Tarihte bugün?

hıfz-ı lisan

perekli..
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
4,378
Puanları
83
09/04/1588 Mimar Sinan 98 yaşında iken öldü. Edirne'de Selimiye, İstanbul'da Süleymaniye ve Şehzade camileri Sinan'ın eserleri arasındadır.

09/04/1588 Fransız şair Charles Baudelaire.

09/04/1830 Eadweard Muybridge, İngiliz asıllı fotoğrafçı (ö. 1904)

09/04/1898 Siyah Amerikalı oyuncu, şarkıcı, sporcu ve siyasal eylemci Paul Robeson. Paul Robeson, olağanüstü sesiyle ünlü kıldığı Ol' Man River şarkısını yorumlayışıyla olduğu kadar, sosyalist inancını tavizsiz savunmasıyla da biliniyordu. Nazım Hikmet "Korkuyorlar" adlı şiirini "inci dişli zenci kardeşim" dediği Robeson'a adamıştı.

09/04/1932 İlk kadın hakim Mürüvvet hanım, Adana'da göreve başladı.

09/04/1933 İlk kadın yargıç Mürüvvet Hanım Adana'da göreve başladı.

09/04/1933 Fransız sinema oyuncusu Jean Paul Belmondo.

09/04/1936 İstanbul Telefon Şirketi devletçe satın alındı.

09/04/1940 II. Dünya Savaşı'nda Almanya Norveç'i istila etti. Kuzey Denizi kıyısında stratejik noktaları ele geçirdi.

09/04/1945 Türkiye'de yerli ampul üretimi başladı.

09/04/1947 Türkiye'de yerli ampul üretimi başladı.

09/04/1950 Cemil Cem, İlk Türk karikatürcülerinden

09/04/1952 Şehir Tiyatroları müdürlüğüne, İstanbul Emniyet 3. şube müdürü Orhan Hançerlioğlu getirildi.

09/04/1953 Maliye Bakanı Hasan Polatkan, döviz açığının 553 milyon dolar olduğunu açıkladı.

09/04/1954 Belçika'da yapılan Dünya Ordulararası Futbol Şampiyonası'nda Türk Ordu Takımı Amerika Birleşik Devletleri'ni 10-0 yendi.

09/04/1958 CHP'nin yayın organı Ulus gazetesi üçüncü kez kapatıldı. Kapatmaya, Ankara Milletvekili Bülent Ecevit'in bir yazısı yol açtı. Gazetenin sorumlu müdürü Ülkü Arman 1 yıl, karikatürcü Halim Büyükbulut da 1 yıl 2 ay hapis cezası aldı.

09/04/1962 İş bulmak için Doğu'dan Ankara'ya gelen 100 işsiz Başbakanlık önünde, "Para istemiyoruz, iş gösterin," dediler. Bir kahvede iş bekleyen 300 işçi de 5 liralık iş için birbirine girdi. Olay yerine gelen polislere işçiler, "Açlık bizi öldürmeden siz bizi öldürün " dediler.

09/04/1966 Başbakan Süleyman Demirel, İzmir'de Atatürk heykeline yapılan baltalı saldırıyı "bu bir zabıta vakasıdır" diye yorumladı.

09/04/1969 Ankara'da halk gecekondu yıkımına karşı öğrencilerden yardım istedi.

09/04/1978 İş ve İşçi Bulma Kurumu genel müdürü, "nüfus artışı böyle sürerse, işsiz sayısı 2000 yılında 13-14 milyona ulaşabilir, " dedi.

09/04/1979 Silifke'de kurulması kararlaştırılan nükleer santral ile ilgili bakanlar kurulu kararının iptali için bir vatandaş Danıştay'a dava açtı.

09/04/1979 Türkiye'de ilk kez bir hastanın kulağına kıkırdak nakli yapıldı.

09/04/1980 Giresun Gazeteciler Cemiyeti kuruldu.

09/04/1981 Milli Güvenlik Konseyi'ne verilen raporda Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde silah yüklü 63 TIR'ın kaybolduğu belirtildi.

09/04/1982 Anıtkabir Müdürlüğü, Anıtkabir Komutanlığına dönüştürülerek Genelkurmay Başkanlığına bağlandı.

09/04/1982 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında Dışişleri Bakanlığı yapan Prof. Dr. Turan Güneş, 61 yaşında öldü.

09/04/1982 Prof. Dr. Turan Güneş, Kıbrıs Barış Harekatı sırasında Dışişleri Bakanı

09/04/1985 Tiyatronun ilk kadın oyuncularından Şaziye Moral İstanbul'da öldü. Moral, Mütareke yıllarında Kırık Kalp adlı oyunda rol alınca, "Müslüman kadın sahneye çıkamaz" diye eleştirilmişti.

09/04/1985 Kapatılan Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş, 4,5 yıl tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldı.

09/04/1988 Şevket Rado, şair, gazeteci ve yazar

09/04/1990 Bakanlar Kurulu'nun çıkarttığı kararnameye göre, Olağanüstü Hal (OHAL) Bölge valisi basını sansür etme, grev ve lokavtları engelleme, gerekli gördüğü kişileri bölge dışına çıkarma yetkisine sahip oluyor.

09/04/1991 Gürcistan'da yapılan halk oylamasıyla SSCB'den bağımsızlık kararı alındı.

09/04/1994 İşadamları Vehbi Koç ve Sakıp Sabancı Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'den olağanüstü hal ilan edip ekonomiye el koymasını istedi

09/04/1998 Mekke yakınlarında Mina'da 180 hacı adayı şeytan taşlama sırasında yaşanan izdihamda yaşamını yitirdi.
 

hıfz-ı lisan

perekli..
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
4,378
Puanları
83
13/04/1605 Boris Godunov, Rus Çarı

13/04/1695 Fablleriyle ünlü Fransız şair Jean de La Fontaine.

13/04/1866 Butch Cassidy, kanun kaçağı (ö. 1908)

13/04/1893 Muallim Naci, Osmanlı dönemi Türk yazarı (d. 1850)

13/04/1906 Türkiye'de de pek çok kez sahneye konulan 'Godo'yu Beklerken" adlı oyunun yazarı, Nobel ödülü sahibi İngiliz yazar Samuel Beckett.

13/04/1909 31 Mart ayaklanması başladı.

13/04/1914 Orhan Veli - şair

13/04/1923 Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakına bağlı olarak Futbol Heyeti Müttehidesi (Futbol Federasyonu) kuruldu. (21 Mayıs'ta FİFA üyeliğine kabul edildi.)

13/04/1923 Telif ve Tercüme Heyeti başkanlığına atana Ziya Gökalp Ankara’ya geldi.

13/04/1925 Ankara İstiklal Mahkemesi, Terakkiperver Cumhuriyet Fıkrası ileri gelenlerinin evlerini arattı.

13/04/1933 Yüksek Mühendislik Mektebi'ni yani bugünkü İstanbul Teknik Üniversitesi'ni bitiren Sabiha ve Melek Hanımlar diplomalarını aldılar. Her iki kadın mühendis de, kura sonucu Ankara ve Bursa Nafıa (Bayındırlık) İdaresi'ne atandılar.

13/04/1933 Ankara Yahudileri Türkçe konuşmaya karar verdiler.

13/04/1935 Erich von Däniken, araştırmacı, yazar

13/04/1949 Türk Kadınlar Birliği kuruldu. Derneğin onursal başkanı Mevhibe İnönü'ydü. Birliğin amacı, kadınlara tanınan hakları korumak, kadınların kültür alanında gelişmelerini sağlamaktı.

13/04/1950 Ron Perlman, oyuncu

13/04/1954 Marsilya'da, Türk binicileri 2 birincilik, 5 ikincilik, 4 üçüncülük kazandı.

13/04/1970 Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesini basan 12 silahlı sağ görüşlü, asteğmen doktor Necdet Güçlü'yü öldürdü.

13/04/1971 İstanbul'da kapıcılar İş Kanunu kapsamına alındı.

13/04/1975 4 Hıristiyan Falanjiste karşılık 27 Filistinlinin öldürülmesiyle Lübnan İç Savaşı başladı.

13/04/1977 Yalçın Çetin, karikatürist

13/04/1979 İlk halı müzesi, Sultanahmet Camii hünkar kasrında açıldı.

13/04/1982 Eski sosyal güvenlik bakanlarından Hilmi İşgüzar, yolsuzluk iddialarıyla Yüce Divan'da 9 yıl 8 ay hapse mahkum oldu.

13/04/1983 Amerika Birleşik Devletleri Kongresi, Türkiye'ye yapılacak yardımı azaltırken, Yunanistan'a yapılacak yardımı artırdı.

13/04/1987 Profesör Doktor Ekrem Akurgal, Aziz Nesin, Profesör Rona Aybay, Panayot Abacı ve Oğuz Aral Türkiye-Yunanistan Dostluk Derneği'ni kurdular.

13/04/1992 Feza Gürsey, Fizikçi (d. 1921)

13/04/1994 Radyo-Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) kuruldu.

13/04/1994 Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan "Refah Partisi'ne geçiş dönemi kanlı mı olacak tatlı mı olacak, buna 60 milyon karar verecek" dedi.

13/04/1994 Özel Radyo ve Televizyon Yasası, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edildi.

13/04/1994 TYT Bank Hükümet tarafından kapatıldı.

13/04/1998 Terör örgütü PKK'nın iki numaralı adamı Şemdin Sakık ile kardeşi Arif Sakık, Genelkurmay Başkanlığı Özel Kuvvetler Komutanlığı'nın ''Yarasa'' operasyonuyla yakalanıp Türkiye'ye getirildi.

13/04/1999 Atatürk Uluslararası Barış Ödülü'nün, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev'e verilmesi kararlaştırıldı.

13/04/2000 Aralıksız 220 saat yayın yaparak dünya rekorunu kırmaya çalışan Değişim Radyo'dan DJ Özgür Barış, hedefine ulaşmasına 7 saat 30 dakika kala, mikrofon başında uyuya kaldı.

13/04/2002 Damon Knight, bilim kurgu yazarı (d. 1922)
 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
tarihte bugün

İstanbul'un Fethi, 29 Mayıs 1453'te, şehri günlerdir kuşatan Osmanlı ordusunun, şimdi İstanbul olarak bilinen, o zamanki adıyla Konstantinopolis (Constantinople) şehrini Sultan II. Mehmed Han'ın komutanlığında fethetmesidir.

Bu fetihten sonra Osmanlı Devleti İmparatorluk olmuş, henüz 21 yaşında olan Sultan II. Mehmed, fatih unvanını da alarak Fatih Sultan Mehmed olarak anılmaya başlanmıştır. Tarihteki en önemli devletlerden olan Doğu Roma İmparatorluğu böylelikle sona ermiştir.

İstanbul Fetih edildikten sonra Orta Çağ kapanmış ve 1789 Fransız ihtilali'ne kadar sürecek olan Yeni Çağ başlamıştır.

Tarih: 2 Nisan - 29 Mayıs 1453

Yer: İstanbul (Bizans dönemi ismi: Constantinople)

Sonuç: Osmanlı'lar İstanbul'u ele geçirdi, Bizans İmparatorluğu yıkıldı. II. Mehmed, Fatih (fetheden) ilan edildi.

Bizans İmparatorluğu kumandanı: XI Konstantin

Osmanlı kumandanı: Fatih Sultan Mehmed (İkinci Mehmet)
burdan alıntı“İstanbul bir gün mutlaka fethedilecektir.
onu fetheden kumandan ne güzel kumandan,
onu fetheden asker ne güzel asker."
Resulullah sallallahü aleyhi vesellem efendimiz, İstanbul'un müslümanlar tarafından alınacağını müjdeleyip, İstanbulu alan kumandan ve askere dua buyurmuşlardır. Bu müjdeye ve duaya kavuşmak, islam padişahlarının hepsinin ortak emeli olmuştur.
Sultân Murad han da, her İslâm pâdişâhı gibi İstanbul’u fethetmek arzusundaydı. Hacı Bayram-ı Velî hazretlerini çok sever ve 4-5 yaşlarındaki, şehzade Mehmed'i de yanına alarak ziyare gider, duasını alırdı.
Birgün Hacı Bayram Veli hazretleri ile aralarında şöyle konuşma oldu:
- Efendim! İstanbul’u fethetmek, tek emelimdir. Bu diyârı İslâmın nûruyla aydınlatmak, çan sesleri yerine, ezân sesi duymak istiyorum.
- Çok iyi olur.
- Pekii bu fetih bize nasîb olur mu acabâ?
- Cenâb-ı Hak ömr-ü devletinizi pâyidâr, bu hâlis niyetinizi mübârek eylesin. Ancak sen ve ben, bu fethi göremeyiz.
(Sonra bir köşede oynayan) Şehzâde Mehmed ile Molla Akşemseddîni gösterdi padişaha.
- Şunlar var ya.
- Evet efendim.
- İşte onlar görürler bu fethi.
Sultân Murâd han sevindi o zaman. Ve o gün Akşemseddîn'i, Şehzâde Mehmed'e hoca tayin eyledi.
Ayrıca, O devrin en meşhur ulemâsı, velîsi, şehzâdeye ders verdiler.
Târihi, coğrafyayı iyi öğrendi.
Geçmiş hükümdârları okuyup ders ve ibret çıkardı kendine.
Hem kudretli bir asker, hem kültürlü insandı.
Tahta çıktığında Ondokuz yaşındaydı.
Tek şey vardı gönlünde:
“İstanbul’u almak!..”
Hep bunu düşünür, buna zihin yorar, önüne bizans haritasını alır, gece-gündüz bunun hesaplarını yapardı.
Ve çok kararlı idi.. "Ya Bizans’ı alırız, ya Bizans alır bizi alır" derdi.
....

