Üstada Dair

hirahos

Kıdemli Üye
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Tepkime puanı
483
Puanları
0
Yaş
53
Cemaatın çok sevdiği Marovitch mesela. Adam ne diyor: ''Hocamız dediki haddinizi bilin , sadece müslümanlar mı cennete gidecekHocamız bize söyledi diye, cebinden fotokopiyi çıkartıyor...

Muhterem kardeşim, bu söz (itiraf, ağızdan kaçırma) hangi Tv'de hangi programda hangi tarihte olmuştur. Buna ilişkin bir yazı, bir haber, bir link var mıdır? Verebilir misiniz?
 

hirahos

Kıdemli Üye
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Tepkime puanı
483
Puanları
0
Yaş
53
Okuyucu Soruları 26 BEDİÜZZAMAN VE RİSALE-İ NUR-6

Ebubekir Sifil, Milli Gazete - 26 Eylül 2010

Üstad merhumun ilmî çevrelerde "Bediüzzaman" olarak kabul edilip edilmediği sorusu, dönemindeki ilim ehli tarafından "emsalsiz, benzersiz, en üstün" olarak tavsif ve takdim edilip edilmediği anlamındaysa, bu noktada benim muttali olabildiğim şudur: Mustafa Sabri Efendi, Muhammed Zâhid el-Kevserî, Elmalılı Hamdi Efendi, Ermenekli Safvet Efendi, İskilipli Atıf Efendi gibi (Allah hepsine rahmet eylesin) dönemin ilim zirveleri arasında mutad veçhile mevcut olan seviyeli münasebet, Bediüzzaman merhum için de söz konusu olmuştur. Bediüzzaman da zikri geçen alimlerden bir alim olarak gerek Cemiyet-i Müderrisin'de, gerekse Daru'l-Hikmeti'l-İslamiye'de görev almış, o kritik zaman dilimlerinde onlarla aynı yükü omuzlamıştır. Onlar arasında Bediüzzaman merhuma sıra dışı bir tebcil ve ta'zimde (yüceltme ve büyüklemede) bulunan kimse bulunduğunu bilmiyorum.

Dolayısıyla bize düşen, yakın geçmişimizde din için, vatan için, Müslüman milletimiz için önemli çalışmalar yapmış alimlere karşı hissettiğimiz minnet ve şükran duygularını Bediüzzaman merhum için de hissetmektir.

S-3) Sait Nursi devrinin en üstün alimi midir yoksa daha üstün bilinen alimler var mıdır? Örneğin Zahid El-Kevseri ile kıyaslandığında hangisi ilmi seviye bakımından daha üstündür ?

"Devrinin en üstünü şu zattır, bu zattır" tartışmasına girmeyi doğru bulmam. Onunla aynı dönemde yaşamış ilim ehli arasında böyle bir yarış vuku bulmamıştır ki biz de benzeri bir tutum içine girelim. Keza o kendisini devrinin ulemasının üstünde görmemiştir ki, aynı tavır başkalarından da sadır olsun!

Bununla birlikte her dönemin uleması için söz konusu olduğu gibi, onun yaşadığı dönemin alimleri için de birbirlerine farklı dallarda tefevvuk etmiş olanlar bulunması normaldir. Söz gelimi Muhammed Zâhid el-Kevserî merhum, İslamî ilimlerin her dalında kalem oynatacak, söz söyleyecek kudrettedir; ama bilhassa Hadis/Rical ve Kelam sahalarında bir adım öne çıkmıştır. Keza Mustafa Sabri Efendi merhum Fıkıh ve Kelam alanlarında, Elmalılı merhum Tefsir, Fıkıh, Kelam ve Felsefe alanlarında yoğunlaşmıştır; bununla birlikte onlar da İslamî ilimlerin hemen her dalında söz söyleme kudretini haizdir.

Bu açıdan bakıldığında Bediüzzaman merhum da İslamî ilimlerin hemen her dalına taalluk eden hususlarda konuşup yazmış, ama onun konuşup yazdıklarının asıl ağırlık noktasını, ateist ve naturalist cereyanların İslam itikadına yönelik meydan okumalarına mukabele ve imanî meselelerin modern çağın insanının idrakine sunulması meselesi teşkil etmiştir.

S–4) Sait Nursinin verdiği bilgiler % 100 doğru mudur? Reddetmek İslam ölçülerinde nedir?

Kur'an'dan başka hiçbir kitabın muhtevasına ve Efendimiz (s.a.v)'den başka hiçbir insanın bütün söylediklerine % 100 doğrudur diyemeyiz. Bediüzzaman merhumun mezhebinin imamı olan İmam eş-Şâfi'î, talebesi el-Büveytî'nin naklettiğine göre şöyle demiştir: "Ben bu kitapları yazdım. Onlarda mutlaka hata bulunur. Çünkü Allah Teala şöyle buyuruyor[1]: "Eğer (bu Kur'an) Allah'tan başkası nezdinden olsaydı, onda çok tutarsızlıklar bulurlardı."[2] Malum ve meşhurdur ki, İmam eş-Şâfi'î, talebesi el-Müzenî tarafından seksen kere okunan er-Risâle isimli eserini her seferinde tashih etmiş, en sonunda da "Allah, kendi kitabından başkasının hatasız olmasını murad etmemiştir" diyerek ne kadar tashih edilirse edilsin Kur'an'dan başka her kitapta mutlaka hata bulunacağını ikrar etmiştir.

