• Reklamsız versiyon için ÜYE OL

ßir yerLerde tIkanIp kaLdIğInda hayat..

Liz

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
29 Ocak 2007
Mesajlar
349
Beğeniler
0
Puanları
0
#1
Bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat,
soluk almak güçleştiğinde,
Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,
Dağlara dönmeli yüzünü insan.
Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini
ferahlatacak; Yeni insanlarla 'tanışmalı, yeni keşifler yapacak....
Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa,
Gerçekleştirmeyi denemeli!
Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını; zamanın bir nehir,
Kendisinin bir sal olup da,
O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı.
Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler,
Her akşam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa,
Değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri;
Küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin, bir kaç durak
önce inip Servisten, otobüsten; yürümeli eve kadar,
yüreğine takmalı güneş gözlüklerini;
Gördüğünü hissedebilmeli!
Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce,
Değerli olabilmeli hayat!
İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek
için! Başkasının yerine koyabilmeli kendini;
Ağlayan birine "gül", inleyen birine "sus" dememeli!
Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli!
Şu adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı;
Sevgisiz, soysuz kalarak!
Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,
Derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine...
Güneşin doğuşunu seyretmeli arada bir,
seher yeli okşamalı saçlarını...
Karda, yağmurda; sevincine, coşkusuna; fırtınada boranda;
Öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın!
Bir çocuğun ilk adımlarında umudu;
bir gencin düşlerinde geleceği;
Bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli !
Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi, mutlu etmeden
mutlu Olmayı beklememeli !
Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı;
Bir fırsat yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için;
Kaçırmamalı !
Çünkü; hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması
için, hiç Çaresiz kalmamışsan, dermanı olamazsın dertlerin;
ağlamayı bilmiyorsan,
Neşesizdir kahkahaların;
Merhaba dememişsen, anlamsızdır elvedaların...
Ne, herkesi düşünmekten kendini, ne; kendini düşünmekten
herkesi unutmamalı!
Bilmeli; çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep almak için...
Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil,
Söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli!
Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere...
Hafızası olmalı insanın; hiç değilse, aynı hataları, aynı
bahanelerle tekrarlamaması için!
Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak!
Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını
zorlayacak! Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi;
Ama, kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki,
hakkını verebilsin sevdiklerinin;
Zaman bulabilsin;
Bir teşekkür, bir elveda için...
Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer;
Asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten;
Ama, herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de
fark edebilmeli insan!
Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi...
Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı...!
 

Sar€

♥♥♥♥♥♥
İhvan Üyesi
Katılım
14 Eyl 2007
Mesajlar
559
Beğeniler
44
Puanları
0
#3
Bir Yerlerde Tıkanıp KALDIYSA HAYAT!!

Bir yerlerde tıkanıp kaldıysa hayat, soluk almak güçleştiğinde, Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını, Dağlara dönmeli yüzünü insan. Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak; Yeni insanlarla tanışmalı, yeni kesifler yapacak.... Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa, Gerçekleştirmeyi denemeli! Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını; Zamanın bir nehir, kendisinin bir sal olup da, O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı. Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler, Her aksam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa, Değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri; Küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin, bir kaç durak önce inip Servisten, otobüsten; yürümeli eve kadar, yüreğine takmalı güneş gözlüklerini; Gördüğünü hissedebilmeli! Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce, Değerli olabilmeli hayat! İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için! Başkasının yerine koyabilmeli kendini; Ağlayan birine "gül", inleyen birine "sus" dememeli! Ağlayana omuz, inleyene çâre olabilmeli! Şu adâletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı; Sevgisiz, soysuz kalarak! Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden, Derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine... Güneşin doğusunu seyretmeli arada bir, seher yeli okşamalı saçlarını... Karda yağmurda sevincine, coşkusuna; Fırtınada boranda öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın! Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği; Bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli! Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi, Mutlu etmeden mutlu Olmayı beklememeli! Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı; Bir fırsat yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için; kaçırmamalı! Çünkü; hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması için, Hiç çâresiz kalmamışsan, dermanı olamazsın dertlerin; Ağlamayı bilmiyorsan, neşesizdir kahkahaların; Merhaba dememişsen, anlamsızdır elvedaların... Ne, herkesi düşünmekten kendini, ne kendini düşünmekten herkesi unutmamalı! Bilmeli çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep almak için... Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil, Söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli! Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere... Hafızası olmalı insanın; hiç değilse, aynı hataları,aynı bahanelerle tekrarlamaması için! Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak! Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak! Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi; Ama, kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin sevdiklerinin; Zaman bulabilsin; Bir teşekkür, bir elveda için... Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer; Asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten; Ama, herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan! Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi... Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı...! * Can Dündar

