Tarihte bugün?

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
Günün tarihi - cumhuriyetin ilânı

GÜNÜN TARİHİ - CUMHURİYETİN İLÂNI
29 Ekim 1923'de Cumhuriyet ilân edildi. 23 Nisan 1920'den beri Büyük Millet Meclisi, ülkeyi idare etmekteydi. Ancak devletin idare şeklinin ismi konmamıştı. 28 Ekim akşamı Mustafa Kemâl, İsmet İnönü ile birlikte Çankaya Köşkü’nde Cumhuriyet’in esaslarını belirten bir tasarı hazırladı. Ertesi günkü Meclis toplantısında saat 23.30'da Cumhuriyet ilân edilerek Mustafa Kemâl Cumhurbaşkanlığına seçildi.
türkiye takvimi
 

hıfz-ı lisan

perekli..
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
4,378
Puanları
83


Bugün Olan Olaylar

23/11/1918 Fransız generali Franchet d'Esperey, işgal orduları komutanı olarak İstanbul'a girdi. Beyaz ata binen Franchet d'Esperey'e, ''bir kral gibi'' tören yapılması tepki çekti.

23/11/1925 Şurayı Devlet (Danıştay) kanunu kabul edildi.

23/11/1928 İnhisarlar İdaresi (Tekel) rakı imalatına başladı.

23/11/1935 İstanbul-Haliç Şirketi'nin faaliyetine son verildi; vapur hizmetlerini İstanbul Belediyesi üstlendi.

23/11/1936 İstanbul'da tramvay ücretlerine on paralık zam yapılması üzerine, Hüseyin Cahit Yalçın, İstanbul valisi Muhittin Üstündağ'ı mahkemeye verdi.

23/11/1936 Henry R. Luce tarafından yayınlanan Life dergisinin ilk sayısı çıktı.

23/11/1938 Adolf Hitler 5.000 markın üzerinde malı olan yahudilere yüzde 20 oranında vergi koydu.

23/11/1942 ''Casablanca'' filminin ilk gösterimi, New York'ta yapıldı.

23/11/1947 İstanbul İnönü Stadı açıldı. Statta ilk golü Süleyman Seba attı.

23/11/1954 Bedii Faik Dünya gazetesinde, devlet bakanı Mükerrem Sarol'a hakaret ettiği iddiasıyla tutuklandı.

23/11/1964 Başbakan İsmet İnönü başkanlığında toplanan Milli Güvenlik Kurulu, Türkiye karasularının 6 milden 12 mile çıkarılmasını kararlaştırdı.

23/11/1967 ABD Başkanı Johnson'un Kıbrıs özel temsilcisi Cyrus Vance, Kıbrıs krizini görüşmek üzere Ankara'ya geldi. Daha sonra Türkiye'ye gelen BM Genel Sekreteri U. Thant'ın özel temsilcisi Rolz Bennet ile Vance, temaslarından sonuç alamayınca Atina'ya geçtiler.

23/11/1968 Aroma Meyve Suyu fabrikası Bursa'da hizmete açıldı.

23/11/1970 Türkiye'nin Ortak Pazar'a üyeliği için 22 yıllık geçiş dönemi öngören Katma Protokol, Brüksel'de imzalandı.

23/11/1971 Çin Halk Cumhuriyeti temsilcileri, BM ve BM Güvenlik Konseyi toplantılarına ilk defa katıldılar.

23/11/1980 Güney İtalya'da deprem: yaklaşık 4,800 kişi öldü.

23/11/1985 DSP Genel Başkanlığı'na Rahşan Ecevit seçildi.

23/11/1985 Atina'dan Kahire'ye gitmek üzere havalanan Mısır havayollarına ait bir yolcu uçağı silahlı kişilerce kaçırılarak Malta'ya indi. Mısırlı komandoların kurtarma girişiminde 60 kişi öldü.

23/11/1990 Tansu Çiller, DYP'den siyasete atıldı.

23/11/1990 Prof. Dr. Tansu Çiller, DYP'den siyasete atıldı.

23/11/1996 Bergama'da siyanürle altın üretimine karşı çıkan köylüler büyük bir gösteri yaptı.

23/11/1996 Etiyopya havayollarına ait bir yolcu uçağı kaçırıldı. Yakıtı biten uçak Hint Okyanusuna düştü: 123 kişi öldü.

23/11/2003 Çin'de yapılan Dünya Liseler Futbol Şampiyonası'nda Trabzon Lisesi, ev sahibi ülke temsilcisini 1-0 yenerek ilk kez şampiyon oldu.

23/11/2003 Gürcistan devlet başkanı Eduard Şevardnadze kitlesel protestoların artması üzerine istifa etti.

Bugün Doğanlar

23/11/1760 François-Noël Babeuf, Fransız yazar (ö. 1797)

23/11/1804 Franklin Pierce, ABD'nin 14. başkanı (ö. 1869)

23/11/1859 Billy The Kid, ABD'li hırsız ve katil.

23/11/1876 Manuel de Falla, İspanyol besteci (ö. 1946)

23/11/1906 Sait Faik Abasıyanık, Türk öykü yazarı (ö. 1954)

23/11/1938 Herbert Achternbusch, Alman yazar.

23/11/1959 Jason Alexander, ABD' li komedyen

23/11/1964 Don Cheadle, ABD' li sinema oyuncusu

23/11/1966 Vincent Cassel, Fransız aktör

23/11/1979 Nihat Kahveci, Türk Futbolcu.

23/11/1981 Nick Carle, Avustralyalı futbolcu.

23/11/1984 Lucas Grabeel, ABD li oyuncu ve şarkıcı

23/11/1992 Miley Cyrus, ABD' li oyuncu ve şarkıcı.

Bugün Ölenler

23/11/1979 Merle Oberon sinema oyuncusu (d. 19 Şubat 1911)

23/11/1990 Yazar Roald Dahl

23/11/1991 Alman oyuncu Klaus Kinski (d. 1926)

23/11/1992 Türk Tiyatrosu'nun önemli isimlerinden sanatçı Vasfi Rıza Zobu 90 yaşında öldü.

23/11/1993 Seramik sanatçısı Ünal Cimit 59 yaşında öldü.

23/11/1993 Seramik sanatçısı Ünal Cimit

23/11/1998 Gazeteci Yavuz Gökmen

23/11/2002 Roberto Matta, Şilili ressam (d. 1911)

23/11/2005 Bitkibilimci Carl H. Fischer.
 