Devam edecek

[1] 4/en-Nisâ, 82.
[2] Ebû Zehra, eş-Şâfi'î, 161.
 

hirahos

Kıdemli Üye
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Tepkime puanı
483
Puanları
0
Yaş
53
Okuyucu Soruları 26 BEDİÜZZAMAN VE RİSALE-İ NUR-7

Ebubekir Sifil, Milli Gazete - 3 Ekim 2010

Üstadın bizzat kendisi, eserlerinin hatasız kabul edilmesine rıza göstermemiş, yazdıklarının mihenge vurulmasını istemiş ve şöyle demiştir: "Hiçbir müfsid ben müfsidim demez, daima suret-i haktan görünür. Yahud bâtılı hak görür. Evet, kimse demez ayranım ekşidir. Fakat siz mihenge vurmadan almayınız. Zira çok silik söz ticarette geziyor. Hatta benim sözümü de ben söylediğim için hüsn-ü zan edip, tamamını kabul etmeyiniz. Belki ben de müfsidim veya bilmediğim halde ifsad ediyorum. Öyle ise her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz. İşte size söylediğim sözler, hayalin elinde kalsın, mihenge vurunuz. Eğer altın çıktı ise kalbde saklayınız; bakır çıktı ise çok gıybeti üstüne ve bedduâyı arkasına takınız, bana reddediniz, gönderiniz."[1]

Burada bir hususun altını çizmemiz gerekiyor: Bediüzzaman merhum, yapması gerekeni yapmış ve kendisinin hatadan masun ve masum kabul edilmemesi için bu kadar açık konuşmuştur. Ancak bu, özelde onun ve genelde diğer ilim ehlinin yazdıklarını, söylediklerini, görüş ve eserlerini her önüne gelenin eleştirebileceği şeklinde anlaşılmamalıdır. Onun ve diğer ilim ehlinin eserlerini mihenge vurmak, mihengin ne olduğunu ve "mihenge vurma"nın mahiyetini bilenlerin işi olmalıdır!

S–5) Sait Nursi’nin 2. Abdülhamit döneminde yapmış olduğu faaliyetler gerekli miydi yoksa hata mıydı?

Cennetmekân Sultan II. Abdülhamid hanın en büyük talihsizliği, birkaç istisna dışında devrinin tefekkür ve kalem erbabı, özellikle de ilmiye sınıfı tarafından gerektiği gibi anlaşılamamış olmasıdır. Diğer sınıflar bir yana, özellikle ilim adamları tarafından "müstebit" yaftası ile yaftalanmak belki de onun maruz kaldığı en yaralayıcı muamele olmuştur.

Bediüzzaman merhum da o dönemin genel havası içinde Abdülhamid hana karşı pozisyon almış, Meşrutiyet'i bütün varlığıyla ve büyük umutlarla desteklemiştir. Ancak İttihat Terakki döneminin felaketlerini görüp yaşayınca hakikati anlamış ve pişman olmuştur. Muhterem Kadir Mısıroğlu'nun yazdığına göre Bediüzzaman, vefatından kısa bir süre önce Sultan Abdülhamid'in torunu Nemika Sultan'a giderek dedesi adına kendisinden helallık dilemiştir.[2]

Rıza Tevfik'in bile gerçeği görüp haklıyı haksızı en çarpıcı biçimde itiraf ettiği bir ortamda Bediüzzaman da elbette kendisine yakışanı yapacaktı…

S–6) Sait Nursi’nin, Osmanlıda, ilmiye grubu olarak yaptığı çalışmalar, verdiği fetvalar ve bu çerçevede başlatılan molla ayaklanmaları göz önünde bulundurulduğunda Osmanlının yıkılışında direkt veya endirekt etkisi var mıdır? Var ise bu nasıl değerlendirilmelidir?

Ne Bediüzzaman merhumun ne de dönemindeki ilmiye sınıfının "Osmanlı'yı yıkmak" gibi bir emel ve çabası olmuştur. Böyle bir cümle kurmak bile büyük vebaldir. Eğer Bediüzzaman merhumun Cennetmekân Sultan Abdülhamid han aleyhdarlığını "Osmanlı'nın yıkılışına dolaylı katkı" saymak doğruysa, bu sadece ona değil, Sultan'ın aleyhinde bulunan herkese raci bir vebal ve töhmet olur!

Evet, Bediüzzaman'ın Sultan Abdülhamid han aleyhdarlığı kimsenin gizlisi değildir; ancak şu da bir hakikat ki, onun aleyhdarlığı, hal'ine fetva verecek veya aleyhine ayaklanma tertip etmek gibi girişimlerde bulunacak noktaya varmış değildir. Hatta onun Abdülhadim karşıtlığı mesela merhum Mehmet Akif'inki kadar değildir. Yukarıda da söylediğim gibi Bediüzzaman gerçeği yaşayarak idrak ettikten sonra nedamet getirmiş ve helallık dilemiştir; Ama aynı şeyi Akif için söylemek kolay değildir.

Sorunun, Bediüzzaman merhumun bir "molla ayaklanması" ile irtibatını ima eden kısmını anlamadım. Ne onun böyle bir ayaklanma tertip etme niyetinden, ne de esasen böyle bir ayaklanmadan haberdarım. Burada soru sahibinin bir bilgi yanlışlığı olmalı.

Devam edecek

[1] Münâzarât, 14.

[2] Kadir Mısıroğlu, Bir Mazlum Padişah: Sultan II. Abdülhamid isimli eserin önsözü.

