• Reklamsız versiyon için ÜYE OL

Tasavvufun Arka Bahçesinde Olanlar

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

NUHUN_GEMISI

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
14 Mar 2007
Mesajlar
318
Beğeniler
0
Puanları
0
#1
EHLİ HİKAYE VEL MENKIBE CEMAATİNDEN VARYASYONLAR

JİNEKOLOG YERİNE ŞEYHE BAŞVURANLAR - VİAGRA YERİNE ŞEYHTEN İSTİMDAT


Tasavvuf felsefesine göre , ilahi aşkla buluşana kadar müridler dünyayla alakalarını keserek “Tanrı”yla randevuya kilitlenmelidirler.Tarikat ortamında şeyh , olağanüstü ve mitsel otoritesiyle dervişleri etkileme gücüne sahiptir.Tasavvufun hiyerarşik yapısında en can alıcı noktalarından biridir şeyh-mürid ilişkisi.
Bir derviş şeyhinden izinsiz hiç bir iş yapamaz. Mürid , anatomik olarak şeyh yanında olmasa bile islama sızdırılmış “ Export Rabıta ” bidatı sayesinde maneviyatta da onunla birlikte olduğuna inanır. Bu sakat mantığa göre mürid neredeyse şeyhinden izinsiz rüya bile göremez.
Akılları sterelize edilen dervişler , fikir yönünden öyle hijyenleştirilirler ki , adeta şeyhin karşısında robotlaşırlar.Dezenfetkte beyinli sufiler boş kafalarla şeyhin her dediğini tasdikleyerek kabullenirler. Bu inanç evlenmiş olan sufilerin bile şeyhin izni ve yardımı olmadan hanımlarıyla ilişkiye giremeyecekleri kuralına kadar gider.
Molla Cami’nin “ Nefahatü’l-Üns “ kitabından aynıyla aktarıyorum :



“……. Herat şehrinde Şeyh Abdullah adında bir zahid vardı. Otuz senden beri aralıksız oruç tutardı.
Bilinen ve tanınan bir kişi idi. İtibarlı idi, kendisine bağlı olan ağalardan biri , kızını onunla evlendirmişti. Bu kız on iki sene zahidin evinde kaldığı halde henüz bakire ! idi.
Şeyhulislam Ahmed , Herad ‘a (şehre) gelince , zahid , biçare kadına :
Elbisemi getir , Şeyh Ahmed’e gideceğim , onun ulu kişi olduğunu söylüyorlar , bakayım onun hali ne? “ Biçare dedi ki : “ Eğer onu imtihan için gidiyorsan sakın gitme ha !.. Zira o senin tasavvur ettiğin adamlardan değil , yok eğer gönlünde onun her dediğini tıutma arzusu var da , bu niyetle gidiyorsan o zaman onu ziyarete git . Eğer onun (iradesi) dairesinde yürümezsen zarar edersin!...”
Zahid : “ Sen bilmezsin , hadi yürü elbisemi getir !” dedi. Kaftanını giydi . Şeyh Ahmed’in huzuruna vardı. Selam verdi. Hazreti şeyh selamını aldı ve şöyle buyurdu:
Bize selam vermek (hal-hatır sormak) için geldin. Fakat hatunun sana söylediğini bilmiyor musun.. Buyruk tutmak ister misin ? “
Zahid : “ Doğru söyledikten sonra niçin tutmayayım ? “ … dedi.
Şeyh : “ Öyleyse geri dön , Senkin mahallesine var , Muhammed kasap Mervezi’nin dükkanından kuyruk sokumu denilen yer var . Çengele asılı koyun eti var . Onu s atın al , bakkaldan bir miktar pekmez ile yağ al ve elinle getirip evine ilet. Zira “ Bir kimse kendi evinin eşyasını taşırsa kibirden uzak olur “ denilmiştir. Evdekilere de ki , o etten kalye , yağ ve pekmezden tatlı yapsınlar . Daha sonra o hatunla iftar eyle ve on iki yıldır yapılması üzerine vacib olan şeyi de yerine getir. Sonra hahama git gusleyle. O saatten sonra bunca yıldan beri olmasını arzu ettiğin ve fakat olmayan şeyler hasıl olmazsa gel Ahmed’in eteğine yapış ki o işin üstesinden gelir .”
Bu sözler üzerine zahidin gönlünden şöyle geçti : “ Hiç yapamayacağım bir işi bana buyuruyor! Kendimde otuz senedir böyle bir kuvvet görmedim , bakire bir hatunla nasıl münasebette bulunabilirim. “
Hazreti şeyh , Zahid’e : “ Ne düşünüyorsun , hadi yürü , korkma , iş kolaydır . Eğer gerek duyarsan Ahmed’den medet (yardım) iste! “ dedi.
Zahid yerinden kalkıp gitti. Şeyhin buyurduklarını yerine getirdi. Kalye ve helva pişirdiler.Bir araya gelip iftar ettiler yemek yerken zahide bir hareket görüldü , cinsi münasebet arzu etti .
Hatun : “ Biraz dur “ dedi . “ Yemekten sonra “ . Yemek yedikten sonra Zahid tekrar münasebet arzu etti , fakat kendisinde kuvvet bulamadı . Şeyhten istimdat (yardım) etti. Şeyh cemaatle konuşurken tebessüm etti ve : “ Ey Zahid , işe giriş , korkma , doğru yapıyorsun “ dedi. Zahid de o anda maksuda ulaştı.
Hamama gidip gusletti. Daha sonra şeyhin yanına gelince : O anda şehrin dört duvarı arasında olan her şey eksiksiz olarak ona keşfolundu.
Şeyhülislam ona : “ Senin himmetin şehrin dört duvarıyla sınırlı olunca benim ne kabahatim var, şehrin dört duvarına bedel dünyanın dört köşesini içine alacak şekilde himmetini geniş tutsaydın buralarda var olan her şey sana keşfolunurdu …”

( Nefahatü’l –Üns. Molla Cami. Marifet yay. S. 509 )



