Siyasal partilerin varlığı farz-ı kifayedir | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Siyasal partilerin varlığı farz-ı kifayedir

Ercan Tekin

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
25 Eyl 2010
Mesajlar
5,631
Puanları
83
SİYASAL PARTİLERİN VARLIĞI FARZ-I KİFAYEDİR

Yüce Allah'ın Müslümanlara emretmiş olduğu yöneticileri denetleme emri, fert olmaları itibarıyla fertler tarafından, kitle ve parti nitelikleriyle de kitle ve partiler tarafından gerçekleştirilir.
Şanı yüce Allah Müslümanlara, hayra çağırıp, iyiliği emredip münkerden alıkoymayı, yöneticileri hesaba çekip denetlemeyi emrettiği gibi, aynı şekilde kendi aralarında hayra yani İslâm’a çağıracak, münkeri nehyedecek ve yöneticileri denetleyecek siyasal kitleleşmeyi gerçekleştirmelerini de emretmektedir. Bunlar kitle nitelikleriyle hayra yani İslâm’a çağırır, iyiliği emreder münkerden alıkoyar ve yöneticileri hesaba çekip sorgularlar. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Sizden hayra çağıran, iyiliği emredip münkerden alıkoyan bir topluluk bulunsun."[1]
Yani ey Müslümanlar! Aranızda, İslâm’a davet etmek ve iyiliği emredip münkerden alıkoymak işlerini gerçekleştirecek cemaat niteliğine sahip bir topluluk bulundurmalısınız:
Böyle bir cemaatın gerçekleştirilmesi isteği kesin bir istektir. Çünkü ayet-i kerimenin böyle bir cemaatın ifa etmek üzere var olmasını isteyip açıkladığı iş, Müslümanlar tarafından yerine getirilmesi farz olan bir iştir. Nitekim konuyla ilgili pek çok ayet ve hadisi şerifte sabit olan budur. Bu da böyle bir cemaat ortaya çıkarma isteğinin kesin bir istek olduğuna bir karine olur. Böylelikle ayet-i kerimede varid olan emrin vücub olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu ise Müslümanlar üzerine bir farzı kifayedir. Bir bölümü bu farzı yerine getirdikleri takdirde diğerlerinden bu farz sakıt olur. Bu iş farzı ayn değildir. Çünkü yüce Allah, Müslümanlardan kendi aralarında hayra çağıran, iyiliği emredip münkerden alıkoyan bir cemaat ortaya çıkarmalarını istemiş, ancak Müslümanların hepsinin bu işi ifa etmelerini istememiştir. Onlardan, böyle bir farzı yerine getirmek üzere bir cemaat ortaya çıkarmalarını istemiştir. O halde ayet-i kerimedeki emir böyle bir cemaati ortaya çıkarmak amacına yöneliktir. Yoksa bu iki işi yerine getirmek ayetteki emrin esas amacı değildir.
Sözü geçen iki amel ise varolması istenen cemaatın yapacağı işleri açıklamaktadır. O halde bu oluşturulması istenen cemaatın durumunu nitelendirmek amacındadır.
Cemaatın, cemaat niteliğiyle işi dolayısız olarak yerine getirebilecek bir yapıda olabilmesi için muayyen bir takım işlerin varlığı kaçınılmazdır. Cemaat olabilmek ve bu işi ifa etmeye devam edebilmek için bunlar zorunludur.
Cemaati cemaat yapan tek bir cisim yani bir kitle olabilmeleri için cemaat üyelerini birbirine bağlayan bir bağın varlığıdır. Böyle bir bağın varlığı söz konusu olmaksızın var edilmesi istenen cemaat ortaya çıkarılmaz. Oluşturulması istenen cemaat ise cemaat olmak niteliği ile faaliyet gösteren bir topluluk demektir. Çalışmalarını sürdürürken bir cemaat olarak varlığını sürdürmesini sağlayan ise itaati gerekli olan bir emirinin olmasıdır. Çünkü şeriat üç ve daha fazla sayıyı bulan her topluluğa başlarına bir emir tayin etmelerini emretmektedir. Allah'ın Rasulü şöyle buyurmuştur: "Yeryüzünün düzlüğünde bulunan üç kişinin, aralarından birisini emir tayin etmeksizin durmaları helal değildir.” [2]
Cemaat üyeleri arasında bir bağın ve kendisine itaatin vacip olduğu bir emirin varlığını gerektiren bu iki nitelik yüce Allah'ın: "Sizden bir topluluk bulunsun." emrinin gereklerindendir. Yani sizden, üyelerini bir birine bağlayan bir bağı ve itaatı farz olan bir emiri bulunan bir topluluk var edilmelidir anlamına gelir. İşte; cemaat, kitle, parti, cemiyet ya da cemaat hakkında kullanılan herhangi bir isim ile anılan bu topluluk, kendisini cemaat kılan nitelikleri tamamıyla bünyesinde bulunduran ve faaliyetlerini sürdürürken de cemaat kalmasını sağlayan özellikleridir. Böylelikle ayet-i kerimeden; parti, kitle, cemiyet, örgüt ya da buna benzer varlıkları ortaya çıkarmayı emrettiği açıkça anlaşılmaktadır.