 

ummuhan

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2007
Mesajlar
12,940
Beğeniler
1,035
Puanları
0
#4
Güzel yaılmış da neden şiir deteride düşünce parkında olmalı idi :D
 

Sar€

♥♥♥♥♥♥
İhvan Üyesi
Katılım
14 Eyl 2007
Mesajlar
559
Beğeniler
44
Puanları
0
#5
Aslında alıntı yaptığım yerde,şööle ince uzun aşağıya doğru inen bir şiir şeklindeydi..Ve insana şiir hissi veriyordu...Kopyala yapıştırdan sonra bu hale geldi...

şaşkınız:blink:;)
 

ummuhan

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2007
Mesajlar
12,940
Beğeniler
1,035
Puanları
0
#6
Sar€;390923' Alıntı:
Aslında alıntı yaptığım yerde,şööle ince uzun aşağıya doğru inen bir şiir şeklindeydi..Ve insana şiir hissi veriyordu...Kopyala yapıştırdan sonra bu hale geldi...

şaşkınız:blink:;)
ne diyim ki.. güldüm epeyce işte :clap2:
 

ArZu

GülenAy
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
30,610
Beğeniler
2,098
Puanları
0
Web sitesi
www.arzuzum.blogcu.com
#7
Tıkanıp kaldığında hayat… (Moral veren bir yazı!)

Tıkanıp kaldığında hayat… (Moral veren bir yazı!)

Bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat, soluk almak güçleştiğinde, yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını, dağlara dönmeli yüzünü insan. Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak yeni insanlarla tanışmalı, yeni keşifler yapacak. Hep isteyip de bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa gerçekleştirmeyi denemeli! Her geçen gece ölüme bir gün daha yaklaştığını; zamanın bir nehir, kendisinin bir sal olup da, o dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı. Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler, her akşam aynı can sıkıntılarıyla eve giriliyorsa, değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri, küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin, bir kaç durak önce inip servisten, otobüsten; yürümeli eve kadar, yüreğine takmalı güneş gözlüklerini; gördüğünü hissedebilmeli! Sağlığını kaybedip ölümle yüz yüze gelmeden önce, değerli olabilmeli hayat. İlla büyük acılar çekmemeli küçük mutlulukları fark etmek için!
Başkasının yerine koyabilmeli kendini; ağlayan birine “ GÜL ” inleyen birine “ SUS “ dememeli! Ağlayana omuz inleyene çare olabilmeli. Şu adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı; sevgisiz, soysuz kalarak! Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden, derin bir soluk alıp hapsetmeli kokusunu içine. Güneşin doğuşunu seyretmeli arada bir, seher yeli okşamalı saçlarını. Karda, yağmurda; sevincine, coşkusuna; fırtınada boranda; öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın!
Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği; bir yaşlının hatıralarında geçmişi örebilmeli! Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi, mutlu etmeden mutlu olmayı beklememeli! Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı; bir fırsat yaşamdan yeni bir şey öğrenebilmek için; kaçırmamalı! Çünkü hiç düşmemişsen el vermezsin kimseye kalkması için, hiç çaresiz kalmamışsan, dermanı olamazsın dertlerin; ağlamayı bilmiyorsan, neşesizdir kahkahaların; merhaba dememişsen anlamsızdır elvedaların. Ne, herkesi düşünmekten kendini, ne; kendini düşünmekten herkesi unutmamalı! Bilmeli; çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek yada almak için. Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil, söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli! Akli ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere. Hafızası olmalı insanın; hiç değilse, aynı hataları, aynı bahanelerle tekrarlamaması için. Soruları olmalı yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak!
Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak! Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi; ama kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki hakkını verebilsin sevdiklerinin; zaman bulabilsin; bir teşekkür bir elveda için. Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer; asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten; ama herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan. Tıpkı her şeye sahip olamayacağı gibi…


