkıtılırsa ne kadar sarkıtılmalı?

-Sünnete uygun olanı sarığın ucunu sarkıtmaktır. Bunun da en uygunu bir karış ile bir zira( Bir zira 75-90 cm. kadardır) arası uzatmak, sarkıtmaktır. Namazda titizlik şarttır, Sarıkla namaz kılan 25 kat daha fazla sevap alır.



-Hanefi imama sabah namazında uyan bir Şafii kardeşimiz sabah namazlarında Şafiilerin okuduğu kunut duasını ne yapacağını soruyor?

-Hanefi imama uyan bir Şafii, imam kunutu terk ederse kendisi de terk eder. Sonra selam vermeden evvel sehiv secdesi yapar. Eğer imam ikinci secdeyi yapmadan okuyup, Şafii me’mum(imama uyan kişi) rükuya varıyorsa, imama uymaya devam edebilecekse okuyabilir. Çünkü Şafiilerde imama muvafakat, Hanefilerde mutebaat vardır. Ama okuyabilse dahi sonunda sehiv secdesi yapması sünnettir. Çünkü imamın terki sehiv mesabesindedir. İmamın sehvi de me’mumun sehvi hükmündedir. Halil Gönenç hoca, İlmihalinde böylece kaydetmiştir.. Ancak bazı Şafii fukahası da eğer imam ikinci secdeyi yapmadan okuyabilmişse sehiv secdesine gerek yoktur demişlerdir.



-Cami temizlik görevlisi olan bir kadın muayyen günlerinde temizlemek için camiye girebilir mi?

-Giremez.



-Bir kadın, kaç yaşında olan yabancı çocukların yanında saç açık duramaz?

-Büluğ çağına girmiş çocuğun yanında. Büluğ çağına kaç yaşında giriliyor? Memleketimizde genelde 13 yaş civarında. Ama şimdi tele deccala bakmak ergenliği çabuklaştırır. İstitradi olarak şunu belirtelim; Hâlihazırda televizyon neslin öfke ve şehvani kuvvetlerini tahrik ederek kötü hislerini uyandırmaktadır, mizaçlarını değiştirip, asabi hastalıklara sevk etmektedir.



-Efendim, şu anda dindar kadın erkekler arasında dahi bir muaşeret adabı göremiyoruz…

-Evet. Muaşeret adabı hiç yok.. Şarkta vardı, o da kalmadı. Bugünün insanları dininin cahilidir. Çarşaf giyiyor, çalımla yürüyor. Çarşaf ve çalımla yürümek birbirine zıt.

Benim üstadım Seyda Molla Halil vardı Tillo’da. Molla Burhan, Şeyh Müşerref, Şeyh Bedreddin vs birçok zatın da hocasıydı. Bayramlar müstesna her gün oruçluydu. 104 yaşında vefat etti. Vefat etmeden bir sene evvel, son ziyaretimde baktım ki, sarığını sardığı kefiyesinin bir tarafı kalkıktı. Bir hanım gördü mü, hemen bunu indiriyordu. Böylece onu göremiyordu;

-Seyda, neden böyle yapıyorsun? diye sordum.

-Torunlarım bazen odaya giriyorlar. Çok olduklarından bazen onları tanıyamıyorum. Bazen kız torunlarımla beraber başka kızlar da içeri girebiliyorlar. Onun için böyle indiriyorum” demişti. Öyle muttaki hocalar zamanımızda kalmadı..



…İsmail Hocamıza sitemize çokça sorulan “kocanın kızıp hanımına boş ol” demesi ve “süt kardeşlik” mevzularında gelen soruları soruyoruz.

-Bu meselelerde şahısları bizzat dinlemek gerekiyor. Doktor reçete meselesi. Boşama ve evlilik gibi konularda şahıslarla bizzat görüşmem lazım. Siz de öyle yapın. Direk bulundukları yerin müftülüklerine danışsınlar.



-Bir bayan kocasının seneler önce öldüğü mezara gömülebilir mi?

-Gömülebilir, bir mahzuru yoktur.



-Yabancı bir ülkede gayr-i müslimlere içki, domuz eti, saf ipekten elbise gibi şeyler satılabilir mi?

-Onlara satabilir. Sattığı yerin nüfusunun % 80’i gayr-i müslim olması lazım. Müslümanlara satamaz.



