tasavvuf nedır hepsı burda son noktayı koyuyorum artık yeter

İmandanihsana

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
9 Haz 2006
Mesajlar
1,048
Beğeniler
4
Puanları
0
Yaş
30
#1
ARTIK YETER KARDESLERIM HER KAFADAN BIR SES CIKIYO BAZI KARDESLERIMIZ GUNAHA GIRIYOO BUYRUN GEREKLI BILGILERI KOYUYORUM INS VE BI KARDESIM O KENDINI BILIR EGER KI BU YAZILARA ARTIK IKNA OLMAZ YADA YAZILARA BISI DERSE BILEMIYCEM COK MUHTEREM BI HOCANIN YAZISIDIR BU ISMINIDE VERICEM.ACIKCASI BIRAZDA CEKINIYORUM BURAYA BU MUHTEREM SAHSIYETIN YAZILARINI KOYMAYA ONADA LAF GELCEK DIYE KORKUYORUM ALLAH AFFETSIN KARDESLERIM ANLIYARAK OKUYALIM INSAALLAH ISMIDE SOLIYPRUM LUTFEN ALLAH TAN KORKALIM KESINLIKLE EFENDI HZ LAF GELMESIN COK MUHTEREM OSMAN NURİ TOPBAŞ HZ YAZISIDIR HATTA KITABINDAN BOLUMLERI BURAYA NAKLEDIYORUM BUNLAR IMANDANIHSANATASAVVUF ADLI ESERIN BOLUMU BASLIYALIM INSAALLAH


TASAVVUFUN DOĞUŞU

..:: 1 ::..

Cenâb-ı Hak, insanoğluna ihsân ettiği sonsuz nîmetlerine ilâveten:

نَفَخْتُ فِيهِ مِنْ رُوحِى

"Rûhumdan (kudretimden bir sır) üfledim"1 buyurarak, kendi katından bir cevheri ikram etmekle, ona kıymetlerin en yücesini lutfetmiştir. Buna mukabil olarak da onun, Zât-ı Ulûhiyyet'ine muhabbet sûretiyle kullukta bulunmasını, neticesinde de mârifetten nasîb alarak, vuslata ermesini murâd etmiştir.
Hak Teâlâ, kullarını hidâyete ulaştırmak için, insana birtakım üstün vasıflar lutfetmiştir. Buna ilaveten bir de, aralarından müstesna yaratılışlı, vahye mazhar olmuş bazı kullarını peygamber olarak vazifelendirmek sûretiyle onlara ihsanda bulunmuştur. Peygamberlerin olmadığı zamanlarda ise, verese-i enbiyâ olan sâlih kullarıyla bu lutfunu devâm ettirmiştir.
Rabbin insanlığa müstesna bir yardımını ifâde eden peygamber gönderme keyfiyeti, bütün insanlığı şümûlüne alabilmesi için Hazret-i Âdem -aleyhisselâm- ile başlamıştır. Hazret-i Âdem, hem ilk insan ve hem de ilk peygamberdir.
Bu mübârek hidâyet yolu, ilâhî kudret akışları içinde bir nûr şerâresi hâlinde müteselsilen gelen yüz yirmi bin küsur peygamberle te'yîd ve takviye edile edile, insanlığın kaydettiği terakkîye muvâzî bir tekâmül kazanmıştır. Devrin husûsiyetlerine ve muhâtapların seviyelerine uygun bir teblîgatla devâm edip giden bu silsile, nihâyet son peygamber Hazret-i Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'de kemâline erişip âzamî zirveye ulaşmıştır.
Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, nûruyla Hazret-i Âdem'den önce, cismâniyetiyle bütün peygamberlerden sonra zuhur etmekle, nübüvvet takviminin ilk ve son yaprağı olmuştur. Yâni risâlet takvimi, varlığın ilki olan Nûr-i Muhammedî ile başlamış, son yaprağı da "Cismâniyet-i Muhammedî" ile nihâyet bulmuştur. Dolayısıyla O, zaman itibariyle son, yaradılış itibariyle ilk peygamberdir.
Bütün mevcudâtın varlık sâikı, nûr-i Muhammedî olduğundan , Cenâb-ı Hak Hazret-i Peygamber'i "Habîbim" hitabına mazhar olacak bir liyâkatte yaşatmıştır. Rabbimiz, O'nun müstesna ve mûtenâ hayatını zâhiren ve bâtınen en güzel bir şekilde terbiye ederek, bütün insanlığa bir armağan olarak lutfetmiştir.
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in sîreti ve mübarek şahsiyeti, sırf insan idrâkine sığabilen tezahürleri ile dahî, beşerî davranışlar manzûmesinin en ulaşılmaz zirvesini teşkil eder. Zîrâ Allâh -celle celâlühû- O mübarek varlığı, bütün insanlığa bir "Üsve-i Hasene" yâni en mükemmel bir ahlâk numûnesi kılmıştır. Bundan dolayıdır ki, O'nu insan topluluğu içinde acziyet bakımından en altta bulunan "yetim çocukluk"tan başlatarak, hayatın bütün kademelerinden geçirip, kudret ve salâhiyet bakımından en üst noktaya, yâni devlet reisliği ve peygamberliğe kadar yükseltmiştir. Tâ ki beşeriyet kademelerinin herhangi bir yerinde bulunan herkes, O'ndan kendileri için en mükemmel fiilî davranışları örnek alıp, kendi iktidar ve istîdâdı nisbetinde bunları gerçekleştirmeye meyledebilsin.
Esâsen Cenâb-ı Hak, O'nun, bi'setinden (peygamber olarak gönderilişinden) itibaren dünyânın sonuna kadar gelecek bütün insanlara bir örnek teşkil ettiğini beyân buyurmaktadır:

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ

لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا الله َ وَالْيَوْمَ الآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرًا

"Andolsun ki, sizin için; Allâh'a ve âhiret gününe kavuşacağını uman ve Allâh'ı çok zikreden (mümin)'ler için Rasûlullâh'ta en mükemmel bir örnek (üsve-i hasene) vardır." (el-Ahzâb, 21)
Bu demektir ki bütün insanlık, îmânî ve ahlâkî -daha umûmî bir tâbirle- tasavvufî davranış mükemmelliğine ulaşabilmek için o mübârek varlığın hayat ve faâliyetlerini lâyıkıyla öğrenmek mecbûriyetindedir. Öğrendiklerini kendi istîdâdı nisbetinde taklîde yönelmeli ve zamanla tahkîke ulaşmayı hedeflemelidir. Bu ise, O'na duyulan muhabbet ve O'nun rûhâniyetine bürünebilme nisbetinde gerçekleşir. O'nunla duygulanıp feyz-yâb olmada sayısız rûhânî nasip ve tecellîler vardır. Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in örnek şahsiyet ve kalbî hayatından tâkatimiz kadar nasib alabilmek, O'nun ahlâkıyla ahlâklanabilmek, dünya ve âhiretteki şereflerin en yücesidir.
Âlemlerin Rabbi, Fahr-i Kâinât -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'i zâhiren ve bâtınen en güzel bir fıtratta yaratıp terbiye etmiştir ki O, bu ilâhî terbiyesini:
"Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi ne güzel kıldı." (Süyûtî, Câmiu's-Sağîr, I, 12) sözleriyle ifâde buyurmuştur.