Alıntıdır…
 

ArZu

GülenAy
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
30,610
Beğeniler
2,098
Puanları
0
Web sitesi
www.arzuzum.blogcu.com
#8
10 Numaralı parşömen: Dua

10 Numaralı parşömen: Dua
Büyük bir felaket ya da keder anında Allahına sığınmayacak kadar imanı zayıf olan var mıdır? Tehlike, ölüm ya da olağan deneyim ve kavrayışı aşan muamma karşısındayken onun adını haykırmayan var mıdır? Tehlikeye maruz kalan bütün canlıların ağzından fışkıran bu derin içgüdü nereden geliyor?
Elinizi başkasının gözleri önünde hızla hareket ettirin, kirpiklerini kırpıştırır. Birisinin dizine hafifçe vurun, bacağı havaya fırlar. Korkunç bir olayla karşılaşan kişi, aynı derin refleksle haykırır “Allahım!”
Tabiatın bu en büyük gizemini kavramak için hayatımın dine adanması gerekmiyor. Yeryüzünde yürüyen insan dahil bütün yaratıklar, yardıma çağırma içgüdüsüne sahiptir. Bu içgüdüye, bu armağana niçin sahibiz?
Haykırışlarımız bir çeşit dua değil midir? Tabiat kanunlarının işlediği bir dünyada kuzunun, katırın, kuşun ve insanın yardıma çağırma içgüdüsüne sahip olması, bunu duyacak ve cevap verecek ilahi bir gücün bulunması akıl ermez bir şey değil midir?
Bundan böyle dua edeceğim.. Ancak yardım talebim yalnızca yol gösterilmesi için olacaktır.
Hiçbir zaman bu dünyanın maddiyatı için dua etmeyeceğim. Yiyecek getirmesi için bir hizmetkâra seslenmiyorum. Bir hancıdan oda vermesini istemiyorum. Hiçbir zaman altın, aşk, sağlık, zafer, şöhret, başarı ya da mutluluk istemeyeceğim. Yalnız ve yalnızca bunlara sahip olabilmem için bana yol gösterilmesi adına dua edeceğim ve dualarım her zaman kabul edilecek.
Aradığım yol gösterme gerçekleşebilir ya da gerçekleşmeyebilir, ama her ikisi de bir cevap değil midir? Bir çocuk babasından ekmek ister ve ekmek yoksa, baba çocuğa cevap vermiş sayılmaz mı?
Bana yol gösterilmesi için dua edeceğim ve diyeceğim ki:
Her şeyi yaradan, bana yardım et. Çünkü bugün çıplak ve yapayalnız, dünyaya çıkıyorum ve senin bana yol gösteren elin olmaksızın başarıya ve mutluluğa giden yoldan uzaklaşabilirim.
Ne altın, ne giysiler ve hatta ne de yeteneğime uygun olanaklar istiyorum. Onların yerine bana olanaklarıma uygun yetenekler kazanmada yol göster.
Aslana ve kartala dişleriyle ve pençeleriyle nasıl avlanıp kazanacaklarını öğrettin. Bana sözlerle nasıl avlanacağımı ve sevgiyle nasıl kazanacağımı öğret ki, ben insanların arasında bir aslan ve işyerimde bir kartal olabileyim.
Bana engeller ve başarısızlıklar arasında alçakgönüllü kalmada yardım et, ama zaferle gelecek ödülü gözlerimden saklama.
Başkalarının yapamadığı görevler ver bana; onların başarısızlıklarından başarı tohumları toplayabilmem için yol göster. Ruhumu dindirecek korkular ver bana; kuruntularımla alay edecek cesareti bahşet.
Hedeflerime ulaşmaya yetecek kadar gün ihsan eyle bana; bugünü son günümmüş gibi yaşamama yardım et.
Sözlerimi meyve vermeleri için yönlendir; kimse iftiraya uğramasın diye dedikodudan alıkoy beni.
Tekrar tekrar deneme alışkanlığı ile beni disiplinli kıl; ortalamalardan yararlanmanın yolunu göster bana. Bana olanakları tespit etme çevikliğini bahşet; gücümü artıracak sabır ver.
İyi alışkanlıklarla yıka beni ki kötüleri boğulsun gitsin; başkalarının zayıflıklarına karşı merhamet ver. Her şeyin gelip geçici olduğunu öğrenmem için bana acı ver; bugünkü şükranlarımı saymam için bana yardım et.
Beni nefrete maruz bırak ki o yabancım olmasın; yabancıları dostlara dönüştürmek için kasemi sevgiyle doldur.
Bütün bunlar senin iradendir. Asma kütüğüne sımsıkı tutunmuş küçük ve yalnız bir üzüm tanesi olmama rağmen beni herkesten farklı kıldın. Demek ki, benim için özel bir yer ayrılmış bulunuyor. Bana yön ver. Yardım et. Bana yol göster.
Bu dünya bağında filiz sürmem için tohumum senin tarafından seçilip atıldığında benim için ne öngördüysen, hepsini olabileyim.
Bana yardım et.
Allahım, bana yol göster.