-Hamile veya emzikli bir hanım oruç tutmayabilir mi?

-Hamile bir kadın oruç tutmasın diye bir şey yok. Kuvvetine bağlı. İsterse tutabilir. Tutmazsa günahı yoktur, sonra kaza eder.



-Bir insan bir işi olursa inek keseceğini vaad etmiş, bunun yerine bir başka şey kesse veya bu parayı bir talebe yurduna bağışlasa olur mu?

- Allah’a verdiği sözden caymış olur. Ne demişse onu kesmesi lazım.



-Bir insanın imansız gittiğini kesin olarak söyleyebilir miyiz?

-Kur’an ve hadislerde imansız gittiği açıkça söylenen Ebu Cehil, Firavun, Ebu Leheb gibi zatların dışında bir insanın kesin olarak imansız gittiğini söylemek çok tehlikelidir. Ya ölürken caydıysa? Ya ölmeden tevbe etmişse?



- Bu konuda kabirleri keşf eden evliyanın sözleri bize delil olur mu?

- Evliyanın en alt derecesinde ölçü zaten kabirleri keşfetmektir. Ama bu bir tesellidir, bir ölçü değildir. Keşf ve ilham başkaları için hüccet olamaz. Ya keşfi şeytani ise ne yaparsın? Ya “bilinç içinde” ise ne yaparsın? Bazen bilinç de böyle keşiflere sebep olabilir. Bir şeyi, düşünür, yoğunlaşır ve ya o zat hakkındaki kanaati böyle bir keşfe sebep olabilir. Rüya gibidir, tevil edilebilir.

Böyle bir keşfi tekzib etmeyiz, yalandır demeyiz. Şer’i şerife uygunsa kabul ederiz. Ama kabri keşfeden bir evliyanın keşfiyle bir zat hakkında imansız ölmüş dersek, şeriat ile amel etmiş olmayız.

Salihlerin hikâyelerinde mutlaka bereket vardır. Ancak bunlar böyle konularda ölçü olmazlar.



-Efendim, Allah razı olsun. Çok teşekkür ederim.

-Cümlemizden..Ben teşekkür ederim..


Not: Kıymetli Hocamızın eserlerine ulaşabilmek için Dilara Yayınları’nın telefon numarası: 0-246-2323321 , 0-246-2325309
 

SeTTaR

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2009
Mesajlar
1,142
Puanları
63
Size ve şahsınızda sayın İsmail Çetin hocaefendiye verdiyi bilgilerden dolayı teşekkür ederim.
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
52
"Son iki senesi olmasaydı Numan helak olurdu" İmam Azam Hz.leri...

Bu kelamı kimi ulemanın eserlerinde okumuş, kimi meşayıhın sohbetlerinde de işitmişizdir. Dolayısıyla Çetin hocanın "cahilin biri yanlış okumuş, o yanlışlık cahillerin arasında yayılmıştır" ifadesine katılmıyoruz.
 

Hikem

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
31 Ağu 2009
Mesajlar
6,073
Puanları
0
Üstad İsmail Çetin Hocamızın İmamı Azama atfen zikredilen yukarıdaki söz le ilgili 20.asrın büyük allamesi Muhammed Zahid El_Kevseri Rahimehullah


İmam Azam'ın "Eğer iki sene olmasaydı Numan helak olurdu" anlamında: "Lev-lâ senetân le-heleke Nu'man" dediğine dair güvenilir kaynaklarda bir kayda raslanmadığını belirtir. (Kevserî, Irgamu'l-merîd 41.)

Zaten Mutlak bir müctehid hakkında bu sözün bir değer ifade etmediği mantıken de aşikardır. Ama herkes böyle düşünecek diye bir kural yok.Lakin El_kevseri gibi bir muhakkik böyle diyorsa itibar etmeye değer.
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
52
Muhammed Zahid El_Kevseri Rahimehullah, o sözün geçtiği kaynağı bulamamış olabilir. Tek başına da ölçü değildir. Yani, Kevseri bulamadı diye sözün kesinkes olmadığı sonucuna gitmek doğru değildir. Hele de biz, Meşayıhtan işitilen bir söz demişiz; "o kelam cahiller arasında yayıldı" demenin ucunun nerelere dokunduğunu iyi hesap etmek lazımdır.