Şeyhin tabiatüstü konumu , iktidarsız müridine bile derman olacak seviyede işe yaramaktadır. On iki yıl helali olan kadına dokunmayan bir insanın normal kabul edilemeyeceği aşikardır.Eğer bu ahmak adam , Allah sevgisinden başka hiçbir şeyi gözü görmeyerek helali olan bir kadına yaklaşamıyorsa bunun ne din ne de sünnette ölçüsü vardır . Rasulullah (s.a.v.) evliliği teşvik ederek toplumun fuhuş ve zina ile dejenere olmasını önlemeye çalışmıştır.
Görüyorsunuz ki , bu saçma menkıbelerle seks müptelası şeyhler nasıl cahil dervişlerin karılarını kendilerine mal edebiliyorlar. Bunun sebebi “ Evliya “ adı verilen şahısların hayat hikayeleri kabul edilen menkıbelerle itikad ölçüsü ve iman esası belirlenmesinden dolayıdır.
Buna benzer , başka tasavvuf kitaplarında da ilginç menkıbeler vardır …




KERAMETLE MÜRİDİNİ SEYREDEN RÖNTGENCİ ŞEYH

Dervişlerin cinsel iktidarsızlıklarına panzehir olabilen şeyhler , sanal bir kimlikle onlara görünebilme yeteneği ile adeta bizleri şaşırtmaktadırlar.
Dudakları uçuklatacak saçma bilim-kurgu menkıbeleriyle yerli erotik kültürümüzün bir payını oluşturuyorlar kendi çaplarınca. Röntgenciliklerine ,buldukları kılfsa en geçerli yöntem olan “Keramet” şovudur. Fikir vejeteryanı derviş , evine gelen şeyhin kerametle geldiğine inanmak için yırtınmaktadır neredeyse. Mürid ziyaretine gelen şeyhi her görüşünde , onun sık sık “mistik sortiler “ sebebiyle geldiğine şartlandığı için , röntgenci ve çapkın şeyhler bu olguyu çok iyi kullanarak lehlerine çevirmektedirler.
El-İbriz kitabı da , bu açıdan “sapık” emellere alet edilen kaynaklardan biridir.
Bakın, mürid şeyhine nasıl safve samimi duygularla iltimas geçerek “çapkınlığına“ zemin hazırlamaktdadır:

“ …..Şeyhim (Allah kendisinden razı olsun ) , göğsündeki bir rahatsızlığından dolayı sık sık karanfil yer ve koklardı. Bu sebeble kendisinden karanfilin o güzel kokusu eksik olmazdı. Ben de çoğu zaman gündüzleri şeyhimle beraber bulunduğumda bu kokudan yararlanırdım. Nefes alıp verdiğimde onun güzel nefesiyle birlikte bu koku da çıkar, etrafa yayılırdı.Geceleri evimde bulunduğumda, kapılar kapalı bulunduğu halde Şeyhim nefes alıp verdikçe o kokuyu rahatlıkla hissederdim. Halbuki aramızda hayli mesafe vardı. O Resul Cihan’da , ben Nakirikaf’ta oturuyordum. Koku ardı ardına evimize doğru yayılır dururdu.Durumu karıma anlattığımda farkına vardı. Zaten o da şeyhimi çok sever ve sayardı. Şeyh hazretleri de karımı (din kardeşliği yönünden ve saliha sayılmasından dolayı ) çok severdi. Sonra böylece bu güzel koku uzun müddet evimizden ve burnumuzdan eksik olmadı.
Bir gün şeyhime dedim ki : “ Efendim ! Senin o güzel kokun geceleyin evimizde yayılıyor ve onu rahatlıkla kokluyoruz. Acaba sen geceleyin yanımızda mı bulunuyorsun ?”
Cevap verdi ki : “Evet öyledir.”
Bunun üzerine ben latife yollu güldüm ve :
O takdirde senin konunu alıp yüzüme sürerek elinizi yakalamış olurum …” dedim O da tebessüm ederek buyurdu ki : “ O zaman ben de evin başka bir bölümüne geçerim …”

( El-İbriz . Abdulaziz Debbağ . demir Kitabevi . S. :62 )

Ahlak zabıtalığı görevine devam eden şeyh , müridini gece-gündüz yokladığını iddia ederek “ışınlanma “ şovlarına devam ediyor !


“….. Yine bir gün kendisine bu güzel kokudan söz ettiğimde şöyle buyurdu :
“ Bu koku , ya şevk ve heyecan nerede? …”
Başka bir defa da şöyle dedi :
“ Ben gece ve gündüz senden ayrılmam…” Bir defa da şöyle buyurdu:
“ Bir günde beş yüz defa senin hakkında uyanık bulunmazsam , Cenabı Hakk’ın huzurunda bundan dolayı hesaba çekilirim.” Kendisine bir gün dedim ki:
Efendim rüyamda senin zatınla kendi zatımı bir elbise içinde gördüm… (ne buyurursunuz)”
Bu hak bir rüyadır” dedi ve gece gündüz benden ayrılmadığına işaret etti.
Başka bir defa da şöyle buyurdu: “ Bu gece sana geleceğim . Kalbini bana çevir! “
Gecenin son altıda biri olunca uykuyla uyanıklık arasında bulunuyordum . Allah kendisinden razı olsun! Geldi , bana yaklaşınca mübarek elini tuttum ve öpmek için bırakmadım. Ben onun elini öptüğümde , mübarek başını da öptüm , o da ayrılp gitti …..”

