***...Sikke-i Tasdik-i Gaybi çıktı ...*** | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

***...Sikke-i Tasdik-i Gaybi çıktı ...***

ORHANCAN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
2,536
Puanları
0
Yeni Asya Neşriyat ve Can Kardeş Yayınları, yayınladıkları yeni eserlerle 'Vatan sathını bir mektep yapma' gayretini sürdürüyor. Yeni Asya Neşriyat, Risâle-i Nur Külliyatının, yeni tanzimle hazırlanan 12. kitabı Sikke-i Tasdik-i Gaybi'yi, Can Kardeş Yayınları ise iki setten oluşan çocuk kitaplarını satışa sundu.
***

Sikke-i Tasdik-i Gaybi çıktı


Bediüzzaman'ın 'kerâmet mecmuası' da dediği Risâle-i Nur Külliyatı'ndan Sikke-i Tasdik-i Gaybî isimli eser, müellifi tarafından önceleri 'mahrem ve has talebelere mahsus' kaydı düşülerek gizli tutulmuş, hatta vefatından sonra yayınlanması arzu edilmiştir. Ancak daha sonra eser, adliyece ortaya çıkarılmış ve üç mahkeme tarafından incelendikten sonra tekrar iade edilmiştir.

Bediüzzaman Hazretleri, eserin ortaya çıkması, iki sene mahkemelerde dolaşması ve kendi tabiriyle 'muhalif, nâmahrem nazarlarca' görülmesi sebebiyle, önceleri arzu etmediği halde, sonradan yayınlanmasını uygun görmüştür.

Bediüzzaman'a göre, bir diğer yayınlama sebebi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî'nin Risâle-i Nur'un ehemmiyetini ispat ederek Nur talebelerinin şevkini arttırması ve kuvve-i maneviyelerini takviye etmesidir.

"Leyle-i Kadir'de İhtar Edilen Bir Mesele-i Mühimme" adlı bölümle başlayan eserde yer alan dikkat çeken diğer konular şunlardır:

Mânâ ve cifir hesabı yönünden Risâle-i Nur'a işaret eden otuz üç Kur'ân âyeti (1. Şuâ), Hz. Ali'nin Risâle-i Nur hakkındaki işaretleri (8. Şuâ), Gavs-ı Âzam Abdülkadir Geylani Hazretlerinin Risâle-i Nur hakkındaki gaybî haberleri (8. Lem'a), bazı Nur talebelerinin Risâle-i Nur hakkında takdirkâr sözlerini içeren mektup ve şiirler, 27. Mektub'dan bazı önemli parçalar, Hüve ve Na'büdü Nüktesi...

Eserle ilgili olarak Bediüzzaman şu hatırlatmayı da yapar:

"Bu risâleyi mütalâa eden zatlar, inceden inceye, hususan cifrî hesâbâtına meşgul olmaya lüzum yok. Hem bir kısmı anlaşılmasa da zararı yok. Hem umumunu okumak da lâzım değil. Hem kerâmet-i Gavsiyenin ahirinde, iki yüz yirmi dördüncü sayfada, Şamlı Hafız Tevfik'in fıkrasından başlayıp ahire kadar mütalâadan sonra ve baştaki mukaddemeyi de okuduktan sonra istediği parçayı okusun." (Kastamonu Lâhikası, s. 165.)


Bediüzzaman'ın eser hakkındaki diğer bazı sözleri ise şunlardır:

* "Benim çok kusurlu, ehemmiyetsiz şahsiyetime pek cüz'î bir harika isnadına bedel, Risâle-i Nur'un harikalarını ispat edip gösteren Sikke-i Gaybî Mecmuası yüz derece, belki bin derece ziyade Nurlara itimat kazandırır ve makbuliyetine imza basar." (Şuâlar, s. 417)

* "Nurların makbuliyetine imza basan ve şehadet eden bine yakın işaret-i gaybiye ve emârât ve vâkıatı, Sikke-i Gaybiye mecmuası delilleriyle ispat etmiş." (Şuâlar, s. 367)