Büşra

'ana hura!!
İhvan Üyesi
Katılım
18 Ağu 2007
Mesajlar
22,598
Puanları
113
Büyük üstad ölümünün 29. yıldönümünde mezarı başında anılıyor.

Türk edebiyatının usta kalemlerinden Necip Fazıl Kısakürek, ölümünün 29'uncu yıldönümünde anılıyor. Kısakürek için ilk anma Eyüp Mezarlığı'ndaki kabri başında yapıldı. Anma törenine Eyüp Kaymakamı Osman Kaymak ile çok sayıda öğrenci katıldı. Kaymak, Necip Fazıl'ın milliyetçi ve muhafazakar kesimin yetişmesinde önemli katkıları olduğunu söyledi. Yapılan konuşmaların ardından mezarlıkta dualar edilip, Kısakürek'in şiirleri okundu.
 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
İstanbul'un fethi, 6 Nisan - 29 Mayıs arasında 53 gün süren muhasaradan sonra gerçekleşmiştir. Fâtih Sultan Mehmet Hân otağını, Topkapı-Maltepe'de kurdu. Topkapı-Edirnekapı arasındaki merkez cephesini bizzat idare etti. 300 000 asker ve 20 parça donanmadan müteşekkil ordunun, yeri ve göğü sarsan tekbîr ve tehlîl sesleri arasında, Fâtih Sultan Mehmet Hân, Topkapı'dan şehre girdi.


İstanbul’un fethi, Türk ve cihan tarihi bakımından çok önemlidir. Donanmayı, Beşiktaş’tan Haliç’e indiren teknik zekâ Fâtih’e mahsustur. Haliç’te, Kasımpaşa'dan başlayarak boş fıçılar üzerinde kalaslar bağlatıp, Kasımpaşa-Ayvansaray arasında 5.5 m eninde köprü teşkil ettirmesi, onun askerî ve teknik zekâsının mahsûlüdür.

Gönüllerimizde tutuşan ateş,
Ufku, yer yer yakıp yandırdı bugün.
Tekbir şimşekleri, karanlıklara,
Nurdan öpücükler kondurdu bugün.

Gâziler elinde tevhid sancağı.
Rahmet bulutunu andırdı bugün.
Kızılırmaklarca al kanlarımız,
Çorak toprakları kandırdı bugün.

Türk'ün rûhundaki iman zemzemi,
Küfrün ocağını söndürdü bugün.
Malazgirt önünde kabaran seller,
Bizans surlarına bindirdi bugün.

Estikçe Doğu'dan sert fırtınalar,
Batı, yüreğine indirdi bugün!
Zâlimi kahreden Hak kılıçları,
Zulme diz çöktürüp sindirdi bugün.

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu
türkiye takvimi

----------

PINARDAN DAMLAYANLAR....


Resulullah sallallahü aleyhi vesellem efendimiz, İstanbul'un müslümanlar tarafından alınacağını müjdeleyip, İstanbulu alan kumandan ve askere dua buyurmuşlardır. Bu müjdeye ve duaya kavuşmak, islam padişahlarının hepsinin ortak emeli olmuştur.
Sultân Murad han da, her İslâm pâdişâhı gibi İstanbul’u fethetmek arzusundaydı. Hacı Bayram-ı Velî hazretlerini çok sever ve 4-5 yaşlarındaki, şehzade Mehmed'i de yanına alarak ziyare gider, duasını alırdı.
Birgün Hacı Bayram Veli hazretleri ile aralarında şöyle konuşma oldu:
- Efendim! İstanbul’u fethetmek, tek emelimdir. Bu diyârı İslâmın nûruyla aydınlatmak, çan sesleri yerine, ezân sesi duymak istiyorum.
- Çok iyi olur.
- Pekii bu fetih bize nasîb olur mu acabâ?
- Cenâb-ı Hak ömr-ü devletinizi pâyidâr, bu hâlis niyetinizi mübârek eylesin. Ancak sen ve ben, bu fethi göremeyiz.
(Sonra bir köşede oynayan) Şehzâde Mehmed ile Molla Akşemseddîni gösterdi padişaha.
- Şunlar var ya.
- Evet efendim.
- İşte onlar görürler bu fethi.
Sultân Murâd han sevindi o zaman. Ve o gün Akşemseddîn'i, Şehzâde Mehmed'e hoca tayin eyledi.
Ayrıca, O devrin en meşhur ulemâsı, velîsi, şehzâdeye ders verdiler.
Târihi, coğrafyayı iyi öğrendi.
Geçmiş hükümdârları okuyup ders ve ibret çıkardı kendine.
Hem kudretli bir asker, hem kültürlü insandı.
Tahta çıktığında Ondokuz yaşındaydı.
Tek şey vardı gönlünde:
“İstanbul’u almak!..”
Hep bunu düşünür, buna zihin yorar, önüne bizans haritasını alır, gece-gündüz bunun hesaplarını yapardı.
Ve çok kararlı idi.. "Ya Bizans’ı alırız, ya Bizans bizi alır" derdi.
....

