Tatlı Biber Diyarım

Oğuz-Kağan

Aktifleşmemiş
İhvan Üyesi
Katılım
11 Ara 2013
Mesajlar
114
Beğeniler
1
Puanları
0
#1

TATLI BİBER DİYARIM

Yönetmenliğini Güney Kürdistanlı Hiner Saleem’ın yaptığı Tatlı Biber Diyarım, İstanbul Film Festivali’nin ardından Ankara Film Festivali’nde de seyirciyle buluştu. “Bir Kürd Westerni” olarak anılan film, konusuyla olduğu kadar bölgenin coğrafi ve politik arka planını merak edenler için de ilgi çekici pek çok tını barındırması bakımından da beklentileri karşılamayı başarıyor.

Filmin açılış sekansında Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nce idam cezasına çarptırılmış ilk mahkum olma özelliğini taşıyan kişinin cezasının “amatörce” infaz edilişine tanık oluyoruz. Böylece taze bir modern ulus-devlet biçimi örgütlenmeyi gerçekleştirerek kapitalist sisteme tam olarak eklemlenmeyi amaç edinen Bölgesel Yönetim, bir vatandaşının hayatına bütün meşru otoritesini kullanarak büyük bir heyecan ile son vererek bir devletin en iyi bildiği eylemi, öldürme eylemini ilk kez kendi yasalarıyla belirlediği biçimde uygulamış oluyor. Devleti temsilen infazda bulunan ama Hakim-Molla-Doktor kutsal üçlüsünün aksine olan biteni heyecan değil dehşet dolu gözlerle izleyen eski bir peşmerge olan polis memuru Baran ise infazın ardından, devletinin özgürlükler aleyhine attığı adımlara tepki olarak görevinden istifa eder. Fakat 15 yaşından beri Saddam rejimine karşı Kürdistan halklarının özgürlüğü için savaşan Baran, çok geçmeden başka bir işte faydalı olamayacağını anlayarak devletin “özgürlük” umutlarını “henüz” tam anlamıyla fethetmediği bir bölgeye tayin olma şartıyla polisliğe geri dönecektir. Fakat Baran’in, kapitalizmin insanı her bir yanından görünmez zincirlere boğan ve bir başına mücadele edilmesi imkansız olan karmaşık yapısından kaçarken, feodal bağların son derece güçlü olduğu ve yerel halkın sömürüsünün Aziz Ağa isimli bir aşiret ağası tarafından sistematikleştirilerek örf ve adet kisvesiyle gerçekleştirildiği bir sınır köyüne geldiğini fark etmesi uzun sürmeyecektir. Öte yandan Baran’ın dışında yine onun gibi özgürlük için mücadele eden Gorend isimli bir kadın öğretmen de köy okulunda görevlendirilir. Yerel halka dilediğince ve çok çeşitli biçimlerde zulmeden Aziz Ağa ise statükonun kendi aleyhine değişiminin habercisi olan bu iki idealist gençten kurtulabilmek adına pek çok erdemsiz yol arayacaktır. Aziz Ağa’nın bu savaşı yalnızca yeni ile eskinin veya doğu ile batının veya kapitalizmle feodalizmin savaşı değildir. Aziz Ağa’nın savaşı bir erk ve erkeklik savaşı; kadın düşmanlığının ve kadın bedeni üzerinde tecavüzcü erkek zihniyetinin kurduğu tahakkümün devamının savaşıdır. Dolayısıyla Aziz Ağa ile girişilecek olan bir mücadele, devrimin gerçekleşmediği ve gerçekleşmesinin hafife alınamayacak bir mücadele gerektirdiği topraklarda, neredeyse her erkeğin zımni kabulunun olduğu bir erkeklik sözleşmesinin fesih edilmesi için verilen bir kadın mücadelesi anlamına gelecektir. Baran da peşmerge kimliği ile uğruna savaştığı, insanın toplumsal veya kimliğe bakılmaksızın tamamen özgür olduğu bir Kürdistan hayalini, devletin muhafazakarlaştıran ve statükoya esir eden biçimlerinden korunarak kaybetmemeyi başaracak ve Aziz Ağa’ya karşı gerçekleştirilen mücadelenin tüm imkanlarıyla bir parçası olacaktır.

Aziz Ağa ve aşiretinin, köyde kendi iktidarlarını zedeleyen Baran ve Gorend’in yanında dağdaki kadın gerillaları da kendi düzenine tehdit olarak görmesi tam olarak bu yüzdendir. Bu kadınlar üzerinde ahlak, adet ve töre kisveleriyle tahakküm kurmayı başaramayan Aziz Ağa ve aşireti, onların özgürlükçü fikirlerini ve bedenleri üzerinde dilediklerince söz sahibi olamamayı hazmedemeyecekler ve kurdukları hain bir pusuyla bir kadın gerillayı katledeceklerdir. Fakat bu durum, kadın gerillalar ve onların devrimci mücadeleleri için değil ama aşiretin kendisi, şiddet dolu eril yapısı ve feodalizmin anti-devrimci karakteri için sonun başlangıcı olan bir süreci başlatmış olacaktır. Zira kadın gerillalar erkeklikle mücadelelerindeki en önemli şiar olan “Erkekliği Öldüreceğiz” şiarını en somut anlamıyla gerçekleştirmeyi başaracaklardır.

Filmin ağırlığı ise henüz üzerimden kalkmış gibi değil. Son sahnede umut ve aşk dolu arka planına yerleştirilmiş uçsuz bucaksız dağlarda yanlız ve bir başına mücadelesine devam eden kayın ağacınının kurak ama kendinden emin mutluluğuyla karşılaşıyorum. Sonra, istemsizce “Kadınlar, kadınlar, dağlara doğru” şarkısını mırıldanırken buluveriyorum kendimi. Öte yandan heybetli gövdesiyle bir diyalog kurma çabasına girişiyorum. “En az yüz yıldır yaşıyorsun ama kimseyi öldürmedin; kimseyi sömürmedin, şu üstünde yeşerdiğin toprağı bile mülkün bellemedin.” diyorum. Çünkü diyor “Yaşıyorum ben; iktidar nedir bilmeden.” -Bir ağırlık çöküyor omuzlarıma; susuyorum…

Sonuç olarak cınsel devrimin gerçekleşmediği ve kadınların özgürleşmediği hiçbir mücadelenin mutlak bir özgürlükle sonuçlanmayacağını bize olabilecek en keyifli biçimiyle anlatan film, Kürdistan Sineması’nın önemli yapıtlarından biri olmayı başaracak potansiyele sahip görünüyor. Ben de üzerime düşeni yapıyor ve fırsatınız olursa izlemenizi tavsiye ediyorum.
 

Kaçak

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
21 Ara 2012
Mesajlar
7,686
Beğeniler
468
Puanları
83
#2
Iyide sonuç cümlesini anlayamadık dayı ?
 

HTML

Üst