Sıkıntısız ni’met olmaz | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Sıkıntısız ni’met olmaz

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
Sıkıntısız ni’met olmaz
19.07.2010

İnsanların, sıhhatli, sağlam, rahat, neşeli yaşamalarına ve âhirette sonsuz saâdete kavuşmalarına sebep olan faydalı şeylere ni’met denir. Allahü teâlâ, çok merhametli olduğu için, kullarına lâzım olan bütün ni’metleri yarattı ve bunların nasıl kullanılacağını da, Peygamberlerle gönderdiği kitâplarında bildirdi. Müslümân olsun, kâfir olsun, herhangi bir insan, bu kitâplara uygun yaşarsa, dünyâda râhat ve huzûr içinde olur. Îmân ederek bunlara uyarsa, dünyâda rahat ettiği gibi, âhirette de ebedi saâdete kavuşur.

Allahü teâlâ, kullarına verdiği her ni’meti, belli sebepler altında ve bir külfet karşılığında ihsân etmektedir. Îmân edip, emredilenleri yapan, yasak edilenlerden sakınan bir kimse, dünyâda rahat eder ve âhirette de ebedi saâdete kavuşur. Emirleri yapmak, yasaklardan sakınmak, insanın nefsine ağır gelmekte ve bunu bir külfet olarak görmektedir. Saâdete kavuşmak için, bu külfete katlanmak gerekmektedir.

Bu dünyâ, imtihân yeridir. Burada hak, bâtıl ile; haklı, haksız ile karışıktır. Burada, îmân edenlere sıkıntılar, belâlar verilmeseydi, yalnız inkâr edenlere verilseydi, o zaman dost, düşmandan ayrılır, belli olur ve imtihânın faydası kalmazdı. Allahü teâlâ, îmân edenleri mihnet ve belâ içinde göstererek, inkâr edenlerin gözünden sakladı. Böylece de dünyâ, imtihân yeri oldu.

Âdem aleyhisselâm, kupkuru bir dünyâya geldi ve yıllarca değil yüzyıllarca sıkıntı çekti. Sonra, iki evlâdından biri diğerini öldürdü. Bir baba için, çok zor bir durumdur bu.

Nûh aleyhisselâm, kavmi ile 950 sene uğraştı, inanmadıkları gibi çok eziyet de ettiler. Taş yağmuruna tutarlar ve her seferinde öldü diye bırakırlardı. Cebrâil aleyhisselâm gelir yaralarını sarar, tekrar tebliğe başlardı.

İbrâhim aleyhisselâmı ateşe attılar. Ayrıca oğlu İsmâil aleyhisselâmı kurban etme emri verildi ki; İbrâhim aleyhisselâm, Allahü teâlânın Halîli idi.

Mûsâ aleyhisselâm da çok çekti. Doğduğu sene firavun bütün erkek çocukları öldürdü. Senelerce çobanlık yaptı.

Eyyüb aleyhisselâm, senelerce hastalık çekti. Yakûb aleyhisselâm, ağlamaktan gözlerini kaybetti. Yûsuf aleyhisselâm, kuyuya atıldı, senelerce zindanda kaldı. Zekeriyya aleyhisselâm, ağacın içinde ağaçla birlikte kesildi. Îsâ aleyhisselâm da nice sıkıntılara maruz kaldı. Bunların hepsi peygamberdi. Neden bu kadar sıkıntı çektiler? Lâ ilâhe illallah dedikleri, insanları, çok büyük bir ni’met olan îmân ni’metine dâvet ettikleri için. Peygamber efendimiz; (Hiçbir Peygamber, benim çektiğim eziyyeti çekmedi, benim kadar üzülmedi) buyurmuşlardır.

Hazret-i Ebu Bekir, neler çekti, kaç kere dövüldü. Halbuki herkesten evvel îmân etmiş, malını ve canını bu uğurda fedâ etmişti. Hazret-i Ömer namaz kılarken, hazret-i Osman Kur’ân-ı kerîm okurken şehid edildi. Hazret-i Ali’nin çektikleri, hazret-i Hüseyin’in başına gelenler de herkesin mâlûmudur.

İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:
“Sıkıntıların gelmeleri, görünüşte çok acı ise de, bunların ni’met oldukları umulur. Bu dünyânın en kıymetli sermâyesi, üzüntüler ve sıkıntılardır. Bu dünyâ sofrasının en tatlı yemeği, dert ve musîbetlerdir. Bu tatlı ni’metleri, acı ilâçlarla kaplamışlar, bununla imtihân yolunu açık tutmuşlardır. Saâdetli, akllı olanlar, bunların içine yerleştirilmiş olan tatlıları görür. Üzerindeki acı örtüleri de tatlı gibi çiğnerler. Acılardan tat alırlar. Nasıl tatlı olmasın ki, sevgiliden gelen her şey tatlı olur. Hasta olanlar, onun tadını duyamaz. Kalbin hasta olması, Ondan başkasına gönül vermesidir. Saâdet sâhipleri, sevgiliden gelen sıkıntılardan o kadar tat alırlar ki, iyiliklerinde o tadı duyamazlar. Her ikisi de sevgiliden geldiği hâlde, sıkıntılardan, sevenin nefsi pay almaz. İyiliklerini ise, nefis de istemektedir.”

Netice olarak her ni’met, külfet karşılığıdır. Îmân edenler, dünyâda, birkaç gün dert, belâ çekmeselerdi, Cennetin lezzetlerinin kıymetini anlayamazlar ve ebedî ni’metlerin kıymetini bilemezlerdi.
osman ünlü
 
Üst