Ayet-i kerimedeki bir cemaatı var etme emrinin siyasal parti kurma emri demek olduğuna dair açıklamaları şöylece yapabiliriz: Ayet-i kerime evvela bu cemaatın yapacağı işi tayin etmektedir. Bu iş ise İslâm’a çağırmak, iyiliği emredip münkerden alıkoymaktır. İyiliği emredip münkerden alıkoyma işi genel bir emir olarak varid olmuştur. Bu emir yöneticilere iyiliği emredip onları münkerden alıkoymayı da kapsamaktadır. Bu ise yöneticilerin hesaba çekilip sorgulanmalarının farz olduğu anlamına gelir. Yöneticilerin hesaba çekilip sorgulanmaları ise siyasal partilerin yerine getirdiği siyasi bir çalışmadır. Bu da siyasi partilerin en önemli işleri arasında yer alır.
İşte bundan dolayı ayet-i kerime İslâm’a davet etmek, iyiliği emredip münkerden alıkoymak, yöneticileri de yapacakları uygulama ve tasarrufları dolayısıyla hesaba çekip sorgulamak maksadıyla siyasal partiler kurmaya delil olmaktadır.
Ayet-i kerime, bu partilerin İslâm akidesi üzerinde yükselen, şer’î hükümleri kabul eden İslâmi partiler olmaları gerektiğini de göstermektedir. Söz konusu bu partilerin komünist, sosyalist, kapitalist, ırkçı, vatancı ve kavmiyetçi parti olmaları yahut demokrasiye, laikliğe ve masonluğa çağırmaları veya İslâm akidesi dışındaki esaslar üzerinde yükselen veya şer’î hükümler dışındaki yasa ve kanunları benimseyen partiler olmaları caiz değildir. Çünkü ayet-i kerime, bu partilerin niteliklerini, ifa edecekleri işlerle sınırlandırmaktadır. Söz konusu bu işler ise; İslâm’a çağırmak, iyiliği emredip münkerden alıkoymaktır. Bu işleri yerine getirecek olanın ise; İslâm’a bağlı olması, İslâm esaslar üzerine kurulması, İslâm’ın hükümlerini benimseyip kabul etmesi gerekir. Komünizmi, sosyalizmi, kapitalizmi, demokrasiyi, laikliği, masonluğu, ırkçılığı ve vatancılığı esas olan ulusal ve bölgeci esaslar üzerinde kitleleşmeyi kabul eden bir partinin ise İslâm esası üzerinde kurulması, İslâm’ı kabul etmesine, İslâm’ı taşımasına veya hükümlerini benimsemesine imkan yoktur. Böyle bir parti ancak küfür esası üzerine kurulabilir ve küfür düşünceleri üzerine kitleleşmiş olabilir.
Bu nedenle Müslümanlara komünizmi, sosyalizmi kapitalizmi demokrasiyi, laikliği, masonluğu, kavmiyetçiliği veya toprağa bağlı milliyetçiliği yahut da İslâm dışında herhangi bir temel üzerinde kitleleşmeyi haram kılmaktadır.
Diğer taraftan bu partilerin gizli değil açık olmaları icab etmektedir. Çünkü hayra çağırmak, iyiliği emredip münkerden alıkoymak yöneticileri hesaba çekip sorgulamak ve ümmet yoluyla yönetime ulaşmak için çalışmak; açık ve herkesin gözü önünde yapılan faaliyetlerdir. Bunlar gizli, saklı yapılmaz. Ta ki bunlardan istenen maksat gerçekleşebilsin.
Diğer taraftan bu partilerin çalışmalarının terörize (maddi güçle) olmaması gerekir. Çünkü bunların yapacakları iş, sözle yapılan bir iştir. Partiler söz ile İslâm’a davet eder, iyiliği emredip münkerden alıkoyar. Bundan dolayı kullanacakları araçların güç kullanmayı gerektirmeyen araçlar olması icap etmektedir. Partiler silah kullanamaz, faaliyetleri için baskı ve terörü bir yol edinemez. Çünkü yöneticiye karşı silah taşımak caiz değildir. Zira bu konuda bunu yasaklayan hadisi şerifler varid olmuştur. Bundan dolayı iyiliği emredip münkerden alıkoymayı, yöneticileri hesaba çekip sorgulamayı, onlara karşı silah çekilmeksizin yapılması mümkündür. Bu sebepten dolayı da kullanılacak araçların maddi güçle olması yasaktır. Yöneticiye karşı silah çekmek ise tek bir durum müstesna haramdır. Bu tek durum ise elimizde onun hakkında Allah'tan gelmiş bir delil bulunan birtakım küfrü ortaya çıkarması, izhar etmiş halidir. Tıpkı Übade b. es-Samit yoluyla gelen hadisi şerifte varid olduğu gibi: "...Ve yönetim hususunda emir sahipleriyle anlaşmazlığa düşmemek, ancak buna dair elimizde Allah'tan gelmiş kesin bir delilin bulunduğu apaçık bir küfür hali görmemiz müstesna."[3]
* * * * *
Bu kitabın yeniden gözden geçirilmesi ve düzenlenmesi, hadislere ait senetlerin çıkartılması, H. 15 Muharrem 1417 Cumartesi, M. 1/7/1996 günü sübhan olan Allah'ın yardımı ile tamamlanmıştır.
* * * * *

[1] Ali İmran: 104

[2] Ahmed b. Hanbel, 6360; Abdullah b. Amr yoluyla rivayet etmiştir

[3] Müslim, 3427
 
Üst