Muhasara sırasında, herşeye rağmen Bizansa yardım geldiği ve ümidlerin tükenir gibi olduğu bir zamanda, Sultan Mehmed Han, veziri Veliyüddîn Ahmed Paşayı Akşemseddîn hazretlerine göndererek;
"Şeyh efendiye sor, kal'a feth olmak ve düşmana zafer bulmak ümidi var mıdır?" dedi. Buna Akşemseddîn hazretleri şöyle cevap verdi:
"Ümmet-i Muhammed'den bu kadar müslüman ve gâziler bir kâfir kâlesine doğru hücum ederse, inşâallahü teâlâ feth olur."
Sultan Mehmed Han, umûmî cevapla yetinmeyip, Veliyüddîn Ahmed Paşayı tekrar Akşemseddîn'e gönderip;
"Vaktini tâyin etsin" dedi. Akşemseddîn murâkabeye daldı. Başını eğip, Allahü teâlâya yalvardı. Mübârek yüzü terledi. Sonra başını kaldırarak;
"İşbu senenin Cemâziyelevvel ayının yirminci günü, seher vaktinde, inanç ve gayretle filan taraftan yürüsünler. O gün feth ola. Kostantiniyye'nin içi ezan sesiyle dola!" dedi. Ayrıca genç pâdişâha bir mektup gönderdi. Mektubunda;
"Kul tedbir alır, Allahü teâlâ takdir eder kaziyesi, delili sâbittir. Hüküm Allahü teâlânındır. Velâkin kul, elinden geldiği kadar gayret göstermekte kusur etmemelidir. Resûlullah'ın ve Eshâbının sünneti budur." diyordu.
Böylece Akşemseddîn hazretleri bir taraftan İstanbul'un fethi hakkında yeni müjdeler veriyor, diğer yandan da ne şekilde davranılması husûsunda pâdişâha tavsiyelerde bulunuyordu.
Nihâyet Akşemseddîn hazretlerinin tâyin eylediği gün ve saat doldu. Sultan Mehmed Han ordunun başına geçerken, hocası Akşemseddîn'den okumak için bir duâ istirham etti. Bunun üzerine Akşemseddîn hazretleri;
"Yâ Fakih Ahmed!" diyerek himmet taleb eyle!.. Onu vesile kılarak Allahü teâlâya tazarru ve niyâz eyle" buyurdu. Sonra çadırına giren Akşemseddîn hazretleri yanına hiç kimseyi koymamalarını istedi ve kapılarını iyice kapattırdı.
Yeniçeriler, azablar, dalkılıçlar, serdengeçtiler, akıncılar, gönüllüler, erenler, evliyâlar Sultan Mehmed Hanın buyruğuyla İstanbul üzerine akıyorlardı. Mehmed Han bu sırada hocası Akşemseddîn'in yanında olmasını arzuladı ve haber gönderdi. Gelmeyince Akşemseddîn'in bulunduğu çadıra gitti. Çadırın her tarafı iyice kapatılmıştı. Fâtih Sultan Mehmed Han çadıra yaklaşıp, hançerini çıkardı. Hançerle çadırdan biraz keserek, içerisinin görülebileceği kadar bir delik açtı. İçeri bakınca, hocası Akşemseddîn hazretlerini kuru toprak üzerinde secdeye kapanmış, başından sarığı düşmüş, ak saçı ve ak sakalı nûr gibi parlıyor gördü. Ak saçını ve ak sakalını toprağa sürüp, saçını sakalını toprak içinde bırakmıştı. Bu hâli ile İstanbul'un fethinin gerçekleşmesi için Allahü teâlâya yalvarıp duâ ediyor, gözyaşı döküyordu. Fâtih Sultan Mehmed Han, hocası Akşemseddîn'in Allahü teâlâya yalvarıp, duâ etmekte olduğu bu yüksek hâlini görünce, doğruca yerine döndü. Kaleye bakınca surlara tırmanan İslâm askerinin yanında ve önünde ak abalı bir topluluğun da hisara girmekte olduğunu gördü. Az sonra fethin askeri de surları geçip şehre girdi. Böylece İstanbul'un fethi ve Peygamber efendimizin büyük mûcizesi gerçekleşti.

İstanbul sabah sekiz sıralarında fethedilmişti. Fâtih Sultan Mehmed ise şehre öğle saatlerinde Topkapı'dan girdi. Beyaz bir at üzerinde idi. Muhteşem bir alayla ve alkışlar içinde ilerleyerek, Ayasofya'ya doğru yol aldı. Zulümden ve haksızlıktan bıkmış olan Bizans halkı yeni bir bekleyişin içinde idi. Fâtih geçtiği sokakları, caddeleri, evleri dikkatle gözden geçiriyordu. Yanında ileri gelen kumandanlarıyla vezirlerinden başka, Molla Gürânî, Molla Hüsrev, Akşemseddîn ve Akbıyık Sultan gibi âlimler ve velîler topluluğu da bulunuyordu. Yerli halk yolları doldurmuştu. Fâtih Sultan Mehmed çok genç olduğu için, herkes Akşemseddîn'i pâdişâh sanıyordu. Ona, demet demet çiçek veriyorlardı. Akşemseddîn hazretleri, genç pâdişâhı göstererek;
"Sultan Mehmed ben değilim, O dur." sözüne karşılık;
Sultan Mehmed de;
"Gidiniz, yine ona gidiniz. Sultan Mehmed benim, ama o benim hocamdır. Şehrin mânevî fâtihi O dur." diyordu.

Akşemseddîn hazretlerine; "İstanbul'un fethedileceği zamânı nasıl bildin?" diye sorulunca, şöyle cevap verdi;
"Kardeşim Hızır ile, ilm-i ledünniyye üzere İstanbul'un fetih vaktini çıkarmıştık. Kale fethedildiği gün, Hızır'ın, yanında evliyâdan bir cemâatle hisara girdiğini gördüm. Kale fetholunduktan sonra da, Hızır kardeşimi kalenin üzerine çıkmış oturur hâlde gördüm."

Ubeydüllah-i Ahrâr’ın "kuddise sirruh" torunu Hâce Muhammed Kâsım’dan şöyle nakil edilmiştir: “Ubeydüllah-i Ahrâr hazretleri, bir gün öğleden sonra, âniden atının hâzırlanmasını istedi. Atı hâzırlanınca, binip Semerkanddan süratle çıktı. Talebelerinden bir kısmı da ona tâbi’ olup, takip ettiler. Biraz yol aldıktan sonra, Semerkandın dışında bir yerde talebelerine; ”Siz burada durunuz!“ buyurdu. Sonra atını Abbâs Sahrâsı denilen sahrâya doğru sürdü. Talebeleri arasında Mevlâ’nâ Şeyh adıyla tanınmış bir talebesi, bir müddet dahâ peşinden gidip takip etmişti. Bu talebesi şöyle anlattı: “Hâce Ubeydullah-i Ahrâr hazretleri "kuddise sirruh" ile sahrâya vardığımızda, atını sağa sola sürmeye başladı. Sonra birdenbire gözden kayboldu.”
Ubeydüllah-i Ahrâr "kuddise sirruh" dahâ sonra evine döndüğünde, talebeleri nereye ve niçin gittiğini sorduklarında; “Türk Sultânı Sultân Muhammed Hân (Fâtih), kâfirlerle harp ediyordu. Benden yardım istedi. Ona yardım etmeye gittim. Allahü teâlâ’nın izniyle gâlip geldi. Zafer kazanıldı” buyurdu.
Bu hâdiseyi nakleden ve Ubeydüllah-i Ahrâr hazretlerinin torunu olan Hâce Muhammed Kâsım, babası Hâce Abdülhâdînin şöyle anlattığını nakil etmiştir: ”Bilâd-ı Rûma (Anadoluya) gittiğimde, Sultân Muhammed Fâtih Hânın oğlu Sultân Bâyezîd Hân, bana, babam Ubeydüllah-i Ahrâr’ın şeklini ve şemâilini tarîf etti ve; “O zâtın beyâz bir atı var mıydı?” diye sordu. Ben de tarîf ettiği bu zâtın, babam Ubeydüllah-i Ahrâr olduğunu ve beyâz bir atının olup, bazen ona bindiğini söyledim. Bunun üzerine Sultân Bâyezîd Hân, bana şöyle anlattı: Babam Sultân Muhammed Fâtih Hân bana şunları söyledi: “İstanbul’u fethetmek üzere savaştığım sırada, harbin en şiddetli bir ânında, Şeyh Ubeydüllah-i Ahrâr Semerkandînin "kuddise sirruh" imdâdıma yetişmesini istedim. Şekil ve şemâilini tarîf ederek şu vasıfta ve şu şekilde ve beyâz bir at üzerinde bir zât yanıma geldi; “Korkma!” buyurdu. Ben de; “Nasıl endîşelenmeyeyim, küffâr çok,” dedim. Ben böyle söyleyince, elbisesinin yeninden bakmamı söyledi. Baktım, büyük bir ordu gördüm. “İşte bu ordu ile sana yardıma geldim. Şimdi sen falan tepenin üzerine çık, üç defa kös vur ve orduna hücûm emri ver,” buyurdu. Emirlerini aynen yerine getirdim. O da bana gösterdiği ordusuyla hücûma geçti. Böylece düşman hezîmete uğradı. İstanbul’un fetih işi gerçekleşti.”

556 yıl geçmesine rağmen her müslümantürk evlâdı aynı heyecanı duymaktadır. Bu güzel istanbulu müslüman türk alemine kazandıran, başta Fatih Sultan Mehmed han olmak üzere, Onu yetiştiren hocalarını ve fetihte emeği geçen şehidlerimizi, gazilerimizi ve yüreğinde bu sevgiyi taşıyanları rahmetle ve fatihalarla anıyoruz. Nimetin kıymetini bilmek ve şefaatlerine kavuşmak temennisiyle inşallah.

Allahü tealaya emanet olunuz efendim.
huzur pınarı mail grubu
 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
tarihte bugün

İstanbul'un Fethi, 29 Mayıs 1453'te, şehri günlerdir kuşatan Osmanlı ordusunun, şimdi İstanbul olarak bilinen, o zamanki adıyla Konstantinopolis (Constantinople) şehrini Sultan II. Mehmed Han'ın komutanlığında fethetmesidir.

Bu fetihten sonra Osmanlı Devleti İmparatorluk olmuş, henüz 21 yaşında olan Sultan II. Mehmed, fatih unvanını da alarak Fatih Sultan Mehmed olarak anılmaya başlanmıştır. Tarihteki en önemli devletlerden olan Doğu Roma İmparatorluğu böylelikle sona ermiştir.

İstanbul Fetih edildikten sonra Orta Çağ kapanmış ve 1789 Fransız ihtilali'ne kadar sürecek olan Yeni Çağ başlamıştır.

Tarih: 2 Nisan - 29 Mayıs 1453

Yer: İstanbul (Bizans dönemi ismi: Constantinople)

Sonuç: Osmanlı'lar İstanbul'u ele geçirdi, Bizans İmparatorluğu yıkıldı. II. Mehmed, Fatih (fetheden) ilan edildi.