Muhasara sırasında, herşeye rağmen Bizansa yardım geldiği ve ümidlerin tükenir gibi olduğu bir zamanda, Sultan Mehmed Han, veziri Veliyüddîn Ahmed Paşayı Akşemseddîn hazretlerine göndererek;
"Şeyh efendiye sor, kal'a feth olmak ve düşmana zafer bulmak ümidi var mıdır?" dedi. Buna Akşemseddîn hazretleri şöyle cevap verdi:
"Ümmet-i Muhammed'den bu kadar müslüman ve gâziler bir kâfir kâlesine doğru hücum ederse, inşâallahü teâlâ feth olur."
Sultan Mehmed Han, umûmî cevapla yetinmeyip, Veliyüddîn Ahmed Paşayı tekrar Akşemseddîn'e gönderip;
"Vaktini tâyin etsin" dedi. Akşemseddîn murâkabeye daldı. Başını eğip, Allahü teâlâya yalvardı. Mübârek yüzü terledi. Sonra başını kaldırarak;
"İşbu senenin Cemâziyelevvel ayının yirminci günü, seher vaktinde, inanç ve gayretle filan taraftan yürüsünler. O gün feth ola. Kostantiniyye'nin içi ezan sesiyle dola!" dedi. Ayrıca genç pâdişâha bir mektup gönderdi. Mektubunda;
"Kul tedbir alır, Allahü teâlâ takdir eder kaziyesi, delili sâbittir. Hüküm Allahü teâlânındır. Velâkin kul, elinden geldiği kadar gayret göstermekte kusur etmemelidir. Resûlullah'ın ve Eshâbının sünneti budur." diyordu.
Böylece Akşemseddîn hazretleri bir taraftan İstanbul'un fethi hakkında yeni müjdeler veriyor, diğer yandan da ne şekilde davranılması husûsunda pâdişâha tavsiyelerde bulunuyordu.
Nihâyet Akşemseddîn hazretlerinin tâyin eylediği gün ve saat doldu. Sultan Mehmed Han ordunun başına geçerken, hocası Akşemseddîn'den okumak için bir duâ istirham etti. Bunun üzerine Akşemseddîn hazretleri;
"Yâ Fakih Ahmed!" diyerek himmet taleb eyle!.. Onu vesile kılarak Allahü teâlâya tazarru ve niyâz eyle" buyurdu. Sonra çadırına giren Akşemseddîn hazretleri yanına hiç kimseyi koymamalarını istedi ve kapılarını iyice kapattırdı.
Yeniçeriler, azablar, dalkılıçlar, serdengeçtiler, akıncılar, gönüllüler, erenler, evliyâlar Sultan Mehmed Hanın buyruğuyla İstanbul üzerine akıyorlardı. Mehmed Han bu sırada hocası Akşemseddîn'in yanında olmasını arzuladı ve haber gönderdi. Gelmeyince Akşemseddîn'in bulunduğu çadıra gitti. Çadırın her tarafı iyice kapatılmıştı. Fâtih Sultan Mehmed Han çadıra yaklaşıp, hançerini çıkardı. Hançerle çadırdan biraz keserek, içerisinin görülebileceği kadar bir delik açtı. İçeri bakınca, hocası Akşemseddîn hazretlerini kuru toprak üzerinde secdeye kapanmış, başından sarığı düşmüş, ak saçı ve ak sakalı nûr gibi parlıyor gördü. Ak saçını ve ak sakalını toprağa sürüp, saçını sakalını toprak içinde bırakmıştı. Bu hâli ile İstanbul'un fethinin gerçekleşmesi için Allahü teâlâya yalvarıp duâ ediyor, gözyaşı döküyordu. Fâtih Sultan Mehmed Han, hocası Akşemseddîn'in Allahü teâlâya yalvarıp, duâ etmekte olduğu bu yüksek hâlini görünce, doğruca yerine döndü. Kaleye bakınca surlara tırmanan İslâm askerinin yanında ve önünde ak abalı bir topluluğun da hisara girmekte olduğunu gördü. Az sonra fethin askeri de surları geçip şehre girdi. Böylece İstanbul'un fethi ve Peygamber efendimizin büyük mûcizesi gerçekleşti.

İstanbul sabah sekiz sıralarında fethedilmişti. Fâtih Sultan Mehmed ise şehre öğle saatlerinde Topkapı'dan girdi. Beyaz bir at üzerinde idi. Muhteşem bir alayla ve alkışlar içinde ilerleyerek, Ayasofya'ya doğru yol aldı. Zulümden ve haksızlıktan bıkmış olan Bizans halkı yeni bir bekleyişin içinde idi. Fâtih geçtiği sokakları, caddeleri, evleri dikkatle gözden geçiriyordu. Yanında ileri gelen kumandanlarıyla vezirlerinden başka, Molla Gürânî, Molla Hüsrev, Akşemseddîn ve Akbıyık Sultan gibi âlimler ve velîler topluluğu da bulunuyordu. Yerli halk yolları doldurmuştu. Fâtih Sultan Mehmed çok genç olduğu için, herkes Akşemseddîn'i pâdişâh sanıyordu. Ona, demet demet çiçek veriyorlardı. Akşemseddîn hazretleri, genç pâdişâhı göstererek;
"Sultan Mehmed ben değilim, O dur." sözüne karşılık;
Sultan Mehmed de;
"Gidiniz, yine ona gidiniz. Sultan Mehmed benim, ama o benim hocamdır. Şehrin mânevî fâtihi O dur." diyordu.

Akşemseddîn hazretlerine; "İstanbul'un fethedileceği zamânı nasıl bildin?" diye sorulunca, şöyle cevap verdi;
"Kardeşim Hızır ile, ilm-i ledünniyye üzere İstanbul'un fetih vaktini çıkarmıştık. Kale fethedildiği gün, Hızır'ın, yanında evliyâdan bir cemâatle hisara girdiğini gördüm. Kale fetholunduktan sonra da, Hızır kardeşimi kalenin üzerine çıkmış oturur hâlde gördüm."

Ubeydüllah-i Ahrâr’ın "kuddise sirruh" torunu Hâce Muhammed Kâsım’dan şöyle nakil edilmiştir: “Ubeydüllah-i Ahrâr hazretleri, bir gün öğleden sonra, âniden atının hâzırlanmasını istedi. Atı hâzırlanınca, binip Semerkanddan süratle çıktı. Talebelerinden bir kısmı da ona tâbi’ olup, takip ettiler. Biraz yol aldıktan sonra, Semerkandın dışında bir yerde talebelerine; ”Siz burada durunuz!“ buyurdu. Sonra atını Abbâs Sahrâsı denilen sahrâya doğru sürdü. Talebeleri arasında Mevlâ’nâ Şeyh adıyla tanınmış bir talebesi, bir müddet dahâ peşinden gidip takip etmişti. Bu talebesi şöyle anlattı: “Hâce Ubeydullah-i Ahrâr hazretleri "kuddise sirruh" ile sahrâya vardığımızda, atını sağa sola sürmeye başladı. Sonra birdenbire gözden kayboldu.”
Ubeydüllah-i Ahrâr "kuddise sirruh" dahâ sonra evine döndüğünde, talebeleri nereye ve niçin gittiğini sorduklarında; “Türk Sultânı Sultân Muhammed Hân (Fâtih), kâfirlerle harp ediyordu. Benden yardım istedi. Ona yardım etmeye gittim. Allahü teâlâ’nın izniyle gâlip geldi. Zafer kazanıldı” buyurdu.
Bu hâdiseyi nakleden ve Ubeydüllah-i Ahrâr hazretlerinin torunu olan Hâce Muhammed Kâsım, babası Hâce Abdülhâdînin şöyle anlattığını nakil etmiştir: ”Bilâd-ı Rûma (Anadoluya) gittiğimde, Sultân Muhammed Fâtih Hânın oğlu Sultân Bâyezîd Hân, bana, babam Ubeydüllah-i Ahrâr’ın şeklini ve şemâilini tarîf etti ve; “O zâtın beyâz bir atı var mıydı?” diye sordu. Ben de tarîf ettiği bu zâtın, babam Ubeydüllah-i Ahrâr olduğunu ve beyâz bir atının olup, bazen ona bindiğini söyledim. Bunun üzerine Sultân Bâyezîd Hân, bana şöyle anlattı: Babam Sultân Muhammed Fâtih Hân bana şunları söyledi: “İstanbul’u fethetmek üzere savaştığım sırada, harbin en şiddetli bir ânında, Şeyh Ubeydüllah-i Ahrâr Semerkandînin "kuddise sirruh" imdâdıma yetişmesini istedim. Şekil ve şemâilini tarîf ederek şu vasıfta ve şu şekilde ve beyâz bir at üzerinde bir zât yanıma geldi; “Korkma!” buyurdu. Ben de; “Nasıl endîşelenmeyeyim, küffâr çok,” dedim. Ben böyle söyleyince, elbisesinin yeninden bakmamı söyledi. Baktım, büyük bir ordu gördüm. “İşte bu ordu ile sana yardıma geldim. Şimdi sen falan tepenin üzerine çık, üç defa kös vur ve orduna hücûm emri ver,” buyurdu. Emirlerini aynen yerine getirdim. O da bana gösterdiği ordusuyla hücûma geçti. Böylece düşman hezîmete uğradı. İstanbul’un fetih işi gerçekleşti.”

