Seyyid Abdulbaki Hazretleri

SOFİ

Üye
Katılım
22 Kas 2006
Mesajlar
8
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
36
kardeşlerim abilerim sizlerden kim seyyid abdulbaki hazretlerinin mürididir
allah için bende onun müridiyim onu ilk gördüğümde çok sevdim çok büyük bir zattır o bir ara namazımı bıraktım rüyama gelerek bizleri unuttun mu dedi hayır dedim ve ağladım o ruyamda
.
 

Nevfal

Üye
Katılım
28 Eyl 2006
Mesajlar
102
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Kardeşim, kendim Abdulbaki Hazretlerinin bir müridi değilim lakin müridi olan bir çok arkadaşım ve büyüğüm var. Her Allah dostunu sevdiğimiz gibi on mübareği de seviyoruz.

Senden ricam ilim tahsilini asla unutma yani sadece ben sofiyim diyerek bırakma ve sürekli İslami eserleri oku. Özellikle fıkıh ve tasavvufa yönelik.
 

Mevlevi

Paylaşımcı
Katılım
22 Eki 2006
Mesajlar
382
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Konum
Manavgat
Web sitesi
www.abdullahbaba.net
Ben Avatarımda resmi bulunan Tireli Hacı Kamil Efendinin dervişiyim. Allah bizleri bu mübareklere layık etsin...
 
Katılım
26 Kas 2006
Mesajlar
5
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
45
Selamu Aleykum Ve Rahmetullah Allahin Hidayeti Hidayeti Ariyanlarin Uzerine Olsun O Zati Ziyaret Ettim Size Bir Dost Olarak Tavsiyem O Zati Bir Insan Bir Acz Sahibi Olarak Gormeniz Kainata Hukmeden Daima Goren Daima Sizi Isiten Daima Yardiminiza Kosan Ne Dilerse Yapan Bir Zat Olarak Kabul Etmemeniz Cunku Bunlar Rabbimizin Sifatlaridir Malum Bu Hatalari Yapan Kardesler Var O Yuzden Yazdim Ben Menzile 10 Dan Fazla Gittim Defalarca Abdulbaki Efendiyle Gorustum Ama Bu Hatalardan Hali Olan O Cemaatta Cok Az Kizi Gordum.vesselam
 
Katılım
26 Kas 2006
Mesajlar
5
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
45
Kirici Oldysam Ozur Dilerim Lakin En Onemlisi Rabbimizin Rizasi Degilmi?allahi Yucelte Bildigin Kadar Yucelt Bunun Disindakileri Ise Gozunde Fazla Buyutme Muhterem Kardesim.
 

Nevfal

Üye
Katılım
28 Eyl 2006
Mesajlar
102
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Kirici Oldysam Ozur Dilerim Lakin En Onemlisi Rabbimizin Rizasi Degilmi?allahi Yucelte Bildigin Kadar Yucelt Bunun Disindakileri Ise Gozunde Fazla Buyutme Muhterem Kardesim.

Ölçü o dur ki, Allahu Teala'nın izni ile bir veli ötelerin ötesini de görür lakin izin vermezse burnunun ucunu dahi göremez.

Allahu Teala ve Tekaddes Hazretleri bir hadis-i kudside bir kulunu sevince onun gören gözü, yürüyen ayağı, işiten kulağı ve tutan eli olurum diyor. Hal böyle olunca Allahu Teala bir veliyi vesile kılarak bir çok bizim olağanüstü dediğimiz şeyleri yapabilir. Mecburi değildir elbette.

