Üstadın TalebesiMehmet Kırkıncı Hocaefendi, Fethullah Gülen Hocaefendiyi anlatıyor 2 | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Üstadın TalebesiMehmet Kırkıncı Hocaefendi, Fethullah Gülen Hocaefendiyi anlatıyor 2

Erhan

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
21 Tem 2006
Mesajlar
2,115
Puanları
48
Web sitesi
www.softajans.com
Üstadın TalebesiMehmet Kırkıncı Hocaefendi, Fethullah Gülen Hocaefendiyi anlatıyor 2

Siyasilerden tanıdık kimler vardı orada?

'Rıfat Ökten vardı. Sonradan Ulaştırma Bakanı oldu. Tarhan Bilgin, o da mebus ve bakan oldu. Diyarbakır ve Tunceli'den Alevileri getirmiştiler. İzzettin Doğan'ın babası Doğan Dede vardı. Çok efendi, çok kibar, ona buna çatması olmayan bir adamdı.' Nur Talebeleri ile Aleviler aynı yerde ikamet ettirilir: 'Aradan günler geçti, muhabbet ortamı oldu. Biz namaz kılıyoruz. 'Siz de Müslüman, biz de Müslüman. Kılma var kılmama var. Hangisi iyi ise onu yapalım' dedim. 'Ben kılmanın iyi olduğunu anlatayım. Siz de kılmamamın iyi olduğunu anlatın' dedim ve kılmanın farz olduğunu söyledim. Sonra dedim 'Farz edin ki, kılmak farz değildi de öldük, gittik. Bize demezler ki niye kıldınız? diye. Ama kılmazsak tehlike var. Siz nasıl düşünüyorsunuz? ' 'Hocam' dediler 'Bizim namazlarımız kılınmıştı, onun için kılmıyoruz.' 'Haa, bak şimdi oldu. Allah kabul etsin' dedim. Birkaç gün sonra 'Yahu' dedim 'geçen gün sordum, dediniz 'bizim namazımız kılınmış. Kılınmış ama kim kılmış? ' dedim. 'Hz. Ali' dediler. Başka bir gün de 'Geçen gün keşke sormasaydım' dedim. 'Niye Hocam? ' dediler. 'Ben' dedim 'Hz. Ali'yi o kadar çok severdim ki bu Tuncelililerin namazını kıldı da yani Erzurumluların suçu neydi? Ondan dolayı Hz. Ali'ye karşı, böyle kalbimde kırgınlık oldu' dedim. 'Ula insafsızlar' dedim 'bir adam başkasının yerine yemek yiyemez. Başkasının namazını kılmak olur mu? Peki Hz. Ali uyumasa idi, siz de uyumayacak mıydınız? ' Baktım namaza başladılar. Böyle sohbetler etmeye başladık orada. Ben 1954'te Üstad'ın Adnan Menderes'e yazdığı 'Halkçılar iktidarı elde edecek, senin başın da büyük belaya girecek' mektubunu anlattım. Yine bir gün yatsı namazını kıldık. Hava soğuk, battaniyeleri aldık. Binbaşı Recep Bey vardı. O geldi 'Nur talebeleri eşyalarınızı alıp dışarı çıkın' dedi. Çıktık, 'Takip edin beni' dedi. Onu takip ediyoruz. Binbaşı durdu, 'eşyalarınızı şöyle koyun.' Koyduk. Sora da 'Siz serbestsiniz' dedi.'

Kırkıncı Hocaefendi, karın yeni yağmaya başladığı bir akşam üzeri, 6 ay 5 gün hapis kaldığı Sivas'tan ayrılıp Erzurum'a döner. Sivas'ta yapılan mahkemelerde yaşanan ilginç tartışmalar da hâlâ hafızasındadır: 'Sivas'a gittik, 20-30 gün üzerine Soruşturma Kurulu geldi dediler. Hakim orada sordu 'Kırkıncı Hoca sen misin? ' 'Evet' dedim. 'Yahu' dedi 'nasıl cahil hocasınız? Papazlar iki-üç fakülte bitiriyor. Siz memleketi yıkan, tahrib eden bir Said'in peşinde gidiyorsunuz. Sen Türk müsün, Kürt müsün? ' Ben de 'Ben Türk'üm' dedim. Allah Allah. 'Sen kimi kimle kıyas ediyorsun hakim bey' dedim. 'Allah'ı bilen bir hoca ile Allah'ı bilmeyen papazı nasıl bir tutarsın. Senin bu karşındaki hoca var ya' dedim. 'bunu basit bir din adamı gibi göremezsin.' İşte aldığım dersleri fıkıh, mantık saydım. Sonra 'senin dediğin Said isyan eden... Bu, Bediüzzaman başka. Bediüzzaman'ın yaptıklarını anlattım. Diyarbakır'da Kürt Teali Cemiyeti'ni kuran Abdülkadir Hazretleri'ne karşı çıktığını, şarkta bir Kürt devleti kurmaya çalışan Mehmet Sait Paşa'lara nasıl karşı tutum sergilediğini anlattım. Beraat ettik.'