557 yıl geçmesine rağmen her Müslüman-Türk evlâdı aynı heyecanı duymaktadır. Bu güzel İstanbulu müslüman türk alemine kazandıran, başta Fatih Sultan Mehmed han olmak üzere, Onu yetiştiren hocalarını ve fetihte emeği geçen şehidlerimizi, gazilerimizi ve yüreğinde bu sevgiyi taşıyanları rahmetle ve fatihalarla anıyoruz. Nimetin kıymetini bilmek ve şefaatlerine kavuşmak temennisiyle inşallah.

Allahü tealaya emanet olunuz efendim.
huzur pınarı mail grubu

----------

Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
Dağlardan çektirilen, kalyonlar çekilecek;
Kerpetenlerle sûrun dişleri sökülecek!

Yürü; hâlâ ne diye oyunda, oynaştasın
Fâtih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!

Sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden...
Senin de destanını okuyalım ezberden...
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden...

Elde sensin,dilde sen; gönüldesin, baştasın...
Fâtih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!

Yüzüne çarpmak gerek zamânenin fendini!
Göster kabaran sular nasıl yıkar bendini!
Küçük görme, hor görme delikanlım kendini!

Şu kırık âbideyi yükseltecek taştasın;
Fâtih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın

Bu kitaplar Fâtih'tir, Selim'dir,Süleyman'dır;
Şu mihrab Sinânüddin, şu minâre Sinân'dır;
Haydi, artık uyuyan destanını uyandır!

Bilmem, neden gündelik işlerle telâştasın...
Kızım, sen de Fâtihler doğuracak yaştasın!

Delikanlım! işaret aldığın gün atandan!
Yürüyeceksin!... Millet yürüyecek arkandan!
Sana selâm getirdim Ulubatlı Hasan'dan!...

Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;
Fâtih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!

Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin!
Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!
Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın...

Yürü, hâlâ ne diye kendinle savaştasın?
Fâtih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!


----------



----------

istanbul feth olunacaktır!
Hazret-i Abdullah, suâli dinledikten sonra, bir sandık getirtmiş ve Sahîfe-i Sâdıka’sını çıkarmış ve ona bakıp şu cevâbı vermişti:
- Bir gün, Resûlullahın etrafında oturmuş, hadîs-i şerîf yazıyorduk. Bir ara Resûl-i ekreme; “İstanbul ve Roma şehirlerinden hangisi daha evvel feth edilecek” diye soruldu. (En önce Heraklius’un şehri olan İstanbul fetholunacaktır) buyurdular.”
kaynak


istanbulun fethi 559 sen devriyesi sunuTIKLAYIN
 

ŞehbaL

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
7,330
Puanları
0
Başvuru fazlalılığı yüzünden, üniversite giriş sınavı uygulaması başlatıldı. (1950)

Bu dönemde yaklaşık 25.000 olan öğrenci sayısına karşılık,
sadece İstanbul Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi olmak üzere toplam 3 üniversite vardı.
 

ŞehbaL

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
7,330
Puanları
0


II.Murad komutasındaki Osmanlı ordusu, 2.Kosova Savaşı’nda Macar komutan Hunyadi Yanoş önderliğindeki Haçlı Ordusu’nu hezimete uğrattı. (1448)
 

ebkem

Baş Yücelik
İhvan Üyesi
Katılım
4 Ara 2011
Mesajlar
3,123
Puanları
0
Yanoş ne ya nahoş bir isim bu :)
 

Ahmet

Çöl Aslanı
İhvan Üyesi
Katılım
26 Ağu 2006
Mesajlar
2,764
Puanları
0
Yaş
34
Aliya İzzetbegoviç'in vefatı. (2003)
 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
GÜNÜN TARİHİ - MEVLÂNÂ CELÂLEDDÎN-İ RUMÎ hazretleri

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri, Allahü teâlânın aşkı ile dolmuş evliyânın büyüklerindendir. 1207’de Belh şehrinde doğup, 17 Aralık 1273’te Konya’da vefât etti. Babası Behâeddîn-i Veled de, büyük âlim ve velî idi. Daha çocuk iken babasının kalbindeki feyzlere kavuştu. Babası ile Hicaz’a, sonra Şam’a, oradan da Konya’ya geldi. Önce babasının halîfesi seyyid Burhaneddin Tirmüzî’den 9 sene feyz aldı. Sonra, Şemseddîn-i Tebrizî onu yetiştirdi. Celâleddîn-i Rûmî, ney ve dümbelek çalmadı, dönmedi, raks etmedi. Bunları, sonra gelen cahiller uydurdu. Divanında 30 bin, Mesnevîsinde 47 bin beyit vardır. Mesnevîsini nazım şeklinde yazarak, düşmanların değiştirmesine imkân bırakmamıştır. Pek çok menkıbesi vardır.