Hadis Hafızı Ömer Ziyauddin efendinin fetvalar kitabına bakınız.
 

Hikem

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
31 Ağu 2009
Mesajlar
6,073
Puanları
0
İmamul Harameynin bile (İmamı Gazalinin hocası) hatalarını gösterebilecek kudrette bir allamenin , meşhur bir sözün aslını bulamaması, en azından benim için delildir.Aslı var diyenlerin delilini göstermesi gerekir.Ayrıca bir çok tarikatta icazesi olan bir allame şeyhin , sözünün nereye varacağını bilememesi diye bir şey söz konusu değildir.Tasavvuf kitablarında , mevdu hadis bulundu diye, o kitablar değerindenbir şey kaybetmez.Meşayıhında yukkarıdaki söze itibar etmesi sadece hata olmuş olur.Üstadın cahiller arasında yayılmıştır sözü bir tesbittir.Meşayıhı bağlamayacağı izahtan varestedir.
 

Cümle Mühendisi

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
2 Tem 2006
Mesajlar
4,181
Puanları
0
Web sitesi
muhammedesad.blogcu.com
Muhammed Zahid El_Kevseri Rahimehullah, o sözün geçtiği kaynağı bulamamış olabilir. Tek başına da ölçü değildir. Yani, Kevseri bulamadı diye sözün kesinkes olmadığı sonucuna gitmek doğru değildir. Hele de biz, Meşayıhtan işitilen bir söz demişiz; "o kelam cahiller arasında yayıldı" demenin ucunun nerelere dokunduğunu iyi hesap etmek lazımdır.

Hadis Hafızı Ömer Ziyauddin efendinin fetvalar kitabına bakınız.
Ömer Ziyauddin Efendi'nin eserinde bu konuyla alakalı şöyle deniliyor: İmam-ı A'zam Hazretleri, vefatlarından iki sene önce kendi öğrencilerinden birine intisâb ederek tarikat almış, vefât ederken de: «Son iki senem olmasaydı helâk olurdum» buyurmuştur. Görüldüğü gibi Ömer Ziyauddin Efendi de bu sözü naklederken kaynak belirtmemiştir.

Ek Bilgi:

İmam Azam'ın "Eğer iki sene olmasaydı Numan helak olurdu" anlamında: "Lev-lâ senetân le-heleke Nu'man" dediğine dair güvenilir kaynaklarda bir kayda raslanmadığını Muhakkik Kevseri belirtir. (Kevserî, Irgamu'l-merîd 41.) Ama böyle bir sözün varlığını kabul etsek bile İmam Ebu Hanefe'nin bu sözle neyi kastetmiş olabileceği açık değildir.
 

ukubat

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
9 May 2007
Mesajlar
1,873
Puanları
48
Web sitesi
www.ukubatdavasi.blogcu.com
Bu sözün doğru olup olmaması çok önemli olmamakla birlikte...
Ne niyetle doğruluğunun tahkik edildiği önemlidir...
Niyet Ehli Sünnet ulemasını tasavvuftan soyutlama adına yapılmış palavraların bir parçası mıdır?
Yoksa mücerred hakikatı aramak niyetiyle bir tesbit midir...
Önemli olan budur...
 

Cümle Mühendisi

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
2 Tem 2006
Mesajlar
4,181
Puanları
0
Web sitesi
muhammedesad.blogcu.com
Bu sözün doğru olup olmaması çok önemli olmamakla birlikte...
Ne niyetle doğruluğunun tahkik edildiği önemlidir...
Niyet Ehli Sünnet ulemasını tasavvuftan soyutlama adına yapılmış palavraların bir parçası mıdır?
Yoksa mücerred hakikatı aramak niyetiyle bir tesbit midir...
Önemli olan budur...
Eyvallah, gerçekten önemli olan da değindiğiniz noktadır. İsmail Çetin Hocaefendi'nin tasavvuf ehli olduğu gözden kaçmamalı ve bu konudaki objektif tavrı alkışlanmalıdır.
 