1973 yılında yine bir Risale-i Nur davasından dolayı Erzurum'da dört ay hapis daha yatan Mehmet Kırkıncı Hoca, 1971 yılında Trabzon'da yaptığı bir sohbet toplantısında yaşadıklarını da bakın şöyle anlatmaktadır: 'Trabzon'da halktan esnafla ders yapıyoruz. Ortada da dört adam oturuyor. Onları hissettim ki bu cemaatten değiller. Onlardan bir tanesi parmağını kaldırdı 'Bu kadar kuvvet bu Risale-i Nur'da varken' dedi 'böyle niye kaçıyorsunuz? Niye pasif davranıyorsunuz? ' Bunun üzerine ben dedim 'Pasif ne demek, misal ver de anlayayım pasif olup olmadığımı.' dedi ki 'Üç gün önce burada komünistlerle dövüştük, onlar bize vurunca, bu arkadaşlar yanımızdan geçtikleri halde bize sahip çıkmadılar.' O zaman martın sonları idi. Dışarıda fırtına var. 'Bu ses ne dedim? ' dediler ki 'Deniz taşa vuruyor, onun sesi geliyor.' Ben de 'Bu Karadeniz'i akıllı bilirdim' dedim. 'kafasını taşa vuruyor... Güneş de gelince böyle vura vura, kıra kıra mı geliyor buraya? ' diye sordum. 'Güneş gelince işte buzlar eriyor, nebatat, ekinler canlanıyor...' Bir şey demediler o zaman.'

HİZMET EKSENİNDE RÜYA VE HATIRALAR

...Rüyalar bir insanın kalb aynasına gelen yansımalardır. Bu aynanın is ve pastan temizliği nispetinde rüyalar da aydınlık bir iklimden salih ve sahih manaları muhtevi olur.İç nasılsa dışa öyle akseder.Sadık bir insanın rüyasıdır ki, Haktan gelen müjde ve ilham esintileri ile dopdolu olur.Hadiste buna mübeşşirat deniliyor.Müjdeler demektir.İşte Asrımızda Fethullah Gülen Hocaefendi’nin ifadesiyle “Sıddık” makamının temsilcilerinden Mehmed Kırkıncı Hocaefendi de

“Kalp ayinesin sufi
Eğer kılar isen sâfi
Açılır sana bir kapu
Ayan Cemalullah”

sırrına erenlerden olduğundan, Hizmet mihverli gördüğü bazı rüyaları ve Hocaefendi ile alakalı bazı hatıralarını tespit etmek arzu ettik.Randevu alıp kendilerini ziyaret arzu ettiğimizi ilettik.Hocamız kırmayıp,kabul buyurdular.Volkan Polat beyin kamerasını da yanımıza aldık. Suffa vakfında 7 ekim 2002 tarihinde kendisiyle özel olarak görüştük. Osman Demirci hocaefendi de röportajımızda hazır bulundu.Burada Hocamıza bir kere daha teşekkür ederken sizin de istifade etmenizi temenni ediyoruz. Salih Okur

Soru: Hocaefendi ile alakalı gördüğünüz bazı rüyaları anlatabilirmisiniz Hocam.?

Hocaefendi ila alakalı gördüğüm çok rüyalar var.Hepsi müspet.Her rüya böyle.Mesela bir tanesinde bir saray gördüm.Çok geniş,ucu bucağı olmayan bir saray.Çok uzak yerlerinde bazı ufak tefek insanlar oturuyorlar.Zorla görüyorum.Ben o binanın altına,üstüne bakarken bir de baktım ki, Hocaefendi orada yanımda belirdi.O binayı bana anlatıyor,tarif ediyor.Bir zaman sonra hocaefendinin validesi(Allah rahmet etsin) dünyasını değişti.(1993) Ben onun cenazesine gidememiştim.İstanbul’a geldim.Demirci Hocaya dedim ki: “Ben Fethullah hocanın annesine taziyeye gidiyorum.Gel beraber gidelim.”