Mevlânâ’dan

Yüzde ısrar etme, “Doksan da olur.”
İnsan dediğinde, “Noksan da olur.”
Sakın büyüklenme, “Elde neler var.”
Bir ben varım deme, “Yoksan da olur.”
Sen uzattığın elini tutmayan ele mi dargınsın,
Tutmayacak bir ele uzandığın için kendine mi?

Eğer birgün dünyaya ait çok büyük bir derdin olursa,
Rabbine dönüp; “Benim büyük bir derdim var.” deme.
Derdine dönüp; “Benim çok büyük bir Rabbim var” de!..
türkiye takvimi
 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
GÜNÜN TARİHİ - İMÂM-I GAZÂLİ hazretleri

GÜNÜN TARİHİ - İMÂM-I GAZÂLİhazretleri
İmâm-ı Gazâlî “rahmetullahi aleyh” hazretleri, İslâm âlimlerinin en büyüklerindendir. Ömrünü İslâmiyetin emir ve yasaklarını öğrenmek ve öğretmekle geçiren İmâm-ı Gazâlî hazretleri 1058 yılında, İran’ın Meşhed şehrinin Gazâl köyünde doğdu. 1111 senesi Cemazil-evvel ayının 14. Pazartesi günü, orada vefât etti. Müctehid idi. Çok kitap yazdı. O kadar çok kitap yazdı ki, ömrüne bölününce bir güne 18 sayfa düşmektedir. Bağdat’ta Nizâmiyye Üniversitesinde, müderris yani, profesör idi. Daha sonra, Şam’da ve Nişapur’da müderrislik yaptı. İhyâ ve Kimyâ-i Seâdet kitapları çok kıymetlidir. türkiye takvimi
 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
GÜNÜN TARİHİ - İMÂM-I RABBANÎ Hazretleri

Âriflerin ışığı, velîlerin önderi, İslâmiyetin bekçisi ve Müslümanların sığınağı, İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sânî Ahmed Farûkî Serhendî hazretleri, hicrî 971’de (m. 1563) Hindistan’da Serhend şehrinde doğup, 1034’de (m. 1624) yine orada vefât etti. Derin âlim, büyük velî ve müctehid idi. Silsile-i aliyyenin 23. halkasıdır. Nakşibendiyye, Kadiriyye, Çeştiyye, Kübreviyye, Sühreverdiyye tarikatlarında mürşid-i kâmil idi. Kelâm, fıkıh ve tasavvufun marifetlerini açıklayan Mektûbât kitabı uçsuz bir deryadır. Üç cilt olup, 536 mektûbunun toplanmasından meydana gelmiştir. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

“Ümmetimden, Sıla isminde biri gelecektir. Onun şefaati ile Cennete çok kimseler girecektir.”

Sıla isminin, İmâm-ı Rabbânî hazretlerine lâyık olduğunu, yüzlerce âlim sözbirliği ile bildirmişlerdir. 17 yaşında, zâhirî ve bâtınî ilimlerin üstâdı oldu. Yüksek dereceleri, eşsiz makamları, kerâmetleri çok meşhurdur.

Mektûbât’tan bir bölüm:

“En büyük saadet, iki cihanın en üstün insanı olan Muhammed aleyhisselâma tâbi olmaktır. Cehennem azabından kurtulmak için, Ona uymak lâzımdır. Cennet nimetlerine kavuşmak, Ona tâbi olanlara mahsustur. Allahü teâlânın sevgisine kavuşmak için, Ona tâbi olmak şarttır. Ona uymayanların tevbeleri, zühdleri, tevekkülleri ve duâları kabul olmaz. Onun yolunda olmayanların zikirleri, fikirleri, şevkleri ve zevkleri kıymetsizdir. Peygamberler, Onun hayat veren deryasından bir kadehe kavuşmakla, o derecelere yükselmişlerdir. Evliyâ, Onun sonsuz denizinden bir yudum içmekle muratlarına ermişlerdir. Yeryüzündeki melekler, Onun hizmetçileri, göklerdekiler, aşıklarıdır. Herşey, Onun şerefine yaratılmıştır...”

(Cilt: 1, Mektup: 10)
türkiye takvimi
 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
GÜNÜN TARİHİ - II. ABDÜLHAMİD HAN hazretleri

İkinci Abdülhamid Hân, 10 Şubat 1918 günü saat 15’te, Beylerbeyi Sarayı’nda vefât etmişti. 75,5 yaşında idi.

Hâkan-halîfe olarak 32 yıl, 7 ay, 22 gün tahtta kaldı. 27 Nisan 1909’da tahttan indirilip, Yıldız Sarayı, Balkanlı kavimlerden oluşan eşkıyanın yağmasına açılırken; “Devleti 10 yıl idare edebilirlerse bir asır idare ettik diye sevinsinler.” diyerek, 10 yıl dolmadan aynen gerçekleşen tarihî sözlerini söyledi.

Asrının en önde gelen devlet adamlarından olan Sultan Hamid öldüğü günlerde İstanbul, İzmir, Beyrut gibi imparatorluğumuzun en müreffeh şehirlerinde, insanlarımız açlıktan sokaklara düşüp ölüyor, sabah çok erken saatlerde çöpçüler cesetleri topluyorlardı.
İttihadçılar, artık hâkan-ı sâbık (eski hâkan) veya hâkan-ı mahlû’ (tahttan indirilmiş imparator) dedikleri Sultan Abdülhamîd hakkındaki iftira kampanyalarına son vermişlerdi. Hükümdarı tahtta bıraksa idiler, Balkan Savaşı çıkmayacağını, Dünya Savaşı çıksa bile kesinlikle katılmayacağımızı, anlamışlardı. Onu, tahttaki imparatorlara uygulanan cenaze töreni ile uğurladılar. Şehzâdelerin arkasında başkomutan vekili Enver Paşa, İttihadçı arkadaşları arasında başı toprağa eğik yürü-yordu.

4. yılına giren Cihan Savaşı’nın sefalete mahkûm ettiği İstanbul, yasa bürünmüştü. Halkın gözyaşları, Cennet-Mekân için değildi. Bir daha avdet etmeyecek o haşmetler, o şevketler, o debdebeler, o satvetler içindi. Bir büyük millet, 2.500 yıllık gayretinin eseri olan Cihan Devleti’nin batışına ağlıyordu.