Her ne kadar böyle bir olayın vuku bulmadığı iddia edilmiş olsa da (bkz. http://www.saidnursi.de/tr2/index.php/BEDiUZZAMAN-CEVAP-VERiYOR/Said-Nursi-helallik-istedi-mi.html), olayı bizzat tahkik ve teyit eden başkaları da olmuştur. (bkz. http://muzafferdeligoz.blogcu.com/bediuzzaman-2-abdulhamit-in-varislerinden-helallik-aldi-mi/5366421) .
 

Hikem

Kıdemli Üye
Katılım
31 Ağu 2009
Mesajlar
6,073
Tepkime puanı
702
Puanları
0
Muhterem kardeşim, bu söz (itiraf, ağızdan kaçırma) hangi Tv'de hangi programda hangi tarihte olmuştur. Buna ilişkin bir yazı, bir haber, bir link var mıdır? Verebilir misiniz?


.Hikemin bahsettiği, Cevizkabuğu , programının hazırlayıcısı Hulki Cevizoğlu, programlarının , çözümünü kitablaştırdı.Ben bir kitabcıda, Cevizoğlunun kitabında bu ifadeleri aynen gördüm.Bu ifadeler maalesef , cemaat tarafından hususen hoca tarafından yalanlanmadı.Zaten Vatikan temsilcisi sıfatıyla konuşan birisinin, böyle önemli bir konuda, yalan beyanda bulunması, protokol açısındanda mümkün görünmüyor.Kaldıki, bu sözler, ilgili Hocanın fahri başkanlığını yaptığı Gazeteci ve yazarlar birliği vakfının yayınlarındada geçiyor.
 

hirahos

Kıdemli Üye
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Tepkime puanı
483
Puanları
0
Yaş
53
.Hikemin bahsettiği, Cevizkabuğu , programının hazırlayıcısı Hulki Cevizoğlu, programlarının , çözümünü kitablaştırdı.Ben bir kitabcıda, Cevizoğlunun kitabında bu ifadeleri aynen gördüm.Bu ifadeler maalesef , cemaat tarafından hususen hoca tarafından yalanlanmadı.Zaten Vatikan temsilcisi sıfatıyla konuşan birisinin, böyle önemli bir konuda, yalan beyanda bulunması, protokol açısındanda mümkün görünmüyor.Kaldıki, bu sözler, ilgili Hocanın fahri başkanlığını yaptığı Gazeteci ve yazarlar birliği vakfının yayınlarında da geçiyor.

Allah razı olsun kardeşim. Bilgilendirdiniz.
 
Katılım
14 Eki 2006
Mesajlar
1,777
Tepkime puanı
67
Puanları
0
Üstadın bizzat kendisi, eserlerinin hatasız kabul edilmesine rıza göstermemiş, yazdıklarının mihenge vurulmasını istemiş ve şöyle demiştir: "Hiçbir müfsid ben müfsidim demez, daima suret-i haktan görünür. Yahud bâtılı hak görür. Evet, kimse demez ayranım ekşidir. Fakat siz mihenge vurmadan almayınız. Zira çok silik söz ticarette geziyor. Hatta benim sözümü de ben söylediğim için hüsn-ü zan edip, tamamını kabul etmeyiniz. Belki ben de müfsidim veya bilmediğim halde ifsad ediyorum. Öyle ise her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz. İşte size söylediğim sözler, hayalin elinde kalsın, mihenge vurunuz. Eğer altın çıktı ise kalbde saklayınız; bakır çıktı ise çok gıybeti üstüne ve bedduâyı arkasına takınız, bana reddediniz, gönderiniz."[1]

Burada bir hususun altını çizmemiz gerekiyor: Bediüzzaman merhum, yapması gerekeni yapmış ve kendisinin hatadan masun ve masum kabul edilmemesi için bu kadar açık konuşmuştur. Ancak bu, özelde onun ve genelde diğer ilim ehlinin yazdıklarını, söylediklerini, görüş ve eserlerini her önüne gelenin eleştirebileceği şeklinde anlaşılmamalıdır. Onun ve diğer ilim ehlinin eserlerini mihenge vurmak, mihengin ne olduğunu ve "mihenge vurma"nın mahiyetini bilenlerin işi olmalıdır!


Kaç kere söyleyeceğiz.. Hocam tamam kabul etmeyin taassup deyin ama üstad ve nurlar hakkında kraldan fazla kralcılık yapmayın lütfen..


Aziz kardeşlerim! Üstadınız lâyuhtî değil. Onu hatasız zannetmek hatadır. Bir bahçede çürük bir elma bulunmakla bahçeye zarar vermez. Bir hazinede silik para bulunmakla, hazineyi kıymetten düşürtmez. Hasenenin on sayılmasıyla, seyyienin bir sayılmak sırrıyla insaf odur ki: Bir seyyie, bir hata görünse de, sair hasenata karşı kalbi bulandırıp itiraz etmemektir. Hakaika dair mesailde külliyatları ve bazan da tafsilâtları sünuhat-ı ilhamiye nev'inden olduğundan hemen umumiyetle şübhesizdir, kat'îdir.

Tarihçe-i Hayat..





Mısıroğlu meselesine ise hiç girmeyelim.. Adı çıktı dokuza inmez sekize.. Yüz yerde cevabı verilmiş... Şimdi islamoğluculuk oynayıp itidalli hareket ediyor gibi bi taraf muhakeme süsü vererek saçmalamaya başlamayalım.. Lütfen...
 