Ahmed Şahin efendi de dedi ki: “Ben de hiç hocaefendinin yakınında olup,sohbetinde bulunamamıştım.Ben de geleyim”.Üçümüz gittik.Sabah kahvaltısında beraber olup,çok uzun boylu sohbetler ettik.Sonra beni bir ara odasına aldı.Baktım odasında ince bir döşek,ince bir yorgan, hasır var,beyaz deri.Yatağına oturttu.Geçmişten bazı şeyler konuştuk.Söz nereye geldiyse, dedim ki, “Ben böyle bir rüya gördüm.”O rüyayı anlattım.Acaba nasıl bir tevili olabilir? Hiç tevilini düşünmemiştim. Dedi: Hocam estağfirullah,sen tevil et.” O an aklıma geldi: “Herhalde senin bu hizmetin çok genişliyecek” dedim.Daha o zamanlar hizmetler böyle genişlememişti...

...Kırkıncı Hocaefendi daha sonra Medinenin mühim alimi merhum Ali Ulvi Kurucu ile alakalı şu hatırayı nakletti: Ali Ulvi ağabey bir tarihte Erzurum’a geldi. O sırada A.K da Erzurum’da idi.Telefon etti: “Hocam Ali Ulvi ağabey seni ziyarete gelecek.”
Dedim: “Aman aman,estağfirullah.Ben onu ziyarete geleyim.”
Dedi ki: “Hocam Ali Ulvi bey ısrar ediyor. “İlla ben onu ziyarete geleceğim” diye.Geldi,Kümbette oturduk.Sohbet ettik.Dedi ki: “Hocaefendi de burada sizin yanınızda mı kaldı? ” Dedim: “Evet burada beraber kaldık.”Dedi: “Ne kadar hoş bir yer,ne kadar huzur buldum.” Sonra sordu: “O Gençlik zamanında,burada kalırken nasıldı? ”

Dedim ki: “O zaman da böyle,ubudiyyeti vardı,teheccüdü vardı.Gözü yine yaşlıydı.Risale okurken bir sahabenin ismi geçse yine gözünden yaş gelirdi.Ahlakı gayet güzel idi.1956’dan 66’ya kadar beraber kaldık. Hergün birbirimize muhabbetimiz arttı.Hürmetimiz arttı.' Orada da anlatığım şu rüyada Hocaefendi ile ilgili gördüğüm rüyalardan:

Hocaefendi, Allah Rahmet eylesin Bekir bey (Berk) ,Avukat Gültekin ağabey, bir de Mustafa Birlik İzmir’de hapse girdiler.(1971) Ben de Allah rahmet etsin,Hocaefendinin babası ile beraber İzmir’e gideceğim. Nazım (Gökçek) neredeysen duyduysa,Antepten telefon açtı. “Hocam,birkaç gün durun da beraber gidelim.” Dedi.Ben Ramiz hocaefendiye: “Ben o gençleri bekleyeyim” dedim,kendisini yola koydum.O gençleri beklediğim o sırada bir rüya gördüm: Cebrail(as) ’ı görüyorum. Kendisini görmüyorum ama sesi duyuluyor.Elime bir masa saati verdi. “Bunu Fethullah efendiye ver” dedi.

Hocaefendi hakkında daha çok rüyalar gördüm.Mesela bir tanesinde bir taksiyle hocayı ziyarete gidiyoruz. Ispartadaymış ta...Geldik Ispartaya.Bir dağı tırmanmaya başladık.Dağın tepesine gelince araba durdu.Hocaefendi bizi karşıladı.Yanında bir adam var.Sarıldık. Ama Hocaefendi öyle güzel, öyle güzel ki, hiç öyle böyle değil.Siması o kadar güzel ki Allah için.Gözümün önünde hala... Rüyada sarılırken Hocaefendiye dedim ki: “Ya bu sene sen git,hacca bana dua eyle.Veya ben gideyim, sana dua edeyim.” Ya o gitti.Veya ben gittim o zaman.(Not:Büyük İhtimal Kırkıncı Hoca gitmiş olmalı.Çünkü Hocaefendinin son haccı 1986 tarihinde.) Bu rüyayı da böyle gördüm.

Bir rüyada da görüyorum: Bizim Güllüce köyünde Kuzeye doğru dağlar var.Çok yüksek dağlar. O dağların başındayım.O dağların başı öyle koyun dolu ki, daha sorma...Koyunlar da hep böyle ahıllarda.Üstleri tavan örtülü,serinliyorlar. Rüyada dediler ki: “Bu koyunlar Fethullah hocanın,ikinizin ortak.”