( El-İbriz . Abdulaziz Debbağ . demir Kitabevi . S. :63 )


“ ….Bir gece hanımlarımdan biriyle baş başa kaldım. Onunla oynaşırken utanç yerine baktım .. Aradan bir kaç gün geçtikten sonra şeyh Hazretlerini ziyarete gittiğimde ,huzurunda bir çok ilim adamları bulunuyordu. Onlara dönerek sordu:
Ey din alimleri ! Kadının utanç yerine bakmak hakkında ne dersiniz ? “
Ben hemen cevap verdim: “ Efendim , dedim . Bu konuda alimlerin dediğini ben de aynen söylerim. Halbuki şeyh hazretleriyle aramızda iki merhale gibi uzun bir mesafe bulunuyordu..”
Bunun üzerine sordu : “ Peki sen hiç bakar mısın?” Ben :
Hayır “ dedim . Meğer ki unutmuş olayım….
Evet , falan geceye kadar öyle …. Ama o gece ? “ buyurunca , utandım , yaptığımı hatırladım . Sonra şöyle uyarıda bulundu: “ Kabe’ye yönelip bakan yüzünü ( o gibi şeylere ) çevirip bakma ! .İnşallah…
( El-İbriz . Abdulaziz Debbağ . demir Kitabevi . S. :78)



Hazretini görünce nevrozlara giren sufi , onun teleportasyon (ışınlanma) nümayişini de tarikatın reytingi için abartarak anlatmaktadır. Günün her dakikası dünyayı turlayan ulu zatlar , göklerde uçup arş katmanlarını gezen bu kişiler , bizim burada yaptığımız gibi bazı eleştiriler karşısında aslan kesilip hemen uçup kaçtıkları mevkilerden inerek anti-tasavvufçu safarisine çıkmaktadırlar. Hümanist sufiler gayri İslami her unsura kucak açarken , anti-tasavuffçu söylem sahiplerine bu kadar sıcak değildirler ne yazık ki ! “ Yaratılanı hoş gör yaratandan ötürü “ felsefesi bir çırpıda silinerek eleştirilere karşı ucuz mistik gladyatörlüğe soyunuvermektedirler!... El-İbriz şeyhinin , maneviyattaki mistik partnerliği devam ederek müridinin fantezilerini de ifşaya yönelmektedir.


“ ….Bir gece iki hanımım ayrı odada bulunuyordu. Bu bir mazeretten dolayı olmuştu. Onlardan her biri ayrı bir yatağa uzanıp yattı. Ben de başka bir yatağa uzandım. Odamızda bir dördüncü yatak daha bulunuyordu , o boş kaldı. Sonra hanımlardan biriyle yatmak istedim. Diğerinin uyuduğunu zannediyordum. Bir müddet sonra diğer hanımımla yatmayı uygun buldum ve yanında yattığım diğer hanımın artık uyuduğunu sanıyordum. Geceyi böylece geçirdikten sonra şeyhimin ziyaretine gittim. Aramızdaki mesafe uzakta olsa sık sık bu ziyaretlerimi yerine getiriyordum. Beni görünce hafif tebessüm ederek şöyle buyurdu :
İki karıyı bir odada bir araya getirip ikisi ile cinsi yakınlıkta bulunan kimse hakkında ne dersin ?
Beni kasttediğini anladım ve cevap verdim: “ Efendim bunu nasıl bildiniz?
Ya dördüncü boş yatakta kim yattı ? diye sordu. Bunun üzerine dedim ki :
Efendim ben onların uyuduğunu zannederek öyle yaptım. “
Hayır hiç biri uyumadı . Böyle yapman doğru değildir. Kaldı ki , uyanık oldukları zaman ….”
O halde bundan böyle buyurduğunuz gibi hareket edeceğim ve bu yaptığım düzensizlikten dolayı Allah’a tevbe ederim. “ diyerek duasını taleb ettim

( El-İbriz . Abdulaziz Debbağ . Demir Kitabevi . S. :79)

Mürid , şeyhinin duasını talep ettikten sonra şeyh , şehvetten salyaları akan abazanlar gibi müridine karısı hakkında “keramet” kontçuluğuyla elde ettiği bilgi sayesinde bazı yorumlarda bulunarak onu faziletlendiriyor. Şeriatı delen tavırlarıyla , başkalarının cinsel hayatını deşifre eden bu mübarek muhterem zat “şeyhlik “ kurumunun verdiği tüm avantajlarla , hala tarikatta post üzerinde rahatlıkla urabiliyor ! Şeriat üstü makamdaki maskülenit (erkeksi) şeyh , Rasulullah’ın (s.a.v) direktiflerinin hilafına hareketiyle de tasavvuf ahlakını geliştirmeye devam ediyor !


“….Bir gün şeyhimiz (Allah kendisinden razı olsun) , benim hanımım söz konusu olunca , onu tepeden tırnağa , gizli ve aşikar her şeyini ve bütün hususiyetleriyle anlattı. O kadar ki , ne fazlalık yaptı , ne de noksanlık . Cidden benim hanımım onun anlattığı gibi idi. Eğer ben kendimi zorlasam , hiçbir zaman karımı onun nitelediği ölçüde anlatamam.
Halbuki aramızda dört günlük bir mesafe bulunuyordu ve hanımımı görmüş değildi. ( Şeyh hazretleri bu keşfi yapmakla Seyyid Ali Hazretlerine , karısına karşı takınacağı tavırda bir ölçü vermeyi dilemiş ve ayrıca kadının dine karşı ilgisini kamçılamak istemişti)…”

( El-İbriz . Abdulaziz Debbağ . Demir Kitabevi . S. :91 )

El-İbriz kitabında ortaya dökülen bu kirli çamaşırlar “Hazretler Konsülünün” çevirdikleri dolaplardan başka bir şey değildir. Mübarek performanslarını seksapellerini artırmak için sarfetmektedirler. Seks , obsesyonel vaka olarak ruhlarına kazınmıştır ! Egzotik hurafelerle muhabbet telalığına soyunan büyük zatlar daha ne sapıklıklar sergilemektedirler inanamazsınız !

Kitabın Adı : EVLİYA MENKIBELERİ (NEFAHATU'L UNS)

Marifet yayınları 0212 526 22 70 0212 513 92 25 fax 0 212 513 92 25



CİMA ANINDA ŞEYHİNİ HAYAL , RABITAYA AKLİ DELİL !

Tasavvuf camiasının sevilen simalarından ! Cübbeli Ahmed Mahmud Ünlü ise “ TARİKAT-I ALİYYE’DE RABITA-I CELİYYE” adlı kitabında Rabıtaya deliller bulmaya çalıştıktan sonra , “Rabıta Hakkında Akli Deliller “ bölümünde 261. sayfasında şu maddeyi delil olarak bizlere sunmuştur !