Hikem

Kıdemli Üye
Katılım
31 Ağu 2009
Mesajlar
6,073
Tepkime puanı
702
Puanları
0
Kaç kere söyleyeceğiz.. Hocam tamam kabul etmeyin taassup deyin ama üstad ve nurlar hakkında kraldan fazla kralcılık yapmayın lütfen..


Mısıroğlu meselesine ise hiç girmeyelim.. Adı çıktı dokuza inmez sekize.. Yüz yerde cevabı verilmiş... Şimdi islamoğluculuk oynayıp itidalli hareket ediyor gibi bi taraf muhakeme süsü vererek saçmalamaya başlamayalım.. Lütfen...


Mısıroğlu dediğin zat, sırtını kimseye dayamayan mert oğlu mert bir şahsiyettir.Hocanızın ondan öğreneceği çok şey olabilir.Kaldıki hocanız,gönderdiği adamları vasıtasıyla , Kadir Mısıroğlu için ''Sen ektin biz biçiyoruz' gibi sitayişkar cümleleri kullanmıştır.Hocanın övdüğü bir zata, yakışıksız, nefsi sıfatlar söylemek senin haddin ve hakkın değildir.Kadir Mısıroğlunun kitabları, cemaatın kodamanları tarfından takip ediliyor.Hocan hakkındaki söyledikleri yıllar geçti, yalanlanamadı.Zira hakikatlerin bizatihi kendisinden kaynaklanan gücü vardır.
 
Katılım
14 Eki 2006
Mesajlar
1,777
Tepkime puanı
67
Puanları
0
Benim hocamın ömrü mısıroğlunu görmeye yetmedi.. Görseydi zaten okkalı bir tokad atardı..
 

Hikem

Kıdemli Üye
Katılım
31 Ağu 2009
Mesajlar
6,073
Tepkime puanı
702
Puanları
0
Burada kasdedilen '' Hoca'' nın kim olduğu bellidir.Bu açıdan konuyu başka yerlere çekmek doğru bir tutum değildir.
 

hirahos

Kıdemli Üye
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Tepkime puanı
483
Puanları
0
Yaş
53
Okuyucu Soruları 26 BEDİÜZZAMAN VE RİSALE-İ NUR-8

Ebubekir Sifil, Milli Gazete - 10 Ekim 2010

S–7) Osmanlının yıkılışında etkisi var ise sonuçta hayır ve şer manasında açılan bir kapı vardır ki Sait Nursi bu durumun neresindedir? Yani şer ise kendisine vebal, hayır ise kendisine sevap mahiyetinde bir kazanç var mı?

Ameller niyetlere göre değerlendirilir. Daha önce de belirttiğim gibi, o dönemde sadece Bediüzzaman merhum değil, Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi, Mehmet Akif gibi kalburüstü pek çok isim Sultan II. Abdülhamid hana muhalif tutum takınmış, onun, Osmanlı'yı ayakta tutmak için çırpınmayla geçen 33 yıllık saltanat dönemini "istibdat" olarak damgalamıştır.

Yine daha önce ifade etmeye çalıştığım gibi, İttihat Terakki yönetiminin zihniyetini ve icraatlarını yakından tanımaya ve tecrübe etmeye başladıkça dönemin vicdan ve irfan sahibi siyaset adamlarının, ilim adamlarının, aydınların "istibdat" denen o dönem hakkındaki kanaatleri hızla değişmiştir.

Sultan II. Abdülhamid hanın, içeriden ve dışarıdan gördüğü bütün baskı ve tazyiklere rağmen dirayetle yürüttüğü "İslam'ın son kalesini ayakta tutma" amacına matuf kimi icraatları "istibdat" olarak değerlendirenlerin tamamını aynı kefede görmek yanlış olur. Meseleyi İslamî hassasiyetle ele alanlar, hedef aynı olsa da niyet ve maksat farklılığı sebebiyle mesela Abdullah Cevdet, İbrahim Temo gibi zevattan farklı düşünülmelidir.

Osmanlı'yı yıkmak gibi bir niyetleri olmadığı halde, çalışmaları bu neticeye müncer olanlar, sonunda nedamet getirmiş iseler, sadece gerekli teyakkuz ve basireti gösterememekle itham edilmelidirler. Aksi halde tutarlı olmak için sadece Bediüzzaman merhumu değil, devrin ilim adamlarının kahir ekseriyetini "bir şerrin kapısını açma" vebalinin yüklenicisi olarak tesbit etmek gerekir. Ben şahsen böyle bir tesbite de, vebale de iştirak edemem.

S–8) Tarihçeyi Hayat'ta eski Sait diye tanımladığı ve hatalarla geçen devri olarak tanımladığı bu devri açıklamasını bazı müntesipleri sanki günah çıkarma gibi anlatmaktadır. Bu durum nasıl değerlendirilmelidir?

Müslüman sorumluluğunun üstüne bir de "ilim adamı" sorumluluğu eklenince, insanın iki kat hassasiyet göstermesi eşyanın tabiatındandır. Bediüzzaman merhum, hayatının belli bir dönemine ait görüş ve düşünceleri şayan-ı tenkit bulup terk etmişse, bu onun menakıbı cümlesinden sayılmalıdır. Her müslümanın sahip olması gereken "özeleştiri" cesaret ve hassasiyeti ile "günah çıkarma" arasında nasıl bir irtibat olabilir? Kendisine, inancına ve aidiyetlerine saygısı olan herkes, Allah ve Ümmet karşısında kendisini sorgulamaktan ve varsa yanlışlarını itiraf etmekten kaçınmamalıdır.