Teşekkürler hassasiyetin için.
 

nasuhi86

Üye
Katılım
30 May 2007
Mesajlar
1
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Bitkileri Büyüntende ALLAH tır ama onların büyümesine muazzam bi gök cismi olan güneşi vesile kılmıştır.güneş olmayan yerde hayat olmaz e Allah güneş e muhtaç SÜMME HAŞA. O zaman; yani sebepler aleminde yaşıyoruz.bu zatlarda ALLAH ın iznile bizim gibi kuru otların güneşidir vesselam tabi yerin altına saklanıp ne güneşi ya güneş filan yok demeyenler için
 

cypermethrin

Asistan
Katılım
12 May 2007
Mesajlar
264
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
38
Ölçü o dur ki, Allahu Teala'nın izni ile bir veli ötelerin ötesini de görür lakin izin vermezse burnunun ucunu dahi göremez.

Allahu Teala ve Tekaddes Hazretleri bir hadis-i kudside bir kulunu sevince onun gören gözü, yürüyen ayağı, işiten kulağı ve tutan eli olurum diyor. Hal böyle olunca Allahu Teala bir veliyi vesile kılarak bir çok bizim olağanüstü dediğimiz şeyleri yapabilir. Mecburi değildir elbette.

Teşekkürler hassasiyetin için.

Herşeyi görmek ve işitmek Sadece Allahü Tealaya ait olan bir sıfat. Bunu bir kula yakıştırmakta ne ola ki!!!!
 

cypermethrin

Asistan
Katılım
12 May 2007
Mesajlar
264
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
38
kardeşlerim abilerim sizlerden kim seyyid abdulbaki hazretlerinin mürididir
allah için bende onun müridiyim onu ilk gördüğümde çok sevdim çok büyük bir zattır o bir ara namazımı bıraktım rüyama gelerek bizleri unuttun mu dedi hayır dedim ve ağladım o ruyamda
.

Görünen hallerden ve yaşanan fiillerden birşey anlamayıp rüyalarda hikmetler aramak, feraset değil gaflettir. Bir şeyhin, Allahu Teâlâ gibi herşeyi bildiğini söylemek. Onun bütün alemi elinde tuttuğunu iddia etmek. Mürşidi adına keşif ve kerametler uydurmak, böyle hikayelerle onu insanların nazarında yücelteceğini sanmak, koyu bir cehalettir. Bu sıfatları bu insanlara yakıştırmak onları ilahlaştırdığı gibi ayrıca şirke koşmaktır.
 
Katılım
19 Tem 2007
Mesajlar
62
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Konum
Kayıp Şehir....
seyyid Abdulbaki hz.

kurbanlar bende bir sofi olarak Abdulbaki hz. müridiyim şunu söylemek gerekir o ki görenleri imana getirir oki baktığı yere gül saçar.kaç defa denedim yüzüne doya doya bakmayı ama olmadı her defasında yüzümü eğmek zorunda kaldım neden derseniz bende o yüz yoktuki bakayım onun karşısına benden daha üstünler cıkmalı biz günahkar olarak hangi cüretle bakarız ne hakla af isteriz.
Yüzünden nur akıyo gittiği yere gül kokuları saçıyo cennetin kapılarını açıyo kurbanlar sonunda hakka vardık geç olmadan döndük karanlık yoldan aydınlık yola şuan aydınlıklar içinde Seydamı her an anar oldum her gün ağlıyorum kurbanlar sizide beklerim menzil köyüne....
 
Katılım
19 Tem 2007
Mesajlar
62
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Konum
Kayıp Şehir....
seyyid Abdulbaki hz.

tükenir kağıtlar ilamım bitmez eririm karşında dizlerim tutmaz yazamaz kalemler sultanım seni öyle bir içimde büyük heybesin nasıl anlatayım yoktur benzerin çiçekler içinde açan meleksin,isyan edenleri hakka çevirir bir bakışta ona muhabbet verir güzel nurun yıkar günah kirleri, Seni görmeyenler bunu anlamaz aşka düşen gönül beni kınamaz cümle bilgin gelse yine yazamaz seni cennet görünüyor o ay yüzünden yarelere merhem tatlı sözünden kurtuluşa erer tutan elinden nice derman gizli ela gözünden derdini unutur akan yüzüne seninle geleyim bende rabbime....
 