“Herhangi bir işi , severek ve kalbi istila edecek şekilde düşünmek o işi yapmak gibi insana tesir eder. İyilikleri düşünmek iyi , kötüleri hayal etmekse kötüdür.
Bazı ulema , doğacak çocuğa bereketi sirayet eder ümidiyle kişinin , cima halinde Salih kimseleri düşünmesini güzel görmüşlerdir.
O halde düşünceyi haram ve mübahlardan çevirip , iyilere yönlendirmek , hiçbir akıllının inkara kalkışmaması gereken şeylerdendir ki rabıta da bu hayali sohbetten ibarettir.”
( Muhammed Salih , Beğiyyetü’l- Vacid , Sh . II)
 

zebih

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
22 Ara 2006
Mesajlar
4,025
Beğeniler
91
Puanları
48
#3
anlamadığım tek şu kaldı:

biz sapık, adi şerefsiz alçak, beyni satılmış, kiraya verilmişler guruhuyuz da, siz kimsiniz?

size yarın hesap soracaklar bizi mi soracaklar size?

siz nesiniz?

ne iş yaparsınız?

tasavvuf ehline dalaşmaktan başka ne gibi bir ameliniz var?

bizi cevaplarınızda aldatabilirsiniz de, Allah acaba sizin aldatabileceğiniz midir?
 

NUHUN_GEMISI

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
14 Mar 2007
Mesajlar
318
Beğeniler
0
Puanları
0
#4
anlamadığım tek şu kaldı:

biz sapık, adi şerefsiz alçak, beyni satılmış, kiraya verilmişler guruhuyuz da, siz kimsiniz?

size yarın hesap soracaklar bizi mi soracaklar size?

siz nesiniz?

ne iş yaparsınız?

tasavvuf ehline dalaşmaktan başka ne gibi bir ameliniz var?

bizi cevaplarınızda aldatabilirsiniz de, Allah acaba sizin aldatabileceğiniz midir?
İstersen yazıdaki yorumları kaldırayım zoruna gittiyse. sadece şu an piyasada yayınladığınız ve okuduğunuz , hatta yayınevi ve telefon nolarını verdiğimiz Renkli yazılarla yazılmış yerleri okuyarak bize asıl yorumu siz yapasınız ?
 

NUHUN_GEMISI

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
14 Mar 2007
Mesajlar
318
Beğeniler
0
Puanları
0
#5
Molla Cami’nin “ Nefahatü’l-Üns “ kitabından aynıyla aktarıyorum :



“……. Herat şehrinde Şeyh Abdullah adında bir zahid vardı. Otuz senden beri aralıksız oruç tutardı.
Bilinen ve tanınan bir kişi idi. İtibarlı idi, kendisine bağlı olan ağalardan biri , kızını onunla evlendirmişti. Bu kız on iki sene zahidin evinde kaldığı halde henüz bakire ! idi.
Şeyhulislam Ahmed , Herad ‘a (şehre) gelince , zahid , biçare kadına :
Elbisemi getir , Şeyh Ahmed’e gideceğim , onun ulu kişi olduğunu söylüyorlar , bakayım onun hali ne? “ Biçare dedi ki : “ Eğer onu imtihan için gidiyorsan sakın gitme ha !.. Zira o senin tasavvur ettiğin adamlardan değil , yok eğer gönlünde onun her dediğini tıutma arzusu var da , bu niyetle gidiyorsan o zaman onu ziyarete git . Eğer onun (iradesi) dairesinde yürümezsen zarar edersin!...”
Zahid : “ Sen bilmezsin , hadi yürü elbisemi getir !” dedi. Kaftanını giydi . Şeyh Ahmed’in huzuruna vardı. Selam verdi. Hazreti şeyh selamını aldı ve şöyle buyurdu:
Bize selam vermek (hal-hatır sormak) için geldin. Fakat hatunun sana söylediğini bilmiyor musun.. Buyruk tutmak ister misin ? “
Zahid : “ Doğru söyledikten sonra niçin tutmayayım ? “ … dedi.
Şeyh : “ Öyleyse geri dön , Senkin mahallesine var , Muhammed kasap Mervezi’nin dükkanından kuyruk sokumu denilen yer var . Çengele asılı koyun eti var . Onu s atın al , bakkaldan bir miktar pekmez ile yağ al ve elinle getirip evine ilet. Zira “ Bir kimse kendi evinin eşyasını taşırsa kibirden uzak olur “ denilmiştir. Evdekilere de ki , o etten kalye , yağ ve pekmezden tatlı yapsınlar . Daha sonra o hatunla iftar eyle ve on iki yıldır yapılması üzerine vacib olan şeyi de yerine getir. Sonra hahama git gusleyle. O saatten sonra bunca yıldan beri olmasını arzu ettiğin ve fakat olmayan şeyler hasıl olmazsa gel Ahmed’in eteğine yapış ki o işin üstesinden gelir .”
Bu sözler üzerine zahidin gönlünden şöyle geçti : “ Hiç yapamayacağım bir işi bana buyuruyor! Kendimde otuz senedir böyle bir kuvvet görmedim , bakire bir hatunla nasıl münasebette bulunabilirim. “
Hazreti şeyh , Zahid’e : “ Ne düşünüyorsun , hadi yürü , korkma , iş kolaydır . Eğer gerek duyarsan Ahmed’den medet (yardım) iste! “ dedi.
Zahid yerinden kalkıp gitti. Şeyhin buyurduklarını yerine getirdi. Kalye ve helva pişirdiler.Bir araya gelip iftar ettiler yemek yerken zahide bir hareket görüldü , cinsi münasebet arzu etti .
Hatun : “ Biraz dur “ dedi . “ Yemekten sonra “ . Yemek yedikten sonra Zahid tekrar münasebet arzu etti , fakat kendisinde kuvvet bulamadı . Şeyhten istimdat (yardım) etti. Şeyh cemaatle konuşurken tebessüm etti ve : “ Ey Zahid , işe giriş , korkma , doğru yapıyorsun “ dedi. Zahid de o anda maksuda ulaştı.
Hamama gidip gusletti. Daha sonra şeyhin yanına gelince : O anda şehrin dört duvarı arasında olan her şey eksiksiz olarak ona keşfolundu.
Şeyhülislam ona : “ Senin himmetin şehrin dört duvarıyla sınırlı olunca benim ne kabahatim var, şehrin dört duvarına bedel dünyanın dört köşesini içine alacak şekilde himmetini geniş tutsaydın buralarda var olan her şey sana keşfolunurdu …”