___________
1.Hicr Sûresi, 29.

..:: 2 ::..
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, dünyâ âlemine teşrîfinden itibaren, kırk yıl dehşetli bir câhiliyye toplumu içinde yaşadı. Buna rağmen ilâhî sıyânet, muhafaza ve terbiye altında büyüdü. Câhiliye döneminin hiçbir mâsiyetine bulaşmadı. Hattâ nübüvvete hazırlık mâhiyetinde mübarek sadırları yarılarak kalb-i şerîfleri temizlenmiş, mânevî füyuzât ve nurlarla müzeyyen kılınmıştır.
Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, peygamberlikten önce de tevhid muhtevâsı içinde asîlâne bir hayat yaşamış, bilhassa risâletle vazifelendirilmesine yakın zamanlarda kendini daha çok Allâh -celle celâlühû-'ya gerçek bir kul olmaya adamıştı. Nûr dağında uzun müddet inzivâlara çekilmiş ve derin tefekkürlere dalmıştı. Bu inzivânın sebebi, zâhirde halkın içine düştüğü sapıklık, zulüm ve sefâletten gönlüne akseden ızdıraplarla bütün âleme şâmil merhameti idi. Hakîkatte ise, insanlığa ebedî bir meş'ale olan Kur'ân'ın ind-i ilâhîden kalb-i pâk-i Muhammedî vâsıtasıyla beşer idrâkine intikâlini sağlayacak bir hazırlık safhasıydı. Bu tecellî ve tezahürlerle onun kalb âlemi, gerçek bir sâfiyete ererek, vahyi telakkî edebilecek bir seviyeye ulaştı. Vahye hazır hâle gelen o mübarek kalb, altı ay müddetle sâdık rüyâlar şeklinde tecellî eden mânevî işaretler ve ilhamlara mazhar oldu. Böylece kendisine mâneviyât âleminden esrar perdeleri aralandı. Bu hâl, vahye muhâtap olmak gibi, sıradan kullar için tahammülü imkansız ağır bir yükü taşımak hususundaki fıtrî istîdâdın, zâhire çıkma mevsimi idi. Tıpkı ham demirin derûnundaki istîdâd ile çelikleşmesi gibi…
Fahr-i Kâinât Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bütün peygamberlerin salâhiyet ve vazifelerinin cümlesini şahsiyet ve davranışlarında cem etti. Neseb ve edeb asâleti, cemâl ve kemâl saâdeti onda zirveye ulaştı. Ahkâm vaz etti. Tasavvufun özü olan kalbi tasfiye ve nefsi tezkiye keyfiyetini tâlim edip, berrak bir kalb ile Cenâb-ı Hakk'a karşı yapılacak kulluk ve duâyı öğretti. En güzel ahlâkı yaşayarak insanlığa mükemmel bir numûne teşkil etti. Kırkıncı yaşı ise, kendisi ve beşeriyet için en mühim dönüm noktası oldu.



Tasavvuf, özü itibariyle gönül âlemimizin selîm bir hâle gelip, mârifetullâh ve muhabbetullâhtan hisse alacak bir seviyeye ulaşabilmesi ve bu sâyede ilâhî vuslata medâr olabilecek bir kıvâma gelebilmesidir. Bu kıvâm, bizi kurtaracak olan rûh, Hira ve Sevr'den kalan mukaddes bir mîrastır. Zîrâ gerek bu husûsî mekânlarda gerek diğer mekân ve zamanlarda Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e, vahyi telakkîde takip ettirilen bu mânevî eğitim, kalb tasfiyesi ve nefs tezkiyesinin feyizli zeminini teşkil etmektedir.
Henüz vahiy gelmeden önce belli bir kalbî ve rûhî seviyeye ulaşmış olan Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ulvî bir hayatın ve yüksek bir ahlâkın içindeydi. Lâkin ilâhî bir tâlimat ile Hira Mağarası'ndan döndüğünde, eski hayatını fersah fersah aşan yüce bir merhaleye ulaşmış bulunuyordu. Yüce Rabbiyle derin ve kuvvetli bir kalbî irtibâta geçmiş, tevhid ve mârifetullâh nûrunu bütün zerrelerine sindirerek, kullukta takvâ ve huşûun zirvesine ulaşmıştır. Öyle ki, geceleri ayakları şişinceye kadar gözyaşları içinde kulluk ve ibâdete devam etmiş, gözleri uyusa bile kalbi dâimâ uyanık kalmış, Allâh'ın zikrinden, tefekkür ve murâkabesinden bir an bile uzak kalmamıştır.
Gerçekten O Yüce Varlık, kendisine vahyedilen Kur'ân-ı Kerîm'in ortaya koyduğu ilim ve hikmet muhtevâsıyla, devrinin seçkinlerini dahî âciz bırakmış, hayat ve icraatiyle o güne kadar ulaşılmamış ve kıyâmete kadar da ulaşılamayacak olan bir mûcize deryası hâline gelmiştir. Artık kıyâmete kadar vâkî olabilecek hiçbir keşif, O'nu tekzip edemeyecek ve hiçbir mürebbî de O'nun terbiyesinin kâbına erişemeyecektir.
Zamanla Fahr-i Kâinât -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'deki bu rûhî ve kalbî kıvam, daha da zirveleşmiş, Mahbûb'un Habîb'ine eşsiz ikramı olan Mîraç'la O, bir "sonsuzluk yolcusu" olmuştur. O gece Rabbinin husûsî misâfiri olarak ötelerin ötesine geçmiş, âyet-i kerîmede beyân edildiği vechile:
قَابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنىَ 1
sırrına mazhar olmuştur.
İsrâ ve Mîraç olarak ifâdelendirilen bu büyük ikram-ı ilâhî, bütün beşerî perdeler kaldırılarak idrâk üstü ve tamamen ilâhî ölçülerle gerçekleşen bir lutuftur. Beşerî mânâda mekân ve zaman mefhumu kalkmış, milyarlarca insan ömrüne sığmayacak kadar uzun bir yolculuk ve müşâhedeler, çok az bir zaman içinde vukû bulmuştur. Âlemleri, kürsîyi, arşı ve sidretü'l-müntehâ'yı aşmış, ru'yetullâh tecellîsine mazhar olarak Rabbiyle vasıtasız bir şekilde mükâleme gibi müstesnâ bir nîmete nâil olmuştur.
Allâh'ın lutfu sâyesinde ulaştığı bu kalbî kıvam ve kemâl ile, bütün beşeriyeti hidâyete getirme iştiyâkı içinde dîn-i mübîni tebliğe devâm etmiş, kendisine tevdî edilen bu ilâhî emaneti îfâ şuuru, onu zirvelerin zirvesi hâline getirmiştir. Vazifesini icrâya mânî olacak bütün dünyevî teklifleri tereddütsüz reddetmiş, Hakk'a kulluğu her şeyin üzerinde telakkî etmiştir. Tebliğin ilk döneminde vukû bulan şu hâdise, bu hakîkati ne güzel ifâde etmektedir:

________________
1.Kaabe kavseyni ev ednâ: Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Mîraç Gecesi'nde, Cebrâil dâhil hiçbir mahlûkun hudûdunu aşamadığı Sidre-i Müntehâ'nın ötesine geçirildi. Âyette beşer idrâkine "birleştirilmiş iki yay arası veya daha az" mesâfe olarak bildirilen keyfiyetiyle, kullarca telakkîsi muhâl ve mahrem olan bir vuslat vukû buldu. Bkz. Necm Sûresi, 9.




..:: 3 ::..
Müşrikler, Ebû Tâlib vâsıtasıyla Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e haber göndererek dâvâsından vazgeçmesini istemişlerdi. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, cevap olarak amcasına şöyle buyurdu:
"- Amca! Vallâhi, Allâh'ın dînini tebliğden vazgeçmem için, güneşi sağ elime, ayı da sol elime koyacak olsalar, ben yine de bu dâvâdan vazgeçmem! Ya yüce Allâh, onu bütün cihâna yayar, vazîfem biter; ya da bu yolda ölür giderim!"1
İslâm nûrunun doğuşundan rahatsız olan müşrikler, Ebû Tâlib vâsıtasıyla yaptıkları teşebbüslerinin netîcesiz kalması karşısında, bu defa Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e geldiler ve şu tekliflerde bulunmaya cür'et ettiler:
"- Zengin olmak istiyorsan, sana istediğin kadar mal verelim; öyle ki kabîleler arasında senden zengin kimse bulunmasın!
Reislik arzusundaysan, seni kendimize baş yapalım; Mekke'nin hâkimi ol!
Şâyet asîl bir kadınla evlenmek fikrinde isen, sana Kureyş'in en güzel kadınlarından hangisini istersen verelim!
Ne istersen yapmaya hazırız. Yeter ki, gel bu dâvâdan vazgeç!"
Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de o gâfillere, yaptıkları ve yapacakları bütün süflî ve nefsânî taleplerin hepsine birden cevap mâhiyetinde şöyle buyurdu:
"- Ben sizden hiçbir şey istemiyorum. Ne mal, ne mülk, ne saltanat, ne reislik, ne de kadın! Benim tek istediğim, tapmakta olduğunuz âciz putlardan vazgeçerek yalnız Allâh'a kulluk etmenizdir!" 2
Hiç şüphesiz bütün insanlığa emsâl olacak bu tavır ve beyânlar, îmânda sebatın ve vazife şuurunun en mükemmel bir tezâhürüdür. İdeal ve tertemiz bir kulluk hâlidir.
Çünkü Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e yapılan bu kabil yersiz teklif, talep ve seslenişler, dünyâ mukâbilinde âhiretten "vazgeçmek" mâhiyetindeydi. Nitekim insanlık târihi, dünyânın, nefislere seslenip onları kendisine çağırması ve sonsuz olanı perdeleyip fânîliğe âit hevâ ve hevesleri yaldızlaması karşısında eriyen nice irâdeler ve sayısız aldanışlarla doludur.
Esasen, ilk olarak Âlemlerin Rabbine hamd ile başlayan, neticede de kalbi menfî duygu, düşünce ve vesveselerden arındırıp bütün mahlûkâtın yegâne Rabbine mutlak mânâda sığınmayı emrederek son bulan Kur'ân-ı Kerîm'in, kıyamete kadar insanlığa nazarî bir hidâyet rehberi oluşuna mukâbil; insanlığın fiiliyattaki rehberi olan, Peygamber -aleyhissalâtü vesselâm-'ın yolundan ve izinden yürümek, iki cihan ufkuna şâmil beşerî saâdetin yegâne vesîle ve vâsıtasıdır. Bu büyük nîmetten vazgeçmek, hangi şey mukâbilinde mâkul olabilirdi ki?..
O Kur'ân-ı Kerîm ki, Fahr-i Kâinât -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e ve O'nun vasıtasıyla bütün beşeriyete ikram olunmuştur. O ilâhî kelâm, insanı, kendisini tanıyıp eserden müessire, sebepten müsebbibe, sanattan sanatkâra ve mahlûktan Hâlık'a varmaya çağırmaktadır. Nihâyetinde Allâh'ı çokça zikrederek, bütün hayatını sanki O'nu görüyormuşçasına ihsân ve takvâ duyguları içerisinde geçirip, böylece hakikî bir ilâhî murâkabe altında olduğu şuuruna erdirerek, Cenâb-ı Hakk'ın muhabbet ve rızasına vâsıl olma yollarını tâlim etmektedir.
Bilmelidir ki, Allâh'a muhabbet deryasına götürecek olan yegâne rahmet ve muhabbet pınarı, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'dir. Öyle ki, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'e muhabbet, Allâh'a muhabbet; O'na itaat Allâh'a itaat; O'na isyan ise Allâh'a isyan mâhiyetindedir.
Yukarıda temâs etmiş olduğumuz üzere mevcudâtın varlık sâikı, hilkatta ilk olan Nûr-i Muhammedî'ye O'nu yaratanın muhabbetidir. Bu sebeple bütün kâinât, yaratılışta ilk olan Nûr-i Muhammedî'nin şerefine ve O'na bir mazrûf olmak üzere halkedilmiştir. Nûr-i Muhammedî'ye mazrûf olan bu kâinâtın ilâhî lutuflara nâil ve muhâtap olmak yönünden zirvesi insandır. İnsanlık manzûmesinin zirvesi de vucûd-ı Muhammedî'dir. O insan ki, bu koskoca kâinâtın bir yelpaze misâli, içinde dürülüp meknûz bulunduğu minyatür bir âlemdir. Bu sebeple kendisinden aynı zamanda "âlem-i sağîr" (küçük âlem) diye de bahsedilir. O, tohum içinde gizli koca bir çınar, zerrede gizli büyük bir kürre ve ferd içinde bir cemiyet mevcûd olması kabîlinden, bünyesinde -müspet ve menfî- büyük ve küllî oluşların hülâsasını taşıyan zübde (öz) bir varlıktır. Bu vasıfları itibariyle "eşref-i mahlûkât" olan insan zerreciklerinin ummânında, hayâl ötesi bir zirve vardır ki o da vücûd-i Peygamberî'dir. O'na muhâtap olanlar Fahr-i Kâinât'ı, istîdâd ve iktidarları nisbetinde ve bir de muhabbet veya husûmetleri îcâbına göre telakkî etmişlerdir. O'na muhabbetle nûr, husûmetle nâr (ateş) görünür. Hazret-i Ebû Bekir ve Hazret-i Ali ile Ebû Cehil'in vücûd-ı Muhammedî'yi telakkîleri arasındaki fark, bu keyfiyette tezâhür etmiştir. Hazret-i Ebû Bekir ile Hazret-i Ali, Âlemlerin Efendisi'ne, büyük bir aşk ve muhabbetle bakabildikleri için, öze inerek tasavvufun altın silsilelerinde ilk halkayı teşkîl edebilme şerefine nâil olmuşlardır.