* "İnşaallah Sikke-i Gaybiye medrese-i Nuriyede parlak bir tarzda çıkacak ve güzel fütuhat yapacak." (Emirdağ Lâhikası, s. 199)

Metne ait lügatçenin aynı sayfalarda verildiği Sikke-i Tasdik-i Gaybî'de indeks, dipnot ve kronolojik bilgiler de bulunuyor. Eser, renkli, büyük olarak hazırlandı.


http://www.yeniasya.com.tr/2006/10/16/yazarlar/yasya.htm
 

ANTI_TAGUT

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Ara 2006
Mesajlar
66
Puanları
0
Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Sayfa 128


Beşinci vecih: Üstadımız kendisi söylüyor ki:
"Ben sekiz-dokuz yaşında iken, bütün nahiyemizde ve etrafında ahali Nakşî tarikatında, ve oraca meşhur Gavs-ı Hizan namıyla bir zattan istimdat ederken, ben akrabama ve umum ahaliye muhalif olarak "Yâ Gavs-ı Geylânî" derdim. Çocukluk itibarıyla elimden bir ceviz gibi ehemmiyetsiz birşey kaybolsa, "Yâ Şeyh! Sana bir Fatiha, sen benim bu şeyimi buldur." Acaiptir ve yemin ediyorum ki, bin defa böyle Hazret-i Şeyh, himmet ve duasıyla imdadıma yetişmiş. Onun için bütün hayatımda umumiyetle Fâtiha ve ezkâr ne kadar okumuşsam, zât-ı Risaletten (a.s.m.) sonra Şeyh-i Geylânî’ye hediye ediliyordu. Ben üç-dört cihetle Nakşî iken, Kadirî meşrebi ve muhabbeti bende ihtiyarsız hükmediyordu. Fakat tarikatla iştigale ilmin meşguliyeti mâni oluyordu.
Sonra bir inayet-i İlâhiye imdadıma yetişip gafleti dağıttığı bir zamanda, Hazret-i Şeyhin Fütuhu’l-Gayb namındaki kitabı hüsn-ü tesadüfle elime geçmiş. Yirmi Sekizinci Mektupta beyan edildiği gibi, Hazret-i Şeyhin himmet ve irşadıyla eski Said (r.a.) yeni Said’e inkılâp etmiş. O Fütuhu’l-Gayb’ın tefe’ülünde en evvel şu fıkra çıktı

Yani, "Ey biçare! Sen Darü’l-Hikmeti’l-İslâmiyede bir âzâ olmak cihetiyle güya bir hekimsin, ehl-i İslâmın mânevi hastalıklarını tedavi ediyorsun. Halbuki, en ziyade hasta sensin. Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul; sonra başkasının şifasına çalış." İşte o vakit, o tefe’ül sırrıyla, maddî hastalığım gibi mânevî hastalığımı da kat’iyen anladım. O şeyhime dedim: "Sen tabibim ol." Elhak, o tabibim oldu. Fakat pek şiddetli ameliyat-ı cerrahiye yaptı. Fütuhu’l-Gayb kitabında "Yâ gulâm!" tâbir ettiği bir talebesine pek müthiş ameliyat-ı cerrahiye yapıyor. Ben kendimi o gulâm yerine vaz ettim. Fakat pek şiddetli hitap ediyordu: "Eyyühe’l-münafık," "Ey dinini dünyaya satan riyakâr" diye, diye... Yarısını ancak okuyabildim. Sonra o risaleyi terk ettim. Bir hafta bakamadım. Fakat ameliyat-ı cerrahiyenin arkasından bir lezzet geldi; iştiyakla o mübarek eseri acı tiryak gibi veya sulfato gibi içtim. Elhamdü lillâh, kabahatlerimi anladım, yaralarımı hissettim, gurur bir derece kırıldı." Hocamızın sözü bitti.



