üslup mu konu mu? | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

üslup mu konu mu?

mostar

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
6 Ara 2009
Mesajlar
1,011
Puanları
0
ÜSLUP MU KONU MU?

Ayşe Kara, üslubu ve konusu
Romanı Lâl ile dikkatleri üzerine toplayan Ayşe Kara ile romancılığını konuştuk..

06 Ocak 2011 Perşembe 12:00
Ayşe Kara’nın 2010 yılı içerisinde Lâl isimli bir romanı çıkmıştı. Timaş Yayınlarından çıkan kitap muhafazakâr kesimde ender işlenen bir konuyu ele almıştı. Ayşe Kara’ya Lâl’i, romana bakış açısını, muhafazakârlığı; hülasa aklımıza takılanları sorduk.
Kitabınız Lâl hakkında en fazla söylenen, muhafazakârların hikâyesi ve dillendirilmeyecek bir mevzu olması. Ya da konuşulmaması gereken…
Aslında mesele Lâl’in niceliğinde değil niteliğinde oldu. Mevzu, miras olarak devraldığımız romanla olan meselemiz. Bırakın mahremiyet ihlalini, (Zira açın Mesnevi’yi, aşkın ve insanlık durumlarının en hasını okursunuz.) ‘Yaratmadaki boşluğu doldurmak’ gibi büyük eşiklere varan bir mesele bu.
Fakat ben hikâye anlatmanın zamanımızdaki biçimlerinden biri olarak görüyorum roman türünü. Bizim rüya estetiğimizle de fevkalade uygun buluyorum. ‘Uyanıkken rüya görmek’ olarak düşünüyorum kurmacayı.
Ama bazılarının şaşırmakta haklı olduklarını da kabul ediyorum. Uzunca bir süredir yazıl(a)mayan İslam düşüncesinin; Sûfi algının nüvesini oluşturduğu, oyunu kurallarına göre oynayan bir kitap oldu Lâl.
Şunu da itiraf etmem gerekir ki sükût medeniyetinden gelen biri olarak alışılageldik kalıpları kırmak beni de zorladı. İrdelediğim konulardan ötürü aşk/insani haller, Nergis’in başörtülü bir kadın olması beni de tedirgin etti. Uzun süre ‘Yaz, istersen kendi isminle değil başka bir imza ile yayımlarsın.’ diye kendimi kandırdığımı hatırlıyorum şimdi.
Peki, Ayşe Kara için ‘muhafazakârlık’ nedir? Dindar olmakla muhafazakâr olmak aynı şey mi?
Her kültürün her inancın muhafazakârları vardır, bu da değişkendir. Bana göre muhafazakârlık, insanlık tarihinden gelen kadim değerlerin; erdemin, iyinin, güzelin muhafaza edilmesidir. Bu çerçeve içinde Tanrıtanır bir sanatçı, yeryüzünde eylem serbestisinin ona emaneten verildiğini bilir. Anarşi /bozgun çıkaracak eylemden kaçınır. Elbette sınırları vardır. Ama aynı zamanda yeryüzünde zulüm düzenlerini değiştiren özgürlük savaşçılarının hikâyeleri; İbrahim’in putkırıcılığı, Musa’nın tek başına Firavun’a başkaldırısı da onun kutsal kitabında vardır.
Yani isyan, yıkım, inkâr… Bunların etrafında dönerken ölçülüdür muhafazakâr sanatçı, ama bunun yanında aşkın bir düşünce dünyası, bir başka boyutta dolaşabilen tahayyülü vardır.
Aşk zaten edebiyatın olmazsa olmazıdır. Edebiyat da sözü güzel söyleme sanatı, usulünce her şeyi ifade edebilme imkânıdır zaten. Yine bana göre muhafazakârlık, insanın yanılan, unutan olduğu; melek olmadığı bilincini de muhafaza etmek demektir aynı zamanda.
Başka var mı yazmayı düşündüğünüz, konuşulamayacak gibi görünen ama aslında konuşulması gereken mesele?
Sanat bir hatırlamadır bana göre. Gördüğüm, uyandığımda unuttuğum bir düşü hatırlama çabası... Bu noktadan hareketle, ‘şu da konuşulmalıdır’ dan ziyade; onu değerli kılan, yazarı zorlayan o ivme, anlatmak isteği, dışa vurma, göğse dolan sütün akma çabası… Benim yazı serüvenimde bunun önceliği var. Sanat bir ihtiyaçtan doğar ama şunu da biliyorum ki büründüğü samimiyet, başkasıyla tanışıklığı ve yakınlaşmayı da yanında getirir. Edebiyat, kanaat değiştirir.
