Sonsuz Nur....Kız Çocuklarının Dramı

cicek demeti

Sükut
Katılım
7 Ocak 2011
Mesajlar
11,683
Tepkime puanı
3,778
Puanları
0



Sonsuz Nur....Kız Çocuklarının Dramı


Cahiliye devrine ait bir başka kötülüğü de Kur'ân-ı Kerîm şöyle anlatır :

وَإِذَا بُشِّرَ أَحَدُهُمْ بِاْلأُنثَى ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدّاً وَهُوَ كَظِيمٌ يَتَوَارَى مِنَ الْقَوْمِ مِنْ سُوءِ مَا بُشِّرَ بِهِ أَيُمْسِكُهُ عَلَى هُونٍ أَمْ يَدُسُّهُ فِي التُّرَابِ أَلاَ سَاءَ مَا يَحْكُمُونَ

"Onlardan biri kız ile müjdelendiği zaman, pek öfkeli olarak yüzü simsiyah kesilir. Kendisine verilen müjdenin sevimsizliğinden dolayı kavminden gizlenmek ister. Onu, hakarete katlanarak yanında tutacak mı, yoksa toprağa mı gömecek? (Bunu düşünür durur.) Bak ne kötü hüküm veriyorlar!.." (Nahl, 16/58-59).


Evet, onlardan herhangi biri kız çocuğu olduğu beşaretini aldığı zaman, öfkeden yutkunup duruyor.. bu yüzden de yüzü simsiyah kesiliyor ve bu acı müjdeden dolayı halkın içine çıkıp görünmekten de utanıyordu. O böyle bir haberi o kadar kötü buluyordu ki, kaybolmak, gizlenmek, bir deliğe girip saklanmak istiyor ve iki alternatiften birine katlanmak zorunda olduğuna inanıyor, tereddütler içinde bocalıyor ve bir karar veremiyordu: Ya cemiyet içinde düştüğü horluğa katlanıp o çocuğu hayatta bırakacak veya şerefini temizlemek için (!) o kız çocuğunun vücudunu ortadan kaldıracaktı.
İşte kadın cahiliye döneminde böylesine istihkâr ediliyordu.. ve bu istihkâr, tezyîf, terzîl sadece cahiliye Araplarına mahsus da değildi. Roma ve Sâsâni imparatorluklarında da durum aynıydı. Bu itibarla denebilir ki; İslâm'ın, cahiliye Arapları arasındaki kadınlık dünyasıyla alâkalı o müthiş tesbit ve inkılâbı, aynı zamanda topyekün dünya kadınlığı adına, insanlık tarihinde eşi benzeri olmayan bir operasyondur.

Evet, ilk defa Kur'ân, bu tür canavarlığın önüne çıkıyor ve hangi sebeple ve ne şekilde olursa olsun çocukların öldürülmesini yasaklıyor: وَلاَتَقْتُلُواْ أَوْلاَدَكُمْ مِنْ إمْلاَقٍ نَحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَإِيَّاهُمْ "Fakirlik yüzünden çocuklarınızı öldürmeyin; sizin de onların da rızkını Biz veririz." (En'âm, 6/151).

Sanki Cenâb-ı Hak onlara şöyle diyordu: Çocuklarınızı niçin öldürüyorsunuz? Sizi de onları da rızıklandıran Benim. Görmüyor musunuz, zemin, binler sofralar halinde hazırlanıp sizin emrinize sunuluyor. Semâ sizin imdadınıza koşuyor. Bulutları sizin için sevkedip oradan yağmuru ve kar'ı yağdıran, sonra da zemin yüzünde milyonlarca türde bitkiyi bitiren Benden başka kim olabilir? Bütün bunları gördüğünüz halde, hangi vicdan, hangi insaf ve hangi akılla rızık korkusuna düşüyor da çocuklarınızı öldürüyorsunuz. Sakın unutmayın; böyle yapanlar Allah'a (cc) hiç mi hiç muhatap olma liyâkatına eremeyecekler ama; birgün o masumlar muhatap kabul edilerek, hangi cürümleri sebebiyle öldürüldükleri, kendilerine sorulacak ve evlatlarını öldüren o zalimler de, bu zulümlerinin cezasını mutlaka göreceklerdir. İşte وَإِذَا الْمَوْؤُدَةُ سُئِلَتْ $ بِأَيِّ ذَنْبٍ قُتِلَتْ "Diri diri toprağa gömülen çocuklarınıza ‘suçunuz neydi, hangi günah sebebiyle öldürüldünüz?' diye sorulduğunda." (Tekvir, 81/8-9) mealiyle verdiğimiz âyet o müthiş ürperticiliğiyle bize bu devrin ahlâkını anlatmaktadır.