Yazan : Hıncal ULUÇ
 

ArZu

GülenAy
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
30,610
Beğeniler
2,098
Puanları
0
Web sitesi
www.arzuzum.blogcu.com
#9
2 numaralı parşömen: Sevgi!...

2 numaralı parşömen: Sevgi!...
Bugünü yüreğimdeki sevgiyle selamlayacağım.
Her türlü girişimdeki başarının en büyük sırrı budur. Güç, bir kalkanı delebilir ve hatta hayata son verebilir ama insanların kalbini yalnızca sevginin görünmez gücü açabilir. Sevgiyi en büyük silahım yapacağım. Seslendiğim hiç kimse onun gücüne karşı savunma yapamaz.
Düşüncelerime karşı koyabilirler; sözlerimden kuşku duyabilirler; kıyafetimi beğenmeyebilirler; yüzümü reddedebilirler ve hatta pazarlıklarım kuşku doğurabilir; ama sevgim, nasıl güneşin ışınları en soğuk çamuru bile eritiyorsa, onların yüreklerini öyle yumuşatacaktır.
Bugünü yüreğimdeki sevgiyle selamlayacağım.
Peki bunu nasıl yapacağım?
Bundan böyle her şeye sevgiyle bakacağım ve yeniden doğacağım.
Güneşi kemiklerimi ısıttığı için seveceğim; ama yağmuru da ruhumu temizlediği için.
Işığı, bana yol gösterdiği için seveceğim; ama bana yıldızları gösteren karanlığı da.
Mutluluğu, yüreğimi büyüttüğü için seveceğim; ama ruhumu açtığı için kedere de dayanacağım.
Ödemem gerekli olan her şeyi şükranla ödeyeceğim; ama engelleri de bana meydan okudukları için selamlayacağım.
Bugünü yüreğimdeki sevgiyle selamlayacağım.
Peki nasıl konuşacağım?