Bizans İmparatorluğu kumandanı: XI Konstantin

Osmanlı kumandanı: Fatih Sultan Mehmed (İkinci Mehmet)
burdan alıntı“İstanbul bir gün mutlaka fethedilecektir.
onu fetheden kumandan ne güzel kumandan,
onu fetheden asker ne güzel asker."
Resulullah sallallahü aleyhi vesellem efendimiz, İstanbul'un müslümanlar tarafından alınacağını müjdeleyip, İstanbulu alan kumandan ve askere dua buyurmuşlardır. Bu müjdeye ve duaya kavuşmak, islam padişahlarının hepsinin ortak emeli olmuştur.
Sultân Murad han da, her İslâm pâdişâhı gibi İstanbul’u fethetmek arzusundaydı. Hacı Bayram-ı Velî hazretlerini çok sever ve 4-5 yaşlarındaki, şehzade Mehmed'i de yanına alarak ziyare gider, duasını alırdı.
Birgün Hacı Bayram Veli hazretleri ile aralarında şöyle konuşma oldu:
- Efendim! İstanbul’u fethetmek, tek emelimdir. Bu diyârı İslâmın nûruyla aydınlatmak, çan sesleri yerine, ezân sesi duymak istiyorum.
- Çok iyi olur.
- Pekii bu fetih bize nasîb olur mu acabâ?
- Cenâb-ı Hak ömr-ü devletinizi pâyidâr, bu hâlis niyetinizi mübârek eylesin. Ancak sen ve ben, bu fethi göremeyiz.
(Sonra bir köşede oynayan) Şehzâde Mehmed ile Molla Akşemseddîni gösterdi padişaha.
- Şunlar var ya.
- Evet efendim.
- İşte onlar görürler bu fethi.
Sultân Murâd han sevindi o zaman. Ve o gün Akşemseddîn'i, Şehzâde Mehmed'e hoca tayin eyledi.
Ayrıca, O devrin en meşhur ulemâsı, velîsi, şehzâdeye ders verdiler.
Târihi, coğrafyayı iyi öğrendi.
Geçmiş hükümdârları okuyup ders ve ibret çıkardı kendine.
Hem kudretli bir asker, hem kültürlü insandı.
Tahta çıktığında Ondokuz yaşındaydı.
Tek şey vardı gönlünde:
“İstanbul’u almak!..”
Hep bunu düşünür, buna zihin yorar, önüne bizans haritasını alır, gece-gündüz bunun hesaplarını yapardı.
Ve çok kararlı idi.. "Ya Bizans’ı alırız, ya Bizans alır bizi alır" derdi.
....

Muhasara sırasında, herşeye rağmen Bizansa yardım geldiği ve ümidlerin tükenir gibi olduğu bir zamanda, Sultan Mehmed Han, veziri Veliyüddîn Ahmed Paşayı Akşemseddîn hazretlerine göndererek;
"Şeyh efendiye sor, kal'a feth olmak ve düşmana zafer bulmak ümidi var mıdır?" dedi. Buna Akşemseddîn hazretleri şöyle cevap verdi:
"Ümmet-i Muhammed'den bu kadar müslüman ve gâziler bir kâfir kâlesine doğru hücum ederse, inşâallahü teâlâ feth olur."
Sultan Mehmed Han, umûmî cevapla yetinmeyip, Veliyüddîn Ahmed Paşayı tekrar Akşemseddîn'e gönderip;
"Vaktini tâyin etsin" dedi. Akşemseddîn murâkabeye daldı. Başını eğip, Allahü teâlâya yalvardı. Mübârek yüzü terledi. Sonra başını kaldırarak;
"İşbu senenin Cemâziyelevvel ayının yirminci günü, seher vaktinde, inanç ve gayretle filan taraftan yürüsünler. O gün feth ola. Kostantiniyye'nin içi ezan sesiyle dola!" dedi. Ayrıca genç pâdişâha bir mektup gönderdi. Mektubunda;
"Kul tedbir alır, Allahü teâlâ takdir eder kaziyesi, delili sâbittir. Hüküm Allahü teâlânındır. Velâkin kul, elinden geldiği kadar gayret göstermekte kusur etmemelidir. Resûlullah'ın ve Eshâbının sünneti budur." diyordu.
Böylece Akşemseddîn hazretleri bir taraftan İstanbul'un fethi hakkında yeni müjdeler veriyor, diğer yandan da ne şekilde davranılması husûsunda pâdişâha tavsiyelerde bulunuyordu.
Nihâyet Akşemseddîn hazretlerinin tâyin eylediği gün ve saat doldu. Sultan Mehmed Han ordunun başına geçerken, hocası Akşemseddîn'den okumak için bir duâ istirham etti. Bunun üzerine Akşemseddîn hazretleri;
"Yâ Fakih Ahmed!" diyerek himmet taleb eyle!.. Onu vesile kılarak Allahü teâlâya tazarru ve niyâz eyle" buyurdu. Sonra çadırına giren Akşemseddîn hazretleri yanına hiç kimseyi koymamalarını istedi ve kapılarını iyice kapattırdı.
Yeniçeriler, azablar, dalkılıçlar, serdengeçtiler, akıncılar, gönüllüler, erenler, evliyâlar Sultan Mehmed Hanın buyruğuyla İstanbul üzerine akıyorlardı. Mehmed Han bu sırada hocası Akşemseddîn'in yanında olmasını arzuladı ve haber gönderdi. Gelmeyince Akşemseddîn'in bulunduğu çadıra gitti. Çadırın her tarafı iyice kapatılmıştı. Fâtih Sultan Mehmed Han çadıra yaklaşıp, hançerini çıkardı. Hançerle çadırdan biraz keserek, içerisinin görülebileceği kadar bir delik açtı. İçeri bakınca, hocası Akşemseddîn hazretlerini kuru toprak üzerinde secdeye kapanmış, başından sarığı düşmüş, ak saçı ve ak sakalı nûr gibi parlıyor gördü. Ak saçını ve ak sakalını toprağa sürüp, saçını sakalını toprak içinde bırakmıştı. Bu hâli ile İstanbul'un fethinin gerçekleşmesi için Allahü teâlâya yalvarıp duâ ediyor, gözyaşı döküyordu. Fâtih Sultan Mehmed Han, hocası Akşemseddîn'in Allahü teâlâya yalvarıp, duâ etmekte olduğu bu yüksek hâlini görünce, doğruca yerine döndü. Kaleye bakınca surlara tırmanan İslâm askerinin yanında ve önünde ak abalı bir topluluğun da hisara girmekte olduğunu gördü. Az sonra fethin askeri de surları geçip şehre girdi. Böylece İstanbul'un fethi ve Peygamber efendimizin büyük mûcizesi gerçekleşti.

İstanbul sabah sekiz sıralarında fethedilmişti. Fâtih Sultan Mehmed ise şehre öğle saatlerinde Topkapı'dan girdi. Beyaz bir at üzerinde idi. Muhteşem bir alayla ve alkışlar içinde ilerleyerek, Ayasofya'ya doğru yol aldı. Zulümden ve haksızlıktan bıkmış olan Bizans halkı yeni bir bekleyişin içinde idi. Fâtih geçtiği sokakları, caddeleri, evleri dikkatle gözden geçiriyordu. Yanında ileri gelen kumandanlarıyla vezirlerinden başka, Molla Gürânî, Molla Hüsrev, Akşemseddîn ve Akbıyık Sultan gibi âlimler ve velîler topluluğu da bulunuyordu. Yerli halk yolları doldurmuştu. Fâtih Sultan Mehmed çok genç olduğu için, herkes Akşemseddîn'i pâdişâh sanıyordu. Ona, demet demet çiçek veriyorlardı. Akşemseddîn hazretleri, genç pâdişâhı göstererek;
"Sultan Mehmed ben değilim, O dur." sözüne karşılık;
Sultan Mehmed de;
"Gidiniz, yine ona gidiniz. Sultan Mehmed benim, ama o benim hocamdır. Şehrin mânevî fâtihi O dur." diyordu.

Akşemseddîn hazretlerine; "İstanbul'un fethedileceği zamânı nasıl bildin?" diye sorulunca, şöyle cevap verdi;
"Kardeşim Hızır ile, ilm-i ledünniyye üzere İstanbul'un fetih vaktini çıkarmıştık. Kale fethedildiği gün, Hızır'ın, yanında evliyâdan bir cemâatle hisara girdiğini gördüm. Kale fetholunduktan sonra da, Hızır kardeşimi kalenin üzerine çıkmış oturur hâlde gördüm."

Ubeydüllah-i Ahrâr’ın "kuddise sirruh" torunu Hâce Muhammed Kâsım’dan şöyle nakil edilmiştir: “Ubeydüllah-i Ahrâr hazretleri, bir gün öğleden sonra, âniden atının hâzırlanmasını istedi. Atı hâzırlanınca, binip Semerkanddan süratle çıktı. Talebelerinden bir kısmı da ona tâbi’ olup, takip ettiler. Biraz yol aldıktan sonra, Semerkandın dışında bir yerde talebelerine; ”Siz burada durunuz!“ buyurdu. Sonra atını Abbâs Sahrâsı denilen sahrâya doğru sürdü. Talebeleri arasında Mevlâ’nâ Şeyh adıyla tanınmış bir talebesi, bir müddet dahâ peşinden gidip takip etmişti. Bu talebesi şöyle anlattı: “Hâce Ubeydullah-i Ahrâr hazretleri "kuddise sirruh" ile sahrâya vardığımızda, atını sağa sola sürmeye başladı. Sonra birdenbire gözden kayboldu.”
Ubeydüllah-i Ahrâr "kuddise sirruh" dahâ sonra evine döndüğünde, talebeleri nereye ve niçin gittiğini sorduklarında; “Türk Sultânı Sultân Muhammed Hân (Fâtih), kâfirlerle harp ediyordu. Benden yardım istedi. Ona yardım etmeye gittim. Allahü teâlâ’nın izniyle gâlip geldi. Zafer kazanıldı” buyurdu.
Bu hâdiseyi nakleden ve Ubeydüllah-i Ahrâr hazretlerinin torunu olan Hâce Muhammed Kâsım, babası Hâce Abdülhâdînin şöyle anlattığını nakil etmiştir: ”Bilâd-ı Rûma (Anadoluya) gittiğimde, Sultân Muhammed Fâtih Hânın oğlu Sultân Bâyezîd Hân, bana, babam Ubeydüllah-i Ahrâr’ın şeklini ve şemâilini tarîf etti ve; “O zâtın beyâz bir atı var mıydı?” diye sordu. Ben de tarîf ettiği bu zâtın, babam Ubeydüllah-i Ahrâr olduğunu ve beyâz bir atının olup, bazen ona bindiğini söyledim. Bunun üzerine Sultân Bâyezîd Hân, bana şöyle anlattı: Babam Sultân Muhammed Fâtih Hân bana şunları söyledi: “İstanbul’u fethetmek üzere savaştığım sırada, harbin en şiddetli bir ânında, Şeyh Ubeydüllah-i Ahrâr Semerkandînin "kuddise sirruh" imdâdıma yetişmesini istedim. Şekil ve şemâilini tarîf ederek şu vasıfta ve şu şekilde ve beyâz bir at üzerinde bir zât yanıma geldi; “Korkma!” buyurdu. Ben de; “Nasıl endîşelenmeyeyim, küffâr çok,” dedim. Ben böyle söyleyince, elbisesinin yeninden bakmamı söyledi. Baktım, büyük bir ordu gördüm. “İşte bu ordu ile sana yardıma geldim. Şimdi sen falan tepenin üzerine çık, üç defa kös vur ve orduna hücûm emri ver,” buyurdu. Emirlerini aynen yerine getirdim. O da bana gösterdiği ordusuyla hücûma geçti. Böylece düşman hezîmete uğradı. İstanbul’un fetih işi gerçekleşti.”

557 yıl geçmesine rağmen her müslümantürk evlâdı aynı heyecanı duymaktadır. Bu güzel istanbulu müslüman türk alemine kazandıran, başta Fatih Sultan Mehmed han olmak üzere, Onu yetiştiren hocalarını ve fetihte emeği geçen şehidlerimizi, gazilerimizi ve yüreğinde bu sevgiyi taşıyanları rahmetle ve fatihalarla anıyoruz. Nimetin kıymetini bilmek ve şefaatlerine kavuşmak temennisiyle inşallah.

Allahü tealaya emanet olunuz efendim.
huzur pınarı mail grubu
 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
“İstanbul bir gün mutlaka fethedilecektir.
onu fetheden kumandan ne güzel kumandan,
onu fetheden asker ne güzel askerdir."


PINARDAN DAMLAYANLAR....


