Suriye Üzerinden Kur’an’ı ve İslam’ı Protestanlaştırmaya Hayır! / Hamza Türkmen | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Suriye Üzerinden Kur’an’ı ve İslam’ı Protestanlaştırmaya Hayır! / Hamza Türkmen

spesifik

آزادی قید و بند
Yönetici
Süper Moderatör
İhvan Üyesi
Katılım
18 Ağu 2007
Mesajlar
24,507
Puanları
113
Suriye Üzerinden Kur’an’ı ve İslam’ı Protestanlaştırmaya Hayır! / Hamza Türkmen

Tarihten akıp gelen beraberliklerimiz arasında sanal sınırlar var. Zamanla ellerimiz ve aidiyetlerimiz birbirinden kopartılmış. Sinan Çetin’in “Propaganda” filmi bu halin en basit temsillerinden biri.
Ortak coğrafyayı ve tarihi parçalayan her sınır kümesinin üzerinde vesayet sistemleri kurulmuş. Halkların tabii değerleri ve İslami birikimi yabancılaşmayı ifade eden cahili sistemlerce bastırılmış, yasaklanmış veya yozlaştırılmak istenmiştir.
Ulus yapılar kimliksel olarak egemen Batı tarafından yönlendirilmiştir. Ulus devletler ve toplumlar cahiliyyenin hükmü (5/50), asabiyesi (48/26), kültürü (33/33) ve gayba taş atma (4/154) özellikleriyle kirlilik taşırlar. Hukuki ve ideolojik sistemleri bu kirliliğe dayanır. Islah öncülerimizden Seyyid Kutup, Kur’an’ın inzal olduğu çağda kullanılan cahiliye kavramını, ilk kez bu tür çağdaş yapıların sıfatlandırılmasında kullanmıştır.
İçinde yaşadığımız toplum, bir tevhid toplumu ya da zaaflar taşısa da Osmanlılar gibi bir ümmet toplumu değildir. Maalesef ki Lozan’la istikameti çizilmiş ve vahyi ölçüleri dışlamış seküler temelli ulusal bir devletin/sistemin inşa ettiği bir ulus toplumdur. Ve bu yapı içinde kısıtlanan haklarımızı ve baskılanan kimliğimizi yeniden özgürleştirmek için idealize ettiğimiz ıslah ve inşa mücadelemiz yanında; kuşatıldığımız sistemde sistem içi araçlarla özgürlük alanları açma girişimlerine ilgisiz de kalamayız.
Politika tanımındaki pragmatik tınılar bir tarafa; ölçüsüz veya zorunlu ilişkileri fıtri olana uygun olarak yönlendirip terbiye, sevk ve idare etme sanatı olan siyaseti, verili sistem içinde düşündüğümüzde bu çabaya “reel siyaset” denileceğini belirtmiştik. Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ifadesiyle bu çabaya “aktif siyaset” de denilmektedir.
Mutlak “ilmi” ifade eden vahiyden, ayrıca fıtri özelliklerden kopuk olan verili sistemler içinde, reel veya aktif siyaset yapan üç sosyal küme belirgindir:
Vesayetçiler: Statükoyu tahkim ederlerken uzantısı oldukları Batılı değerlerin değişen ölçülerine de ayak uydurmaya çalışırlar.
Pragmatikler: Aktif siyaset alanına maddi çıkarları için girerler. Kendileri ya da temsil ettikleri lobi veya sermaye grupları için mevki ve rant peşinde koşarlar.
İdealistler: Verili kurallara rağmen hukukileşmek ve ‘çevre’ye hizmet için çalışırlar. İlkesellik kaygıları vardır.
Reel siyasette idealist olmak önemlidir. Müslümanlar için helal ve haram sınırlarından taviz vermemek de. Aktif siyasette ilkelerle yaşamaya çalışmak kadar, politikanın ikircikli tuzakları karşısında tutarlı olmak da.
Örneğin 2003 AK Parti iktidarında “ideal siyaset” doğrultusunda başörtüsü yasağının kaldırılmasını istemek veya 1 Mart Tezkeresi’ne karşı çıkmak kaçınılmazdı. Sonuç itibariyle başarılı da olundu; ama idealistler için “reel siyaset” içindeki cevap, siyasi alan araştırmalarına ve güç dengelerine endeksliydi.
Reel siyasette, iki yüzlü politika, yerel ve küresel vesayet tarafından kuşatılmışlık olgusu bir vakıadır. Ama tutarlı olmanın yollarını bulmak ve barikatları aşmak da reel siyaseti idealistçe yapacakların yükümlülüğüdür.
Bu bağlamda alanında başarılı olan MİT Müsteşarı Fidan, mebus seçimlerine katılma girişimi konusunda, reel siyasette tutarlı olmanın bir “takım oyunu” olduğu gerçeğini atlamıştı.
Ahmet Davutoğlu’nun idealistçe, yolsuzluk yapanlara yönelik “kollarını keseriz” sözünün sonuçları da beklenmektedir. Tabii ki reel siyasette tedricilik önemlidir. Ama bu tür çürütücü aymazlıkları tasfiye edecek iç dayanışma, uyum ve zamanlamanın da iyi ayarlanması gerekir. Yoksa tutarlılık özlemini cevaplamak bir başka bahara kalır.
 