Osman Demirci: İşte onlar bu genç talebeler, beyaz kuzular...

M.Kırkıncı: ” Buna benzer çok rüyalar gördüm,birkaç tane değil...

Salih Okur: “Hocam, sohbetlerinden takip edebildiğim ve bilebildiğim kadarıyla Hocaefendi sizi çok seviyor.Hatta bir ağabey nakletmişti.Hocaefendi kendisine bir dua yazıyormuş,
Yazdığı kalem tükenmiş.Hocaefendi: “Tuh” demiş. “Bunu Kırkıncı Hoca hediye etmişti.”

M.Kırkıncı: Minel kalbi ilel kalbi sebiyla (Kalbten kalbe yol vardır.)

S.Okur: “Hocam Amerikaya gitmeyi düşünüyormusunuz?

M.Kırkıncı: “Ben onun ziyaretine gidecektim de, fakat bende yüksek tansiyon var.Dr.Mehmed razı olmadı. “Gidemezsiniz hocam “dedi.Erzurum’dan buraya gelirken bile tayyarede yüksek tansiyonun tesirini hissediyorum.Ama telefonla Hocamla görüştük.

Not: Mehmed Kırkıncı Hocamızın Hocaefendi hakkında yazdığı, kendisinin izniyle yayınladığımız 'Fethullah Gülen' başlıklı yazıya 'Altın Kalemler' köşesinden ulaşabilirsiniz.

(www.cevaplar.org)



Fethullah hocanın Risale-i Nur’la tanışması ve Zübeyir ağabeyle olan irtibatı şöyle olmuştur.
Hocanın Erzurum’da arapça hocası vardı, Osman Hoca diye ...İyi bir alimdi, Allah rahmet eylesin .Fethullah hoca önceleri ondan ders okuyordu. Osman Hocanın bir ara İzmir’e gidip biraz kalması icap etti .Gelene kadar benden, talebelerine ders vermemi rica etti. Ben önce kendi talebelerimi okutur;sonra gidip onları okuturdum. Böylece onlarla derse başladık. Ders bittikten sonra, benim gayem, davam var ya, Üstaddan bazı cümleleri isim vermeden anlatmaya başladım. Talebelerin çok hoşuna gitti. Hatta öyle oldu ki,
Arapça dersini bitirip bir an önce Risalelerden nakillerle yaptığımız sohbete başlamamızı beklediler. Ben dersten çıkınca Hocaefendi de benimle beraber çıkmaya başladı .Ama “Bediüzzaman” demekten çekindin. Çünkü o gün Üstadın ismi bile insanları ürkütüyordu. Öyle bir baskı vardı .Bir gün Hocaefendiyle beraber medresenin kapısına kadar geldik.
Dedi ki : “Hocam, insanın aklına öyle şeyler geliyor ki, söylemekten korkuyorum.!”
“Nedir?”
“Biz her şeyi görüyoruz da Allah’ı niye göremiyoruz?”
“Şiddet-i zuhurundan.” Dedim. Güneşi gösterdim.”Bak şimdi güneşe bakamıyoruz. Büyüyüp büyüyüp bütün semayı kaplasa güneş diye bir şey kalır mı? Kalmaz...İşte öyle de, Allah her yeri kapladığından göremiyoruz.”
Bu misal çok hoşuna gitti. O zaman, dedim:”Fethullah Efendi, bu söz bana ait değildir.”
“Kimindir?”
“Bediüzzaman Said Nursi’ nindir. Sen onun kitaplarını hiç okudun mu?”
“Hocam, hiç okumamışım.”
“O zaman ben sana vereyim de oku. Her çarşamba günü Murat Paşa Medresesinde sadece Risale-i Nur okuyoruz, istersen bir bak, dinle.”
“Bu Çarşamba beni götür.”

