Söz ola kese savaşı

Kaf-Nun

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
14 Haz 2006
Mesajlar
544
Puanları
0
Var mı gerçekten? Söylenmemiş bir söz var mı; savaş hakkında, ölüm hakkında, hayat hakkında?

Yitip giden hayatlar, geride kalanlar, yetimler, parçalanmış cesetler, sakat kalan bedenler, gözyaşları, ağıtlar, öfkeler, kin ve nefret hakkında…

Kınamanın dışında, lanetlemenin ötesinde, durum değerlendirmesi yapmanın haricinde, teoriler üretmenin ilerisinde… Söylenecek, yazılacak, anlatılacak yeni bir cümle var mı?

“Söz ola kese savaşı” diyeceğimiz bir söz var mı? Çıkıp bağırsak Taksim meydanında, Ulus’ta, Beyrut’ta, her hangi bir insan kalabalığının olduğu, her hangi bir televizyon kamera yoğunluğunun bulunduğu bir yerde… Var mı dimağımızda, sözlüğümüzde, baş ucu kitabımızda savaşı bitirecek bir söz?

Sözden anlayan, sözden yaralanan, sözden ölen, sözden fikrini, hayata bakışını değiştiren, sözden utanıp yerin dibine geçen, sözden vicdanı sızım sızım sızlayıp kendini yerden yere vuran… var mı?

Konuşup yapabileceğimiz bir şey, yazıp aşabileceğimiz bir engel, tartışıp ulaşabileceğimiz bir hedef, bağırıp yerine ulaştırabileceğimiz bir ok var mı?

Dünyadaki tüm iyi insanlar, tüm vicdan sahipleri, tüm aklı selimler, tüm “duyarlı” vatandaşlar birleşsek, hepimizin sesi toplansa bir güç eder mi?

Fizik gücüne, pazu gücüne, silah gücüne, mühimmat gücüne dayanabilecek, yere serebilecek, tuş edebilecek bir şey söyleyebilir miyiz?

Var mı gerçekten? Bir şey başarmak bir yana, yeni bir şey… Yeni bir söz, yeni bir anlam, yeni bir ifade… Savaş hakkında, ölüm hakkında, hayat hakkında.

Varsa söyleyelim, hep bir ağızdan. Varsa haykıralım hep birlikte. Varsa bağıralım tüm gücümüzle.

Zalime yetmese de, zalimi yere sermese de; dua olur arzdan semaya, dua olur biz acizlerden en Kudretliye. Dua olur, samimiysek, içten, hem de en içimizden söylemişsek.

Var mı şöyle içimizden koparmış gibi, bir parçamızı verir gibi, söylendiğinde yarım kalacakmışız gibi, söylenmediğinde içimizi kanatacak, paramparça edecek gibi bir söz.

Var mı bir dua… Elimizi açıp, başımızı eğip, gözümüz buğulanarak edeceğimiz.

Yok mu… O bile mi?



Murat Çetin
 
Üst