Düşmanlarımı öveceğim ve onlar dostlarım olacak; dostlarımı yüreklendireceğim ve onlar kardeşlerim olacak.
Her zaman övgü nedenleri araştıracağım. Hiçbir zaman dedikodu, karalama yapmayacağım. Eleştirmeye yöneldiğim zaman dilimi ısıracağım; övmek istediğimde ise damlardan bağırmayacağım.
Kuşlar, deniz, bütün doğa, yaradan için övgü müziği ile konuşmuyor mu? Ben, onun çocuklarına aynı müzikle konuşamam mı? Bundan böyle bu sırrı hatırlayacak ve hayatımı değiştireceğim.
Bugünü yüreğimdeki sevgiyle selamlayacağım.
Peki nasıl davranacağım?
İnsanların bütün davranışlarını seveceğim, çünkü her biri gizli de olsa, hayranlık duyulacak özelliklere sahiptir. Kalplerinin etrafına ördükleri kuşku ve nefret duvarını sevgiyle yerle bir edecek, yerine, sevgim ruhlarına girebilsin diye, köprüler kuracağım.
Haris olanları seveceğim, çünkü onlar bana esin verir. Başarısızlığı seveceğim, çünkü bana öğretir.
Kralları seveceğim, ne de olsa onlar da insandır. Alçak gönüllüleri seveceğim, çünkü onlar kutsaldır.

Zenginleri seveceğim, ne de olsa yalnızdırlar. Yoksulları seveceğim, çünkü o kadar çoklar ki.
Gençleri seveceğim, inançları için. Yaşlıları seveceğim, paylaştıkları bilgelikler için.
Güzelleri seveceğim, gözlerindeki mahzunluk için. Çirkinleri seveceğim, ruhlarındaki barış için.
Bugünü yüreğimdeki sevgiyle selamlayacağım.
Peki başkalarının davranışlarına nasıl tepki göstereceğim?
Sevgiyle. Sevgi, nasıl benim insanların kalbini açmak için silahım ise, aynı zamanda benim nefretin oklarına ve hiddetin mızraklarına karşı kalkanımdır. Zorluklar ve cesaretsizlikler yeni kalkanıma çarpıp en yumuşak yağmurlara dönüşecektir. Kalkanım beni pazar yerinde koruyacak ve yapayalnız iken bana destek olacaktır. Ümitsizliğimi yok edecek, böbürlenmemi eğeleyecektir. Kalkanım kullanıla kullanıla daha da güçlenecek, beni daha iyi korur hale gelecektir, ta ki ben bir gün onu bir kenara bırakıp her türlü insanın arasında engelsiz yürümeye başlayıncaya kadar. Bunu yaptığımda adım hayat piramidinin en tepesine yazılacaktır.
Bugünü yüreğimdeki sevgiyle selamlayacağım.
Karşılaştığım herkese nasıl davranmam gerekiyor?
Tek bir şekilde. Sessizce, içimden ona seni seviyorum diyeceğim. Sessizce söylenmiş de olsa, bu sözler, gözlerimde ışıldayacak, alnımdaki kırışıklıkları yok edecek, dudaklarıma gülümseme getirecek ve sesimde yankılanacaktır. Ve kalbi açılacaktır. Yüreği benim sevgimi hisseden birisi sunduklarımı nasıl reddedebilir ki?
Bugünü yüreğimdeki sevgiyle selamlayacağım.
Ve her şeyden önce kendimi seveceğim. Kendimi sevince, bedenime, ruhuma ve kalbime giren her şeyi şevkle inceleyeceğim.
Hiçbir zaman etimin arzularına esir olmayacağım, tam tersine, vücudumu itidal ile temiz tutacağım.
Aklımın hiçbir zaman günahkârlık ve ümitsizlikle çelinmesine izin vermeyeceğim; tam tersine, onu bilgiyle ve yüzyılların bilgeliği ile yücelteceğim.
Ruhumun hiçbir zaman kendini beğenmişliğe ve doymuşluğa kapılmasına izin vermeyeceğim; tam tersine, kendimi dinleyecek ve dua ile onu besleyeceğim.
Kalbimin hiçbir zaman küçülmesine ve acıyla dolmasına izin vermeyeceğim, tam tersine, onu paylaşacağım, o büyüyecek ve yeryüzünü ısıtacaktır.
Bugünü yüreğimdeki sevgiyle selamlayacağım.
Bundan böyle insanlığı seveceğim. Bu andan itibaren damarlarımdan nefreti defediyorum, çünkü nefret etmeye zamanım yok, yalnızca sevgi için zamanım var.
Bu andan itibaren, insanların arasında bir insan olmak için gereken ilk adımı atıyorum. Başka özelliklerim olmasa bile, yalnızca sevgiyle bile başarı kazanabilirim. Dünyanın bütün bilgisi ve becerisi bende olsa bile, sevgi olmaksızın başaramam.
Bugünü sevgiyle selamlayacağım ve başaracağım...