spesifik

آزادی قید و بند
Yönetici
Süper Moderatör
İhvan Üyesi
Katılım
18 Ağu 2007
Mesajlar
24,507
Puanları
113
Yapıcı Muhaliflik

HDP Ağrı Mebusu Leyla Zana, Meclis’deki Mebus Yemini’nde (ant’ında) yalan söylememeyi denedi; ama yalanın bütününden kopamadı.

Diriliş Postası’nın ilk sayfasından soruluyordu: “Yemin metninde tek sorun ‘Türk Milleti’ öyle mi?”.
Zana, Türklük yerine Türkiyelilik ifadesini gündemleştirdi; ama laiklik konusuna, Atatürk’ün ilerlemeci ilke ve inkılâpları’na ve Anayasa’ya sadakat’e ses çıkarmadı.
Kenan Evren’in son şeklini verdiği 12 Eylül Darbe Anayasası’nın mebus yemini uzun ve karışık. ‘Devletin varlığı, milletin bölünmezliği, Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlılık, Anayasa’ya sadakat, Türk milletinin hakemliği’ gibi konular...
Artık Meclis’in birinci gündemi, 28 Şubat Darbecilerine hukuki zemin oluşturan ve mebusların da sadakat göstermekte zorlandıkları Anayasa’nın değiştirilmesidir.
I. Meclis üyelerinin 1920 yemini ise şöyleydi: ‘Makam-ı Hilafet ve Saltanat’ın ve vatan ve milletin istihlas ve istiklalinden başka bir gaye takip etmeyeceğime vallahi.’
Mustafa Kemal de ‘Vallahi’li yemini etmiş; ama daha sonraki icraatlarıyla bu yemininin ‘yalan’ veya ‘takiyye’ olduğunu göstermişti.
Perşembe günü Hakan Albayrak’ın ‘Atatürkçülük veya Kemalizm kesinlikle bir putperestlik projesidir’ cümlesinin açılımını yaptığı yazısındaki hakikatlere rağmen bir AK Partili mebusun ‘Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağı’ ant’ına ‘Besmele’ ile başlaması, bir ötekinin ‘Türkiye Milleti’ ifadesine tepki olsun diye 23 Nisan çocukları gibi boynuna Türk bayrağını asarak ant içmesi Türkiye sosyolojisinin garipliklerindendi.
Demek ki bu seçimlerde de AK Parti mebus aday listeleri arasında Erdoğan’ın Anayasa reformu sürecindeki kaygılarını idrak edemeyen yaranmacı ve cahil, Türk ulusçuluk kirlerinden arınamayan kişiler yer alabilmiş.
Cahili durumu H. Albayrak özetlemiş: “Mustafa Kemal ve arkadaşlarının kurduğu rejimde vahyin inkârı var, Batı karşısında ‘haddini bilmek’ var, düşmanla özdeşleşmek var, kişi kültü ve despotluk var, ırkçılık var, katliamcılık var.”.