Burada üçüncü şahıslar olarak bize düşen bir sorumluluk varsa, o da Bediüzzaman merhumun terk ettiği ve –diyelim ki– sahiplenmediği "eski Sait" dönemi ile "yeni Sait" dönemi arasındaki farklılıkların üzerine eğilmek, buradan bizim için ne gibi ders ve ibretler çıkarılabilir, ona bakmaktır. Böyle bir çalışmanın mevcut olup olmadığını bilmiyorum; yoksa mutlaka yapılmalıdır. "Eski Sait" dönemine karakterini veren hususlar, Bediüzzaman merhumun kendisinden ve dışarıdan kaynaklanan etkenler, "yeni Sait"i hazırlayan şartlar, olaylar, gelişmeler, bu iki dönem arasındaki "geçiş dönemi"nin hususiyetleri vs…

Öte yandan, Bediüzzaman merhumun bu örnek davranışının hangi müntesibi tarafından "günah çıkarma" olarak nitelendirildiğini bilmiyorum. Bunun daha ziyade onun muhalifleri tarafından dile getirilmiş "yakışıksız" bir yakıştırma olarak görülmesi gerekir diye düşünüyorum.

Devam edecek
 

hirahos

Kıdemli Üye
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Tepkime puanı
483
Puanları
0
Yaş
53
Bediüzzaman ve Risalei Nur 9

Ebubekir Sifil - Milli Gazete, 2010-10-17
[email protected]

S-9) Risale-i Nurlar için ben onları kendim değil ilham olarak yazıyorum demesi ve bundan ötürü Risalelere Kur'an mesabesinde bakılması nasıl bir durumdur?

Bir olgu olarak "ilham"ın hakikatini teslim etmekle birlikte, bizim Akaid ve Usul-i Fıkıh kaynaklarımızda onun bir "bilgi/hüküm kaynağı" olarak değerlendirilmediğini bilmemiz gerekir. Bilindiği gibi Usul-i Fıkıh'da, bilgi/hüküm kaynakları (edille-i şer'iyye), "aslî" ve "fer'î" olarak iki kategoriye ayrılmıştır. Kitap. Sünnet, İcma ve Kıyas "aslî" bilgi/hüküm kaynaklarını teşkil ederken, -mezhepler arasında ihtilaflı bir alanı oluşturan- İstihsan, Mesalih-i Mürsele, Sedd-i Zerayi, Örf vb. de "fer'î" bilgi/hüküm kaynaklarını oluşturur. Bunlar arasında "ilham" diye bir maddenin yer almadığına bilhassa dikkat etmek gerekir..

İlham ve rüyanın bilgi/hüküm değeri konusunda derli-toplu ve sahih bilgi bulabileceğimiz bir kaynak olarak Abdülganî en-Nâblusî'nin el-Hadîkatu'n-Nediyye Şerhu't-Tarîkati'l-Muhammediyye isimli eseri zikre değerdir.(1) en-Nâblusî orada kısaca ve anlam olarak şöyle der: Gerek zahir, gerekse batın uleması nazarında ilham, kendisiyle şer'î ahkâmın sabit olduğu, Kitap ve Sünnet'ten müstağni kılan bir hüccet değildir. Batın uleması nazarında -amelî hayat Kitap ve Sünnet'ten elde edilen ilim doğrultusunda düzenlendikten sonra- ilham Kitap ve Sünnet'in anlamlarını kavramada sahih bir yol olarak görülür. Aksi halde ilham, kendisiyle amel etmek caiz olmayan şeytanî bir vesvese olur...

Bu çerçevede ulemamız, şer'î nass, ilke ve hükümlerle çatışmamak şartıyla ilhamla amel edilebileceğini belirtmiştir. Ancak hemen belirtelim ki, bu da (yani amel edebilme de) ilham sahibinin şahsıyla sınırlı bir durumdur; bir başkasını kesinlikle ilzam etmez.

Bu noktayı akılda tutarak meseleyle alakalı bir diğer noktaya intikal edelim: İnsanın, Kitap ve Sünnet'ten içtihad ederek çıkardığı hükümde yanılma payı her zaman mevcut olduğu gibi, ilham ve keşifle elde ettiği bilgide de yanılma payı her zaman mevcuttur. Daha önce muhtelif vesilelerle değindiğim bu meselenin tafsilatı için dipnotta belirttiğim yere bakılabilir.(2)

İnsan herhangi bir mesele üzerinde uzun zaman yoğunlaştığı zaman, gerekli altyapıya da sahipse, başkalarının dikkatinden kaçan birtakım bilgi ve tesbitlere ulaşabilir. Bu yolla kalbine, başkalarına zahir olmayan bilgiler münkeşif olabilir. Hepimizin bu doğrultuda tesbit, müşahede ve tecrübeleri vardır. Dolayısıyla Bediüzzaman merhum gibi hayatını Risale-i Nur'un telifiyle geçirmiş, daha doğrusu hayatını buna adamış bir insanın, bir ömür üzerinde yoğunlaştığı meseleler hakkında ilhama mazhar olmasını garipsememek gerekir.