Resulullah sallallahü aleyhi vesellem efendimiz, İstanbul'un müslümanlar tarafından alınacağını müjdeleyip, İstanbulu alan kumandan ve askere dua buyurmuşlardır. Bu müjdeye ve duaya kavuşmak, islam padişahlarının hepsinin ortak emeli olmuştur.
Sultân Murad han da, her İslâm pâdişâhı gibi İstanbul’u fethetmek arzusundaydı. Hacı Bayram-ı Velî hazretlerini çok sever ve 4-5 yaşlarındaki, şehzade Mehmed'i de yanına alarak ziyare gider, duasını alırdı.
Birgün Hacı Bayram Veli hazretleri ile aralarında şöyle konuşma oldu:
- Efendim! İstanbul’u fethetmek, tek emelimdir. Bu diyârı İslâmın nûruyla aydınlatmak, çan sesleri yerine, ezân sesi duymak istiyorum.
- Çok iyi olur.
- Pekii bu fetih bize nasîb olur mu acabâ?
- Cenâb-ı Hak ömr-ü devletinizi pâyidâr, bu hâlis niyetinizi mübârek eylesin. Ancak sen ve ben, bu fethi göremeyiz.
(Sonra bir köşede oynayan) Şehzâde Mehmed ile Molla Akşemseddîni gösterdi padişaha.
- Şunlar var ya.
- Evet efendim.
- İşte onlar görürler bu fethi.
Sultân Murâd han sevindi o zaman. Ve o gün Akşemseddîn'i, Şehzâde Mehmed'e hoca tayin eyledi.
Ayrıca, O devrin en meşhur ulemâsı, velîsi, şehzâdeye ders verdiler.
Târihi, coğrafyayı iyi öğrendi.
Geçmiş hükümdârları okuyup ders ve ibret çıkardı kendine.
Hem kudretli bir asker, hem kültürlü insandı.
Tahta çıktığında Ondokuz yaşındaydı.
Tek şey vardı gönlünde:
“İstanbul’u almak!..”
Hep bunu düşünür, buna zihin yorar, önüne bizans haritasını alır, gece-gündüz bunun hesaplarını yapardı.
Ve çok kararlı idi.. "Ya Bizans’ı alırız, ya Bizans alır bizi alır" derdi.
....

Muhasara sırasında, herşeye rağmen Bizansa yardım geldiği ve ümidlerin tükenir gibi olduğu bir zamanda, Sultan Mehmed Han, veziri Veliyüddîn Ahmed Paşayı Akşemseddîn hazretlerine göndererek;
"Şeyh efendiye sor, kal'a feth olmak ve düşmana zafer bulmak ümidi var mıdır?" dedi. Buna Akşemseddîn hazretleri şöyle cevap verdi:
"Ümmet-i Muhammed'den bu kadar müslüman ve gâziler bir kâfir kâlesine doğru hücum ederse, inşâallahü teâlâ feth olur."
Sultan Mehmed Han, umûmî cevapla yetinmeyip, Veliyüddîn Ahmed Paşayı tekrar Akşemseddîn'e gönderip;
"Vaktini tâyin etsin" dedi. Akşemseddîn murâkabeye daldı. Başını eğip, Allahü teâlâya yalvardı. Mübârek yüzü terledi. Sonra başını kaldırarak;
"İşbu senenin Cemâziyelevvel ayının yirminci günü, seher vaktinde, inanç ve gayretle filan taraftan yürüsünler. O gün feth ola. Kostantiniyye'nin içi ezan sesiyle dola!" dedi. Ayrıca genç pâdişâha bir mektup gönderdi. Mektubunda;
"Kul tedbir alır, Allahü teâlâ takdir eder kaziyesi, delili sâbittir. Hüküm Allahü teâlânındır. Velâkin kul, elinden geldiği kadar gayret göstermekte kusur etmemelidir. Resûlullah'ın ve Eshâbının sünneti budur." diyordu.
Böylece Akşemseddîn hazretleri bir taraftan İstanbul'un fethi hakkında yeni müjdeler veriyor, diğer yandan da ne şekilde davranılması husûsunda pâdişâha tavsiyelerde bulunuyordu.
Nihâyet Akşemseddîn hazretlerinin tâyin eylediği gün ve saat doldu. Sultan Mehmed Han ordunun başına geçerken, hocası Akşemseddîn'den okumak için bir duâ istirham etti. Bunun üzerine Akşemseddîn hazretleri;
"Yâ Fakih Ahmed!" diyerek himmet taleb eyle!.. Onu vesile kılarak Allahü teâlâya tazarru ve niyâz eyle" buyurdu. Sonra çadırına giren Akşemseddîn hazretleri yanına hiç kimseyi koymamalarını istedi ve kapılarını iyice kapattırdı.
Yeniçeriler, azablar, dalkılıçlar, serdengeçtiler, akıncılar, gönüllüler, erenler, evliyâlar Sultan Mehmed Hanın buyruğuyla İstanbul üzerine akıyorlardı. Mehmed Han bu sırada hocası Akşemseddîn'in yanında olmasını arzuladı ve haber gönderdi. Gelmeyince Akşemseddîn'in bulunduğu çadıra gitti. Çadırın her tarafı iyice kapatılmıştı. Fâtih Sultan Mehmed Han çadıra yaklaşıp, hançerini çıkardı. Hançerle çadırdan biraz keserek, içerisinin görülebileceği kadar bir delik açtı. İçeri bakınca, hocası Akşemseddîn hazretlerini kuru toprak üzerinde secdeye kapanmış, başından sarığı düşmüş, ak saçı ve ak sakalı nûr gibi parlıyor gördü. Ak saçını ve ak sakalını toprağa sürüp, saçını sakalını toprak içinde bırakmıştı. Bu hâli ile İstanbul'un fethinin gerçekleşmesi için Allahü teâlâya yalvarıp duâ ediyor, gözyaşı döküyordu. Fâtih Sultan Mehmed Han, hocası Akşemseddîn'in Allahü teâlâya yalvarıp, duâ etmekte olduğu bu yüksek hâlini görünce, doğruca yerine döndü. Kaleye bakınca surlara tırmanan İslâm askerinin yanında ve önünde ak abalı bir topluluğun da hisara girmekte olduğunu gördü. Az sonra fethin askeri de surları geçip şehre girdi. Böylece İstanbul'un fethi ve Peygamber efendimizin büyük mûcizesi gerçekleşti.

İstanbul sabah sekiz sıralarında fethedilmişti. Fâtih Sultan Mehmed ise şehre öğle saatlerinde Topkapı'dan girdi. Beyaz bir at üzerinde idi. Muhteşem bir alayla ve alkışlar içinde ilerleyerek, Ayasofya'ya doğru yol aldı. Zulümden ve haksızlıktan bıkmış olan Bizans halkı yeni bir bekleyişin içinde idi. Fâtih geçtiği sokakları, caddeleri, evleri dikkatle gözden geçiriyordu. Yanında ileri gelen kumandanlarıyla vezirlerinden başka, Molla Gürânî, Molla Hüsrev, Akşemseddîn ve Akbıyık Sultan gibi âlimler ve velîler topluluğu da bulunuyordu. Yerli halk yolları doldurmuştu. Fâtih Sultan Mehmed çok genç olduğu için, herkes Akşemseddîn'i pâdişâh sanıyordu. Ona, demet demet çiçek veriyorlardı. Akşemseddîn hazretleri, genç pâdişâhı göstererek;
"Sultan Mehmed ben değilim, O dur." sözüne karşılık;
Sultan Mehmed de;
"Gidiniz, yine ona gidiniz. Sultan Mehmed benim, ama o benim hocamdır. Şehrin mânevî fâtihi O dur." diyordu.

Akşemseddîn hazretlerine; "İstanbul'un fethedileceği zamânı nasıl bildin?" diye sorulunca, şöyle cevap verdi;
"Kardeşim Hızır ile, ilm-i ledünniyye üzere İstanbul'un fetih vaktini çıkarmıştık. Kale fethedildiği gün, Hızır'ın, yanında evliyâdan bir cemâatle hisara girdiğini gördüm. Kale fetholunduktan sonra da, Hızır kardeşimi kalenin üzerine çıkmış oturur hâlde gördüm."

Ubeydüllah-i Ahrâr’ın "kuddise sirruh" torunu Hâce Muhammed Kâsım’dan şöyle nakil edilmiştir: “Ubeydüllah-i Ahrâr hazretleri, bir gün öğleden sonra, âniden atının hâzırlanmasını istedi. Atı hâzırlanınca, binip Semerkanddan süratle çıktı. Talebelerinden bir kısmı da ona tâbi’ olup, takip ettiler. Biraz yol aldıktan sonra, Semerkandın dışında bir yerde talebelerine; ”Siz burada durunuz!“ buyurdu. Sonra atını Abbâs Sahrâsı denilen sahrâya doğru sürdü. Talebeleri arasında Mevlâ’nâ Şeyh adıyla tanınmış bir talebesi, bir müddet dahâ peşinden gidip takip etmişti. Bu talebesi şöyle anlattı: “Hâce Ubeydullah-i Ahrâr hazretleri "kuddise sirruh" ile sahrâya vardığımızda, atını sağa sola sürmeye başladı. Sonra birdenbire gözden kayboldu.”
Ubeydüllah-i Ahrâr "kuddise sirruh" dahâ sonra evine döndüğünde, talebeleri nereye ve niçin gittiğini sorduklarında; “Türk Sultânı Sultân Muhammed Hân (Fâtih), kâfirlerle harp ediyordu. Benden yardım istedi. Ona yardım etmeye gittim. Allahü teâlâ’nın izniyle gâlip geldi. Zafer kazanıldı” buyurdu.
Bu hâdiseyi nakleden ve Ubeydüllah-i Ahrâr hazretlerinin torunu olan Hâce Muhammed Kâsım, babası Hâce Abdülhâdînin şöyle anlattığını nakil etmiştir: ”Bilâd-ı Rûma (Anadoluya) gittiğimde, Sultân Muhammed Fâtih Hânın oğlu Sultân Bâyezîd Hân, bana, babam Ubeydüllah-i Ahrâr’ın şeklini ve şemâilini tarîf etti ve; “O zâtın beyâz bir atı var mıydı?” diye sordu. Ben de tarîf ettiği bu zâtın, babam Ubeydüllah-i Ahrâr olduğunu ve beyâz bir atının olup, bazen ona bindiğini söyledim. Bunun üzerine Sultân Bâyezîd Hân, bana şöyle anlattı: Babam Sultân Muhammed Fâtih Hân bana şunları söyledi: “İstanbul’u fethetmek üzere savaştığım sırada, harbin en şiddetli bir ânında, Şeyh Ubeydüllah-i Ahrâr Semerkandînin "kuddise sirruh" imdâdıma yetişmesini istedim. Şekil ve şemâilini tarîf ederek şu vasıfta ve şu şekilde ve beyâz bir at üzerinde bir zât yanıma geldi; “Korkma!” buyurdu. Ben de; “Nasıl endîşelenmeyeyim, küffâr çok,” dedim. Ben böyle söyleyince, elbisesinin yeninden bakmamı söyledi. Baktım, büyük bir ordu gördüm. “İşte bu ordu ile sana yardıma geldim. Şimdi sen falan tepenin üzerine çık, üç defa kös vur ve orduna hücûm emri ver,” buyurdu. Emirlerini aynen yerine getirdim. O da bana gösterdiği ordusuyla hücûma geçti. Böylece düşman hezîmete uğradı. İstanbul’un fetih işi gerçekleşti.”

557 yıl geçmesine rağmen her Müslüman-Türk evlâdı aynı heyecanı duymaktadır. Bu güzel İstanbulu müslüman türk alemine kazandıran, başta Fatih Sultan Mehmed han olmak üzere, Onu yetiştiren hocalarını ve fetihte emeği geçen şehidlerimizi, gazilerimizi ve yüreğinde bu sevgiyi taşıyanları rahmetle ve fatihalarla anıyoruz. Nimetin kıymetini bilmek ve şefaatlerine kavuşmak temennisiyle inşallah.

Allahü tealaya emanet olunuz efendim.
 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
ŞİİR - Yusuf Dursun . . . FETİH DESTANI

Resûlün dilinden ilâhî müjde,
Dalga dalga gönüllere yayıldı.
“Fetholunur elbet Konstantiniyye.”
Bu mübârek sözler emir sayıldı;
Ben de “güzel asker” olayım diye,
Gül soylu yiğitler yola koyuldu.

Şehzâde Mehmed ki beşiğindedir,
Kerâmet ehlince işaret onda.
Çocuktur, imanın ışığındadır;
Yiğittir, bin türlü maharet onda.
Şairdir, kelâmın eşiğindedir;
Âlimdir, ilmiyle hareket onda.

Molla Güranîler, Akşemseddinler,
Ümit dergâhında fetih mimarı…
Padişah, dersini vecd ile dinler,
İlm-i siyasete ince ayarı,
Verir de hâl ehli olanlar anlar;
Çoktan alınmıştır fetih kararı.

Bir yanda imanı, bir yanda aklı,
Şâhi toplarıyla tarih yazıyor.
Gazâ meydanında yeşil sarıklı,
Ebû Eyyûb-el Ensarî geziyor.
Vuslatın ışığı zekâda saklı,
Kadırgalar tepelerde yüzüyor!

Zafer gecikmede, Sultan derbeder;
Koca dünya yüreğine dar olur.
Aldığı nefesi tarih kaydeder:
-Resûller Resûlü ona yâr olur-
“Ya İstanbul beni bendesi eder,
Ya gönül yurduma gülizâr olur!”