sağlıkçı

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
14 May 2008
Mesajlar
2,994
Puanları
0
İmamı Azam Ebu Hanife Hazretlerinin İmamı Cafer-i Sadık Hazretlerine intisabı dolayısıyla söylediği ''Son iki senem olmasaydı helak olurdum''manasına gelen sözünden anlamaya calıştığımda ;
1-Yüksek bir tevazu ve nihayete varınca elde ettiği yüksek sevk ve sefayı kast etmiş olması
2-Nihayete varmadan elde edilenlerin nihayete varınca elde edilenler yanımnda çok az olduğu deniz yanında damla mesabesi
3-Nihayete bir adımlık mesafeyi katledememenin büyük bir kayıp olacağına işaret gibi.
Bu bilgiler İmamı Rabbani Hazretlerinden okuyunca anladığım sonuçlardır.
 

sağlıkçı

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
14 May 2008
Mesajlar
2,994
Puanları
0
İmamul Harameynin bile (İmamı Gazalinin hocası) hatalarını gösterebilecek kudrette bir allamenin , meşhur bir sözün aslını bulamaması, en azından benim için delildir.Aslı var diyenlerin delilini göstermesi gerekir.Ayrıca bir çok tarikatta icazesi olan bir allame şeyhin , sözünün nereye varacağını bilememesi diye bir şey söz konusu değildir.Tasavvuf kitablarında , mevdu hadis bulundu diye, o kitablar değerindenbir şey kaybetmez.Meşayıhında yukkarıdaki söze itibar etmesi sadece hata olmuş olur.Üstadın cahiller arasında yayılmıştır sözü bir tesbittir.Meşayıhı bağlamayacağı izahtan varestedir.
İmamul Harameynin bile (İmamı Gazalinin hocası) hatalarını gösterebilecek kudrette bir allamenin
Bahis ettiğin zat İmam-ı Gazali Hazretlerinin hocasının hatasını bulduysa tahminim sende (Nede olmassa talebe hocasını geçermiş)İmam-ı Gazali Hazretlerinin hatalarını bulmuşsundur.

 

Hikem

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
31 Ağu 2009
Mesajlar
6,073
Puanları
0
Sağlıkçı yazıdaki anlam bütünlüğünü kavrayamadığı için, tali yollara giriyor, ana mecradan çıkmış oluyor.Yazıda belirtilen husus ; birisinin hatasını bulmak değil, atıf yapılan bir allamenin, sıradan bir molla olmadığını izah etmek için, imamul Harameyn gibi bir allamenin İmamı Azam hakkındaki yanlış kanaatlarını ilmi olarak ortaya koyabilecek ilmi kudrette olduğunu belirtmektir.
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
52
METİN

Bu zevat Ebu Hanîfe'de bir şübhe bulsalar ona tabi' olmazlar, uymazlar ve muvafakat etmezlerdi. Üstad Ebu'lKasım el-Kuşeyrî, mezhebinde son derece salâbetli ve bu tarikatta ileri gelenlerden olduğu halde risalesinde şunları söylemiştir:

«Üstad Ebu Ali ed-Dekkâk'ı şöyle derken işittim:

Ben bu tarikatı Ebu'l-Kasım en-Nasr Ebâzi'den aldım. Ebu'l-Kasım da ben onu Şiblî'den aldım dedi. O da Sırrı Sakatî'den, o da Mâ'ruf Kerhî'den, o da Davud Tâî'den almış. Davud da ilim ve tarikatı Ebu Hanîfe'den almış».

İZAH

Ebu'l-Kasım: İbrahim b. Muhammed en-Nasr Abâzî, Horasan'ın şeyhidir. Mekke'de mücâvir olarak yaşamış ve 357 tarihinde orada vefat etmiştir.

Şıbli: İmam Ebu Bekir Dülef el-Bağdadî'dir. Mâliki mezhebindedir. Cüneyd-i Bağdadî ile sohbet etmiş 334'de vefat etmiştir.

Sırri: Ebu'l-Hasan b. Muglis es-Sakatî'dir, Cüneyd'in dayısı ve üstadıdır. 257 tarihinde vefat etmiştir. Ebu Hanîfe bu meydanın suvarisidir. Çünkü hakikat ilminin temeli ilim amel ve nefsin tasfiyesidir. Bunlarla onu bil'umum selef uleması vasıflandırmışlardır.