Bir gün bir sahâbî, Allah Resûlü'nün huzuruna gelerek cahiliyeye ait bu canavarlığı şöyle dile getirmişti: "Ya Resûlallah! Biz cahiliye devrinde kız çocuklarımızı diri diri gömerdik. Benim de bir kız çocuğum vardı. Annesine ‘bunu giydir, dayısına götüreceğim' dedim. (Kadın bunun ne demek olduğunu bilirdi. Ciğerpâresi, evladı biraz sonra bir kuyuya atılacak ve orada çırpına çırpına can verecekti. Ne var ki, kadının böyle bir canavarlığın önüne geçme hak ve selâhiyeti yoktu. Yapabileceği tek şey, için için ağlayıp gözyaşı dökmekti). Hanımım dediğimi yaptı. Çocuk hakikaten dayısına gideceğini zannediyor ve cıvıl cıvıl koşuşuyordu. Elinden tutup daha önce kazdığım bir kuyunun yanına getirdim. Ona kuyuya bakmasını söyledim. O tam kuyuya bakayım derken, sırtına bir tekme vurdum ve onu kuyuya yuvarladım. Fakat her nasılsa, eliyle kuyunun ağzına tutundu. Bir taraftan çırpınıyor, diğer taraftan da: ‘Babacığım üzerin tozlandı' deyip elbisemi silmeye çalışıyordu. Buna rağmen bir tekme daha vurdum ve onu diri diri toprağa gömdüm."

Adam bunu anlatırken Allah Resûlü ve yanındakiler hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı. Orada oturanlardan birisi: "Be adam Resûlullah'ı, hüzün içinde bıraktın!" deyince, Efendimiz, adama: "Bir daha anlat" dedi. Adam hâdiseyi bir kere daha anlattı. İki Cihan Serveri'nin gözlerinden süzülen yaşlar mübarek sakalından aşağıya akıyordu[1]. Allah Resûlü hâdiseyi tekrar ettirmekle sanki şunu anlatmak istiyordu: "İşte siz İslâm'dan evvel böyleydiniz. Tekrar tekrar anlattırdım ki, İslâm'ın size kazandırdığı insanlığı bir kere daha hatırlamış olasınız!"

Bu acılardan acı misâlde görüldüğü gibi, o gün insanlık müthiş bir buhran geçiriyordu; hergün çölün karanlıklarında binbir fezâyiin yanında bir de derin derin çukurlar kazılıyor ve nice masum çocuk onların içinde can veriyordu. Beşer, vahşette sırtlanları çoktan geride bırakmıştı. Dişsiz olanın hakk-ı hayatı yoktu ve mutlaka bir dişlinin keskin dişleri arasında paralanmaya mahkumdu. Cemiyet bunalımlar içindeydi. Bu bunalımlara "dur" diyecek kimse de yoktu.
Tam bugünlerde varlığın ille-i gâiyesi olan O, insanların içinden ayrılıyor; ümmetinin daha sonra "Nur dağı" diyeceği "Hira mağarası"na çekiliyor ve gözleri ufuklarda kurtuluş şafakları bekliyordu. Herhalde o esnada başını secdeye koyuyor, saatlerce yalvarıyor ve Rabb'inden insanlığı kurtaracak bir halaskâr talep ediyordu. Buharî ve Müslîm'de bu hâdise anlatılırken فَيَتَحَنَّثُ فِيهَا tabiri kullanılır. Bu tabir kendini ibadete vermek, inzivaya çekilmek mânâlarına gelir. Evet Allah Resûlü bazen günlerce Mekke'ye dönmüyor ve orada kalıyordu. Ancak azığı bittiğinde geliyor ve yetecek kadar azık alıp tekrar gidiyordu.[2]

O, herhalde bir taraftan varlığı, varlığın perde arkasını, hilkatı ve hilkatın gayesini; diğer taraftan da, şirazeden çıkmış insanlığı, onun ürperten halini ve yürekler acısı melâlini düşünüyordu...

alıntı

[1] Darimi, Mukaddime, 1.
[2] Buhârî, Bed'ü'l-Vahy, 3; Müslim, İman, 252.
 

ıtri

Üye
Katılım
30 Ağu 2009
Mesajlar
1,235
Tepkime puanı
153
Puanları
0
Yaş
37
Konum
Ankara
Alemlere rahmet.
Ama anlıyoruzki kadın taifesine rahmeti büyük olmuş.
Hiçbir hakkın olmadığı ortamdan ayetle sabitlenen haklara kavuştu kadınlar.
Ne kadar şükretseler- şükretsek azdır.
Arif nihat'ın Naat'ını okumak gerekiyor.

Veda hutbesinden:
"Şeytan artık yeniden hakimiyet kurma ümidini kaybetmiştir. Ama siz küçük gördüğünüz meselelerde ona uyarsanız..."
Şimdi başımızda olan bu.
Sadece bu.
 

cicek demeti

Sükut
Katılım
7 Ocak 2011
Mesajlar
11,683
Tepkime puanı
3,778
Puanları
0
Veda hutbesinden:
"Şeytan artık yeniden hakimiyet kurma ümidini kaybetmiştir. Ama siz küçük gördüğünüz meselelerde ona uyarsanız..."
Şimdi başımızda olan bu.
Sadece bu.


evet hakliisiniz kardesim..Rabbim seytana hic bir zaman uydurmasin inseAllah...tesekkurler..
 
Üst