Hazret-i Şeyhin vefatından sonra hayatta oldukları gibi tasarrufu ehl-i velâyetçe kabul edilenüç evliya-yı azimenin en âzamı o Hazret-i Gavs-ı Geylânî’dir. Ve demiş:
fıkrasıyla ba’delmemat dua ve himmetiyle müridlerinin arkasında ve önünde bulunmasıyla, böyle harika keramet-i acibe ile meşhur bir zat, elbette böyle bir zamanda kıymettar bir hizmet-i Kur’âniye bir müridinin vasıtasıyla olacağını onun görmesi ve göstermesi şe’nindendir. Şeyhin bahsettiği ehemmiyetli müridi ve talebesi ve himayegerdesi olan şahıs, binden sonra, on dördüncü asırda geleceğine bir imadır.


http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&Book=SikkeiTasdikiGaybi&Page=128

http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&Book=SikkeiTasdikiGaybi&Page=129


Şu yazıyı ehli sünnet akaidine göre bir açıklar mısınız ? Ehli sünnet akaidini , kuran ve sünnet ana kaynaklarıyla bu yazıyı değerlendirebilecek var mı ?
 

ORHANCAN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
2,536
Puanları
0
Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Sayfa 128


Beşinci vecih: Üstadımız kendisi söylüyor ki:
"Ben sekiz-dokuz yaşında iken, bütün nahiyemizde ve etrafında ahali Nakşî tarikatında, ve oraca meşhur Gavs-ı Hizan namıyla bir zattan istimdat ederken, ben akrabama ve umum ahaliye muhalif olarak "Yâ Gavs-ı Geylânî" derdim. Çocukluk itibarıyla elimden bir ceviz gibi ehemmiyetsiz birşey kaybolsa, "Yâ Şeyh! Sana bir Fatiha, sen benim bu şeyimi buldur." Acaiptir ve yemin ediyorum ki, bin defa böyle Hazret-i Şeyh, himmet ve duasıyla imdadıma yetişmiş. Onun için bütün hayatımda umumiyetle Fâtiha ve ezkâr ne kadar okumuşsam, zât-ı Risaletten (a.s.m.) sonra Şeyh-i Geylânî’ye hediye ediliyordu. Ben üç-dört cihetle Nakşî iken, Kadirî meşrebi ve muhabbeti bende ihtiyarsız hükmediyordu. Fakat tarikatla iştigale ilmin meşguliyeti mâni oluyordu.
Sonra bir inayet-i İlâhiye imdadıma yetişip gafleti dağıttığı bir zamanda, Hazret-i Şeyhin Fütuhu’l-Gayb namındaki kitabı hüsn-ü tesadüfle elime geçmiş. Yirmi Sekizinci Mektupta beyan edildiği gibi, Hazret-i Şeyhin himmet ve irşadıyla eski Said (r.a.) yeni Said’e inkılâp etmiş. O Fütuhu’l-Gayb’ın tefe’ülünde en evvel şu fıkra çıktı

Yani, "Ey biçare! Sen Darü’l-Hikmeti’l-İslâmiyede bir âzâ olmak cihetiyle güya bir hekimsin, ehl-i İslâmın mânevi hastalıklarını tedavi ediyorsun. Halbuki, en ziyade hasta sensin. Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul; sonra başkasının şifasına çalış." İşte o vakit, o tefe’ül sırrıyla, maddî hastalığım gibi mânevî hastalığımı da kat’iyen anladım. O şeyhime dedim: "Sen tabibim ol." Elhak, o tabibim oldu. Fakat pek şiddetli ameliyat-ı cerrahiye yaptı. Fütuhu’l-Gayb kitabında "Yâ gulâm!" tâbir ettiği bir talebesine pek müthiş ameliyat-ı cerrahiye yapıyor. Ben kendimi o gulâm yerine vaz ettim. Fakat pek şiddetli hitap ediyordu: "Eyyühe’l-münafık," "Ey dinini dünyaya satan riyakâr" diye, diye... Yarısını ancak okuyabildim. Sonra o risaleyi terk ettim. Bir hafta bakamadım. Fakat ameliyat-ı cerrahiyenin arkasından bir lezzet geldi; iştiyakla o mübarek eseri acı tiryak gibi veya sulfato gibi içtim. Elhamdü lillâh, kabahatlerimi anladım, yaralarımı hissettim, gurur bir derece kırıldı." Hocamızın sözü bitti.