Yani Selahaddin Eş’in dediği gibi ‘resmi ideolojinin ikonu’na bağlılık hali.
İtiraz ettiğinizde de karşınıza çıkan keskin bir süngü: 5816 sayılı TCK yasası.
Cahillik, Kemalist cahiliyyeye bağlılık için söze ‘Besmele’ ile başlanmasında.
Ulusçuluk asabiyesi ve yaranmacılık da, Atatürk’ün ‘Ümmetten ulusa’ inhirafından arınmak için hala ‘biz olma’ yürüyüşünü ve sırat-ı mustakimi kavramamanın etiketlenen zaafları.
‘Kemalizm putperestlik ilişkisi’, riskli yıllarda D. Mehmet Doğan’ın yazdığı ‘Batılılaşma İhaneti’ ve Abdurrahman Dilipak’ın yazdığı ‘Bir Başka Açıdan Kemalizm’ kitaplarındaki mevsuk delillerden daha detaylı olarak öğrenilebilir.
Ama üzücü olan, Anayasa’nın darbeci ve faşist yanını somutlaştıran bu Mebus Yemini’nin hiç değilse bir kısmına itaat etmeme tavrının 28 Şubat Süreç’inde bedel ödeyen seçilmiş mebuslardan değil de, Zana gibi bir başka tür ulusalcı mebustan gelmesidir.
Bu düşünce özgürlüğüne karşı ve zihinlere kölelik kelepçesi takan Resmi İdeoloji Yemini’ni kaldırmak için iktidardaki AK Partili özgürlükçü muhalif mebuslar behemehâl harekete geçmelidirler.
En azından vicdanı hür mebuslar, yasal gereklilik olarak okunan Mebus yemininden önce, Zana’nın barış çağrısı gibi, ‘Besmele’ yerine ‘Bu metni zorunlu olarak okuyorum ve kaldırılmasını istiyorum.’ türü cümleler kurabilirlerdi.
Müslüman mebuslara düşen ise kimliklerini kirleten dayatmayı reddetmeleridir.
9 yaş gurubunun üstündeki tüm Türkiye tebaasına zorla okutulmuş olan ant tapıncı gibi, Anıtkabir başta olmak üzere tüm seküler tapınç dayatmaları da kaldırılmalıdır.
Türklük ve Türkiyelilik konusu da gelecek yazımda.
Diriliş Postası
 

spesifik

آزادی قید و بند
Yönetici
Süper Moderatör
İhvan Üyesi
Katılım
18 Ağu 2007
Mesajlar
24,507
Puanları
113
Suriye Üzerinden Kur’an’ı ve İslam’ı Protestanlaştıramaya Hayır!

Türkiye’nin Suriye sınırıyla ilgili Tampon Bölge ve Angajman Kuralları, Bayır-Bucak Türkmenleri kadar Diktatör Esed Rejimi’ne karşı özgürlük mücadelesi veren diğer Suriyelileri, diğer Müslümanları da korumaya yöneliktir.