Yanlış olan, Risale-i Nur'un ihtiva ettiği Kur'an ve Sünnet nassları zemininde birtakım anlam boyutlarına ilhamla ulaşılmış olabileceğini söylemek değil, "ilhamla yazılmıştır" diyerek bu esere "hatadan masun" gözüyle bakmaktır. İnsan ürünü hiçbir eser hatadan salim olmadığı gibi, Risale-i Nur da hatasız değildir. Bediüzzaman merhumun kendisi hakkında ileri sürmediği bir davayı biz onun hakkında nasıl ileri sürebiliriz? O'nun, kendisi veya Risale-i Nur hakkında "hatasızdır" şeklinde bir iddiada bulunmuş olması şöyle dursun, kendi sözleri hakkında "mihenge vurun" dediğini daha önce görmüştük.

Ancak yine daha önce de dediğim gibi bu durum, Risale-i Nur'u her önüne gelenin tenkit edebileceği, ya da "içinde hatalar var" diyerek kıymetten düşürebileceği anlamına gelmez. Hele bazı çevrelerde görüldüğü gibi bu eser ve sahibi hakkında tahkire varan bir tutum ve üslup benimsemek, -tasvip tasvip ve tensip etmek şöyle dursun- müsamaha ile dahi karşılanamaz!

Devam edecek

1- Bkz. el-Hadîkatu'n-Nediyye, I, 164 vd.
2- Ebubekir Sifil, Sana Din'den Sorarlar, I, 143 vd.
 
Katılım
14 Eki 2006
Mesajlar
1,777
Tepkime puanı
67
Puanları
0
Yanlış olan, Risale-i Nur'un ihtiva ettiği Kur'an ve Sünnet nassları zemininde birtakım anlam boyutlarına ilhamla ulaşılmış olabileceğini söylemek değil, "ilhamla yazılmıştır" diyerek bu esere "hatadan masun" gözüyle bakmaktır. İnsan ürünü hiçbir eser hatadan salim olmadığı gibi, Risale-i Nur da hatasız değildir. Bediüzzaman merhumun kendisi hakkında ileri sürmediği bir davayı biz onun hakkında nasıl ileri sürebiliriz? O'nun, kendisi veya Risale-i Nur hakkında "hatasızdır" şeklinde bir iddiada bulunmuş olması şöyle dursun, kendi sözleri hakkında "mihenge vurun" dediğini daha önce görmüştük.

gidin biraz risale okuyun lütfen.. saçmalıyorsunuz tek kelime ile bu!!! cevabınız verildi defalarca.. kabul etmek istemeseniz de verildi ...
 

Hikem

Kıdemli Üye
Katılım
31 Ağu 2009
Mesajlar
6,073
Tepkime puanı
702
Puanları
0
gidin biraz risale okuyun lütfen.. saçmalıyorsunuz tek kelime ile bu!!! cevabınız verildi defalarca.. kabul etmek istemeseniz de verildi ...

İktibas edilen yerdeki saçmalık nerde? Anlat da anlayalım.Sadece kendinizin Risalei Nur okuduğunuzumu zannediyorsunuz.

quote_icon.png
ittiba Nickli Üyeden Alıntı
Burada kasdedilen '' Hoca'' nın kim olduğu bellidir.Bu açıdan konuyu başka yerlere çekmek doğru bir tutum değildir.





söyleyene bak hele ya hu.. konuyu başka yere çeken kimmiş ki.. benim hocam bi tane... senin hoca nereden çıktı.. serdengeçti

Söyleyene ne olmuşki? Yoksa tanışıyormuyuz.? Risalei Nur Hakkında konuşmak sadece size verilmiş bir haK mı? Senin hocan da kim? Her kesin hocası bir tanedir.Eğer hoca diye Bediüzzamanı kasdediyorsan, bu üsluptaki birinin üstada talebe olması mümkün gözükmüyor.

 

alanyali07

Kıdemli Üye
Katılım
11 May 2008
Mesajlar
6,968
Tepkime puanı
845
Puanları
0
"Bu sitede yazmayı itikadi olarak uygun bulmuyorum" dedikten sonra, başka bir nickle siteye girip yazı yazmaya devam etmeyi hangi itikada uygun buluyorsun ?
Böyle "iki yüzlü" bir itikada sahip olanların başkalarına itikad dersi vermeleri ne yaman çelişkidir ?
"Hikem " rumuzun yasaklanmamış, oradan yazmaya devam edebilirsin, neyi saklamaya çalışıyorsun ki anlamak mümkün değil..
Böyle kişiler sonra çıkıyor, "şu şöyle " "bu böyle" diyor, siz bi kendinizin ruh dünyasını düzeltin sonra başkalarına bakın..
 
Katılım
14 May 2008
Mesajlar
2,994
Tepkime puanı
93
Puanları
0
"Bu sitede yazmayı itikadi olarak uygun bulmuyorum" dedikten sonra, başka bir nickle siteye girip yazı yazmaya devam etmeyi hangi itikada uygun buluyorsun ?
Böyle "iki yüzlü" bir itikada sahip olanların başkalarına itikad dersi vermeleri ne yaman çelişkidir ?
"Hikem " rumuzun yasaklanmamış, oradan yazmaya devam edebilirsin, neyi saklamaya çalışıyorsun ki anlamak mümkün değil..
Böyle kişiler sonra çıkıyor, "şu şöyle " "bu böyle" diyor, siz bi kendinizin ruh dünyasını düzeltin sonra başkalarına bakın..
Verdiğin bilgi için teşekkür kardeş.
 

hirahos

Kıdemli Üye
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Tepkime puanı
483
Puanları
0
Yaş
53
Okuyucu soruları 26: Bediüzzaman ve Risalei Nur 10

Ebubekir Sifil - Milli Gazete, [email protected], 2010-10-24

S-10) Risalelerdeki bilgilerin tümü kayıtsız şartsız doğru mudur?