Hazret-i Şeyhin vefatından sonra hayatta oldukları gibi tasarrufu ehl-i velâyetçe kabul edilenüç evliya-yı azimenin en âzamı o Hazret-i Gavs-ı Geylânî’dir. Ve demiş:
fıkrasıyla ba’delmemat dua ve himmetiyle müridlerinin arkasında ve önünde bulunmasıyla, böyle harika keramet-i acibe ile meşhur bir zat, elbette böyle bir zamanda kıymettar bir hizmet-i Kur’âniye bir müridinin vasıtasıyla olacağını onun görmesi ve göstermesi şe’nindendir. Şeyhin bahsettiği ehemmiyetli müridi ve talebesi ve himayegerdesi olan şahıs, binden sonra, on dördüncü asırda geleceğine bir imadır.


http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&Book=SikkeiTasdikiGaybi&Page=128

http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Kulliyat&Book=SikkeiTasdikiGaybi&Page=129


Şu yazıyı ehli sünnet akaidine göre bir açıklar mısınız ? Ehli sünnet akaidini , kuran ve sünnet ana kaynaklarıyla bu yazıyı değerlendirebilecek var mı ?

A.tagut kardeşim sen bir kere ÜSTAD (ra) HAZRETLERİNİ KABUL ETMEYEN İNSANSIN VE İLK MESAJLARINDA BUNU İSPATLADIN....

Şimdide gelmiş ehl-i sünnet akaidine göre soru soruyorsun...

Yazılanlara yakından uzaktan ALAKAN olmadığın belli , bilsen ne yapacaksın ki...amacın her zaman ki gibi merak ve öğrenmek olmadığı gibi FİTNE - FÜCUR çıkarmak olduğundan sana cevap vermeyeceğim..

Belki ÜSTAD (RA) Hazretlerinin birilerine dediği gibi **..tükürün o hayasızların yüzüne..** kelimelerine LAYIKSINIZ:::

LÜTFEN benim açtığım konuda böyle TASAVVUF ve METAFİZİK olaylarını açarak soru sorma ve lütfen kıştınız..
 

ANTI_TAGUT

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Ara 2006
Mesajlar
66
Puanları
0
Böyle bayağı cevap vermen normaldir . Çünkü beslendiğin kaynak belli .
Said nursiyi imanın şartı görenlerle ehli sünnet tabi ki konuşulmaz ..
 

Satuk Buğra

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
22 Ara 2006
Mesajlar
1,121
Puanları
0
Yaş
51
Böyle bayağı cevap vermen normaldir . Çünkü beslendiğin kaynak belli .
Said nursiyi imanın şartı görenlerle ehli sünnet tabi ki konuşulmaz ..
Üstad Bediüzzamanla f. güleni karıştırmamalısınız kardeş. F. gülenle ilgili doğru tesbitlerin Üstadı eleştirmenle zayıflıyor. Şunu unutmaki ehli sünnette zahiri ve batıni ulema her zaman olmuş, zahiri ulema batıni ulemaya haksızca karşı çıkmıştır. Yukarıda alıntıladığın Üstad Bediüzzamanın çocukluğu ile ilgili anılarındaki kerametleri neden imkansızmış gibi görüyorsunuz. Siz Allahın gücünü çok sınırlı görüyorsunuz herhalde ki, şu anda yaşamayan bir Allah dostunun bir çocuğu duyup ona yardım etmesini Allahın mülküne müdahele sanıyorsunuz. Allahın gücü sınırsızdır. Ki bu olup bitenlerde yine Allahın izni ile oluyor. F. gülende tümüyle haklısınız, ama Üstad Bediüzzamanı anlamaya çalışsan sizin için daha hayırlı olur diye düşünüyorum. Elbette üstad yegane değildir. İslam alemi Üstad Bediüzzaman gibi nicelerini yetiştirmiş, dahada yetiştirecektir. Ancak yine Üstad Bediüzzaman İslam Alimleri içerisinde çok önemli bir yere sahiptir, o sıradan bir ehli sünnet alimi değildir. Allaha emanet olunuz.
 