______________________________
1.Bkz. İbnü'l-Esîr, el-Kâmil fi't-Târîh, II, 64
2.Bkz. İbn-i Hişâm, es-Sîre, I, 236.




devamı gelıcekk sımdılık bu kadar ve araya fıtne sokmaya calısanlarada fırsat vermıycemm ALLAH TAN KORKALIM KESINLIKLE BU MUHTEREME LAF GELMESIN
 

uyarıcı

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
15 Haz 2006
Mesajlar
86
Beğeniler
0
Puanları
0
#2
Son nokta koyan kişi konuyo saptırma

Topbaş hocayı tanırım.senin bu alıntı yaptığın yazıda en ufak bir delil varmı silsile ile alakalı tpbaş hoca mecazi olarak anlatıyor bunları yani nefsi hesaba cekme itikafa girme gibi insanın nefsini terbiye etme hallerini bizim meselemiz bu değil . Biz şunu tartışıyoruz bu silsileleri kim yazdı ve sahabelerin hepsi hangi tarikattandı .imam ebu hanife veya şafinin tarikatı neidi şimdi iyi düşün ve kim fitneci anla.Topbaş hoca bu kurumlaşmış ekolden bahsetmiyor osadece tasvir yapıyor o diyormuki ölülerden yardım iste veya vahdeti vucutu savunuyormu o kadar cahilmi?Tanıdığım kadarı ile değil .Şimdi sen bana bu tarikatların nasıl rasule dayandığını yaz delilleri ile yada yok böyle birşey de kurtul yoksa herkes kendini birşeye nisbet edr o ayrı şunu de deki biz şöyle bir ekol kurduk byle yaşıyor böyle ibadet ediyoruz.Ozaman ona göre yazalım tamam.Ve senin cehaletin şurda sen fırkanıza karşı cıkanı din düşmanı zannediyorsun ama yanılıyorsun .Dikkat et karşında kim var anla????!!!!!!
 

Enes

Paylaşımcı ÜYe
İhvan Üyesi
Katılım
6 Haz 2006
Mesajlar
13,689
Beğeniler
722
Puanları
113
Yaş
34
#3
Bütün samimi din alimlerine derin saygı duyarım. İslama hizmeti geçmiş her insanı başımın tacı ederim ama huyum değil Allah ile arama vasıta yapmam... sadece yaptığı hizmetlerden dolayı saygı duyarım ve ellerinden saygı ile öperim...

şahıslarını şahsı manevi haline getirmiş maddeden arınabilmiş her islam alimi tekrar söylüyorum başımın tacıdır...

Ama biz de huydur şeyhimiz uçmasada biz onu uçurmaya kararlıyızdır her daim...

bediüzzaman ne der " ben beni beğenenleri beğenmiyorum" beni beğenmeyin yolumu sevin onun için uğraşın kim şahsıma ne derse desin umursamayın ama davama laf söyletmeyin davamı yere düşürmeyin...

bu sözlerim hiç kimseye ithafen değil zaten herkes vicdanına sorarsa kendini tanır...

herkes şeyhini sevebilir güzel insanları sevmek elbette gereklidir ama abartmamak lazımdır...

bu tasavvuf un en basit noktasıdır... her tarikat Allah'a ulaşan yollardırlar zaten tarik=yol dur arapçada... tasavvufta bir yoldur mezheblerde bağlantılı yollardır... ama gaye Allah tır...

En doğrusunu Allah bilir...

Saygılarımla

Abd-i Aciz
Enes Ali
 

İmandanihsana

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
9 Haz 2006
Mesajlar
1,048
Beğeniler
4
Puanları
0
Yaş
30
#4
kardesım adam tasavvuf yoktur dıyooo tarıkatlar yokturr dıyoo ya kardesım sen varya ne dıyeyım bılmıyon topbas hocayı tanıyom dıyorsun kardesım topbas hocaaa neeeee sole bakımm seyhhhh kardesım mursidi kamilllllll anlamıyon galıbbaaaa naskıbendı seyhı topbas hocaa sen bu ısı bıldını zannedıyosunn yazıkk yok bu bole olmıcakk sen adresını versene bana yakınsamm gelıcemm abı yok o zmn anlarsın benı adresını versene sen bana ınsanca bı mulakat yapalım merak etme yasım kucuk benım 18 yasındayım :) ha bır de bana senın cehalatın demıssın ya HAKLSINNN BEN CAHILIMMM ona bısı demedık ztn
 

uyarıcı

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
15 Haz 2006
Mesajlar
86
Beğeniler
0
Puanları
0
#5
Bende bir muvahhid olarak ancak Allah için sever ve ancak Allah için buğz ederim Ben topluma mal olmuş kişilerden bir sözve amellerini islama muhalif duyar veya okursam onları ve amellerini red ederim . Eğer yaptıkları onları dinden çıkarıyorsa onları sevmem sevemem .Ve ben hiç bir zaman ölü yıkayıcısının önündeki ölü olmam hesab sorarım anlaşıldımı . Ben onlar karşısında el bağlamam onlara yaptıklarının islamdaki hükmü nedir diye sorarım.
 