İkinci Abdülhamid, emperyalizmin en maskara çılgınlığını yaşadığı bir devirde, bugün üzerinde iki düzine bağımsız dev-letin bulunduğu, Orta Afrika ile Orta Avrupa üzerinde 3 kıt’aya yayılmış Türk imparatorluğunu yönetti.

Yılmaz Öztuna TÜRKİYE GAZETESİ
türkiye gazatesi
 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
GÜNÜN TARİHİ - ŞEYH ŞÂMİL hazretleri

Kafkasya millî kahramanı Şeyh Şâmil, Dağıstanlıdır. 1797’de Dağıstan’da doğdu. ‹mâm Şâmil, boyu iki metreden uzun, geniş omuzlu, pehlivan vücutlu, engin ve sağlam imanlı, dinî ilimlere ve her türlü muharebe sanatına fevkalâde vâkıf, son derece cesur ve çevik müstesna bir zattı. Bir avuç askeri ile 35 sene Rusların koca ordusuna karşı akıl almaz bir mücadele vermiş, Kafkasya’nın istiklâli için çarpışmıştır.

Ömrü, Ruslarla mücadele ile geçti. Sonunda, hile ile oyuna getirdiler. Ruslara esir düştü. 10 sene esir kaldı. Hacca gitmesi için izin verildi. ‹stanbul’a geldiğinde, halk, kahramanı görmek için yollara döküldü. ‹stanbul’da bir müddet kaldıktan sonra, Medine-i Münevvere’ye yerleşip, 17 Şubat 1871 yılında orada vefât etti.

ŞEYH ŞÂMİL’İN YARALANMASI

Kafkasya'da, Gimri Muharebesi’nde, bağrına zâlim bir Rus süngüsü saplanan Kafkas Kartalı Şeyh Şâmil, büyük bir soğukkanlılıkla bir ucu sırtından görünen süngüyü çıkarıp attı. Bir yanda canından çok sevdiği İmam Gazi Muhammed’in şehâdeti, bir yanda da bağrına saplanan süngü, Şeyh Şâmil’i yaralı bir arslan hâline getirmişti. Sol elindeki kılıç her vuruşunda birkaç Rus kâfirini yere seriyordu. Korkudan gözleri yuvalarından fırlayan Ruslar, kaçacak delik arıyorlardı. Şâmil, akşamın karanlığına karışıp gitmişti. Şâmil’in yaralandığını gören Gimri Câmiî müezzini Şâmil’i takip edip, karanlık iyice bastırdığında onu bir mağaraya götürdü.

Müezzin Mehmet Ali’den durumu öğrenen Şeyh Şamil’in kayınpederi Abdülaziz Efendi hemen yola çıktı. Dağıstan’ın en meşhur cerrahlarından birisi idi. Birkaç gün mağarada kalarak Şeyh Şâmil’i şifalı otlardan hazırladığı ilâçlarla tedâvi etti.

Ancak bu tedâvinin daha uzun bir süre devam etmesi lâzımdı. Şeyh Şâmil’i, Unsokul Köyü’ne getirdiler. Tedâviler aralıksız sürüyordu. Tam 25 gün sonra Şeyh Şâmil komadan çıktı. Gözlerini ilk açtığı an başucundan hiç ayrılmayan annesini gördü. Annesine ilk sözleri şu oldu: “Anacığım! Namazımın vakti geçti mi?
türkiye takvimi
 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
GÜnÜn tarİhİ - İstanbul'un İŞgalİ

30 Ekim 1918’deki Mondros Mütarekesi’nden 14 gün sonra, 13 Kasımda itilaf devletlerinin İstanbul Boğazı’na demirlediği 55 adet harp gemisinden o gün İstanbul'a 3.500 asker çıkarıldı.

16 Mart 1920’de de güzel İstanbul’umuz, Osmanlı Devleti’nin ve milletinin tarihî düşmanı sömürgeci İngilizler tarafından resmen işgal edildi. Bu işgal Anadolu’da büyük tepkiler uyandırdı. Şehrin caddelerinde düşman ordularının subayları, askerleri geziyor, bazı evlerde düşman bayrakları dalgalanıyordu.

Beyoğlu gibi azınlığın çoğunlukta olduğu semtlerde zafer şenlikleri düzenlenirken, Türklerin oturdukları semtlerde halk kan ağlıyordu. İngiliz askerleri şafakla beraber Şehzadebaşı’ndaki bir karakolumuzu basarak silâhsız bando erlerini süngüleriyle delik deşik etmişlerdi. Yerli Ermeni ve Rumlar iyice azıtıp, işgalcilere muhbirlik ve kılavuzluk yaparak birçok Türkü tutuklattılar. Vapurlarda 1. mevkide işgalci ordu mensupları, Türkler ise 2. mevkide seyahate mecburdu. İstanbul dışına çıkmak herkese yasaktı.

İşte bugün, o acı günün yıl dönümüdür. 9 Eylül 1922’de Yunanın Ege denizine dökülmesi üzerine, İstanbul’da dört yıldır kan kusturan zalim işgalciler, can derdine düştüler. Düşman kuvvetleri 2 Ekim 1923’te Türk bayrağını ve donanmasını selâmlayarak İstanbul’u boşalttılar.
türkıye takvımı
 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
GÜNÜN TARİHİ - EYÜP SULTAN’IN Radiyallahu Anh VEFÂTI

Eyûb Sultân hazretlerinin ismi, Hâlid bin Zeyd’dir. Eshâb-ı kirâmın büyüklerindendir. Resûlullah efendimiz Medine’ye hicret edince, onun evinde 7 ay misâfir kaldı. O bütün gazâlarda bulundu. Hicri 50. yılda Halîfe Yezîd emrinde İstanbul’a gelen asker arasında 33 Sahâbi vardı. Bunlardan Hazret-i Hâlid, dizanteriden vefât ederek şehid oldu. Vasiyyetinde, “Şâyet burada vefât edersem, cenâzemi hemen defnetmeyin. Ordunun gidebileceği yerin en ileri noktasına kadar götürün ve beni oraya defnedin.” buyurdu. O gün Müslümanlar, çarpışa çarpışa surlara en yakın varabildikleri yere kadar gittiler. Resûlullah efendimizin mübârek sahâbîsi Ebû Eyyûb-i Ensârî’yi orada defnettiler.