O gün hiç unutmam, gittik. On Birinci Lem’ayı okuduk. Muzaffer Ağabey de bizde misafirdi. O da izah etti. Oradan çıktı gitti. Sabahtan derse gittim. Tabii “Acaba nasıl kabul etti?” diye merak ediyorum. Dersten sonra:
“Nasıl buldun dersi?” dedim .
“Hocam her Çarşamba ordayım!” dedi. Öylece bağlandı.
Daha sonra hocası İzmir’den geldi. Durumu öğrendi:
“Dikkat edin:Bu işin sonunda karakol var, hapis var!”dediyse de onu ayıramadı. Öylece 1956’dan 62’ye kadar beraber kaldık.
Baktım birgün hocanın sakalları uzuyor. “Hayrola niye böyle dedim?”.
Dedi ki: “Üstadı rüyamda gördüm; işaret etti ki sakalları koyuver.”
“O kes demektir sakın öyle anlama...”dedim. “Bizim büyük bir davamız var. Bu davaya karşı bazı şeylerden fedakarlık etmemiz lazım. Sen sakal koysan , derler ‘sofi’ bunlar.”
Talebelere seminer veriyordu. Risaleden ezberliyor, İrticalen konuşuyordu. Müthiş bir hafızası vardı...
Sonra Ramazan’a 15 gün vardı. Edirne’ de bir akrabası, “Buraya gel vaaz eyle; buranın ihtiyacı var.” demiş.
“Ne dersin gideyim mi?” dedi.
“Git” dedim.
Bir arkadaşla gittiler .Ramazan dan sonra o arkadaş geldi, Fethullah hoca gelmedi. Meğer müftü, çok beğenmiş ve kendisine yalvarmış, “Sen burada kal, buranın sana ihtiyacı var.” demiş...Böylece iki sene orda kalıp hizmet etmiş.


“Zübeyir Ağabeyi ziyaret et”

Kurban Bayramında gelince, “Sen İstanbul’a gidip Zübeyir Ağabeyi ziyaret et.” dedim. Zübeyir Ağabeye de kendisini anlattım. “Çok kabiliyetli bir kardeşimizdir, ilgilenirseniz iyi olur.” dedim. Ondan sonra Zübeyir ağabeye misafir oldu, gelip gitmeye başladı.
Edirne’de önce Suat bey müftü idi. Ondan sonra Yaşar Tunagür oldu. Yaşar Bey iyice sarıldı buna. Sonra askere İzmir’e gitti.Orada da bir yüzbaşı denk geldi: “Sen” demiş, “askerliği bırak, millete dinini anlat.” Öylece İzmir ona sahip çıktı. Zübeyir Ağabeyle ondan sonra da teması devam etti.
Bazen Cuma günü vaaz için bazı camilere götürüyorduk. “Hocam nereyi ezberleyeyim?” diyordu. Gösterdiğim yeri hemen ezberliyor, kekelemeden konuşuyordu. Millet “Şu çocuğa bakın nasıl ilham geliyor!” diyordu.Kimse membaını bilmiyordu...
Yıllar sonra annesinin vefatı üzerine Osman Hoca ve Ahmet Şahin’le birlikte taziye için gittik. Üç-dört saat yanında kaldık. Çok güzel sohbetler oldu. Birkaç gün önce bir rüya görmüştüm. Rüyada geniş bir bina, ucu bucağı görünmüyor, zemini de halı gibi döşenmiş. Hoca efendi birden yanımda durdu ve binayı bana anlatmaya başladı.
Dedim: “Buraya gelmeden önce böyle bir rüya gördüm. Tabiri nedir?”
Dedi: “Estağfurullah, siz daha iyi bilirsiniz.”
Ben de “Sizin hizmetinizden çok gelişeceğine işarettir.” Dedim.
Hocaefendi: “Bu sizin hizmetiniz , sizin , sizin...”diye ağlamaya başladı.
İzmir’de hapisteyken Nazım Gökçek, Necmettin Bey ziyaretine gideceğiz. Gitmeden öncede bir rüya gördüm. Rüyada Cebrail elinde bir masa saati ...Bana “Al bunu Fethullah Hocaya ver.” Ziyaretine gittiğimizde bu rüyayı anlattım. “Hocam, bunu işittikten sonra 10 sene hapiste kalsam hiç aldırmam.” Dedi.
Yüz yetmiş ülkede okul yapmak ne demek?Cebrail’in rüyadaki saati bu işte...
Ben, “Cenabı-ı Hak, Bediüzzaman’ı kendisini anlatmak için yaratmış, Fethullah Hocayı da hizmet için yaratmış.” diyorum. Benim inancım bu...

Mehmet KIRKINCI ( Kırkıncı Hocaefendi )
 

zorbey

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
352
Puanları
0
Yaş
40
Mehmed Kırkıncı hocaefendiyi Erzurum kümbetlerde ziyaret etmek nasip oldu.Allah hizmetlerini daim etsin inşallah...
 

acz

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
3 Kas 2006
Mesajlar
4
Puanları
0
Allah hepsinden razı olsun böyle insanları başımızdan eksik etmesin.
 
Üst