Hıncal ULUÇ
 

safinaz

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
28 Şub 2008
Mesajlar
362
Beğeniler
0
Puanları
0
#10
Eğer yaşıyorsak hayat tıkanmamıştır ve herşey için ümit vardır.Yani çıkmamış candan(hayattan)ümit kesilmez.:)
 

ArZu

GülenAy
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
30,610
Beğeniler
2,098
Puanları
0
Web sitesi
www.arzuzum.blogcu.com
#11
Hayat böyle bir şey işte!

Hayat böyle bir şey işte!
Kimi zaman kolay kimi zaman engebeler aşarak yol alırız hayat parkurunda. Düz ve zorlanmadan ilerlediğimiz yollardan da yürürüz. Düşürmeye yarayan taşlı yollardan da geçeriz, canımızı acıtan dikenli yollardan da, keskin virajlardan da…
Yaşadıklarımız, düşüncelerimiz, tecrübelerimiz ve düşlerimizle yol alırız. Yolculukta karşılaşılanlar; an olur, keyif aldırır insana. Kimi zaman da ‘Bu yol yerine başka ve kestirme yollar deneseydim’ diye düşündürür.
Üç şey daha vardır bu yolculukta bize eşlik eden. Gerçekleştirmeyi dilediğimiz hayallerimiz, ulaşmamızı bekleyen hedeflerimiz ve bizi biz yapan değerlerimiz!
Bunlar, yolculuğumuzda; taşırken göremediğimiz, sırtımızdaki, omzumuzdaki çantamızdadır. Olumsuzluklar, üzüntüler, kırılan ümitler, başarısızlıklar ağırlaştırırken çantadaki yükümüzü; mutluluklar, gerçekleşen hayaller, sevinçler, başarılar, sevgiler omzumuzdaki ağırlığı bir o kadar hafifletir.
Ruhumuzu hafifletmek için gerekenler ise, hayatımızdaki her şeyin yolunda gitmesidir. İş hayatında iyi bir konumda olmak, kazanılan başarılar… Duygusal hayatta; sevmek – sevilmek; insanın içini, gönül telini titreten bir sevgi. Yaşam standartımızın ve ekonomik şartlarımızın iyi olması… Bunlar ruhumuzu hafifletirken, mutluluğu da iliştirir duygularımıza.
Bunların olması için farkına varılması gereken ne biliyor musunuz? Hayatımızdaki istediğimiz, ulaşmak istediğimiz her neyse, bunu gerçekleştirebilmek için her şeyin ‘insanın kendi elinde’ olduğunu anlaması. İşte bununla başlıyor her şey. Her şey ama her şey…
Yapmak istediklerimizin peşine düşmek! Bu uğurda zorluklar, engeller, önümüze çıkan her ne varsa savaşarak bunları alt etmek. ‘Bu çok mu kolay sanki’ diyorsunuz belki şu an. Evet kolay değil. Hatta hiç kolay değil! Zaten önemli olan zoru başarmak değil mi? Zoru başararak istenilen şeye ulaşıldığında onun değerini daha iyi anladığınızda… Düşünsenize her şey kolay olsaydı, o istediğimizin kıymetini anlayabilir miydik?
Her karşılaşılan engelde, zorlukta vazgeçmek yerine ‘olay daha bitmedi’ diyerek mücadeleye ve yola yeniden devam etmek. Yılmadan…