Öncelikle Bediüzzaman merhumun ve Risale-i Nur'un ilmî hassasiyet saiki ve istikametin muhafazası endişesi ile incelenmesi/değerlendirilmesi ile daha başlangıçta eseri ve müellifi sırf tenkit ve gözden düşürmek maksadıyla yola çıkmayı birbirinden ayırt etmemiz gerektiğini belirtelim. Her iki davranış da sahibini, eserde ve müellifte birtakım hatalar bulunduğu neticesine götürebilir. Ama bunlardan ilki sahibine sevap ve muhataba istiğfar vesilesi olurken, diğeri -muhataba bir zarar vermez ama- sahibinin boynuna vebal olarak dolanır.

Sorunun cevabına gelince; Risalelerdeki bilgilerin tamamının kayıtsız şartsız doğru olduğunu söylemek makul değildir. Esasen onların mağfur ve muhterem müellifinin de böyle bir iddiası yoktur. Tam aksine o, Risale-i Nur'da hata ve kusurlar olabileceğini kabul ve itiraftan çekinmemiştir ki, normal ve gerekli olan da budur.

Nitekim Bediüzzaman merhum, On beşinci Şua'da, el-Hüccetu'z-Zehra'nin İkinci Makam'ında "Gayet kısa bir nevi tercümesi içinde ilm-i İlahîye, bu pek ehemmiyetli hakikat-ı imaniyeye kısacık işaretler edip tafsilâtını Risale-i Nur'a havale ile deriz

Cümlesinin altına şöyle bir not düşmüştür: "(Haşiye): Bundan sonraki kısmı, bütün ömrümde görmediğim dehşetli ve semli bir hastalık içinde yazılmış. Kusuratıma nazar-ı müsamaha ile bakılsın. Hüsrev, münasib görmediği kısmı ta'dil, tebdil, ıslah edebilir.}:1

Şu ifadeler de Bediüzzaman merhumun: "Te'lifinden otuzdört sene sonra, Münazarat namındaki esere baktım, gördüm ki: Eski Said'in o zamandaki inkılabdan2 ve o muhitten ve tesirat-ı hariciyeden neş'et eden bir dalet-i ruhiye ile yazdığı bu gibi eserlerinde hatiat var. O kusurat ve hatiatından bütün kuvvetimle istiğfar ediyorum ve o hatiattan nedamet ediyorum. Cenab-ı Hakk'ın rahmetinden niyazım odur ki: Ehl-i imanın me'yusiyetlerini izale niyetiyle ettiği hatiat, hüsn-i niyetine bağışlansın, afv edilsin."3

Tetkik edildiğinde Risale-i Nur'da buna benzer birçok ifade bulunabilir. Bütün bunlar açık bir şekilde gösteriyor ki, Bediüzzaman merhumun, Risale-i Nur'un hatasız olduğu şeklinde bir iddiası da, ifadesi de yoktur. Bu eserin ilham ürünü olduğunun söylenmesi ile -ki bunun nasıl anlaşılması gerektiğini daha önce belirttik- "hatasız" olduğunun söylenmesi birbirinden farklı şeylerdir.

Burada Bediüzzaman merhumun, henüz kendisi hayattayken Risale-i Nur'a ilişen, bu eserin bazı yerlerini tenkit eden bazı kimselere mukabele zımnında söylediği bazı sözler benim bu söylediklerime itiraz olarak ileriye sürülebilir.

Bir sonraki yazıda bunlardan bazı örnekler zikrederek, bu ifadelerin nasıl anlaşılması gerektiği üzerinde duralım.

Devam edecek

1 Şualar, 641.
2 İkinci Meşrutiyet dönemini ve İttihat Terakki propagandasını kastediyor.
3 Kastamonu Lahikası, 50.
 

hirahos

Kıdemli Üye
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Tepkime puanı
483
Puanları
0
Yaş
53
Okuyucu Soruları 26: Bediüzzaman ve Risalei Nur 11

Ebubekir Sifil - Milli Gazete, [email protected], 2010-10-31

Risale-i Nur'un ilham ile yazdırılması meselesinde Bediüzzaman merhumun ne söylediğini birkaç örnek üzerinden görelim:

"Gayet muhlis bir kardeşimizin mektubunda, bir ihtiyar âlim ve vaizin, Risale-i Nur'a zarar verecek vaziyette bulunması; benim gibi binler kusurları bulunan bir bîçarenin, ehemmiyetli mazerete binaen, bir sünneti terkettiğim bahanesiyle şahsımı çürütüp, Risale-i Nur'a ilişmek istemiş.

"Evvelâ: Hem o zât, hem sizler biliniz ki: Ben, Risale-i Nur'un hizmetkârıyım ve o dükkânın bir dellâlıyım. Risale-i Nur ise, Arş-ı A'zama bağlı olan Kur'an-ı Azîmüşşan ile bağlanmış bir hakikî tefsirdir. Benim şahsımdaki kusurat, ona sirayet etmez."1

"Makam-ı iddia cerbezesiyle binler mesail içinde, bir-iki mes'eleye, hatırımıza gelmeyen bazı manalar vererek bizi ittiham ediyor. Halbuki o mesailler Nur'un büyük mecmualarında var. Mısır Câmi-ül Ezher üleması ve Şam-ı Şerif büyük âlimleri ve Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere'nin müdakkik hocaları ve Haleb ve saire hususan Diyanet Riyasetinin muhakkik âlimleri onları görüp kemal-i takdirle tahsin ve tasdik ettikleri halde, hocavari ve âlimane bazı ilmî itirazları bu iddianamede hayretle ve taaccüble gördüm..."2

Risaleler'in daha birçok yerinde bu kabil pasajlara rastlamak mümkündür. Hatta, Risale-i Nur'un, müellifin kalbine gelen ilham ve ikazlarla yazdırıldığını açıkça belirten ifadeleri mevcuttur. Yazının uzamaması için ve esasen ehlinin malumu olduğu için bunları tafsilatlı olarak zikretmeye gerek görmüyorum.