ORHANCAN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
2,536
Puanları
0
"alimler peygamberlerin varisleridir" idi ! (sahihtir)


Evet uyulması gereken sünneti seniyyedir ama müceddid nedir diye de merak etdin mi hiç kardeşim anlamını iyi oku ama yorumlayıp çarpıtma lütfen..


10. Soru:
--Müceddid nedir, özellikleri nelerdir?
--"Allah-u Teâlâ Hazretleri her asrın başında bu ümmetin işlerini, bilgilerini yenileyen, ona çeki düzen veren bir müceddid gönderir." diye hadis-i şerif vardır. Onun için, o hadis-i şerifi okuyanlar bilirler bu meseleyi...
Bazı kimselerin o müceddidlerden olduğu hüsnüzan edilmiştir. Meselâ, İmâm-ı Rabbânî Efendimiz müceddid-i elf-i sânî'dir. Yâni, ikinci binin müceddidi diye bu lakabla tanınmıştır. Her asrın müceddidi vardır. Tabii, onun alâmeti, sünnet-i seniyyeyi bilmesi, Kur'an-ı Kerim'i tam bilmesi ve sapıtmaları, hurafeleri, sapmaları, dinin özünden uzaklaşmaları tesbit edip, onları engellemesi, işi tekrar rayına oturtmasıdır. Müceddidliğin aslı odur. Yâni, sahabe müslümanlığına doğru işi tekrar yörüngeye oturtmak, raydan çıkmış olan vagonu tekrar raya oturtma çalışmasıdır. Bu şekilde anlatabiliriz.
[Merhum M. Es'ad Coşan Hocaefendimiz 15. Hicrî Asrın başında, 1400 - 1421 yılları arasında irşad görevi yapmıştır.]

http://www.dervisan.com/yazi/rabita.htm

RABITA

Prof. Dr. Mahmud Es'ad COŞAN Rh.A


anlamadınsa özetleyim:

Tabii, onun alâmeti, sünnet-i seniyyeyi bilmesi, Kur'an-ı Kerim'i tam bilmesi ve sapıtmaları, hurafeleri, sapmaları, dinin özünden uzaklaşmaları tesbit edip, onları engellemesi, işi tekrar rayına oturtmasıdır.

yapılanları bir de bu zaviyeden bak kardeşim..


..CEVABINI DİĞER TARAFTA VERMİŞTİM...OKU DA ÖĞREN...
 

terennum

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
6 Ara 2006
Mesajlar
71
Puanları
0
Boşuna zahmet etmeyin Orhan kardeşim.
Bir kişi ne anlamak isterse onu anlar.
Bin tane delil getirseniz yine inanmaz yine kabul etmez.
 

hasandemir

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
7 Eki 2006
Mesajlar
624
Puanları
0
Anti tağut sana bir soru!

Hz. Musa ile Hızır kıssasını bir açıklar mısın?Hızır denilen kişi kimdir?Bilgisinin kaynağı nedir?Gelecekte olacak olayları nasıl bilmektedir?Yoksa hadisleri kabul etmediğin gibi kur'anı da mı kabul etmiyorsun?
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
52
Satuk abi,

Ben de şu sıradan olma ya da sıradan olmama hususuna takıldım..

Üstadın sıradan bir Ehl-i Sünnet Alimi olmamasını bir açar mısınız?

Bir de sıradan alimlerimize örnekler verir misiniz? Çağımızdan olsun olmasın..

(hasan abi, Allah razı olsun sen de çok güzeel bir konuyu gündeme getirdin)
 
Üst