Seherde görülen rüyâlar anlar,
Düşlerinde zafer gören Sultanı.
Boğaz'ın sabırsız suları anlar,
Atını denize süren Sultanı.
Bir “Gül” e adanmış sevdalar anlar,
Cennet bahçesine giren Sultanı.

Yirmi dokuz Mayıs, sabah ezanı,
Huşû içindedir namazda Sultan.
“Övülmüş belde”den köhne düzeni,
Silebilmek için niyazda Sultan.
Seyreder gelmeden, gelecek ânı,
Bütün benliğiyle Boğaz'da Sultan.

Biri var, “Ya Allah!” diyen sesine,
Cümle ervah, misk ü amber döküyor.
Biri var, burçların en tepesine,
Demirden eliyle bayrak dikiyor.
Biri var, kızaran tunç gövdesine,
Saplanan oklarla ufka bakıyor.

Delinir Topkapı, yollar açılır;
Fetih melekleri siz önden girin.
Fatih'in yüzünde güller açılır,
Ey güzeller, gülü Fatih'e verin.
Yüce Yaradana eller açılır,
Şükür secdesinde Fatih'i görün.

Ayasofya… Mabetlerin ulusu…
Ezan sesleriyle müşerref oldu.
Sardı benliğini Cennet kokusu,
Kubbeden sütuna nur ile doldu.
Fatih'ten aldığı gönül dolusu,
Sevgiyle bir tatlı huzura daldı.

Konstantiniyye'yi İslâmbol yapan,
İstanbul Fatihi sana bin selâm.
Cennette Resûlün nurunu öpen,
Goncayı övmeye yetmez bu kelâm.
Tarihin şerefli bağrından kopan,
Yeni yeni Fatihleriz vesselâm!
türkiye takvimi
 

hıfz-ı lisan

perekli..
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
4,378
Puanları
83
31/05/1809 Avusturyalı besteci Franz Joseph Haydn öldü.

31/05/1819 ABD'li şair Walt Whitman doğdu.

31/05/1930 Spagetti western olarak bilinen filmlerle ünlenen Amerikalı aktör ve yönetmen Clint Eastwood doğdu.

31/05/1946 Varto'da deprem. 833 kişi öldü, 349 kişi yaralandı ve 1991 ev yıkıldı.

31/05/1956 Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı İsmet İnönü, "Adım adım mutlakıyete gidiyoruz " dedi.

31/05/1957 Türkiye Büyük Millet Meclisi Ceza İnfaz Kanunu'nda değişiklik yaptı. Buna göre mahkum sayısı 45 binden 25 bine düşecek.

31/05/1957 Bakırköy Derbi Lastik Fabrikası hammadde yokluğundan kapandı, 720 işçi işsiz kaldı.

31/05/1960 Darbenin ardından 31 Mayıs 1960'da Aydın, Malatya, Nazilli, Adana, Mersin ve Adapazarı'nda halk silahlı kuvvetlere destek mitingleri yaptı.

31/05/1960 Türk Ordu Futbol Takımı 2. defa dünya şampiyonu oldu.

31/05/1962 II. Dünya Savaşı sırasında 6 milyon Yahudi'nin yok edilmesinden sorumlu tutulan yok etme kamplarının kurucusu ve yöneticisi Nazi yarbay Adolf Eichmann başka bir kimlikle yaşadığı Arjantin'de yakalanıp İsrail'de yargılandıktan sonra idam edildi.

31/05/1963 Manisa Tarzanı öldü.

31/05/1967 Türkiye'de ikinci kez bir hastaya yapay kalp kapakçığı takıldı.

31/05/1969 Ünlü soprano Maria Callas, Medea adlı filmin çekimi için Türkiye'ye geldi. Filmin yönetmeni Pier Paolo Pasolini.

31/05/1971 Cihan Alptekin ve Tayfun Cinemre Tekirdağ'da yakalandılar.

31/05/1971 Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) kurucularından Sinan Cemgil, Alpaslan Özdoğan ve Kadir Manga Nurhak dağlarında öldürüldüler.

31/05/1983 ABD'li ağır sıklet boks şampiyonu Jack Dempsey öldü.

31/05/1988 Aliağa Rafinerisi işçileri grev hakkının kısıtlanmasını protesto için yalınayak yürüdüler.

31/05/1994 Müzisyen ve besteci Uzay Heparı öldü.

31/05/1996 Erzurum Dadaşkent Belediye Başkanı Ensar Coşkun "Öğrenciye ev verenin kanalizasyonunu tıkarım. Erkek ve kız öğrenciler kiraladıkları evlerde karı koca hayatı yaşıyorlar" dedi.

31/05/1999 PKK lideri Abdullah Öcalan'ın yargılanmasına İmralı adasında başlandı.

31/05/2010 Anayasa Mahkeme Başkanlığı'na Mustafa Bumin seçildi.

31/05/2010 Gazze'ye yardım götüren (İHH) İnsani Yardım Vakfı gemileri İsrail tarafından saldırıya uğradı.
 

hıfz-ı lisan

perekli..
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
4,378
Puanları
83
01/06/1921 Şefik Hüsnü’nün kurduğu Aydınlık gazetesi çıktı.

01/06/1923 İstanbul Türk Ocağı yeniden açıldı

01/06/1926 Amerikalı efsanevi sinema oyuncusu Marilyn Monreo doğdu. Gerçek adı Norma Jean Mortenson olan Monreo yaşamı boyunca "cazibesiyle öldüren kadın" olarak adlandırıldı. Öldüğünde otuz yaşındaydı. İntihar ettiği açıklanan sanatçının ölüm nedeni hala tartışılıyor.

01/06/1929 Latin harfleri resmi işlemlerde yürürlüğe girdi.

01/06/1930 İstanbul Galata Köprüsü'nde 70 yıldır süren ücretli geçiş bitti.

01/06/1943 İstanbul Radyosu deneme yayınları başladı.

01/06/1946 Varto'da deprem; 833 kişi öldü.

01/06/1950 İzmir İşçi Sendikaları Birliği kuruldu.

01/06/1952 Amerikalı eğitimci John Dewey öldü.

01/06/1958 Fransa'da General Charles De Gaulle başbakan oldu.

01/06/1968 Görme ve işitme özürlü olmasına karşın kendisini bir yazar ve hatip olarak yetiştirmeyi başaran ve insan iradesinin simgesi olarak saygı gören Amerikalı kadın yazar Helen Keller öldü.

01/06/1970 On binlerce öğrenci ve öğretim üyesi Ankara’da "Anayasa'ya saygı" için yürüdü.

01/06/1971 Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi(THKP-C) liderleri Mahir Çayan ve Hüseyin Cevahir 30 Mayıs1971’de polis takibinden kaçarken Maltepe. girdikleri evde Sibel Erkan'ı rehin almışlardı. Eve operasyon düzenlendi. Cevahir 23 kurşunla vurularak öldü. Çayan kendini vurarak ağır yaralandı. Rehine Sibel Erkan yara almadı.

01/06/1973 Yunanistan monarşiyi kaldırdı, cumhuriyet ilan etti.

01/06/1974 Kanadalı şarkıcı Alanis Morissette doğdu.

01/06/1978 Milliyetçi Hareket Partisi milletvekilleri müftülerin de nikah kıyması için yasa teklifi verdi.

01/06/1979 Tercüman gazetesi yazarları Nazlı Ilıcak 9 ay, Rauf Tamer16 ay hapis cezasına çarptırıldı.

01/06/1981 Adalet Ağaoğlu'nun romanı “Fikrimin İnce Gülü” toplatıldı.

01/06/1985 Ergani yakınlarında Çayönü höyüğü kazılarında, yaklaşık 9 bin yıl öncesine ait içinde insan kafatası bulunan bir yapı bulundu.

01/06/1987 Lübnan Başbakanı Raşit Kerami helikopterinde bomba patlaması sonucu öldü.
01/06/1987 Tiyatro sanatçısı Ali Taygun Danimarka’da “Özgürlük Ödülü” aldı. Sanatçı Barış Derneği sanıklarındandı.

01/06/1994 Petrol-İş Sendikası eski genel başkanı Münir Ceylan Saray Cezaevi'ne girdi. Ceylan Yeni Ülke gazetesinde yayımlanan bir yazısı nedeniyle 20 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.

01/06/2000 İşsizlik Sigortası yürürlüğe girdi. Bu düzenlemeyle zorunlu tasarruf uygulaması sona erdi.

01/06/2004 Ankara-İstanbul arasında hizmet verecek hızlandırılmış trenin tanıtım seferinde Yahya Kemal Beyatlı Ekspresi, Ankara Garı'ndan İstanbul'a uğurlandı. Polatlı-Eskişehir arasında ilk kez 155 kilometreyi görerek Türkiye demiryollarının hız rekorunu kıran tren, Ankara-İstanbul arasını 4 saat 56 dakikada kat etti.
 

hıfz-ı lisan

perekli..
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
4,378
Puanları
83
Bugün Olan Olaylar

19/02/1600 Peru'daki Huaynaputina yanardağı Güney Amerika tarihindeki en şiddetli patlamayla püskürdü.

19/02/1807 ABD eski başkan yardımcısı Aaron Burr vatana ihanet iddiasıyla tutuklandı.

19/02/1861 Rusya'da toprağa bağlı kölelik yasaklandı.

19/02/1878 Thomas Edison fonografın patentini aldı.

19/02/1881 Kansas'ta tüm alkollü içecekler yasaklandı.

19/02/1915 I. Dünya Savaşı: Gelibolu muharebeleri başladı. İtilaf devletlerinin Çanakkale'ye denizden yaptıkları saldırı püskürtüldü.

19/02/1925 Telsiz tesisi hakkındaki kanun çıktı. Türkiye'de radyonun kurulması TBMM'de kabul edildi.

19/02/1928 Amacı yoksul kadınlara yardım etmek olan "Himaye-i Etfal Kadın Yardım Cemiyeti" kuruldu. Cemiyetin adı 1938'de Yardım Sevenler Derneği olarak değiştirildi. Mevhibe İnönü derneğin fahri başkanıydı.

19/02/1932 Halkevleri kuruldu. Amaç; halkın politik, ideolojik ve kültürel eğitimini sağlamaktı. Cumhuriyet Halk Fıkrası Genel Sekreteri Recep Bey (Peker) bu amacı şöyle ifade etti: "Halkevlerinin gayesi ulusu katılaştırmak, sınıfsız katı bir kitle haline getirmektir". Halkevleri 1951'de Demokrat Parti (DP) tarafından kapatıldı.

19/02/1945 II. Dünya Savaşı: Iwo Jima muharebesi. Yaklaşık 30.000 ABD askeri Batı Pasifik'teki Iwo Jima adasına çıktı. Japon ordusunun şiddetli direnişi ile karşılaşan ABD birlikleri adada kontrolü ancak bir ay sonra sağlayabildiler.

19/02/1947 İstanbul'da et giderek pahalılaşıyor; İstanbul Belediyesi halkı et boykotuna çağırdı.

19/02/1956 Türkiye-Macaristan milli futbol maçı Mithatpaşa Stadı'nda oynandı. Türkiye Macaristan'ı 3-1 yendi.

19/02/1957 Türk Ordusunun ilk kadın doktor subayı Sema Aran göreve başladı.

19/02/1959 Londra Konferansı sona erdi. Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulmasını öngören Londra Antlaşması imzalandı. Konferansa Türkiye, İngiltere, Yunanistan başbakanları ile Kıbrıs Türk ve Rum cemaatleri liderleri katılmıştı. 3 Aralık'ta: Başpiskopos Makarios Kıbrıs Cumhurbaşkanı, Dr. Fazıl Küçük de yardımcısı oldu. İngiltere Kıbrıs'ın bağımsızlığını tanıdı. Bağımsızlığın resmi olarak ilan edilmesi 16 Ağustos 1960'da oldu.

19/02/1968 Larnaka uluslararası havaalanındaki bir uçak kaçırma olayına, Kıbrıslı yetkililerden izin almaksızın müdahale etmeye kalkan Mısır komando birliğinin 15 üyesi, Kıbrıs milli muhafızları tarafından öldürüldü.

19/02/1972 Güvenlik güçleri, sabaha karşı Fındıkzade ve Arnavutköy'de operasyonlar düzenledi. Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C ) üyesi Ulaş Bardakçı öldürüldü.

19/02/1975 Devlet Sinema Televizyon Enstitüsü kuruldu.

19/02/1985 İspanya havayollarına ait Boeing 747 tipi bir yolcu uçağı Oiz dağlarına (İspanya) çarparak düştü: 148 kişi öldü.

19/02/1985 Cumhurbaşkanı Kenan Evren bozuk ilaç yapanlar için " Bu adamların kafasını koparmak lazım" dedi.

