Tayy-i Mekân Ne Demektir? | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Tayy-i Mekân Ne Demektir?

ukubat

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
9 May 2007
Mesajlar
1,926
Puanları
48
Web sitesi
www.ismailaga.org.tr



Lügavî anlamı itibarıyla bir şeyi dürmek, bir kısmını diğerine katmak gibi manalara tekabül eden “Tayy” kelimesi, zaman ve mekâna izafe edilmekle, “Zamanın veya mesafesinin dürülmesi” anlamına gelmektedir. Daha açık bir ifadeyle, bir an içinde çok uzun bir zaman yaşamaya tayy-i zaman, uzak bir mesafeye bir anda gitmeye tayy-i mekân denmektedir. El-Kâşânî’ye göre tayy-i zaman, kısa olan zamanın uzuna çevrilmesidir. Zira zaman denen şeyin bir de aslı vardır ki o da “daimî an” dır. Bu ana malik olan kişiye ise “Sahibu’z-zaman” denmektedir.[1]
Tayy-i zaman ve mekânın harikulâde bir hadise olduğunda hiç kuşku yoktur. Bu sebeple tasavvufî eserlerde Evliya kerametlerinden sayılmıştır. Hemen belirtelim ki bu harikulade durum sadece tasavvuf ehline mahsus, onların ihdas ettiği bir şey olarak anlaşılmamalıdır. Nitekim, Allah Resûlü (Sallâllâhu Teâlâ Aleyhi ve Sellem)in Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya ve oradan da semaya yapmış olduğu yolculuk bunun bir misali olarak zikredilmektedir.[2] Zira bu hadise her ne kadar bir peygamberin mucizesi olarak tezahür etmiş olsa da netice itibarıyla zaman ve mekânın bir harikulade olay olarak dürülebilmesinin haddi zatında mümkün olduğunu göstermektedir.
Tasavvufta Tayy-i Mekân
Tasavvuf ehli, uzak mesafelerin ilâhî bir lütufla an içerisinde aşılmasını bir tür keramet saymışlar, bu durumu “tayyü’l-arz, teshîlü’l-mesâfe” gibi ifadelerle anlatmışlardır.[3] Kuşeyrî’nin Ebû Türâb en-Nahşebî, Habîb el-Acemî, Ebû Ubeydullâh el-Busrî ve Sehl et-Tüsterî gibi sûfîlerin bu tür kerametlere sahip bulunduğunu kaydetmesinde olduğu gibi kavram daha çok menkıbeler üzerinden aktarılmış, dolayısıyla konu keramete dair tartışmalar bağlamında sürekli gündemde kalmıştır. Tarikatların teşekkülüyle birlikte pîrlerin ve şeyhlerin tasarruflarının himmet bakımından yücelik alâmeti sayılması neticesinde bu kerametler, halk menkıbeleri arasına girmiş; Ebü’l-Hasan el-Harakānî, Ebû Saîd-i Ebü’l-Hayr, Abdülkādir-i Geylânî, Ahmed er-Rifâî, Ahî Evran, Hacı Bektâş-ı Velî, Somuncu Baba, Üftâde, Şâbân-ı Velî, Nûreddin Cerrâhî (Kaddesallâhu Te’âlâ Esrârahum) gibi pek çok tarikat büyüğü buna dair menkıbeleriyle anılmıştır. Ancak sûfîler arasında yayılan, kerametin kendi başına bir değer taşımadığı, istikamet ve zikrin ondan üstün olduğu fikri tayy-i mekân ve tayy-i zaman rivayetlerinin yorumlanmasında farklı bakışlara yol açmış, Allah Te‘âlâ’ya yakınlık sonucu gerçekleşen kerametlerde kerametin kendisinden çok, yakınlığa teveccüh etmenin esas olduğu belirtilmiştir. Meselâ bir anda Mekke’ye varmayı hikâye eden menkıbelerin aktarılması çok yaygınken Bâyezîd-i Bistâmî (Kuddise Sirruhû)nun böyle bir örnek karşısında istikameti öne çıkarması, ayrıca onun Allah Te‘âlâ’ya sığındığı kerametler arasında tayyın da sayılması meselenin temkinle ele alınmasının bir göstergesidir. Bu görüş, tayya ilişkin rivayetleri halk arasında bir keramet türü ve hârikulâde olaylar dizisi olmaktan çıkarmış, konuyu kevnî keramet-ilmî keramet ayırımına benzer bir derecelendirmeyle seyr-i sülûk çerçevesinde anlatılan bir konu hâline getirmiştir.
Seyr-i Sülûk ve Tayy
Bu konuyu seyr-i sülûk bağlamında ele alan sûfîler tay kavramına farklı yorumlar getirmişlerdir. Nitekim Ebû Tâlib El-Mekkî, sâlikin vahdete ulaşma merhalelerindeki dönüşümünü tay kelimesiyle ifade eder. Allah Te‘âlâ’ya yakınlık İbn Hafîf tarafından tayyü’l-mesâfât olarak nitelenmiştir.[4] Baklî’ye göre tayy-i arz halife derecesinde olanların makamları arasındadır. Muhyiddin İbnü’l-Arabî (Kuddise Sirruhû) ise tayy-i mekânın tevekkül makamında iken açığa çıkan kerametlerden biri olduğunu söyler.[5] Ayrıca görünür dünyada tayyın gerçekleşmesi kulun kendi bedenini ibadetler ve mücahedeler yoluyla aşmasının bir neticesidir. Bu mânada İbn Atâullah El-İskenderî (Kuddise Sirruhû) “Tayy-i hakîkî” kavramını ortaya koymuş,[6] benzer şekilde Ebü’l-Abbas el-Mürsî tayy-i asgar ve tayy-i ekber ayırımı yaparak “Nefsin kötü huylarını yenmek” anlamına gelen tayy-i ekberin esas, bir keramet türü olarak tayy-i asgarın ise ârızî sayıldığını belirtmiştir.[7] Zühd yoluyla Mevlâ Te‘âlâ’yı görür gibi olmaya, tayy-i dünyâ, gaybet ve tahkik haline tayy-i nüfûs, nefsin kademe kademe ruha katılmasına tayy-i sicil denilmiştir. Bu anlatımlarda tayyın, dış dünyaya dönük bir hırstan değil iç dünyaya özel bir hâlden kaynaklandığı ifade edilmekte, dürülen ya da kat edilen zaman ve mekânın gerçekte kalbin halleri ve makamları olduğu belirtilmektedir.
Dipnotlar
[1] Abdürrezzak el-Kâşânî, Letâifu’l-İ‘lâm fî İşârâti Ehli’l-İlhâm, 1/283.
[2] Fahruddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Ğayb, s. 148-150.
[3] Kuşeyrî, s. 437.
[4] Sülemî, s. 466.
[5] Abdülkerîm el-Cîlî, s. 92.
[6] İbn Acîbe, s. 190.
[7] Abdülhalîm ibni Muhammed er-Rûmî, s. 185.
 
Üst