Katılım
19 Tem 2007
Mesajlar
62
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Konum
Kayıp Şehir....
evet yeniyim karanlıktan sonradan cıktım şuan aydınlıklar içindeyim şükür yarabbim sana şükürler olsun doğru yolu er geç anladık eskiden bilmezdik ama sonradan öyle bir dank ettiki anladık neyin dogru neyin yanlış oldugunu
dünya yalan dünya bataklık asıl güzellik bizi bekliyo öbür tarafta Allah hepimize cennet nasip etsin.eskiden ölüm dendiği zaman korkardım ama şuan ölüm gelsinde alsın diyorum (Seyda Abdulbaki bilvanisi hz.) görünce rüyama girince gerçekler göründü kurbanlar...
 

ayşirin

Şairane
Katılım
7 Şub 2007
Mesajlar
1,269
Tepkime puanı
5
Puanları
0
tam 3 kere görmek nasip oldu gerçekten çok heybetli bir zat kendisi...onun ziyaretinde bulunanlar çok iyi anlar o heybeti...ama tam olarak müridiyim diyemeyiceğim...
 

Dut_agaci

Kıdemli Üye
Katılım
14 Ocak 2007
Mesajlar
7,219
Tepkime puanı
330
Puanları
0
Web sitesi
www.Menzil.Net
kardeşlerim abilerim sizlerden kim seyyid abdulbaki hazretlerinin mürididir
allah için bende onun müridiyim onu ilk gördüğümde çok sevdim çok büyük bir zattır o bir ara namazımı bıraktım rüyama gelerek bizleri unuttun mu dedi hayır dedim ve ağladım o ruyamda
.

buyur sofi :)
 

ferdikucuk

Üye
Katılım
28 Tem 2007
Mesajlar
7
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
38
herhangi bir allah dostunun dergahına gidip beraber sohbetlerini dinlemek ve onlardan bir arada olmak herkese nasip olur insallah.
 

cypermethrin

Asistan
Katılım
12 May 2007
Mesajlar
264
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
38
evet yeniyim karanlıktan sonradan cıktım şuan aydınlıklar içindeyim şükür yarabbim sana şükürler olsun doğru yolu er geç anladık eskiden bilmezdik ama sonradan öyle bir dank ettiki anladık neyin dogru neyin yanlış oldugunu
dünya yalan dünya bataklık asıl güzellik bizi bekliyo öbür tarafta Allah hepimize cennet nasip etsin.eskiden ölüm dendiği zaman korkardım ama şuan ölüm gelsinde alsın diyorum (Seyda Abdulbaki bilvanisi hz.) görünce rüyama girince gerçekler göründü kurbanlar...

öldüğün zaman cennete gideceğine eminsin yani? Harika.
 

Chaylack

Üye
Katılım
27 Şub 2008
Mesajlar
25
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Tasavvuf Yolundan SEYYiD ABDüLBAKi HAZRETLERi

SEYYiD ABDüLBAKi HAZRETLERi





Bilvanis, Siyanüs, Taruni, Havil, Dilibey, Nurşin, Kasrik ve Gadir köylerinden soluklayarak Menzil’i mekan edinen Gavs Hz.leri ve oğulları (Seyda Hz.leri ve Seyyid Abdülbaki Hz.leri) kıyamete dek sürecek irşad faaliyeti sergilemektedirler. Peygamber soyundan gelen bu aile, şah-ı Nakşibendi (k.s.)’ın Kasr-ı Arifan’da başlattığı irşadın ikincisini her türlü çileye rağmen, devam ettirmektedirler. Bu yüzden Menzil’e Seyda Hz.leri (k.s.) ikinci Buhara demiştir. Gerek Gavs Hz.leri, gerek Seyda Hz.leri ve gerekse Seyyid Abdulbaki Hz.lerinin bu yerlerde Allah’ın rızasını kazanmaktan başka gayeleri olmamıştır. Rıza-ı Bari hayatlarının parçası olmuş ve bu uğurda diyar diyar gezmişler ve bu uzun yürüyüşten sonra , Menzil en son durakları olmuş. Böylece göç ve hicret hayatını yaşayarak Resulüllah’a mutabaat yaptılar.