19/02/1986 SSCB Mir uzay istasyonu'nu uzaya gönderdi.

19/02/1987 Son 3,5 yılda 240 yayın hakkında toplatma kararı verildiği açıklandı.. Alınan bilgiye göre 1117 sayılı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu'nun yeni metninin yürürlüğe girdiği 12 Mart 1986'dan itibaren, sadece İstanbul'da 5 günlük gazete ile 12 haftalık ve aylık dergi aleyhine 57 "muzır davası" açıldı.

19/02/1994 Adalar Belediye Başkanı ANAPlı Recep Koç Büyükada vapur iskelesinde uğradığı silahlı saldırıda öldürüldü, yanında bulunan iki kişi de yaralandı. Recep Koç'u, kaçak yapısını yıktırdığı Osman Özgen adlı bir vatandaşın öldürdüğü bildirildi.

19/02/1994 Haftalık Newroz gazetesi yayımlanmaya başladı.

19/02/1994 Libya'da şeriat uygulamasına geçildi; İslami takvim uygulanmaya başlandı.

19/02/1997 Başbakan Tansu Çiller Meclis'te mal varlığı soruşturmasından aklandı.

19/02/1997 İran'ın Ankara Büyükelçisi Bagheri, Sincan'da düzenlenen Kudüs gecesindeki konuşmaların ardından, artan tepkiler nedeniyle ülkesine gitti.

19/02/1998 Rusya'dan Türkiye'ye boru hattı ile doğalgaz getirecek Mavi Akım Projesi için müteahhit firmalar arasında anlaşma imzalandı.

19/02/2001 Milli Güvenlik Kurulu'nun Çankaya Köşkü'nde yapılan şubat ayı toplantısında, Başbakan Bülent Ecevit, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile yaşadığı tartışma nedeniyle toplantıyı terk etti.

19/02/2008 Küba lideri Fidel Castro görevinden ayrıldığını açıkladı.

Bugün Doğanlar

19/02/1473 Mikolaj Kopernik, Polonyalı astronom (ö. 1543)

19/02/1660 Friedrich Hoffmann, Alman fizikçi, kimyacı (ö. 1742)

19/02/1717 David Garrick, İngiliz aktör, oyun yazarı, tiyatro yöneticisi ve yapımcısı (ö. 20 Ocak 1779)

19/02/1859 Svante Arrhenius, İsveçli kimyacı ve Nobel Kimya Ödülü sahibi (ö. 1927)

19/02/1893 Cedric Hardwicke - İngiliz tiyatro ve sinema oyuncusu (ö. 6 Ağustos, 1964)

19/02/1911 Merle Oberon sinema oyuncusu (ö. 23 Kasım 1979)

19/02/1940 Saparmurat Niyazov, Türkmenistan devlet başkanı

19/02/1941 David Gross, ABD'li fizikçi, Nobel Fizik Ödülü sahibi

19/02/1947 Yazar Carson Mc Cullers.

19/02/1948 Tony Iommi, İngiliz rock müzisyeni (Black Sabbath)

19/02/1950 Sinema eleştirmeni Vecdi Sayar.

19/02/1954 Socrates, Brezilyalı futbolcu

19/02/1955 Jeff Daniels, ABD'li aktör

19/02/1955 Margaux Hemingway, ABD'li model, sinema oyuncusu (ö. 1996)

19/02/1956 Roderick MacKinnon, ABD'li biyolog, Nobel Kimya Ödülü sahibi

19/02/1966 Justine Bateman, ABD'li sinema oyuncusu

19/02/1966 Enzo Scifo, Belçikalı futbolcu

19/02/1976 Maxime Chattam, Fransız yazar

19/02/1977 Gianluca Zambrotta, İtalyan futbolcu

19/02/1978 Alioum Saidou, Kamerunlu futbolcu

19/02/1979 Mariska, Finli rapçi

19/02/1985 Hilary Duff, ABD'li oyuncu ve şarkıcı

Bugün Ölenler

19/02/1405 Büyük Moğol İmparatorluğu hükümdarı Timur.

19/02/1837 Georg Büchner, Alman oyun yazarı (d. 1813)

19/02/1938 Eski Tarım Bakanı ve Manisa Milletvekili Sabri Toprak.

19/02/1951 André Gide, Fransız yazar, Nobel Edebiyat Ödülü sahibi (d. 1869)

19/02/1952 Knut Hamsun, Norveçli yazar, Nobel Edebiyat Ödülü sahibi (d. 1859)

19/02/1954 Ses sanatçısı Ekrem Güğer.

19/02/1956 İttihat ve Terakki Partisi'nin son genel sekreteri Mithat Şükrü Bleda.

19/02/1980 Bon Scott, Avustralyalı müzisyen (ACDC) (d. 1946)

19/02/1987 Gitarist Yurdaer Doğulu.

19/02/1993 Tiyato ve sinema sanatçısı Yaman Okay.

19/02/1997 Deng Xiaoping, Çinli lider (d. 1904)

19/02/1997 Besteci Alaattin Şensoy, İzmir'de vefat etti.
 

hıfz-ı lisan

perekli..
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
4,378
Puanları
83

Bugün Olan Olaylar

12/03/1918 Erzurum düşman işgalinden kurtuldu.

12/03/1921 Londra Konferansı sona erdi. İtilaf Devletleri barış önerdi.

12/03/1921 İstiklal Marşı, milli marş olarak, Büyük Millet Meclisi'nde kabul edildi.

12/03/1923 Ali Haydar Bey (Yuluğ) İstanbul Valiliği’ne atandı.

12/03/1925 Çin'de Guomindang Başkanı Sun Yat-Sen öldü, Yerine General Çan Kay-şek getirildi.

12/03/1930 Hindistan'da Mahatma Gandhi, tuz üretimindeki hükümet tekeline karşı çıkmak amacıyla, Ahmetabat'tan 300 millik denize yürüyüşe başladı.

12/03/1933 Türk Dili Tetkik Cemiyeti'nce eski sözcüklere Türkçe karşılık bulmak için Dil Anketi başlatıldı.

12/03/1947 ABD Başkanı Harry Truman Amerikan Kongresi'nden Sovyetler Birliği'nin baskısı altında bulunan Türkiye ve Yunanistan'a toplam 400 milyon dolarlık bir yardımda bulunulması ve bu devletlerin sivil ve askeri personeline ABD'de eğitim verilmesi için yetki istedi. Kongre, Truman'ın bu talebini kabul etti ve Yunanistan ve Türkiye'ye yardım Kanunu'nu yürürlüğe koydu. Öngörülen 400 milyon dolar yardımın100 milyon doları Türkiye'ye 300 milyon doları ise Yunanistan'a ayrıldı. Yardımın yerinde ve amacına uygun kullanılıp kullanılmadığı ABD tarafından gönderilen yetkililerce denetlenecekti. Türkiye Amerikan hükümetinin onayını almadan kendisine askeri yardım çerçevesinde verilen hiçbir madde veya malumatı kullanamayacaktı.

12/03/1951 Demokrat Parti Konya İl Kongresi'nde fes, çarşaf ve Arap harflerinin serbest bırakılması istendi.

12/03/1955 Cumhurbaşkanı Celal Bayar başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, Atatürk Üniversitesi'nin Erzurum'a kurulmasını kararlaştırdı.

12/03/1956 Üç kadın milletvekili çarşafın yasaklanması için Meclis'e bir kanun teklifi sundu.

12/03/1958 Demokrat Parti Eskişehir İl Başkanı ve Demokrat Eskişehir gazetesi sahibi Ali Rıza Ilıca'nın, Son Söz gazetesi sahibi Abdülkadir Gürol aleyhine açtığı yayın yoluyla hakaret davası sonuçlandı; Gürol'un 11 ay 20 gün hapsine, gazetesinin de1 ay süreyle kapatılmasına karar verildi.

12/03/1959 Ankara Toplu Basın Mahkemesi, Amerikalı gazeteci Pulliam'ın Türkiye hakkında yazdığı bir yazıyı Ulus gazetesinde yayımladığı gerekçesiyle gazetenin yazı işleri müdürü Erman'a16 ay hapis cezası verdi; Ulus bir ay kapatıldı.

12/03/1959 Haber gazetesinin sahibi ve yazı işleri müdürü Vedat Refiioğlu'na usulsüz tekzip yayımlamaktan12 gün hapis cezası verildi.

12/03/1961 Konya'da Arapça öğreten 48 mahalle okulu kapatıldı.

12/03/1961 Bayındırlık Bakanı Mukbil Gökdoğan, İstanbul Boğazzı'nda yapılacak asma köprünün şimdilik uygulamaya konamayacağını bildirdi. Bakan Gökdoğan, "İktisadi durumumuz düzeldiği zaman asma köprü meselesini ele alabiliriz. Şimdilik asma köprüden önce yapılacak birçok işimiz var. Kanaatimce asma köprü işi on yıldan önce ele alınamaz" dedi.

12/03/1966 Yazar Orhan Kemal ile Türkiye İşçi Partisi Fatih İlçe Başkanı Mehmet Şahin hücre çalışması ve komünizm propagandası yaptıkları gerekçesiyle tutuklandılar.

12/03/1966 15 yaşında bir ortaokul öğrencisi de komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla tutuklandı. Edebiyat öğretmeninin "Atatürk'ü başka bir dünya lideriyle karşılaştırınız" konulu ödevinde öğrenci Atatürk'ü Lenin'le karşılaştırmıştı. Öğretmen öğrenciyi ihbar etti ve öğrenci tutuklandı.

12/03/1967 Cumhuriyet Halk Partisi, 22 Şubat tarihli yazısında CHP'yi komünistlikle suçlayan Dünya gazetesi başyazarı Falih Rıfkı Atay'ı mahkemeye verdi.

12/03/1970 CHP Genel Başkanı İsmet İnönü TBMM'de yapyığı konuşmada "Demirel'den daha fazla irticayı temsil eden ve koruyan bir kimse yoktur. Kendisinden daha ileri bir din istismarcısı olamaz" dedi

12/03/1971 İnegöl'de kalabalık bir grup "Dinsizlere ölüm" sloganıyla yürüyüş yaptı, kimi ev ve işyerleri taşlandı.

12/03/1971 Silahlı Kuvvetler, hükümeti ve parlamentoyu suçlayan bir muhtıra verdi. Başbakan Demirel istifa etti. Muhtıra Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler, Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Celal Eyiceoğlu'nun imzasını taşıyordu.

12/03/1978 Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından hazırlanan demir çelik dağıtımıyla ilgili yönetmelik Resmi Gazete'de yayımlandı. Yönetmeliğe göre her ilde valilin başkanlığında bir komisyon kurulacak. İnşaat demiri almak isteyen müteahhitler ve diğer ihtiyaç sahipleri bu komisyona başvuracaklar ve ihtiyaç belgesi alacaklar. Belgeyi alan vatandaş doğrudan doğruya satış deposuna giderek demirini alabilecek. Bu yöntemin amacının karaborsanın önlenmesi ve aracının ortadan kaldırılması olduğu açıklandı.

12/03/1979 Pakistan ve İran CENTO'dan çekileceklerini açıkladı.

12/03/1982 30 idam istemli ve159 sanıklı İstanbul Dev-Yol davası başladı.

12/03/1983 Osmanlılar zamanında yapılan Hamidiye suyu ihracından bu yana ilk defa olarak su ihraç etmeye başlandı. İzmir'den Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Suudi Arabistan'a su ihracı başladı.

12/03/1985 Kanada'nın başkenti Ottawa'daki Türk Büyükelçiliği'ne Ermeni militanlar bir saldırı düzenledi. Elçilik kapısında görevli Kanadalı polis öldürüldü,11 kişi rehin alındı. Büyükelçi Coşkun Kırca saldırganlardan pencereden atlayarak kurtuldu.

12/03/1985 Sovyetler Birliği ile ABD arasında, Cenevre'de Stratejik Nükleer Kuvvetler, Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler, Uzay ve Savunma Sistemleri ile İlgili Yeni Silahların Kontrolü Görüşmeleri başladı.

12/03/1986 Yüce Divan tarafından iki yıl hapse mahkum edilen eski Devlet Bakanı İsmail Özdağlar, mahkumiyetini çekmek üzere Ankara Merkez Cezaevine kondu.

12/03/1987 ABD Kongresi Reagan yönetiminin Türkiye için istediği 125 milyon dolarlık ek askeri yardım isteğini onaylamadı.

12/03/1990 Parlamentoda grubu bulunan siyasi partilerin liderleri12 Eylül sonrası ilk kez TBMM Başkanı Kaya Erdem'in çağrısı üzerine bir araya geldiler.