Onun hakkında İmam Ahmed b. Hambel, «Ebu Hanîfe ilim, vera' zühd ve âhireti tercih hususlarında kimsenin erişemeyeceği bir mevkide idi. Kadılığı kabul etmesi için kamçılarla döğüldü: fakat kabul etmedi», demiştir.

Abdullah b. Mubarek de «Uyulmaya Ebu Hanîfe'den daha lâyık kimse yoktur. Zira o İmamdı. Takva sahibi, nezih, âlim, fakih bir zat idi. İlmi öyle açıklamıştır ki onu hiçbir kimse bu derece basiret, anlayış, zekâ ve takva ile açıklayamamıştır» der.

Sevrî'ye birisi «Ebu Hanîfe'nin yanından mı geldin?» diye sormuş da «Gerçekden yeryüzünün en âbid adamının yanından geldim» cevabını vermiş. Bunun misalleri çoktur. Bunları İbn-i Hacer ve diğer mutemed ulema nakletmişlerdir.

METİN

Bütün bu zevat onu medih ve senâda bulunmuş; faziletini ikrar etmişlerdir. Şaşarım sana kardeşim! Bu büyük zevat sona örnek olamıyor mu? Bu ikrar ve iftiharlarında onlar müttehem mi idiler? Halbuki kendileri bu tarikatın imamları, şeriat ve hakikatın erbabı idiler. Bu hususda onlardan sonra gelenler, onlara tâbidirler. Onların itimad ettiklerine muhalefet eden her şahıs merdud ve bid'atçıdır.

İZAH

Kadı Zekeriya'nın «Risaletü'l-Fetûhat»ında şu satırlar vardır:

«Tarikat, şeriat yolunu tutmaktır. Şeriat, mahdud birtakım şer'i amellerdir. Tarikat, Şeriat ve hakikatbirbirinden ayrılmayan üç şeydir. Çünkü Allah Teâlâ'ya götüren yolun zâhir ve bâtını vardır.

Zahiri tarikatla Şeriat, batını da hakikattır. Hakikatın Şeriat ve tarikat içindeki gizliliği, sütün içindeki kaymağın gizliliği gibidir. Süt çalkalanmadan kaymağı çıkmaz.

Bu üç şeyden murad; kuldan beklenen kulluk vazifesinin beklendiği şekilde yapılmasıdır
».

Bu tarikat imamlarından sonra gelenler Şeriat ve tarikat İlmi hususunda onlara tabidirler. Binaenaleyh mezkûr imamların medar-ı iftiharı Ebu Hanife olduğu gibi onların medar-ı iftiharı da odur.

Tarikat imamlarının itimad ettikleri şeyden maksad Ebu Hanîfe'yi medih ve senâ ve onunla iftihar etmeleridir. Bunlara muhalefet edenler merdud ve bid'atçıdırlar.
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
52
İmam Azam Hz.lerinin Ehli Tarik olduğunun açık ispatıdır yukarıdaki yazılar. Peki, İmam Hazretleri mübarek, Tarikatlerini kimden aldılar?

Tarikat inkarcıları, Selefi ve Vehhabiler; o sözü yani "Son iki senem olmasaydı..." kelamını nefretle reddediyorlar da kendilerine Tarikatız diyenler neden acaba bu kelamı İmam Azam Hz.lerinden uzak buluyorlar? Hadi inkarcıların tabiatları öyle, ya berikiler?

Meşayıh boş kelam etmez. Bilen bilir. Biz Meşayıhtan işitmişizdir. Israr edip kendinize gadr etmeyiniz. Sözü cahiller uydurdu, söz cahillerin arasında yayıldı demek ihtirama aykırıdır. Bi edeptir.

Delilimiz de var:

Mübarek Peygamber Efendimiz buyurdular:

"İnsanlar helak oldu, alimler müstesna. Alimler helak oldu, amiller (uygulayanlar) müstesna. Amiller de helak oldu muhlisler (Sırf Allah için işleyenler) müstesna..."

İhlası, Allah için olmayı teşvik eden Hadis-i Şeriflerdendir. Burada herkes helak olacak manası yok haşa. Yanlış anlaşılmasın. İhlas sahibi olmanın önemi vurgulanmaktadır.

Demek ki İmam Hz.leri bu Hadis-i Şerife dayanmışlar da o kelamı buyurmuşlardır.
 
Üst