( Nefahatü’l –Üns. Molla Cami. Marifet yay. S. 509 )






“ …..Şeyhim (Allah kendisinden razı olsun ) , göğsündeki bir rahatsızlığından dolayı sık sık karanfil yer ve koklardı. Bu sebeble kendisinden karanfilin o güzel kokusu eksik olmazdı. Ben de çoğu zaman gündüzleri şeyhimle beraber bulunduğumda bu kokudan yararlanırdım. Nefes alıp verdiğimde onun güzel nefesiyle birlikte bu koku da çıkar, etrafa yayılırdı.Geceleri evimde bulunduğumda, kapılar kapalı bulunduğu halde Şeyhim nefes alıp verdikçe o kokuyu rahatlıkla hissederdim. Halbuki aramızda hayli mesafe vardı. O Resul Cihan’da , ben Nakirikaf’ta oturuyordum. Koku ardı ardına evimize doğru yayılır dururdu.Durumu karıma anlattığımda farkına vardı. Zaten o da şeyhimi çok sever ve sayardı. Şeyh hazretleri de karımı (din kardeşliği yönünden ve saliha sayılmasından dolayı ) çok severdi. Sonra böylece bu güzel koku uzun müddet evimizden ve burnumuzdan eksik olmadı.
Bir gün şeyhime dedim ki : “ Efendim ! Senin o güzel kokun geceleyin evimizde yayılıyor ve onu rahatlıkla kokluyoruz. Acaba sen geceleyin yanımızda mı bulunuyorsun ?”
Cevap verdi ki : “Evet öyledir.”
Bunun üzerine ben latife yollu güldüm ve :
O takdirde senin konunu alıp yüzüme sürerek elinizi yakalamış olurum …” dedim O da tebessüm ederek buyurdu ki : “ O zaman ben de evin başka bir bölümüne geçerim …”

( El-İbriz . Abdulaziz Debbağ . demir Kitabevi . S. :62 )



“….. Yine bir gün kendisine bu güzel kokudan söz ettiğimde şöyle buyurdu :
“ Bu koku , ya şevk ve heyecan nerede? …”
Başka bir defa da şöyle dedi :
“ Ben gece ve gündüz senden ayrılmam…” Bir defa da şöyle buyurdu:
“ Bir günde beş yüz defa senin hakkında uyanık bulunmazsam , Cenabı Hakk’ın huzurunda bundan dolayı hesaba çekilirim.” Kendisine bir gün dedim ki:
Efendim rüyamda senin zatınla kendi zatımı bir elbise içinde gördüm… (ne buyurursunuz)”
Bu hak bir rüyadır” dedi ve gece gündüz benden ayrılmadığına işaret etti.
Başka bir defa da şöyle buyurdu: “ Bu gece sana geleceğim . Kalbini bana çevir! “
Gecenin son altıda biri olunca uykuyla uyanıklık arasında bulunuyordum . Allah kendisinden razı olsun! Geldi , bana yaklaşınca mübarek elini tuttum ve öpmek için bırakmadım. Ben onun elini öptüğümde , mübarek başını da öptüm , o da ayrılp gitti …..”

( El-İbriz . Abdulaziz Debbağ . demir Kitabevi . S. :63 )


“ ….Bir gece hanımlarımdan biriyle baş başa kaldım. Onunla oynaşırken utanç yerine baktım .. Aradan bir kaç gün geçtikten sonra şeyh Hazretlerini ziyarete gittiğimde ,huzurunda bir çok ilim adamları bulunuyordu. Onlara dönerek sordu:
Ey din alimleri ! Kadının utanç yerine bakmak hakkında ne dersiniz ? “
Ben hemen cevap verdim: “ Efendim , dedim . Bu konuda alimlerin dediğini ben de aynen söylerim. Halbuki şeyh hazretleriyle aramızda iki merhale gibi uzun bir mesafe bulunuyordu..”
Bunun üzerine sordu : “ Peki sen hiç bakar mısın?” Ben :
Hayır “ dedim . Meğer ki unutmuş olayım….
Evet , falan geceye kadar öyle …. Ama o gece ? “ buyurunca , utandım , yaptığımı hatırladım . Sonra şöyle uyarıda bulundu: “ Kabe’ye yönelip bakan yüzünü ( o gibi şeylere ) çevirip bakma ! .İnşallah…
( El-İbriz . Abdulaziz Debbağ . demir Kitabevi . S. :78)




“ ….Bir gece iki hanımım ayrı odada bulunuyordu. Bu bir mazeretten dolayı olmuştu. Onlardan her biri ayrı bir yatağa uzanıp yattı. Ben de başka bir yatağa uzandım. Odamızda bir dördüncü yatak daha bulunuyordu , o boş kaldı. Sonra hanımlardan biriyle yatmak istedim. Diğerinin uyuduğunu zannediyordum. Bir müddet sonra diğer hanımımla yatmayı uygun buldum ve yanında yattığım diğer hanımın artık uyuduğunu sanıyordum. Geceyi böylece geçirdikten sonra şeyhimin ziyaretine gittim. Aramızdaki mesafe uzakta olsa sık sık bu ziyaretlerimi yerine getiriyordum. Beni görünce hafif tebessüm ederek şöyle buyurdu :
İki karıyı bir odada bir araya getirip ikisi ile cinsi yakınlıkta bulunan kimse hakkında ne dersin ?
Beni kasttediğini anladım ve cevap verdim: “ Efendim bunu nasıl bildiniz?
Ya dördüncü boş yatakta kim yattı ? diye sordu. Bunun üzerine dedim ki :
Efendim ben onların uyuduğunu zannederek öyle yaptım. “
Hayır hiç biri uyumadı . Böyle yapman doğru değildir. Kaldı ki , uyanık oldukları zaman ….”
O halde bundan böyle buyurduğunuz gibi hareket edeceğim ve bu yaptığım düzensizlikten dolayı Allah’a tevbe ederim. “ diyerek duasını taleb ettim

