Üslup Ve Yazı | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Üslup Ve Yazı

mü'HÜR

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
19 Eki 2010
Mesajlar
2,563
Puanları
83
Yaş
35
Hucestefâlimsin. “Arap” yurdu “dâr”ıma “Fars” çığlığı “dâr”ımsın. Firkât ateşi yaktı kavurdu elemimi. Ateş kulesine döndüm. Mesneviyyât cemaatinden değilim ki (söylediklerimi) yazdıklarımı kendimde yakayım.



Uslup yazı
söz
dil dedikleri nedir ki, zamana aldanmışız hep beraber. Salınırken sevdadan bir gafilim, gafillerin nalanından. Pirlerin Sultan’ı
Aşkların Akşân’ı, Akşanların Aşk’ı! Nerdesin be hey!?



Zaman çarkı döndükçe dönderileceğiz yollarımızdan. Bir’e bir şartla! Avuçlarım boş olsada ulufe dilenmeye geldim. Kalblerimiz sözün çarkında cinnete dönerken bir harf düşürülecekti belki göklerin verâsından. Kime kısmet. Kime hikmet. Allah’u âlem.



“Geriye bakarsam yazıklar olsun” demiştim, yıllar oldu. Meğer ne hüsran imiş(im) ki aldanmışım. Hep geriye baktım. Fersah fersah uzaklaşsamda gözlerimi mâziden bir an olsun ayıramadım. İçimde hep bir mâzi özlemi var. Her geçen asra, yıla, özlemim var.

Hasretim ben!



Ati özlemim dünyalık, mazi hasretim belkide ahiretliktir. Elleri göklere açık gönlü yerlere saçılmış bir serseriyim ben. Her yazdığım harfin acısını üstlendim zeminlerden yine ben. Çıkmaz söz. Bilinmez özdür hasretim.



İçim içime sığmaz. Ya Burhân! Cıldırır saatim bu dakikanin zalamında. Yazamam. Yazdırılamam. Özür dilerim beni bir halt sanmış okurumdan. Yazamadım. Yazamıyorum.

Affedile…



Ya olduğun gibi yaşa ya da yaşadığın gibi ol. Ne çıkar ki ey yolcu? Zulmün perdesi yere doğru çekilirken kırk sanat eserimin nihayetinden bir “Allahu ekber” sadası-nidası çıkartmaya çalıştım.



Memleketin selâmeti için bir virüsü yok ettiren padişaha selam olsun. Kendi makamlarının salahiyeti için mazlumun kanını döktüren(leri) pâdişah mı zannederler? Hani nerede Tikritli! Milenyum’un en şiddetli (ilk) ibretiklerinden degilmidir ki?

Susup dinlesinler, Arş yerde sallanırken…



Sadece müminler için degil, Hz. Muhammed (s.a.v) gibi bütün insanlık için göklerde çırpınanlardır pâdişah. Ali’leri katledenlerin ellerine ne geçti ki kandan başka?! Sabrın taşı kırıldı mı, ne emniyet(!) asayişi(!) sağlayabilir nede muhabarat. O ilâhi güç öylesine gelir ki yer-gök toza-dumana karışır. Hiç bir teknoljik araç yoktur ki O ilahi Kuvvet’e yenilmesin.



İntizarı ve acısı olmayanın sevincine inanmam ben.



Bugün sana derdimi dökmeye geldim. Aç kapını hele bir defaya mahsus yine. Şems-i tâbânim’sin. Uzun zamandır acı duyamıyorum. O yüzdendir ki söylenemiyorum. Ne yazdiklarımdan pişmanım nede yazamayacaklarımdan dolayı hüsranda olduğumun farkındayım. İstiğrakımsın. Konya’nın dervişinden fersah fersah ıraklardayım. Ne ud çalabiliyorum, ne de kitap açabiliyorum. Lâl kesildi cismim.