Fâtih Sultân Mehmed Hân’ın hocası Akşemseddîn hazretleri kabrini keşfetti. Üzerine güzel türbe ile yanına bir câmi yapıldı. Bu câmi, 1776 zelzelesinde harap oldu. 1800’de yeniden inşâ edildi. Sultan 2. Bâyezid Hân’dan son pâdişâha kadar Osmanlı Sultanları bu câmide kılıç kuşanırlardı.

İstanbulda en çok ziyâret edilen ve duâ yapılan mahallerden biridir.

türkiye takvimi
 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
GÜNÜN TARİHİ - İMÂM-I A'ZAM EBÛ HANİFE Hazretleri

Ehl-i sünnetin amelde 4 hak mezhebinden biri olan Hanefî mezhebinin kurucusudur. Mutlak müctehiddir. İslâm tarihinde, rehber edinilen, yolundan daha çok gidilen başka bir şahıs yoktur.

Asıl ismi Numan’dır. Babası Sabit, Hazret-i Ali ile görüşmüş, zürriyeti için duâ almıştır. Ebû Hanife, hakiki Müslümanların babası demektir. Yoksa Hanife isimli bir kızı yoktur. Hicrî (80-150), milâdî (699-767) seneleri arasında Kûfe ve Bağdat’ta yaşadı. Bağdat'ta şehit edildi.

Kûfe Câmisi’nde ders verirken bin talebesi her dersinde bulunurdu. Bir meseleye cevap bulunca talebelerine söylerdi. Hepsi uygun görürlerse; “Elhamdülillah” diyerek talebelerine; “Bunu yazınız!” buyururdu.

İslâmiyette ev sahibi, aile reisi odur. Bütün diğer müctehidler, onun çocuklarıdır. Müslümanların imamı, Tabiinin yükseği, ümmetin ışığı, imamların, müctehidlerin medâr-ı iftiharıdır. İslâm dünyasında ilimleri ilk defa tedvin ve tasnif eden odur. Din bilgilerini kelâm, fıkıh, tefsir, hadis vs. isimleri altında ayırarak bu ilimlere ait kaideleri tespit etti. İmâm-ı a’zamın; her hâlini, kemâlini, zekâsını, ilmini, ictihad ve istinbatının derinliğini anlatmak imkânsızdır. Fıkıhtaki çok geniş bilgisini ve hele kıyastaki harikulâde kuvvetini ve zühd ve takvadaki ve hilm ve salâhtaki, akıllara hayret veren üstünlüğünü bildiren kitaplar, sayılamayacak kadar çoktur.

Hanefî mezhebi Osmanlı Dev-leti zamanında her yere yayıldı. Bugün bütün dünyadaki Müslümanların dörtte üçü, onun yolundadır. Kalan dörtte birinde de ortaktır.
türkiye takvimi
 

Muhtazaf

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
22 Ocak 2014
Mesajlar
1,819
Puanları
48
Web sitesi
www.facebook.com
Sultan 2 Abdulhamid'in vefatı dolayısı ile.



Sultan II. Abdülhamit Han’ın ölüm hastalığı 5 Şubat 1918 Salı günü soğuk algınlığı ile başlamış ve üç gün sonra şiddetli bir mide ağrısıyla nefes darlığı baş göstermiştir
Emre Gül - Dünya Bülteni / Tarih Dosyası
Sultan II. Abdülhamit Han’ın ölüm hastalığı 5 Şubat 1918 Salı günü soğuk algınlığı ile başlamış ve üç gün sonra şiddetli bir mide ağrısıyla nefes darlığı baş göstermiştir. Eski padişaha ilk bakan doktorlar Beylerbeyi Hastahanesi’nden Nikolaki Paraskevidis, Veliaht Vahidüddin Efendi’nin özel doktoru Alkivyedis ve kendi doktoru Atıf Hüseyin Bey’dir. Hastaya ilk müdahaleyi yapan bu doktorlar önce kendisinden kan almışlardır. O sırada nabzın, yüz kırk beş; teneffüsün de altmış beşten fazla olduğu görülmüştür.





Kardeşi Sultan Mehmet Reşat Han, bu durumdan haberdar olunca hangi doktoru istiyorsa onun gönderileceğini bildirmiş, Sultan Abdülhamid ise: “Benim doktorlarım var!” diyerek bunu kabul etmemiştir. Öldüğü gün olan 10 Şubat’ta mutadı üzere soğuk suyla aldığı duş sonrası tekrar rahatsızlanmıştır. Bunun üzerine kendi doktorlarının tavsiyesiyle Akil Muhtar Bey ve Selanikli Rifat Bey Dolmabahçe Sarayı’ndan getirilmişlerdir. Yapılan kontrollerin ardından, kan toplanması sonucu ödemleşme ile kalp ve böbrek yetmezliği teşhisi konmuştur. Dokuz kez vücudundan kan alınmış fakat tüm çabalara rağmen Sultan Abdülhamid, o gün saat on beşte 5 sene, 3 ay, 9 gündür ikametine tahsis edilmiş olan Beylerbeyi Sarayı’nda vefat etmiştir.
Sultan Abdülhamid’in ölüm haberi ilk önce Başkumandan Vekili ve Harbiye Nazırı Enver Paşa’ya iletilmiş, Enver Paşa da haberi telefonla padişaha bildirmiştir. Sultan Reşat, kardeşinin II. Mahmut Türbesi’ne gömülmesini ve saltanat makamında bulunmuş olan padişahlar için yapılan merasimin aynıyla tekrarını emretmiştir. Ailesi ise Sultan Abdülhamid’in, Fatih Sultan Mehmet Han Türbesi’ne defnini talep etmiş fakat Enver Paşa, Fatih Türbesi’ne hiç kimsenin gömülmesinin caiz olmayacağından bahisle bunu reddetmiştir.