( El-İbriz . Abdulaziz Debbağ . Demir Kitabevi . S. :79)



“….Bir gün şeyhimiz (Allah kendisinden razı olsun) , benim hanımım söz konusu olunca , onu tepeden tırnağa , gizli ve aşikar her şeyini ve bütün hususiyetleriyle anlattı. O kadar ki , ne fazlalık yaptı , ne de noksanlık . Cidden benim hanımım onun anlattığı gibi idi. Eğer ben kendimi zorlasam , hiçbir zaman karımı onun nitelediği ölçüde anlatamam.
Halbuki aramızda dört günlük bir mesafe bulunuyordu ve hanımımı görmüş değildi. ( Şeyh hazretleri bu keşfi yapmakla Seyyid Ali Hazretlerine , karısına karşı takınacağı tavırda bir ölçü vermeyi dilemiş ve ayrıca kadının dine karşı ilgisini kamçılamak istemişti)…”
( El-İbriz . Abdulaziz Debbağ . Demir Kitabevi . S. :91 )


Alıntı:
Kitabın Adı : EVLİYA MENKIBELERİ (NEFAHATU'L UNS)

Marifet yayınları 0212 526 22 70 0212 513 92 25 fax 0 212 513 92 25



“Herhangi bir işi , severek ve kalbi istila edecek şekilde düşünmek o işi yapmak gibi insana tesir eder. İyilikleri düşünmek iyi , kötüleri hayal etmekse kötüdür.
Bazı ulema , doğacak çocuğa bereketi sirayet eder ümidiyle kişinin , cima halinde Salih kimseleri düşünmesini güzel görmüşlerdir.
O halde düşünceyi haram ve mübahlardan çevirip , iyilere yönlendirmek , hiçbir akıllının inkara kalkışmaması gereken şeylerdendir ki rabıta da bu hayali sohbetten ibarettir.”

( Muhammed Salih , Beğiyyetü’l- Vacid , Sh . II)
Cübbeli Ahmed Mahmud Ünlü ise “ TARİKAT-I ALİYYE’DE RABITA-I CELİYYE261. sayfa

YORUMSUZU YORUMLAYIN
 

zebih

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
22 Ara 2006
Mesajlar
4,025
Beğeniler
91
Puanları
48
#6
el ibriz isimli kitap hiç ilgimi çekmedi kardeşim,

ben tasavvufu molla cami'den de okumadım. daha doğrusu molla cami'nin m'sini bile okumadım.

şeyhin, müridinin hanımına dair anlattıkları v.s gibi mevzulara dair en ufak bir hoşuma giden taraf da yoktur.

bize tasavvufu anlatanlar şunu bize talim ettiler.

hangi batın ki şeriatın zahirine muhaliftir, o batın, batıldır.

dolayısıyla o sözlerin bizim yanımızda hükmü butlandır.

şimdi bununla mı bizi yukarda saydığımız vasıflarla vasıflıyorsunuz?
 

talib

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
11 Tem 2006
Mesajlar
21,636
Beğeniler
923
Puanları
113
#7
Tasavvuf düşmanlarının adetidir. Eski menakıb kitaplarından bir kaç hikaye getirip, sanki ehli tasavvufun tüm halleri böyleymiş gibi saldırıda bulunmak. Yukarıda hikayelerde kaçı doğrudur veya doğruysa bile kaç defa vuku bulmuştur? Onca güzellik vardır görmezler ama böyle bir iki hikaye bulup, tasavvuf buymuş gibi saldırırlar pislik avcıları. Gözleriniz hiç mi güzeli görmez? Hepsi birer Nur deryası olan peygamberlere (aleyhimüsselam) baktığınız zaman da onlardaki zelle dediğimiz küçük sürçmelerimi görüyorsunuz, yoksa o deryalardan nasiplenmeye mi çalışıyorsunuz?
 

NUHUN_GEMISI

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
14 Mar 2007
Mesajlar
318
Beğeniler
0
Puanları
0
#8
Tasavvuf düşmanlarının adetidir. Eski menakıb kitaplarından bir kaç hikaye getirip, sanki ehli tasavvufun tüm halleri böyleymiş gibi saldırıda bulunmak. Yukarıda hikayelerde kaçı doğrudur veya doğruysa bile kaç defa vuku bulmuştur? Onca güzellik vardır görmezler ama böyle bir iki hikaye bulup, tasavvuf buymuş gibi saldırırlar pislik avcıları. Gözleriniz hiç mi güzeli görmez? Hepsi birer Nur deryası olan peygamberlere (aleyhimüsselam) baktığınız zaman da onlardaki zelle dediğimiz küçük sürtmelerimi görüyorsunuz, yoksa o deryalardan nasiplenmeye mi çalışıyorsunuz?

Verdiğin cevap bile perişanlığını gösteriyor .
 

UBEYDUN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
16 Ara 2006
Mesajlar
2,453
Beğeniler
246
Puanları
63
#9
el ibriz isimli kitap hiç ilgimi çekmedi kardeşim,

ben tasavvufu molla cami'den de okumadım. daha doğrusu molla cami'nin m'sini bile okumadım.

şeyhin, müridinin hanımına dair anlattıkları v.s gibi mevzulara dair en ufak bir hoşuma giden taraf da yoktur.

bize tasavvufu anlatanlar şunu bize talim ettiler.

hangi batın ki şeriatın zahirine muhaliftir, o batın, batıldır.

dolayısıyla o sözlerin bizim yanımızda hükmü butlandır.