uyarıcı

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
15 Haz 2006
Mesajlar
86
Beğeniler
0
Puanları
0
#6
tasavvuf ve tarikatlar vardır ateşe tapanlarda vardır .islam bunları tevhid dinine davet etmek için vardır .sen tsavvuf adı altında Allah a nasıl iftira atılıyor biliyonmu? bana rabıtayı anlat;vahdeti vucuttan bahset,fenedan bahsed,bak bakalım bunlar islamla örtüşüyormu????
 

Enes

Paylaşımcı ÜYe
İhvan Üyesi
Katılım
6 Haz 2006
Mesajlar
13,689
Beğeniler
722
Puanları
113
Yaş
34
#7
firat_antigs' Alıntı:
kardesım adam tasavvuf yoktur dıyooo tarıkatlar yokturr dıyoo ya kardesım sen varya ne dıyeyım bılmıyon topbas hocayı tanıyom dıyorsun kardesım topbas hocaaa neeeee sole bakımm seyhhhh kardesım mursidi kamilllllll anlamıyon galıbbaaaa naskıbendı seyhı topbas hocaa sen bu ısı bıldını zannedıyosunn yazıkk yok bu bole olmıcakk sen adresını versene bana yakınsamm gelıcemm abı yok o zmn anlarsın benı adresını versene sen bana ınsanca bı mulakat yapalım merak etme yasım kucuk benım 18 yasındayım :) ha bır de bana senın cehalatın demıssın ya HAKLSINNN BEN CAHILIMMM ona bısı demedık ztn

Canım kardeşim sakin ol... Burası güzel bir mülakat yeri işte burada yapın mülakatı...

Biz bilmeyiz Allah bilir... Tasavvuf vardır ama şartmıdır bilmiyorum... ben cahil bir insanım sadece konuyu basite indirgeyip öyle cevap yazarım...

Müsadenizle benden bugünlük bu kadar...

A.e.olunuz
 

İmandanihsana

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
9 Haz 2006
Mesajlar
1,048
Beğeniler
4
Puanları
0
Yaş
30
#8
tasavvuf ve tarikatlar vardır ateşe tapanlarda vardır .islam bunları tevhid dinine davet etmek için vardır .sen tsavvuf adı altında Allah a nasıl iftira atılıyor biliyonmu? bana rabıtayı anlat;vahdeti vucuttan bahset,fenedan bahsed,bak bakalım bunlar islamla örtüşüyormu???? ha birde bak osman hocam ustazım ne demıs Yâni tasavvufta kalbden kalbe sır naklinin İslâm târihindeki bilinen ilk tezâhür mekânı sadedinde Sevr Mağarası ve onun tâlihli muhâtabı olarak da Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh- kabul edilir. Onun için Hazret-i Sıddîk -radıyallâhu anh-, ucu kıyamete kadar devâm edecek bir Altın Silsile'nin Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'den sonraki ilk halkası olarak telakkî edilmiştir." (Osman Nuri Topbaş Hocaefendi)


sorularına cvbım gelcem merak etme
 

mirzabey

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
5 Eki 2006
Mesajlar
14
Beğeniler
0
Puanları
0
#9
aziz karderşlerim
bir şey hatırlatmam lazım
önce risalei nur hareketinde tasavvuf varmıdır bunu anlamak lazım.
kalp kırmadan konuyu anlatalım
21.lemada üstad ne diyor.
BEN SOFİ DEGİLİM.. EHLİ TASAVVUFDAKİ FENAFİŞŞEYH DÜSTURU BİZİM MESLEKTE FENAFİL İHVAN ŞEKLİNDE GÜZEL BİR DÜSTURDUR
tarikatta tasavvuf ilmi
hakikatta hakikat ilmi
şeriatte şeriat ilmi ile mesafeler kat edilir.
üstad ne diyor ...zaman tarikat zamanı degil hakikat zamanıdır...yani sofi degilim derken ben tasavvuf ilmi ile degil hakikat ilmi ile yola başlarım.demek istiyor. ve dahası eski tarikatlarda 10 senede kazandırılan tahkiki imanı,, hakikat ilmi ile işe başlayan risalei nur 10 dakikada erbablarına kazandırır.
şimdi insaf edelim 2006 tarihinde hangi şahıs yunus emre gibi 20 sene, bir tarikata gidip odun taşıyacak.zaman varmı.yok. öyle ise hakikat ilmi ile başlamak lazım.sofi kelimesinin tahlili yapldı.inşaallah faydası olur.sonra....
HAKİKAT MESLEĞİ ile ilgili ANLATAYIM.yine üstad ne diyor..... BEN HAKİKAT İLMİNİ ÜVEYSİ OLARAK ABDULKADİR GEYLANİDEN--ZEYNEL ABİDİNDEN--HASAN HÜSEYİN VASITASI İLE İMAM ALİDEN ra. ALMIŞIM.....
yani ZAMAN HAKİKAT ZAMANIDIR VE BEN HAKİKAT DERSİNİ ÜVEYSİ OLARAK ALMIŞIM demiyormu.......DİKKAT.... üstad meşrebini de açıklıyor....ÜVEYSİYET.... dersini üstadından alıyor ve üveysi olarak alıyor.zaman mekan aynı degil dikkat edelim. bir NAKŞİ gibi KADİRİ gibi biatını yapmıyor üveysi olarak biatını yapıyor ve dersini alıyor.(imam gazali hz. lerinin hz.isadan a.s.)(imam rabbani hz lerinin hz musa a.s.dan ders alması gibi)üstad bize yol gösteriyor.sizde benim gibi yapın.nur dairesinde telvihatı tisanın özelliklerini taşıyan bir zatın sohbetlerini kendinize emir telakki ederek, ona ihvan gözü ile bakarak ona biat ediniz.emir üstaddan gelmiyormu idi.tasavvufta şeyh ne ise hakikatta ihvan odur.
kendime şeyh bulamadım diyen ne kadar tarikatçı ise
kendime ihvan bulamadım diyen o kadar nurcudur.

insaf edelim hulusi efendi-hüsrev efendi üstada ne göz ile baktılar
sofi gibi degil ama hakikat erbabına yakışır şekilde baktılar. açıklama inşaallah yeterli olmuştur.