12/03/1991 Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Rusya'da SSCB lideri Gorbaçov ile dostluk ve işbirliği antlaşması imzaladı.

12/03/1993 Bombay'daki bombalı araba saldırısında 300 kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı, saldırıyı üstlenen olmadı.

12/03/1993 Ankara Savaş Karşıtları Derneği kuruldu.

12/03/1994 5 yedeksubay öğrencinin ölümüyle sonuçlanan Tuzla'daki eylemi gerçekleştirdikleri öne sürülen 37 kişi yakalandı.

12/03/1995 Bir taksiyi gasp eden teröristler, Gazi Mahallesi'nde Alevilere ait olduğu bildirilen 3 kahvehaneyi gece otomatik silahlarla taradı. 1 kişi öldü. 20 kişi yaralandı. 14 Mart'ta Gaziosmanpaşa'da meydana gelen olaylarda 96 işyeri tahrip edildi, 13 araç yakıldı.

12/03/1996 ANAP-DYP hükümeti TBMM'de 207'ye karşı 257 oyla güvenoyu aldı.

12/03/1997 Hopa'dan Karadeniz'e açılan ve Gürcistan karasularını ihlal eden Türk balıkçı teknelerine bir Rus hücumbotundan aeş açıldı.1 balıkçı öldü, 23 balıkçı Batum'da tutuklandı. Tutuklanan balıkçılar iki gün sonra serbest bırakıldı.

12/03/1999 Çek Cumhuriyeti, Polonya ve Macaristan, NATO'ya katıldı.

12/03/2000 Papa II. John Paul, Kilise'nin geçmişte Yahudilere, muhaliflere, kadınlara ve yerlilere karşı işlediği günahlardan ötürü af diledi.

Bugün Doğanlar

12/03/12 03.1975 Casanowa235 CAMFROGUN EN Karizmatik ve capkin adami xmen in aşkı doğdu.

Bugün Ölenler

12/03/1935 Tarihçi Yusuf Akçura öldü.

12/03/1998 Komedi oyuncusu Ali Sururi İzmir'de öldü.
 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
Günün tarihi - selimiye câmii

Selimiye Câmii, Edirne'de Sultan II. Selim Hânın Mimar Sinan'a 80 yaşında yaptırdığı câmi. Sinan'ın “ustalık eserim” dediği Selimiye Câmii, gerek Mimar Sinan’ın, gerek Osmanlı mimarisinin en önemli eserlerinden biridir. Yapımına 1568 yılında başlanmıştır. Câminin 27 Kasım 1574 Cuma günü açılması planlanmışsa da Selim Hânın vefâtının ardından 14 Mart 1575'te ibâdete açılmıştır. Bu câminin en büyük özelliğinden biri, Edirne'nin her tarafından görülmesidir. Açık havalarda ise, Rodop Dağları'ndan ve Uzunköprü'nün Süleymaniye köyünden görülebilmektedir.


Bir tepe üzerinde bulunan Selimiye'de daha önceki hiçbir câmide görülmemiş bir teknik kullanılmıştır. Selimiye Câmii 43,25 metre yüksekliğinde, 31,25 metre çapında, tek bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbe 8 sütuna dayanan bir kasnak üzerine oturtulmuştur.


Câminin dört köşesinde bulunan her biri üç şerefeli 380 santimetre çapındaki minareler 70,89 metre yüksekliğindedir. Cümle kapısının iki yakınındaki minarelerin şerefelerine 3 ayrı merdivenden çıkılır ve çıkanlar birbirini görmez. Diğer iki minare tek merdivenlidir. Minarelerin kubbeye yakın olması, câmiyi göğe doğru uzanıyormuş gibi gösterir.


Câminin mermer, çini ve hat işçilikleri de önemlidir. Yapının içi İznik çinileriyle süslüdür. Büyük kubbenin tam altındaki hünkâr mahfili, 12 mermer sütunludur ve 2 metre yüksekliktedir.


Yapının, kuzeye, güneye ve avluya açılan 3 kapısı vardır. İç avlu, revaklar ve kubbelerle süslüdür. Avlunun ortasında mermerden, özenle işlenmiş bir şadırvan vardır. Dış avluda ise Sıbyan Mektebi, Darül Kurra, Darül Hadis, Medrese ve İmaret bulunmaktadır. Sıbyan Mektebi günümüzde çocuk kütüphanesi, medrese ise müze olarak kullanılmaktadır.
türkiye takvimi
 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
Günün tarihi - mimar sinan

Mimar Sinan, 1490 yılında Kayseri’nin Ağırnas köyünde doğup, 9 Nisan 1588’de İstanbul’da vefât etti. Küçük yaşlarında İstanbul’a gelip tahsilini tamamlayıp orduya katıldı. Çaldıran, Mısır, Tebriz, Bağdat, Rodos ve Belgrad’ın fetihlerine katıldı. Suriye, Mısır, Irak, İran, Balkanlar, Viyana’ya kadar onlarca ülke, yüzlerce şehir görüp gittiği her yerde, kemerleri, kubbeleri inceledi. Hepsinden de ders alıp, notlar tuttu. Sonra başmimar olarak vazifeye getirildi. Devlet inşaatlarını denetledi ve Hassa Mimarlar Ocağı’nda geceli gündüzlü ders verdi. Mimar Sinan, gördüğü bütün eserleri büyük bir dikkatle inceledi, fakat hiçbirini aynen taklit etmeyip, sanatını devamlı geliştirdi.


Mimarlık dönemine ait bilinen eserleri: 84 câmi, 53 mescit, 56 medrese, 7 darülkurra, 20 türbe, 17 imaret, 3 darüşşifa, 5 su yolu kemeri, 8 köprü, 20 kervansaray, 36 saray, 8 mahzen, 48 hamam... Hiçbir eseri diğer eserine benzemedi.


Mimar Sinan’ın akustikte vardığı nokta ulaşılmazdır ve günümüz mühendislerine bile parmak ısırtmaktadır. Süleymaniye ve Selimiye Câmileri, en büyük eserleridir.
Eserlerindeki sütunlar, duvarlar ve diğer kısımlar taşıdıkları yüke mukavemet edebilecek miktardan daha kalın değildir. Mimar Sinan, yapılarında ayrıca drenaj adı verilen bir kanalizasyon sistemi de kurmuştur. Bunların dışında yazın suyun ve toprağın ısınmasından dolayı oluşan buharın, yapının temellerine ve içine girmemesi için tahliye kanalları kullanmıştır.


Tedbirlerinden biri, temelde kullanılan taban harcıdır. Sadece Sinan’ın eserlerinde gördüğümüz bu harç sayesinde, deprem dalgaları emilir, etkisiz hâle gelir.

türkiye takvimi
 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
Günün tarihi - polis teşkilâtı

Osmanlı, bir devlet olarak ortaya çıktığı günden beri, güvenlik işlerine gereken önemi vermiş ve bunu sağlamak amacıyla da zamanla çeşitli adlar altında zabıta teşkilâtları kurmuştur.
Polis kelimesi kullanılmak suretiyle ilk polis teşkilâtı, 10 Nisan 1845’te İstanbul’da kurulmuştur. O günden bugüne çeşitli sınıf ve branşlarda hizmet gören polis teşkilâtı, milletin hizmetinde yılmadan çalışan bir müessesemizdir.
türkiye takvimi
 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
Günün tarihi - lâleli câmii

İstanbul Lâleli’de bulunan Lâleli Câmii’nin temeli, 10 Nisan 1760’da atılmıştır. Câmi, Sultan III. Mustafa Hân tarafından yaptırılmış ve 1764’de ibâdete açılmıştır. Merkezî kubbe, 8 sütuna dayalı kemerler üstünde olup, 6 yarım kubbe ile çevrilidir. Câminin iç duvarı somaki mermerle kaplıdır. 105 penceresi, tek şerefeli zarif 2 minaresi vardır
türkiye takvimi
 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
İstanbul'un fethi, 6 Nisan - 29 Mayıs arasında 53 gün süren muhasaradan sonra gerçekleşmiştir. Fâtih Sultan Mehmet Hân otağını, Topkapı-Maltepe'de kurdu. Topkapı-Edirnekapı arasındaki merkez cephesini bizzat idare etti. 300 000 asker ve 20 parça donanmadan müteşekkil ordunun, yeri ve göğü sarsan tekbîr ve tehlîl sesleri arasında, Fâtih Sultan Mehmet Hân, Topkapı'dan şehre girdi.


İstanbul’un fethi, Türk ve cihan tarihi bakımından çok önemlidir. Donanmayı, Beşiktaş’tan Haliç’e indiren teknik zekâ Fâtih’e mahsustur. Haliç’te, Kasımpaşa'dan başlayarak boş fıçılar üzerinde kalaslar bağlatıp, Kasımpaşa-Ayvansaray arasında 5.5 m eninde köprü teşkil ettirmesi, onun askerî ve teknik zekâsının mahsûlüdür.

Gönüllerimizde tutuşan ateş,
Ufku, yer yer yakıp yandırdı bugün.
Tekbir şimşekleri, karanlıklara,
Nurdan öpücükler kondurdu bugün.

Gâziler elinde tevhid sancağı.
Rahmet bulutunu andırdı bugün.
Kızılırmaklarca al kanlarımız,
Çorak toprakları kandırdı bugün.

Türk'ün rûhundaki iman zemzemi,
Küfrün ocağını söndürdü bugün.
Malazgirt önünde kabaran seller,
Bizans surlarına bindirdi bugün.

Estikçe Doğu'dan sert fırtınalar,
Batı, yüreğine indirdi bugün!
Zâlimi kahreden Hak kılıçları,
Zulme diz çöktürüp sindirdi bugün.

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu
türkiye takvimi

----------

PINARDAN DAMLAYANLAR....


Resulullah sallallahü aleyhi vesellem efendimiz, İstanbul'un müslümanlar tarafından alınacağını müjdeleyip, İstanbulu alan kumandan ve askere dua buyurmuşlardır. Bu müjdeye ve duaya kavuşmak, islam padişahlarının hepsinin ortak emeli olmuştur.
Sultân Murad han da, her İslâm pâdişâhı gibi İstanbul’u fethetmek arzusundaydı. Hacı Bayram-ı Velî hazretlerini çok sever ve 4-5 yaşlarındaki, şehzade Mehmed'i de yanına alarak ziyare gider, duasını alırdı.
Birgün Hacı Bayram Veli hazretleri ile aralarında şöyle konuşma oldu:
- Efendim! İstanbul’u fethetmek, tek emelimdir. Bu diyârı İslâmın nûruyla aydınlatmak, çan sesleri yerine, ezân sesi duymak istiyorum.
- Çok iyi olur.
- Pekii bu fetih bize nasîb olur mu acabâ?
- Cenâb-ı Hak ömr-ü devletinizi pâyidâr, bu hâlis niyetinizi mübârek eylesin. Ancak sen ve ben, bu fethi göremeyiz.
(Sonra bir köşede oynayan) Şehzâde Mehmed ile Molla Akşemseddîni gösterdi padişaha.
- Şunlar var ya.
- Evet efendim.
- İşte onlar görürler bu fethi.
Sultân Murâd han sevindi o zaman. Ve o gün Akşemseddîn'i, Şehzâde Mehmed'e hoca tayin eyledi.
Ayrıca, O devrin en meşhur ulemâsı, velîsi, şehzâdeye ders verdiler.
Târihi, coğrafyayı iyi öğrendi.
Geçmiş hükümdârları okuyup ders ve ibret çıkardı kendine.
Hem kudretli bir asker, hem kültürlü insandı.
Tahta çıktığında Ondokuz yaşındaydı.
Tek şey vardı gönlünde:
“İstanbul’u almak!..”
Hep bunu düşünür, buna zihin yorar, önüne bizans haritasını alır, gece-gündüz bunun hesaplarını yapardı.
Ve çok kararlı idi.. "Ya Bizans’ı alırız, ya Bizans bizi alır" derdi.
....