şimdi bununla mı bizi yukarda saydığımız vasıflarla vasıflıyorsunuz?
hocam siz hanif ve mutedilsiniz lakin arkadaşın yazdıkları da boşdeğil suyunu çıkarmışlar
bence islahat lazımdır bu yeni ihdas edilen !Allaha yaklaşma yollarına
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,904
Beğeniler
470
Puanları
0
Yaş
49
#10
Burnuma rabıta kokusu, yani ribat kokuları geliyo.. :O

O koku mest ettiğinden yazıları okuyamadım..
 

zebih

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
22 Ara 2006
Mesajlar
4,025
Beğeniler
91
Puanları
48
#11
benim anlamadığım şey,

tasavvufu neden karalamak?

neden tasavvufu gözden düşürmeye çalışmak?

tasavvufun ihsan ile ilgili bölümü, aynen iman ve islam gibidir. inkarı kişiyi müslümanlıktan eder.

şeyh müridinin hanımı ile olan zifafına muttali imişmiş de bu sebeble bütün tasavvufçular şuymuş buymuş...

şeyh kendi gözünün önündeki toza bile muttali olamaz Allah izin vermezse...

gizli kamera ile evimizi gözetleyen casusa aklımız erer; ama Allah'ın izni ile ruhanilerin her daim kontrolu altında olmaya aklımız kezmez ise, varsın kesmesin. buna inanmamak insanı imadan etmez.

ama

müslümanların şerefini alçaltmaya çalışmak, onları eğlence sebebi etmek, sözlerin altındaki manalara ehemmiyet etmemek, kendi anladığını -daha doğrusu kendi sapık düşüncelerini, başkaya sapıklık olarak- yamamak, bunlar çirkin işlerdir.

bugün amerika ve israil teknolojisi ile bütün evlerin en mahrem yerlerine kadar gözetleyebiliyor mu?

evet!

isterse, istediği evin en kuytu köşesine kadar muttali olabiliyor mu?

evet!

insanları çırılçıplak görebilen alet ve edevata sahip mi?

evet!

şeytan canı çekince dünyanın bir ucundan bir ucuna seyahat edebilir mi?

evet!

şeyh olmasına gerek yok ki!

her türlü sapık arzu ederse, öğrenir ve bu teknolojilere kıyısından köşesinden bulaşabilir mi?

evet!

adı teknoloji olursa caiz, ruhani güç olunca sapıklık!

bu arada belirteyim.

eğer bir kişi, kendisine mahremini emanet etmiş birinin mahremine sulanıyorsa, ona şehvetleniyorsa, onu elde etmeye çalışıyorsa o kişi şeyh olarak vasıflanmaz efendiler!

o sapıktır! şerefsizdir!

şimdi onları böyle göstermeye çalışmanın adı nedir?

böyle bir sulanma mı tespit edilmiş, böyle bir şehvet mi algılanılmış!

teslimiyete dair bazı hikayat anlatılmış....

bilmemneresinden bakmanın adı ne?

böyle bakanın adı ne?

ki topunu reddediyorum!

ne oldu tarikattan mı düştüm!

ki topuna tevil getirebilirim!

ne oldu?

dinden mi çıktım!

bu ne be!
 

talib

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
11 Tem 2006
Mesajlar
21,636
Beğeniler
923
Puanları
113
#12
Küçük sürçme (yanlışlıkla ve hızlı yazayım derken bir başka kelime yazmıştım önceki mesajta, affola) sözünden hemen dönerim. Daha uygun bir ifade de bulunmaktan acizim. Ama ne var ki söylenen mana herkes tarafından anlaşılmıştır diye umuyorum. Lakin lağım çukurunda yaşayanlar, her tarafta bir pislik arayacaklardır..
 

Bedrin_Aslanı

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
20 Haz 2006
Mesajlar
1,792
Beğeniler
3
Puanları
0
#13
"Senin bana vurdugun bu tokadina bir tokatla karsilik verip sana bu hareketinin cezasini verebilirdim, fakat vermeyecegim. Seni Halifeye sikayet edebilirdim, fakat etmeyecegim. Bana yaptigin bu kätülügü dile getirip, Cenab-i Hakk'a da sikayet edebilirdim, fakat bunu da kat'iyyen yapmayacagim. Mahser gününde senden intikam almasini bizzat Cenab-i Hakk'tan dileyebilirdim, fakat seni o dehsetli günde O'na da sikayet etmeyecegim. Kiyamet su anda kopsa ve benim senden sikayetim isitilebilse derhal sözümü degistirir ve cennete sensiz girmek istemedigimi söylerim."

Bu yazıyı bugün okudum buna gayret edeceğim dedim. Gerçekten sana bunlaı söylemek nefsime ağır geliyor ama bu kardeşim. İstediğin kadar yaz çiz.

:D
 

UBEYDUN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
16 Ara 2006
Mesajlar
2,453
Beğeniler
246
Puanları
63
#14
güzel efendimiz sav 3 şey bana sevdirildi buyuruyor biri kadın olarak sayıyor
bir erkeğin kadından hali olması düşünülmez
burda sorun şu
Allah!ın muradı kimse yokken bile insanın edep yerlerini örtmesi gerektiği halde
eğer Allah dilerse neden olmasın gibi bozuk Allah bilgisidir
Allah neden böyle bir şey yapsın
Allah ! olan bilgimizi değiştirmeliyiz
böyle olmayanları tenzih ederim
mutedillik bir şeyi koruma pahasına batıla hak muamelesi yapmamaktır
selamun aleyküm
 

bi husben

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
7 Mar 2007
Mesajlar
5,036
Beğeniler
126
Puanları
63
#15
benim anlamadığım şey,

tasavvufu neden karalamak?

neden tasavvufu gözden düşürmeye çalışmak?

tasavvufun ihsan ile ilgili bölümü, aynen iman ve islam gibidir. inkarı kişiyi müslümanlıktan eder.

şeyh müridinin hanımı ile olan zifafına muttali imişmiş de bu sebeble bütün tasavvufçular şuymuş buymuş...