Allaha cc emanet olunuz
duanıza muhtaç bir kardeş
mirzabey
 

talib

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
11 Tem 2006
Mesajlar
21,839
Beğeniler
1,029
Puanları
113
#10
Evvela Saidi Nursi hazretleri Es'ad efendiden kadiri dersi almıştır. Dergahta kısa bi dönem kaldıktan sonra ayrılmıştır. Es'ad efendinin yerine Sami Ramazanoğlu hazretleri gelmiştir. Sami efendi ile Saidi Nursi pek sevişirlerdi ve Bediüzzaman hazretleri kendisinden tarikat dersi isteyenleri sultanul arifin olan Sami Efendiye gönderir idi. Geçmişten bu yana pek çok evliyaullah özellikle nakşi tarikinin kıyamete kadar devam edeceği söyler. meşreb taassubu ile tarikat zamanı bitmiştir demek en azından bunca meşayıhı yalancı çıkarmak olur. Tasavvuf erbabı Saidi Nursi hazretlerinin söylemiş olduğu zaman tarikat zamanı değil hakikat zamanıdır sözünü tevil eder. Bediüzzamana laf gelmesin diye... Yoksa hakiki manada tarikat zamanı değil demek ahmaklıktır ve çok veballi bir iştir. Böyle diyenlere cuhela takımına sormak lazım Osman Nuri Topbaş efendi, Mahmut efendi, menzil şeyhleri, Kıbrısi, Mehmet Emin Er gibi Allah dostları bilemedi de sen mi bildin a şaşkın. -Affınıza sığınarak söylüyorum- daha taharetini yapmasını bilmeyen bu şaşkın, gafil, cuhela ve budala takımı bu durumlarıyla Allah dostlarını yalancı ve yanlış yolda çıkarmaya çalışıyor.

Sami Efendi bizzat Efendimizden (SAV) almıştır icazetini. İlk başta karşı olmasına rağmen manevi bir işaretle girmiştir tarikata Ali Haydar Efendi. Böyle pek çok örnek var. Bu zaman tarikat zamanı değilse ya bu zatlar yalan söylüyor (Haşa) ya da Efendimiz ve manevi işaretin geldiğe yer yanlışta (Haşa sümme haşa) Ya da bazı ahmaklar konuşuyor işte... Rabbim sapıtanlardan eylemesin bizleri...

uyarıcı kardeş bize lazım gelen tasavvufun felsefesi değil islamı yaşantıya olan yardımıdır. Senin ve bizim neme lazım vahdeti vücud, fena, beka gibi meseler hakkında konuşmak. Rabıta ise şeyhe duyulan muhabbetten başka bişey değildir. Tasavvuf bir disiplindir. Kişiyi Allah'ı görürcesine bir hayat yaşamayı öğreten bir yoldur. Yüzyıllardır bu yol ile nice Allah dostları yetişmiştir. Mevlanalar, Gazaliler, Rabbaniler, bu zamanımızda gerek maddi gerekse manevi cihetle ümmetin şeref duyduğu Topbaş ailesi, menzil şeyhleri, Nazım Kıbrısi gibi zatlar bu yolda yetişmiştir. Yani islamın içinde ve çokca denenmiş bir yol. Bu bakımdan inkarı mümkün değildir.
 

samii

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eki 2006
Mesajlar
18
Beğeniler
0
Puanları
0
#11
ya arkadaşlar neyi ispat etmeye çalışıoyorsunuz anlayamıyorum!
imam ı azam şeytana 100 tane delil getitmiş allahın varlıgına ve birligine dair şeytan hepsini çürütmüş
herkesin bildiği kendine herkes bildigiyle amel etsin ,yarin huzuru mahşerde görüşürsünüz
Tarikat yol dur varana
 

islamveinsan

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eyl 2006
Mesajlar
1,360
Beğeniler
1
Puanları
0
#12
S.a

İslamda bir şey varmıdır yokmudur helal mi haram mı ?
Sorularına cevap ancak, delil ile sabit olur.
Delilin var mı? Deriz var ise kabul yok ise red ederiz...

Bugün tasavvuf a girenler/çıkanlar/girdirenler/içinde olanlar
"tasa"sında kalıyor vuf una eremiyorlar... tasa oluyor onlar için...

Tarikat benim içinde uzaklarda ?
Peygamber Efendimiz Resülü Ekremde böyle bişey yok
Sahabede böyle bir olay ve inanç görülmemiş
Sahabede ve Resül Ekremde olmayan Tabiin de de görülmemiş
Tebei tabiin de de yok...

Mürşid i olmayanın mürşidi şeytandır sözüne katılıyorum...

Ama Mürşidi; Kur'an olarak görüyorum...
Sünnet i Seniyeyi Kur'an ın tefsiri olarak değerlendiriyorum...

Velhasil tarikata karşı değilim, taraf olmamda mümkün değil...
Bugün ehil kişi kalmadığına inanıyorum...
Türkiyenin her yerinde 100 lerce Mürşid i Kamil olduguna da inanmıyorum...

Usame Bin Laden ve arkadaşlarına terörist gözüyle bakıldığı cihad ruhunun hem gönül dünyamızda hem zahiri dünyamızda bittigi bu günlerde, cemaat ve tarikatlarinda karşısında oldugu bu hakikati üzülerek izliyorum...

Selametle...
 

Bedrin_Aslanı

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
20 Haz 2006
Mesajlar
1,792
Beğeniler
3
Puanları
0
#13
as

Kardeş tarikatın ne manaya geldiğini bizden iyi bilirsin. Allah C.C gidilen yol.
Hem Efendimiz S.A.V hemde sahabeleri hemde tabiinde görülmüş bir şeydir.