Muhasara sırasında, herşeye rağmen Bizansa yardım geldiği ve ümidlerin tükenir gibi olduğu bir zamanda, Sultan Mehmed Han, veziri Veliyüddîn Ahmed Paşayı Akşemseddîn hazretlerine göndererek;
"Şeyh efendiye sor, kal'a feth olmak ve düşmana zafer bulmak ümidi var mıdır?" dedi. Buna Akşemseddîn hazretleri şöyle cevap verdi:
"Ümmet-i Muhammed'den bu kadar müslüman ve gâziler bir kâfir kâlesine doğru hücum ederse, inşâallahü teâlâ feth olur."
Sultan Mehmed Han, umûmî cevapla yetinmeyip, Veliyüddîn Ahmed Paşayı tekrar Akşemseddîn'e gönderip;
"Vaktini tâyin etsin" dedi. Akşemseddîn murâkabeye daldı. Başını eğip, Allahü teâlâya yalvardı. Mübârek yüzü terledi. Sonra başını kaldırarak;
"İşbu senenin Cemâziyelevvel ayının yirminci günü, seher vaktinde, inanç ve gayretle filan taraftan yürüsünler. O gün feth ola. Kostantiniyye'nin içi ezan sesiyle dola!" dedi. Ayrıca genç pâdişâha bir mektup gönderdi. Mektubunda;
"Kul tedbir alır, Allahü teâlâ takdir eder kaziyesi, delili sâbittir. Hüküm Allahü teâlânındır. Velâkin kul, elinden geldiği kadar gayret göstermekte kusur etmemelidir. Resûlullah'ın ve Eshâbının sünneti budur." diyordu.
Böylece Akşemseddîn hazretleri bir taraftan İstanbul'un fethi hakkında yeni müjdeler veriyor, diğer yandan da ne şekilde davranılması husûsunda pâdişâha tavsiyelerde bulunuyordu.
Nihâyet Akşemseddîn hazretlerinin tâyin eylediği gün ve saat doldu. Sultan Mehmed Han ordunun başına geçerken, hocası Akşemseddîn'den okumak için bir duâ istirham etti. Bunun üzerine Akşemseddîn hazretleri;
"Yâ Fakih Ahmed!" diyerek himmet taleb eyle!.. Onu vesile kılarak Allahü teâlâya tazarru ve niyâz eyle" buyurdu. Sonra çadırına giren Akşemseddîn hazretleri yanına hiç kimseyi koymamalarını istedi ve kapılarını iyice kapattırdı.
Yeniçeriler, azablar, dalkılıçlar, serdengeçtiler, akıncılar, gönüllüler, erenler, evliyâlar Sultan Mehmed Hanın buyruğuyla İstanbul üzerine akıyorlardı. Mehmed Han bu sırada hocası Akşemseddîn'in yanında olmasını arzuladı ve haber gönderdi. Gelmeyince Akşemseddîn'in bulunduğu çadıra gitti. Çadırın her tarafı iyice kapatılmıştı. Fâtih Sultan Mehmed Han çadıra yaklaşıp, hançerini çıkardı. Hançerle çadırdan biraz keserek, içerisinin görülebileceği kadar bir delik açtı. İçeri bakınca, hocası Akşemseddîn hazretlerini kuru toprak üzerinde secdeye kapanmış, başından sarığı düşmüş, ak saçı ve ak sakalı nûr gibi parlıyor gördü. Ak saçını ve ak sakalını toprağa sürüp, saçını sakalını toprak içinde bırakmıştı. Bu hâli ile İstanbul'un fethinin gerçekleşmesi için Allahü teâlâya yalvarıp duâ ediyor, gözyaşı döküyordu. Fâtih Sultan Mehmed Han, hocası Akşemseddîn'in Allahü teâlâya yalvarıp, duâ etmekte olduğu bu yüksek hâlini görünce, doğruca yerine döndü. Kaleye bakınca surlara tırmanan İslâm askerinin yanında ve önünde ak abalı bir topluluğun da hisara girmekte olduğunu gördü. Az sonra fethin askeri de surları geçip şehre girdi. Böylece İstanbul'un fethi ve Peygamber efendimizin büyük mûcizesi gerçekleşti.

İstanbul sabah sekiz sıralarında fethedilmişti. Fâtih Sultan Mehmed ise şehre öğle saatlerinde Topkapı'dan girdi. Beyaz bir at üzerinde idi. Muhteşem bir alayla ve alkışlar içinde ilerleyerek, Ayasofya'ya doğru yol aldı. Zulümden ve haksızlıktan bıkmış olan Bizans halkı yeni bir bekleyişin içinde idi. Fâtih geçtiği sokakları, caddeleri, evleri dikkatle gözden geçiriyordu. Yanında ileri gelen kumandanlarıyla vezirlerinden başka, Molla Gürânî, Molla Hüsrev, Akşemseddîn ve Akbıyık Sultan gibi âlimler ve velîler topluluğu da bulunuyordu. Yerli halk yolları doldurmuştu. Fâtih Sultan Mehmed çok genç olduğu için, herkes Akşemseddîn'i pâdişâh sanıyordu. Ona, demet demet çiçek veriyorlardı. Akşemseddîn hazretleri, genç pâdişâhı göstererek;
"Sultan Mehmed ben değilim, O dur." sözüne karşılık;
Sultan Mehmed de;
"Gidiniz, yine ona gidiniz. Sultan Mehmed benim, ama o benim hocamdır. Şehrin mânevî fâtihi O dur." diyordu.

Akşemseddîn hazretlerine; "İstanbul'un fethedileceği zamânı nasıl bildin?" diye sorulunca, şöyle cevap verdi;
"Kardeşim Hızır ile, ilm-i ledünniyye üzere İstanbul'un fetih vaktini çıkarmıştık. Kale fethedildiği gün, Hızır'ın, yanında evliyâdan bir cemâatle hisara girdiğini gördüm. Kale fetholunduktan sonra da, Hızır kardeşimi kalenin üzerine çıkmış oturur hâlde gördüm."

Ubeydüllah-i Ahrâr’ın "kuddise sirruh" torunu Hâce Muhammed Kâsım’dan şöyle nakil edilmiştir: “Ubeydüllah-i Ahrâr hazretleri, bir gün öğleden sonra, âniden atının hâzırlanmasını istedi. Atı hâzırlanınca, binip Semerkanddan süratle çıktı. Talebelerinden bir kısmı da ona tâbi’ olup, takip ettiler. Biraz yol aldıktan sonra, Semerkandın dışında bir yerde talebelerine; ”Siz burada durunuz!“ buyurdu. Sonra atını Abbâs Sahrâsı denilen sahrâya doğru sürdü. Talebeleri arasında Mevlâ’nâ Şeyh adıyla tanınmış bir talebesi, bir müddet dahâ peşinden gidip takip etmişti. Bu talebesi şöyle anlattı: “Hâce Ubeydullah-i Ahrâr hazretleri "kuddise sirruh" ile sahrâya vardığımızda, atını sağa sola sürmeye başladı. Sonra birdenbire gözden kayboldu.”
Ubeydüllah-i Ahrâr "kuddise sirruh" dahâ sonra evine döndüğünde, talebeleri nereye ve niçin gittiğini sorduklarında; “Türk Sultânı Sultân Muhammed Hân (Fâtih), kâfirlerle harp ediyordu. Benden yardım istedi. Ona yardım etmeye gittim. Allahü teâlâ’nın izniyle gâlip geldi. Zafer kazanıldı” buyurdu.
Bu hâdiseyi nakleden ve Ubeydüllah-i Ahrâr hazretlerinin torunu olan Hâce Muhammed Kâsım, babası Hâce Abdülhâdînin şöyle anlattığını nakil etmiştir: ”Bilâd-ı Rûma (Anadoluya) gittiğimde, Sultân Muhammed Fâtih Hânın oğlu Sultân Bâyezîd Hân, bana, babam Ubeydüllah-i Ahrâr’ın şeklini ve şemâilini tarîf etti ve; “O zâtın beyâz bir atı var mıydı?” diye sordu. Ben de tarîf ettiği bu zâtın, babam Ubeydüllah-i Ahrâr olduğunu ve beyâz bir atının olup, bazen ona bindiğini söyledim. Bunun üzerine Sultân Bâyezîd Hân, bana şöyle anlattı: Babam Sultân Muhammed Fâtih Hân bana şunları söyledi: “İstanbul’u fethetmek üzere savaştığım sırada, harbin en şiddetli bir ânında, Şeyh Ubeydüllah-i Ahrâr Semerkandînin "kuddise sirruh" imdâdıma yetişmesini istedim. Şekil ve şemâilini tarîf ederek şu vasıfta ve şu şekilde ve beyâz bir at üzerinde bir zât yanıma geldi; “Korkma!” buyurdu. Ben de; “Nasıl endîşelenmeyeyim, küffâr çok,” dedim. Ben böyle söyleyince, elbisesinin yeninden bakmamı söyledi. Baktım, büyük bir ordu gördüm. “İşte bu ordu ile sana yardıma geldim. Şimdi sen falan tepenin üzerine çık, üç defa kös vur ve orduna hücûm emri ver,” buyurdu. Emirlerini aynen yerine getirdim. O da bana gösterdiği ordusuyla hücûma geçti. Böylece düşman hezîmete uğradı. İstanbul’un fetih işi gerçekleşti.”

557 yıl geçmesine rağmen her Müslüman-Türk evlâdı aynı heyecanı duymaktadır. Bu güzel İstanbulu müslüman türk alemine kazandıran, başta Fatih Sultan Mehmed han olmak üzere, Onu yetiştiren hocalarını ve fetihte emeği geçen şehidlerimizi, gazilerimizi ve yüreğinde bu sevgiyi taşıyanları rahmetle ve fatihalarla anıyoruz. Nimetin kıymetini bilmek ve şefaatlerine kavuşmak temennisiyle inşallah.

Allahü tealaya emanet olunuz efendim.
huzur pınarı mail grubu

----------

Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
Dağlardan çektirilen, kalyonlar çekilecek;
Kerpetenlerle sûrun dişleri sökülecek!

Yürü; hâlâ ne diye oyunda, oynaştasın
Fâtih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!

Sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden...
Senin de destanını okuyalım ezberden...
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden...

Elde sensin,dilde sen; gönüldesin, baştasın...
Fâtih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!

Yüzüne çarpmak gerek zamânenin fendini!
Göster kabaran sular nasıl yıkar bendini!
Küçük görme, hor görme delikanlım kendini!

Şu kırık âbideyi yükseltecek taştasın;
Fâtih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın

Bu kitaplar Fâtih'tir, Selim'dir,Süleyman'dır;
Şu mihrab Sinânüddin, şu minâre Sinân'dır;
Haydi, artık uyuyan destanını uyandır!

Bilmem, neden gündelik işlerle telâştasın...
Kızım, sen de Fâtihler doğuracak yaştasın!

Delikanlım! işaret aldığın gün atandan!
Yürüyeceksin!... Millet yürüyecek arkandan!
Sana selâm getirdim Ulubatlı Hasan'dan!...

Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;
Fâtih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!

Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin!
Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!
Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın...

Yürü, hâlâ ne diye kendinle savaştasın?
Fâtih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!


----------



----------

istanbul feth olunacaktır!
Hazret-i Abdullah, suâli dinledikten sonra, bir sandık getirtmiş ve Sahîfe-i Sâdıka’sını çıkarmış ve ona bakıp şu cevâbı vermişti:
- Bir gün, Resûlullahın etrafında oturmuş, hadîs-i şerîf yazıyorduk. Bir ara Resûl-i ekreme; “İstanbul ve Roma şehirlerinden hangisi daha evvel feth edilecek” diye soruldu. (En önce Heraklius’un şehri olan İstanbul fetholunacaktır) buyurdular.”
kaynak
 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
GÜNÜN TARİHİ - ADNAN MENDERES rahmetli

17 Eylül 1961’de Demokrat Parti devri Başbakanı Adnan Menderes idam edildi. Demokrat Parti dönemine adını veren kişilerin başında olan Adnan Menderes, bu partinin de kurucularındandı. 14 Mayıs 1950 tarihinde DP’nin iktidara gelmesiyle Başbakan olmuş, 27 Mayıs 1960 ihtilâline kadar da bu görevde kalmıştı.


Yassıada Mahkemeleri’nde yargılanan Adnan Menderes, hakkında verilen cezanın Millî Birlik Komitesi’nin tasdikiyle İmralı Adası’nda asılmak suretiyle şehit edilmiştir.


İmralı Adası’nda bulunan naaşı, 17 Eylül 1990’da, Topkapı’da yaptırılan Anıt Mezar’a, devlet töreni ile nakledilmiş, itibarları devletçe iade edilmiştir.

ŞİİR - O ZEYBEK (MENDERES)
Zeybeğimi, birkaç kızan, vurdular;
Çukurda üstüne taş doldurdular.
Bir de, ya kalkarsa diye kurdular...
Zeybeğim, zeybeğim, ne oldu sana?
Allah deyip, şöyle bir doğrulsana...
Zeybeğim, kalkamaz, dirilemez mi?
Odası mühürlü, girilemez mi?
şu ters akan sular çevrilemez mi?
Ne günedek böyle gider bu devran?
Zeybeğim, bir sel ol, bir çığ ol, davran!
Kır at zincirlenmiş, ufuk sahipsiz...
Han kayıp, hancı yok, konuk sahipsiz...
Baş köşede sırma koltuk sahipsiz...
Kızanlar, dört yandan, hep abandınız!
Zeybeğin kanına ekmek bandınız!

Necip Fâzıl Kısakürek

türkiye takvimi
 
Üst