Eski padişahın cenazesi sabah ezani saat dört buçuk sularında Bahriye Nezareti’nden tahsis edilen istimbota konarak, Beylerbeyi Sarayı’ndan önce Sarayburnu’na götürülmüş ve oradan da Topkapı Sarayı’na gasl, teçhiz ve tekfin için nakil edilmiştir. Siyahlar giyinmiş bir kafilenin elleri üzerinde beyaz bir çarşaf ve koyu renkli bir şal ile örtülü tahta bir sedyeyle Hırka-i Saadet Dairesi’ne konan Sultan Abdülhamid’in cesedini hazırlamak için içeriye yalnız Hırka-i Saadet erkânı ve önde gelenler girmiş diğer eşlik edenler dışarıda kalmıştır.
Sultan Abdülhamid’in teçhiz, tekfin ve cenaze merasiminde hazır bulunanlardan Tarihçi Ahmet Refik Bey bundan sonraki sahneyi: “Sultan Abdülhamid, üryan ve bi-ruh teneşir üzerine yatırılmıştı. Hacet penceresinin yaldızlı parmaklıkları önünde müteessirane durdum. Tabutun ilerisinde, Enderun erkânı, ellerini hürmetle kavuşturmuşlar, hizmete muntazır bekliyorlardı. Teneşirin etrafında, ikisi yeşil, ikisi beyaz sarıklı, dört hoca, ellerinde sarı lifler, misk sabunları, dindarane bir ihtiramla naaşı yıkıyorlardı. Sultan Abdülhamid’in beline doğru beyaz ve yeni bir kefen örtülmüştü. Göğsünden yukarısı ve dizlerinden aşağısı açıkta idi. Vücudunda uzun bir hastalığın zaafı görülmüyordu. Renginde ölüm sarılığı, korkunç bir sarılık yoktu, fildişinden camid bir cisim gibiydi. Boyu ufak, saçı sakalı ağarmıştı. Burnu çehresine nisbeten uzunca idi. Gözleri kapanmış çukura batmıştı. Uzun ve siyah kaşlarının vaz’ında melal ve teessür vardı. Saçları alnına doğru biraz dökülmüştü. Sakalı bembeyaz, uçlarına doğru sararmıştı. Yüzünde ihtiyarlık alameti, fazla buruşukluk yoktu. Boynu incelmiş, omuz kemikleri dışarı fırlamıştı. En zayıf yerleri göğsü idi. Göğüs ve kalça kemikleri görülüyordu. Bacakları beyaz ve ince, ayakları ufaktı. Vücudunda hiç kıl yoktu. Yalnız meme uçlarında, kollarının alt kısımlarında, parmaklarının üzerinde siyah kıllar görülüyordu. Kolları bi-tabane iki tarafa düşmüş, ayaklarının parmakları açılmıştı. Vücudunun sağ tarafı bembeyazdı. Sol tarafında ve arkasında kırmızılıklar görülüyordu. Heyet-i umumiyesi sevimli idi. Beyaz bir vücut, yıkandıkça güzelleşen bir naaş yeni bir teneşir üzerinde, yıkayanların ellerine tabi uzanmış yatıyordu. Naaşın karşısında, ellerinde gümüş buhurdanlar, ağalar duruyordu. Herkes huşu içinde idi. Bütün simalarda tevekkül alametleri görülüyordu. Nihayet, naaşın yıkanması bitti. Sarı ipek işlemeli havlularla kurulandı, tabut yere indirildi, teneşir, tabutun yanına getirildi. İçine kefenler serildi. Sultan Abdülhamid’in naaşı hürmetle tabuta indirildi. Kefen bağlandı, tabut kapandı.” şeklinde aktarmaktadır.





Ardından vasiyeti gereği göğsüne ahidname duası, yüzüne Hırka-i Saadet bezi ve siyah Kâbe örtüsü konulmuştur. Cenazenin define hazırlanması ezani saat dokuz sıralarında son bulmuştur. Hırka-i Saadet Dairesi’nden çıkarılan tabut kapı önünde yüksek bir yere konulduktan, Hamidiye Camii’nin kürsü şeyhi etrafına bakınarak orada hazır bulunanlara “Merhumu nasıl bilirsiniz?” sorusunu yöneltip “İyi biliriz!” cevabını ve helallik aldıktan sonra Şeyhülislam Musa Kazım Efendi’nin imametiyle cenaze namazı kılınmıştır. Sultan Abdülhamid’in mensup olduğu Şazeli Dergâhı şeyhlerinin okudukları Kelime-i Tevhidler, Tekbirler ve naatlar eşliğinde Babüsselam Kapısı’ndan çıkarılmıştır. Önde sıra ile süvari bölükleri, inzibat askeri memurları, Bahriye mızıkası, Bahriye askeri, Piyade Küçük Zabit Mektebi, Sahra Topçu Mektebi, İtfaiye alayı, Harbiye Mızıkası, Harem-i Hümayun ve Şazeli Dergâhı mensupları olduğu halde tabut hürmetle taşınmıştır.
Cenazeyi, İmam-ı evvel ve sani hazret-i şehriyari ve hazin-i hassa, hazine-i hümayun ve saray-ı şahane erkân- ı memurları, onların ardında Veliaht Vahidüddin Efendi, şehzadeler, Harbiye Nazırı Enver Paşa, Şeyhülislam Musa Kazım Efendi hazretleri, Ayan ve Meclis-i Mebusan Reisleri ve milletvekilleri, İstanbul’da bulunan yabancı devlet elçileri, hanedana mensup damatlar, İttihat ve Terakki Cemiyeti Merkez-i Umumi Azası, İlmiye sınıfının önde gelenleri, Gayr-i Müslimlerin ruhani reisleri olan haham ve patrikler, müsteşarlar, İstanbul Belediye Başkanı ve vekili, İstanbul vali ve vekili, Polis Emniyet Müdürü müdür-ü umumisi ve Maliye direktörleri resmi üniformalarını giymiş oldukları halde takip etmişlerdir.





Bu şekilde düzenlenmiş olan Sultan Abdülhamid’in muhteşem cenaze alayı, Ayasofya’dan Sultan Mahmud Türbesi’ne kadar iki sıra asker dizili Divanyolu’nu takip ederek defin mahalline varmıştır. Bu sırada cadde ve caddeye çıkan sokaklar, pencereler, damlar, ağaçlar, türbe duvarları üzüntü içerisindeki halk ile dolup taşmıştır. Ağlayanların haykırışları eşliğinde türbeye “Allah Allah” sesleri, dualar ve tekbirlerle sokulan II. Abdülhamid’in cesedi orada dedesi II. Mahmud ve Amcası Sultan Abdülaziz ‘in yanında kendisi için açılan kabre konulmuştur. Böylece uzun ve dolu bir saltanat devresinin son sayfası da kapanmıştır.





Kaynaklar:
Ahmed Refik, Sultan Abdülhamid-i Sani’ye Dair, İstanbul, 1918.
Tercüman-ı Hakikat Gazetesi, Nr: 13281
Ali Fuat Türkgeldi, Görüp İşittiklerim, Ankara, 1949.
İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, C.4, İstanbul, 2011.
 
Üst