Risale-i Nur dikkatli bir gözle incelendiğinde, işbu "yazdırılma" ve "ilham" meselesinin, -evvel de ifade ettiğim gibi- bu eserin mükemmel olduğu, hata ve kusur cinsinden hiçbirşey ihtiva etmediği anlamı taşımadığı görülecektir.

İlk olarak bizzat Risaleler'in muhtelif yerlerinde gördüğümüz bir gerçek var: Risaleler, merhum ve muhterem müellif tarafından önce müsvedde olarak yazılıyor; arkasından temize çekiliyor. Hatta zaman zaman, daha önce yazılmış bir kısım risalelerin bazı yerleri gözden geçiriliyor, bazı şeyler ilave ediliyor ve bazı yerler çıkartılıyor.

İkinci olarak, Bediüzzaman merhum, kendisine daha önce şifahi olarak sorulmuş sorulara yine şifahi olarak verdiği cevapları da Risale-i Nur içine almıştır.

Üçüncü olarak Bediüzzaman merhumun o tesbit ve beyanları Risale-i Nur hakkındaki külli bir tavsiften ibarettir. Risaleler'in her bir cüz'ü, her bir pasajı ve cümlesi için ferden ferda geçerli bir hususiyet olarak anlaşılmamalıdır.

Bu noktayı biraz açalım: Bediüzzaman, Risale-i Nur'un Kur'an'ın bir tefsiri olduğunu, ihtiva ettiği hakikatlerin Kur'an'a ait olduğunu ve kendisinin sadece bir "tercüman" mesabesinde bulunduğunu sıklıkla ifade eder. Aslına bakılırsa bu bir hakikattir ve sadece Risale-i Nur'a mahsus değildir. Kur'anî hakikatleri şerh ve beyan eden her çalışmanın kıymeti, aslında dile getirdiği hakikatlerin kaynağına racidir.

Bu gibi ifadelerin, Risale-i Nur'un, baştan sona ve her bir cüz'ü itibariyle "vahiy mahsulü" gibi değerlendirilmesi gerektiği şeklinde anlaşılmasının önündeki en büyük engel, yine bizzat müellifin tutumudur.

Bediüzzaman merhumun bu doğrultudaki ifadelerinden bir kısmını daha önce nakletmiştim. Aşağıdaki pasajlar da aynı muhtevaya sahiptir:

"... ben Beşinci Şua aslının verdiği haberin bir kısmını, orada bir adamda gördüm. Mecburiyetle o çok ehemmiyetli vazifeleri bıraktım. Ve bu adamla başa çıkılmaz, mukabele edilmez diye, dünyayı ve siyaseti ve hayat-ı içtimaiyeyi terk edip yalnız imanı kurtarmak yolunda vaktimi sarfettim. Fakat bazı zalim ve insafsız memurlar, bana dünyaya bakacak iki-üç risaleyi yazdırdılar..."3

"... Evet bu hakikatla beraber insan kusurdan, nisyandan hâlî değil. Benim bilmediğim çok kusurlarım var. Belki de fikrim karışmış, risalelerde bazı hatalar olmuş..."4

"... Haydi bazı yanlışlarım bulunsa bile, binler âlimlerin görmedikleri veya ilişmedikleri, itiraznamedeki o yanlışlar hakikî olsa da bir suç olamaz, yalnız ilmî bir hata olabilir."5

Devam edecek...

1 Tarihçe-i Hayat, 313.
2 Şualar, 390.
3 Şualar, 360.
4 Şualar, 683.
5 Şualar, 390.
 
Katılım
14 Eki 2006
Mesajlar
1,777
Tepkime puanı
67
Puanları
0
Hâlâ aynı numara.....


Aziz kardeşlerim! Üstadınız lâyuhtî değil. Onu hatasız zannetmek hatadır. Bir bahçede çürük bir elma bulunmakla bahçeye zarar vermez. Bir hazinede silik para bulunmakla, hazineyi kıymetten düşürtmez. Hasenenin on sayılmasıyla, seyyienin bir sayılmak sırrıyla insaf odur ki: Bir seyyie, bir hata görünse de, sair hasenata karşı kalbi bulandırıp itiraz etmemektir. Hakaika dair mesailde külliyatları ve bazan da tafsilâtları sünuhat-ı ilhamiye nev'inden olduğundan hemen umumiyetle şübhesizdir, kat'îdir.

Tarihçe-i Hayat..





 
Katılım
14 Eki 2006
Mesajlar
1,777
Tepkime puanı
67
Puanları
0

etmesin lütfen.. lütfen etmesin.. sifil hoca kafasına göre hüküm vermeyi bıraksın.. desin ki biz böyle düşünüyoruz böyle itikad ediyoruz.. ama demesin ki Said Nursi de bizim gibi düşünüyor.. çünkü öyle düşünmüyor.. sifil hoca ya cerbeze yapıyor.. ya da risaleleri bilmiyor..
 
Üst