Rusya ve İran’ın Suriye’deki özgürlük mücadelesine ve Türkiye’ye karşı konum alışı, ABD engelini aşıp enerji hatlarını Akdeniz’e ulaştırma hedefiyle de alakalı.
Ancak kendini hissettirir tarzda Türkiye’nin bölgesel bir güç olmaya yönelmesi trendinde Müslümanlık söz konusu olunca ‘Suriye’nin Dostları Bloğu’ geri çekildi. Akabinden de bölgede Türkiye’nin inisiyatifini kırmak için devreye önce IŞİD, sonra da PYD girdi veya sokuldu; yahut her ikisinin de önü açıldı.
ABD, AB ve İsrail başta olmak üzere küresel emperyalizm Türkiye’deki AK Parti iktidarını, 2013 Temerrüd Hareketi gibi içeride Gezi Olayları, Fethullahçı Yapılanma ve sermaye hareketleriyle sıkıştırmak istedi.
Dışarıda da Mısır’daki Sisi Darbesine ses çıkartmayan yerel ve küresel müfsit güçler, Esed Diktatörlüğü’nün Suriye’de meydana getirdiği insanlık dışı şok dalgalarla Türkiye’nin yükselen bölgesel gücünün törpülenmesini istemekteler.
Artık ne liberaller ne sosyalistler BOP konusunu gündemleştirmiyorlar. Türkiye’yi BOP Eş Başkanı yapmak artık ABD’nin de AB’nin de işine gelmiyor. Çünkü seçimler ve hukukileşme süreçleri bölgede sadece ve sadece Müslümanlara yarıyor.
Suriye’deki Katil Esed Rejimi’nin bölgeyi mayın tarlasına çeviren şok dalgaları başta Rusya ve İran’ın önce teknik ve ekonomik, sonra da alanda bilfiil askeri destekleriyle takviye edildi.
Suriye üzerinde hesapları olan küresel güçlerin menfaatleri ayrı ayrı da olsa (59/14), bölgenin özgürleşip İslamileşmesine düşmanlıkta tek ümmet gibiler...
ABD’nin, AB’nin ve Çin’in İslamafobi stratejileri, aynı zamanda Müslüman kökenli insanları köşeye sıkıştırıp yanlış tepkilere sürüklemeye matuf.
Muhalif genç Müslümanların Kur’an’la, tevhid’le, sünnetullah konusuyla gereğince tanışmadan bir daha geri dönmemeleri üzere imha edilecek bir alan olarak IŞİD’in kucağına itilmeleri de planlanan bir tezgâh.
Tepkilerinde hududullah’ı çiğneyen tasarlanmış IŞİD bataklığının önünün açılıp çekim alanının güçlendirilmesi de vahim bir durum.
Ortadoğu, Frenkleşen politikacıların dediği gibi ‘bataklık’ değildir.
Bir türlü Kur’an’ın elinden tutan Ortadoğu yeniden uyanışın, intifadanın, özgürleşip alternatifleşmenin bir imkânıdır.
Ortadoğu intifadaları geleceğimizdir, dünya insanlığına adalet ve özgürlük çağrısıdır.
Fıtratla, vahiyle buluşma sürecindeki bu coğrafyanın yiğit çocukları inşallah Rabbimizin gaybi yardımıyla şeytani tuzakları aşacaklardır.
Katil Beşar Esed’in Mısır Darbesi’nde Sisi’ye ‘ortak düşmana karşı aynı istikametteyiz’türü mesajlar verirken, kendi diktatörlüğüne isyan eden halkını ‘Bunlar Radikal İslamcı’diye Batı’nın İslamafobi fırınına odun taşıması; Fethullah Gülencilerin Tayyip Erdoğan’ı 17-25 Aralık’ta ‘Terörist İslamcıları destekliyor’ iftirasıyla vakıayı tahrif ederek ispiyonlaması Frenkleşmenin ve devşirilmek için küffara kendini sunmanın aynı paraleldeki düşkünlükleridir.
İslam düşmanlarının müfsid strateji ve taktikleri hakkında mutlaka Mü’minler yeterince bilgilendirilmelidir. Tepkilerimizde kafirlerin reflekslerini taklit edemeyeceğimiz konusu ve hududullah’ın ölçüleri eğitim ve amel müfredatımızın içinde yer almalıdır.
Putin, ‘Ben Müslümanları destekliyorum’ derken, ‘Türk hükümeti Türkiye'yi İslamlaştırmaya çalışıyor’ suçlaması ise tam bir Sisi, Esed, Kadirov ezberi ve münafıklık tavrı.
Rusya, ‘İslamlaşma’ söylemini ‘öcü edebiyatı’na dönüştürerek hem Avrupa'ya yağ çekiyor, hem İslam’ı Allah’ın bildirdiği ölçülerden uzaklaştırıp, yeniden biçimlendirmek istiyor.
Küfür tek ümmet.
Suriye’de katliama da, Suriye üzerinden Kur’an’ın ve İslam’ın Protestanlaşmasına da hayır.
Diriliş Postası
 
Üst