Bugün ehil kişi kalmadığına inanmıyorum demen doğru değildir. En azından her yüzyılda gelen dini yenileyici şahıs vardır. Kim olduğunu Allah C.C bilir. Tarikat dediğin şey şeriattır. Normal yaşayışa ek olarak burada edep çok önemlidir. Artı olarak sünnetler tarikatlarda farz gibi görülüp uygulanmaya çalışılır. Eğer uygulayamasan bile hepsini onlara inanır ve yerine getirmek için dua edersin.
Sana bu yolu gösterecek kişiler vardır nedeni ise bu yolu iyi bilmeleridir. Nasıl 4 mezhep imamı bize yolu gösterdiyse onlarda o yolu gösterir. Bu yoluda sünnetler ve Kuranla gösterirler. Eğer sen dersin ki benim mürşidim Kuran ondan başka kimse bana yol gösteremez o zaman mezhep imamlarına neden uyuyoruz. Bizim gibi ilimden yoksun insanlar ne hadisleri nede kuranı yorumlayıp ondan hüküm çıkarabilir demi. O yüzden zamanında onları yorumlayanların izinden gidiyoruz. buda aynı şekilde... Olmadığına inandığın ehli biriyle konuşsan o nasip olsa çok daha değişik olur. Hiç birşey canının istediği gibi yapılmaz. İstersen özeldende konuşuruz. Selametle...
 

Sofuoglu

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
29 Tem 2006
Mesajlar
4,442
Beğeniler
170
Puanları
63
Web sitesi
www.vuslatkervani.com
#14
Bismillahirrahmanirrahim...

kendinde olmayani inkar eden ibn teyyimiyenin talebelerine ve onun itikatinin savunucularina itaam olunur...

tarikata ve tasavvufa delil isteyenlerede buyurun deliller........

Rabitaya isik tutan Ayet ve hadisler
'' Ey iman edenler, Allah'tan korkun ve sadıklarla bir olun.''(Tevbe 119).
Alimler bu ayetten rabıtanın bahsedildiği manasını çıkarıyorlar.

'' Onlar görüldüğü zaman akla Allah gelir. '' ( Hadis-i Şerif/Adap 215)




-Kıyamet günü bütün insanları önderleriyle çağıracağız. O gün, kimin amel defteri sağ eline verilirse, işte onlar kitaplarını okuyacaklar ve en küçük bir haksızlığa uğratılmayacaklar. (İsrâ: 71)



Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse işte onlar,Allah 'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle, iyilerle birliktedir. Bunlar ne güzel arkadaştır! (Nisâ: 69)




mü`minler birbirlerinin kardesleridirler(hucurat 10),

kendileri bir yanlisa dustukerinde vede bunu yanlis degilde dogru zann ettiklerinde kendilerinin bir mumin kardesi tarafindan nasil uyarilmasini ister ,

tasavufa,tarikata sirk diyenlere; söyle bir tarikatlerin tarihine bakin diyoruz
o manevi mesleklerden yetisenlere bakin diyoruz;
gazaliye,rabbaniye,ceylaniye bakin diyoruz ki o meslek sahibleri vede onlara tabi olanlar a bir bakin
ne diyorlar ne yapiyorlar bir bakin
diyoruzki kur ani kerimin ayeti kerimelerini o zatlar okumadimi bilmiyormu idi hasa ,
diyoruz ki o zatlar hayatlarini dine imana hizmete ve kur ani kerimin emirlerini yasamaya adamislar,
dirdiyoruz ki iste onlarin hayatlari ilmi tahsilleri seviyeleri yasadiklari asirlari
diyoruz ki iste BIZLER ISTE ILMI SEVIYEMIZ TAHSILLERIMIZ VEDE ZAMANIMIZIN HALI YAPTIKLARIMIZ
diyoruz ki ilmin unvani olan hassas vede mahrem meseleler hele ehli olmayanlarla konusulmaz,
diyoruz ki ILIM SILAH TIR ONU EHIL OLMAYANA VERMEMEK GEREK
diyoruz ki BIR KONUDA IDDA SAHIBI OLAN BIRI EGER IDDASINA TEK BIR DELIL GETIRSE O MESELENIN DOGRULUGUNU ISBAT EDER
AMMA TERSINI IDDA EDEN DE, ONUN OLMADIGINI ISBAT ICIN O MESLEKLERIN YASANDIGI ZAMANLARI VEDE SAHISLARIN TUMUNU GETIRIP ELEKTEN GECIRIP HER BIRININ TEKER TEKER YANLIS OLDUGUNU ISBATA MECBURDUR,

ZIRA DOGRULUGUNA TEK DELIL YETTIGI GIBI YANLIS OLDUGUNU ISBATA TUM ZAMANLARIN TARIKAT EHLI VEDE TUM ILMI ESERLERI ORTAYA SERILMELIDIRKI O AKSI IDDA ISBAT EDILE,
BUNA BU TARIKATLER HAKKINDA ILERI GERI YAZAN ITHAM EDENLERIN NE ILMI NEDE SEVIYESINE HAKLARI NEDE CAPLARI YETMEZ

DIYORUZKI

GÜLÜ TARIFE NE GEREK NE CICEKTIR ,
BILIRIZ EHLI BILIRDIYORUZ KI::::::::
TARIFE NE GEREK ::::::::::::
NE ::::::::: DIR BILEN BILIR......


''Allah u Teala buyuruyor ki :
Kim velilerimden (dostlarımdan) birine düşmanlık ederse, şüphesiz ona harp ilan ederim.'' (Kudsi Hadis/ Ebu Hureyre)

Ehl-i İnsaf bir insan(müslüman)
sadece yukarda ki Hadis-i Şerif bile haklarında icma-ı ümmet tarafından Dostları ve Veliler olduğuna şahidlik bulunan
Abdulkadir Geylani(k.s), Imam-i Gazali,İmam-ı Rabbani(k.s), Şahı Nakşıbendi(k.s.), Seyid Ahmed Er-Rufai Hz.(k.s.), Mevna (k.s),Molla Cami(k.s), ve dahi isimlerini burada zikretmekten aciz olduğum onbinlerce ,alimlerin gütmüş olduğu yolu ve onların yaşantısını sirk olarak nasıl iddia edebilir.

son olarak rabitaya ve tarikatlara sirk diyenlere su ayet yeterlidir sanirim

İşte siz böylesiniz. Haydi biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız, ya hiç bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz.(Al-Imran 66)

suphesiz herseyin dogrusunu Allah (c.c) biliyor,bizleri kendi taatina cevirsin,insaAllah dogru yolundan ayirmasin
selametle kalin,kalbi muhabbetlerimle

Kör ne anlar Leyla dan O nu sen Mecnuna sor...