şeyh kendi gözünün önündeki toza bile muttali olamaz Allah izin vermezse...

gizli kamera ile evimizi gözetleyen casusa aklımız erer; ama Allah'ın izni ile ruhanilerin her daim kontrolu altında olmaya aklımız kezmez ise, varsın kesmesin. buna inanmamak insanı imadan etmez.

ama

müslümanların şerefini alçaltmaya çalışmak, onları eğlence sebebi etmek, sözlerin altındaki manalara ehemmiyet etmemek, kendi anladığını -daha doğrusu kendi sapık düşüncelerini, başkaya sapıklık olarak- yamamak, bunlar çirkin işlerdir.

bugün amerika ve israil teknolojisi ile bütün evlerin en mahrem yerlerine kadar gözetleyebiliyor mu?

evet!

isterse, istediği evin en kuytu köşesine kadar muttali olabiliyor mu?

evet!

insanları çırılçıplak görebilen alet ve edevata sahip mi?

evet!

şeytan canı çekince dünyanın bir ucundan bir ucuna seyahat edebilir mi?

evet!

şeyh olmasına gerek yok ki!

her türlü sapık arzu ederse, öğrenir ve bu teknolojilere kıyısından köşesinden bulaşabilir mi?

evet!

adı teknoloji olursa caiz, ruhani güç olunca sapıklık!

bu arada belirteyim.

eğer bir kişi, kendisine mahremini emanet etmiş birinin mahremine sulanıyorsa, ona şehvetleniyorsa, onu elde etmeye çalışıyorsa o kişi şeyh olarak vasıflanmaz efendiler!

o sapıktır! şerefsizdir!

şimdi onları böyle göstermeye çalışmanın adı nedir?

böyle bir sulanma mı tespit edilmiş, böyle bir şehvet mi algılanılmış!

teslimiyete dair bazı hikayat anlatılmış....

bilmemneresinden bakmanın adı ne?

böyle bakanın adı ne?

ki topunu reddediyorum!

ne oldu tarikattan mı düştüm!

ki topuna tevil getirebilirim!

ne oldu?

dinden mi çıktım!

bu ne be!

senin şeyhini ile amerika ve israille nasıl kıyaslayabiliyorsun onlar teklolojiyle görebiliyorsa benim şeyhim neden görmesin iyide amerika ve israil şerefsiz haysiyetsizdirler senin şeyhinde aynen öylemidir rötgencilik şerefsizlik ve haysiyetsizlik değil midir insanlara rabbimiz edep yerlerini örtmesini emretmişken
ırzlarını eşleri ve cariyeleri hariç diğerlerinden sakınmalarını allah ayette emretmişken şeyhin hangi yetkiyle muridlerinin çıplak hallerini görmesi caiz sayabiliyorsunuz biz sizin gibi teşhircilikten uzagız varın edepyerlerini şeyhlerine göstermek isteyenler göstersin

5- Onlar ki; edep yerlerini sakınırlar.
6- Onlar yalnız eşleri ve cariyeleri dışında mahrem yerlerini herkesten korurlar. Bu iki durumda ayıplanmaları sözkonusu değildir
muminun
 

zebih

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
22 Ara 2006
Mesajlar
4,025
Beğeniler
91
Puanları
48
#16
ben bu hikayatı reddediyorum kardeşim.

ama reddetmemiş olsam hepsinin açıklamasını biiznillah yapabilecek bilgiye sahibim.

ama yapmam, çünkü bir değeri yok bizim için bu hikayatın...

tasavvuf bu değildir. tasavvuf Allah'ı görürmüşcesine ibadet edebilmek, hal hareket ve tavırlarını düzenlemek işidir.
 

Bedrin_Aslanı

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
20 Haz 2006
Mesajlar
1,792
Beğeniler
3
Puanları
0
#17
bi husben ve nuhun gemisi kardeşlerim...

Aynı zamanda aynı konularda hakkında tasavvuf ehli tenkit etmeye başlamanız ilginç doğrusu. İkinizinde şeyhi üsame bin laden mi? Veya izinden gittiniz kişi kim? Hangi Ehli sünet alimi. Yoksa ayet ve hadisleri kendi ictihatlarınıza göre yorumluyorsunuz. Konuyla alakalı değil merak ettim. Sizde ısrarla cevap vermiyorsunuz. Allah rızası için. Bekliyorum cevabınızı..
 

Bedrin_Aslanı

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
20 Haz 2006
Mesajlar
1,792
Beğeniler
3
Puanları
0
#18
Bunun cevabını vermeyenleride kaale almayın herkese söylüyorum. Kendi ictihadlarını yazsın dursun...
 

bi husben

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
7 Mar 2007
Mesajlar
5,036
Beğeniler
126
Puanları
63
#19
bi husben ve nuhun gemisi kardeşlerim...

Aynı zamanda aynı konularda hakkında tasavvuf ehli tenkit etmeye başlamanız ilginç doğrusu. İkinizinde şeyhi üsame bin laden mi? Veya izinden gittiniz kişi kim? Hangi Ehli sünet alimi. Yoksa ayet ve hadisleri kendi ictihatlarınıza göre yorumluyorsunuz. Konuyla alakalı değil merak ettim. Sizde ısrarla cevap vermiyorsunuz. Allah rızası için. Bekliyorum cevabınızı..

ne diyorsun arkadaşım anlamıyorum ben kendi adıma muvahid müslümanım

bak müslüman diyorum müslüman nedir sen biliyormusun müslüman olmanın rabbimiz katında geçerli olmasını arzuluyorsak neler gerektiğini biliyormusunun müslümanlığın kaidelerine yerine getirmeye çalışan kularız işte sana yetmiyormu
illa şucu bucu ocu mu olmak lazım allahın bizim için sectiği adı kullanıyoruz benim için kafidir bu başka adlar arama ihtiyacı duyanlar hangi hakla ne ci olduğumuzu sorarlar
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,904
Beğeniler
470
Puanları
0
Yaş
49
#20
:O bi husben, kaçma.. Hangi alimlerden beslendiğini yaz da öğrenelim.. İcabında kaynak ver.. Sayfa ver..

Yoksa, kendi ilminle mi bunları yazıyorsun?

Nerden aldın bu ilmini? Meal okuyarak mı?

Bu mestlik de beni öldürecek..
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Üst