Cennetim kundaklandı! Cehennemim hortladı! İstiğrak halinde miyim? Değil miyim? Bilemem. Ancak keşke Hakk’ı her ne yoldan olursa olsun bulanlardan olsaydım. Sermest-i yâbanım. Pâyân intizârımsın. Ayinlere katıldım. Şeyhlere ders verdim kendi hükmümce/cürmümce. Felâhim lemyezel olsaydı, keşke! Hukubumun yarısına ulaşamadıysam kelâm riyâzatimdaki hali anlaya dost(lar).


Ne yerdekiyle gülebildim ne de yetmişcesine göktekiyle. Dinsizi bile tart(a)mayacak haldeyim. Üstad Ali Zâde mızrabını sazına değdirirken ciğerim kurbân oluyordu dualarına. Her teşbihe tevessül edeni kâfir addedemeyiz. Makam ve mevkîlerin hepsinde ayrı bir metafizik boyut vardır.



Neden vatanımı ziyâret edemiyorum? Olduğum yere bağlanıyorum. Kaldığım zeminde lâllanıyorum. İçin için ağlamış olsamda, niçin? Rubi meskundur sözlerim. Kıyâsen mıdır ribâcım? Ribâtım.



Nerede bir Arab eski şarkı işitsem yüreğimi parçalardı. Dilimi yakardı. Pervâsız olurdum. Küfre küfürle iktifâ ederdim, belki.



Söyle bana
bana ne oldu?
Ne ölene ağlayabiliyorum. Nede yenice doğana! Öyle dağıldım ki dağılacak bir hâlim kalmadı. Öyle ağlattım ki ağlanacak bir yerim dahi kalmadı.

Noldu bana, söyle Halil İbrahim bereketi Kâ’bem. Kiblende saklı olması gerekenim ben. Söyle bana. Acım kalmadı. Elemim yok. Sevincime sakın inanma! Dîvaneyim. -Acısı olmayanın sevincine inanmam- dedim çent defa, bu yüzden.



Küfrün eli birdir. Hakkın eli bir olduğu gibi. Mesele bunu idrak etmede. Dua etmeyenin küstahca dua istemesine benzesede halim beni Nurunla aydınlat!



Rûhi’l-Kuds’un kullarını birer birer kurşuna dizmeye çalışan zâlimlerin zülmü göğü neredeyse yere düşürecek. Belki de düşürdü. Susturulmuş olanlar rubbemâ bu yüzdendir!



Hidâyetim susmam olacak. Yazmam ve yazdırılmam nihâyetim oldu, olacak belkide. Kendimde değilim. Bu sözlerimi okuyup sil(in)miş(unut(ul)muş) gibi farzet. Tarih bu günü gösterirken ben senin ilâhi gönlünü görür gibi oldum, olsaydim.



Zaman geçtikçe, insan(ın ruhu) yaşlandıkça susmayı tercih eder diller. Cahilin laklakı çoktur. Âlimin cesâreti (konuşmaya) yoktur. Belh’in kölesinin teklifini şiddetle reddediyorum. Kitaplara basılayım diye yazılmadım. Eğer matbaalık olursa yazılışım ardıma dönüp bakmam. Ahirete yatırım zannettiklerim hiç yoktur. Velev ki ahiretime saadet getireceklerse yok zannettiklerim, dua ederim. Hamd ederim.

Onun haricinde “aman benimde bir sesim duyulsun” diye kitap basmaya şiddetle taarruz edenlerdenim. Eğer değere şâyân ise sözler() gönüllerde tartılmayı yeğlerim. Ne kitabı ey sârebân!? Dert bürüdü ayrılık siluetimin zülfünde. Titriyorum! Çıldırıyorum. Son sözlerim olmamış olsa bile!



“Desinler” cemaatinen değilim. Değil olayım!



Hudâmız seni gönlümün tâcı eylesin. Dualarımın mirâcı. Toprağımın niyâzâtı.



Delâletim olsada
Hidâyetimsin.





Perde!


Afyoni
 
Üst