Bunu da doğruluğun başarısı için savaşarak yapmak. Edindiğimiz misyon doğrultusunda anlamlı bir hayat sürerek, yaşamın farkına vararak… Ki bunlar yapıldığı takdirde emin olun ki durdurulmamız mümkün değildir.
Durdurulmamamız için, önümüze çıkan kapıları zamanında açabilmek de önemli bu noktada. Kapıları doğru seçerek tabii.
Hayat yolunda görülenler, yaşananlar önderliğinde; öğrenmeye, öğretmeye, başarmaya devam etmek de önemli esaslarımızdan biri aslında. Bu üçlüye inanarak, kalbinizin sesini de eklediniz mi bir bakın neler oluyor? Hemen söyleyeyim. Bu levhalar doğrultusunda ilerlediğimizde; hayat yolculuğunda mola verdiğimiz duraklarda, gördüklerimiz bizi öyle mutlu eder ki… Tıpkı aşkın kalbimizde açtırdığı güller gibi, çiçek açarız adeta o duraklarda. Buna emin olabilirsiniz.
Ki o zaman dilimlerinde (evrende nokta kadar kalacağını bilsek de) dünyaya bir izimizi bırakmak isteriz. Hayatın bize bıraktığı iyi - kötü izlere böyle bir misillemeyle cevap vermek isteyişimizin nedeni nedir sizce?
Hayat, insanları birleştirir ve ayırır. Ayırdığında yani bir şeyler bittiğinde o yaşananlar tek bir ‘an’ olur. Hayat ayırır ama her zaman bir iz bırakır. İyi ya da kötü… Önemli olan iz bırakmaktan çok, hayatımızda ve kesiştiğimiz hayatlarda güzel, güzel olduğu kadar da anlamlı izler bırakmak değil midir peki?
Ya da benzer izler etrafımızda, alışkanlıklarımız kadar sıradan mı dersiniz?
Güzel, anlamlı iz bırakan insan ya da kişiler varsa hayatımızda, aldığımız nefesin anlamı bile başkalaşmaz mı? Daha sıkı yapışmaz mıyız yaşama? Gözlerimiz bir başka parlamaz mı?
Ya iz bırakan kişiler yoksa hayatımızda?
Hayat patikasının her iki yanında (bastığımız yerde bitmeyen) mutluluk çiçeklerini de görürüz, canımızı acıtan hüznün çakıl taşlarını da… Ya da ıssız yollardan geçtiğimiz de olur bazen.
Hani ıssız yoldan geçerken, bir korku duyar da insan, o anlarda bir şarkı söyler ya içinden…
Hani eski bir resme bakarken, yılları sayar da, gözleri dolar ya birden…
Hani yıldızlar yanıp sönerken, sevinçle dilek tutar ya bir yıldız kayarken…
Hani gök gürler, şimşekler çakar da arkasından, yağmur yağar ya peşinden…
Hayat böyle bir şey işte!
Her şeyin yaşandığı… Her an her şeyin olabileceği…
En önemlisi de sanırım, ‘böyle bir şey’e, bir gülüşle cevap vermek.
Ne olursa olsun, kalbimizi çarptıran sevginin göz kamaştıran ışığında, her zaman o gülüşle yaşama bakarak!

Yazan : Melike BİRGÖLGE
 
Üst