 

abdi59

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
13 Eki 2006
Mesajlar
2
Beğeniler
0
Puanları
0
#15
Kuran Okuyun

kardesler hic birinizi tanimiyorum,kalbilnizi kirmak da degil gayem.
kurandan nasibini alan kisi yani,ibrahimi,musayi,yusufu,davutu,muhammedi tanir.inananlarin idolleri onlardir.onlari taniyanlar hakikate ve güzel ahlaka ulasirlar.bence gercek mürsit olarak onlar yeter.ve diyorumki yolunuz KURAN ve PEYGAMBERLER yolu olsun.bol bol kuran okuyun.
rahmet ve selam üzerinize olsun.
 

Bedrin_Aslanı

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
20 Haz 2006
Mesajlar
1,792
Beğeniler
3
Puanları
0
#16
Yolumuz zaten Kuran ve Efendimiz S.A.V in yolu. Kardeş. Başka bir dine mensup değiliz.
 

İmandanihsana

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
9 Haz 2006
Mesajlar
1,048
Beğeniler
4
Puanları
0
Yaş
30
#17
kardesler hic birinizi tanimiyorum,kalbilnizi kirmak da degil gayem.
kurandan nasibini alan kisi yani,ibrahimi,musayi,yusufu,davutu,muhammedi tanir.inananlarin idolleri onlardir.onlari taniyanlar hakikate ve güzel ahlaka ulasirlar.bence gercek mürsit olarak onlar yeter.ve diyorumki yolunuz KURAN ve PEYGAMBERLER yolu olsun.bol bol kuran okuyun.
rahmet ve selam üzerinize olsun.

AKSİNİ İDDAA EDEN YOK KARDEŞİM ZTN .. YOLUMUZ ELHAMDÜLİLLAH KURAN VE SÜNNET YOLU..
 

İmandanihsana

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
9 Haz 2006
Mesajlar
1,048
Beğeniler
4
Puanları
0
Yaş
30
#18
S.a

İslamda bir şey varmıdır yokmudur helal mi haram mı ?
Sorularına cevap ancak, delil ile sabit olur.
Delilin var mı? Deriz var ise kabul yok ise red ederiz...

Bugün tasavvuf a girenler/çıkanlar/girdirenler/içinde olanlar
"tasa"sında kalıyor vuf una eremiyorlar... tasa oluyor onlar için...

Tarikat benim içinde uzaklarda ?
Peygamber Efendimiz Resülü Ekremde böyle bişey yok
Sahabede böyle bir olay ve inanç görülmemiş
Sahabede ve Resül Ekremde olmayan Tabiin de de görülmemiş
Tebei tabiin de de yok...



Mürşid i olmayanın mürşidi şeytandır sözüne katılıyorum...

Ama Mürşidi; Kur'an olarak görüyorum...
Sünnet i Seniyeyi Kur'an ın tefsiri olarak değerlendiriyorum...

Velhasil tarikata karşı değilim, taraf olmamda mümkün değil...
Bugün ehil kişi kalmadığına inanıyorum...
Türkiyenin her yerinde 100 lerce Mürşid i Kamil olduguna da inanmıyorum...

Usame Bin Laden ve arkadaşlarına terörist gözüyle bakıldığı cihad ruhunun hem gönül dünyamızda hem zahiri dünyamızda bittigi bu günlerde, cemaat ve tarikatlarinda karşısında oldugu bu hakikati üzülerek izliyorum...

Selametle...

Evet, asr-ı saadette tasavvuf yoktu. Ama adı yoktu,yaşantısı zaten hayata hakimdi. Şimdi adı var ama yaşayan çok az!..”(MUSA TOPBAŞ HOCAEFENDİ)

MUSA EFENDİMİZ SON DERECE GÜZEL SÖYLEMİŞ... FAZLA SÖZE GEREK YOK..
 

GÖNÜL İKLİMİ

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
13 Haz 2006
Mesajlar
444
Beğeniler
1
Puanları
0
Yaş
40
Web sitesi
beysehiraktuel.blogcu.com
#19
Eski sahabe zamanını bırakın eski tasavvuf devrinde yasasaydık tekkeden içeri giremezdik bu halimizle..Ama günüzmüz iman kurtarma devridir...Eski Mürşidlerin kalmadığı bir gerçektir...Alimin ölümü alemin ölümü dememişmi peygamberimiz s.a.v..Bir bakın örnekler çoktur..Bir seyda raşidimin yeri doldurulabildimi..Bir Mahmud sami efendinin yeri doldurulabildimi..Bir Mehmed zahit kotku yeri doldurulabildimi..Daha örnek çoktur..Fazla geriye değil hemen yakın geçmişe bakın..Doldurulamadı ve doldurulamayacak..Anak Ne zaman Mehdi a.s gelecek o zaman bayram edeceğiz..Bugün cemaetler ne kadar hak ise yanlışları ve aşırılıklar pekçoktur..Bu da üzüntü vericidir...
 

HURİ

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
29 Eyl 2006
Mesajlar
84
Beğeniler
0
Puanları
0
#20
Yahu neyi tartıştığınızı sanıyorsunuz.tasavvufu isbat et diyenlere tarikatın doğruluğunu isbat et diyenlere söylüyorum yaşamayan bilmez içinde olmayan anlamaz.anlamak için en azından gerçekten de tarikat ehli olanların yaşantılarına bakın .belki biraz anlarsınız.farkında değilsiniz galiba ama tarikat cemaat polemiğine giriyorsunuz.Üstadların arasında hiç sorun çıktığını duydunuz mu siz?birbirleriyle olan dostlukları ne güzeldir.Onlar arasında sorun yokken siz avam takımı kimi kime karşı savunuyorsunuz?Bırakın tarikata inanmayan inanmasın.tasavvuf kısa yoldan ve en güzel şekilde ALLAHa ulaşmak için lüzumludur ama herkes tarikatten olacak diyemeyiz.Onlar da kurana sünnetlere uyarlarsa elbette kurtuluşa ereceklerdir.Sadece maneviyatlarda farklılıklar olacaktır.Bırakalım isteyen istediği yolda gitsin.İllaki bizim yolumuz olacak diyemeyiz.Sonu BİR nasılsa...!Yalnız şeyhlerimize bağlılığımıza kimse laf söylemesin.Şirke girmediğimiz sürece şeyhimizi sevmek kötü mü?onlar bizi ALLAHa yakın ediyorsa neresi kötü?bu ALLAHla kul arasına girmek değildir.vesile olmaktır.Bir insanın nurlu yüzüne bakınca ALLAHı hatırlatmaya vesile olması da ALLAHla kul arasına girmektir o zaman dediğinize göre.mantıklı olalım kardeşler boşuna kalp kırmayalım.
 

HTML

Üst