Okuryazar olarak sanırım yaşadığım sürece unutamayacağım bir tecrübem var. Çocukluğumun geçtiği topraklarda Rus işgali ve malum Ermeni meselesi yaşanmıştı. (Bu meselenin birkaç yüzü olmakla birlikte, o bölgedeki insanlar, bu olayda mazlum ve mağdurdular.) İnsanlar birbirlerine kızdıkları vakit Rus, Ermeni diye hakaret ederlerdi. Bunu öyle bir tonla söylerlerdi ki benim çocuk muhayyilemde canavar imajı uyanırdı.
Fakat ben Tolstoy’u, Anna Karenina’yı tanıdığım zaman bambaşka bir Rus çehresi çizilmişti zihnimde. William Saroyan ve Mıgırdiç Margosyan’ın öyküleri ile de Ermeni kimliği çok değişmişti benim için. Şimdi savaşları, katliamları bir milletin bir diğerine yaptığı değil ‘İnsanın insana yaptıkları’ olarak görüyorum. Daha kolay affedebiliyorum insanı.
Başa; sorunuza dönersek: Konuşulamayacak gibi görünen nedir? Genel kabullerin dışına çıkamamak!
Sanatı taşımak da zor bir sanattır. Bu da kendi olmak, kendi istediği bir şeyi anlatmaktır.
Yazar olmak, özellikle başörtülü bir yazar olmanın zorlukları nelerdir?
Yazmak gerçekten yürek isteyen bir eylem. Hele bir iddianız, bir teziniz varsa. Ben büyük ölçüde kadın/erkek ayrımından kaçmaya; insanın yeryüzünde bulunuşunu anlamlandırmaya çabalıyorum. Bununla birlikte maalesef ne kadar uzak durursak duralım kadın/erkek ayrımı gelip bizi buluyor. Bir de örtülüyseniz...
Şikâyet konusu edebileceğim epey durumla karşılaştım. Fakat şimdi düşünüyorum insaflı bir cevap verecek olursam, her ne kadar ‘başörtülü yazar’ı önceledilerse de kitabı okuduklarında içerik benim “yazar” sıfatımı öne aldı.
Son yıllardaki durumla her başörtülü kadın gibi ben de çok incindim elbet. Fakat yalnızca başkalarını günah keçisi tutmak, topu taca atmak meseleyi halletmez. Açık yüreklilikle bizim de kendimizi sevmediğimizi, kendimizi ifade sorunumuz olduğunu da ikrar etmek gerekecek.
Ayşe Kara'nın en son okuduğu kitap?
En son ne okudum? Yazmaya başladığım tarihi ve fantastik roman için tematik okumalar yapıyorum. Atlar için yazılmış risaleleri de dâhil edelim buna. Bunun yanında Hece’de yazdığım Ortadoğu seyahat yazıları; din/ dil /toprak aidiyeti ekseninde Edvard Said’in Kış Ruhu, Maalouf’un Ölümcül Kimlikler’i gibi çalışmalar var masamda.
Lâl ile içinden geçen belki yaşayan muhafazakârların hikâyesini yazarak birilerinin ‘evet, tam isabet’ dediği olmuştur elbette… Peki size bu konuda nasıl destek verildi? Tepkileri nasıl oldu?
Genellikle olumlu tepkiler aldım. Lâl muhafazakâr olarak tanımlananları incitmedi. İçeriğindeki insani durumlar ve samimiyeti nedeniyle de tamamen farklı bir dünya görüşüne sahip insanlara uzak gelmedi. Böyle güzel bir ortak noktada buluşturdu okurlarını.
Ben bunu her defasında sorarım,size de soracağım. Lâl desek tek cümle ile ne söylersiniz?

Lâl, vaktin çocuğu; bu kitap yalnızca bizim gibi cenderede kalmış kadınların döneminde yazılabilirdi.
Şahsınızda dunyabizim.com’a teşekkür ederim. Büyük tirajlı gazetelerden daha çok heyecanlandırıyor beni siz gençlerin ilgisine mazhar olmak. Sık sık uğradığım bir site. Çok güzel gençler, çok nitelikli çalışmalar görüyorum. Bu beni çok sevindiriyor. Hep birlikte çok güzel şeyler yapacağımıza/ yazacağımıza inanıyorum. Bu topraklarda çok büyük bir miras var. Bizim anlatacak çok hikâyemiz var.


Zeynep Delav bizzat sordu
 
Üst