Bu yürüyüşü önce Gavs Hz.leriyle köy köy gezerek başlamış Seyda Hz.leri döneminde kalabalıklara dönüşmüş ve Seyyid Abdülbaki Hz.lerin de ise zirveye ulaşmıştır. Bu irşad halkasının içinde şeyh Abdurrahman-ı Tahi, şeyh Fethullah, şeyh Muhammed Diyauddin, şeyh Ahmed-el Haznevi gibi sadatlar sıralanmış, mekan değiştirenlerin yerine Gavs Hz.leri, Seyda Hz.leri ve Seyyid Abdülbaki Hz.leri aynı heyecanla bu yolu bugüne dek taşıyarak onların yollarını takib etmişlerdir.



Nöbeti devraldığı zat, hem kardeşi, hem yol arkadaşı, hem mürşidi Seyda Hz.leridir. hayattayken arkasında iki büklüm bir vaziyette büyük bir adabla peşisıra yürümesiyle dikkati çeken Seyyid Abdulbaki Hz.leri ilerisini haber verircesine nöbeti Seyda Hz.lerinden devralmıştır. Babaları Gavs Hz.leri olan bu ikili, ailenin gözbebekleridir adeta.

Seyyid Abdulbaki Hz.leri tâ çocukluk yaşlarda hastalığa yakalanmış, zayıf ve bitap düşmüştür. Malum bizim gibi zayıf insanlar için hastalık günahlara kefaret olan ilaçtır ama, büyük zatlar için makam almalarına veya bir basamak ilerisine sıçramak için verilen ilaçtır. Verem hastalığına yakalanmış, ama hasta haliyle Siirt’te, oradan da Van’a okumaya gitmeyi ihmal etmedi. O zamanları medrese talebeliğinin yanısıra , tevbe de veriyordu. Bir yandan hastalık, bir yandan talebelik ve bir yandan da Gavs Hz.lerinin emri doğrultusunda irşada yardımcı olmasıyla alametlerini tâ o günlerde belli etmesi büyüklüğüne işarettir.

Gavs Hz.leri Van’a gönderdi. Van’da ne oldu? Kısa zamanda irşad halkası genişledi ve çoğaldı. Kötü hallerini bırakan halkaya dahil oluyordu. Tabii bu arada rahatsız olanlar muhalefet etmeye başladılar. istemeyenler ve çekemeyenler oldu. Münkirler boş durmadılar, hemen şikayet ettiler. iki-üç gün tevkif edildikten sonra Seyyid Abdulbaki Hz.lerini genç yaşta 30 gün süreyle tutukladılar. Molla Ahmed bu durumu Gavs Hz.lerine açıklamaya çekinir, rahatsızlık duyacağını hesap ederek önce tereddüt etti ve nihayet Seyyid Sıtkı’ya söyler. Zaten Seyyid Abdülbaki Hz.leri hastaydı. Bir de hapishane hayatı eklenince, bütün bunları Gavs Hz.leri işitirse ne yapar düşüncesiyle Molla Ahmed’in anlattıklarını dayıları açıklar.Dayıları Seyyid Sıtkı diyor ki:

“Ben Gavs Hz.lerine söyleyince, Gavs Hz.leri öyle oldu ki, öyle ferahlandı ki, inanın çiçek gibi açıldı. öyle tebessümle bana dedi ki:

-Ondan büyük nimet ne var? Allah’a şükredelim. imam-ı Rabbani, şah-ı Nakşibendi, Abdulkadir Geylani, şah-ı Hazne hepsi içerde mapus kaldı. Onlara mutabaatı oldu. Bazıları hata yapıyor, suç işliyor, tevkif ediliyor ve ceza altına giriyor. Bu Allah’ın yolunda tevkif edilmiş ve nezaret altına alınmış ne kadar büyük nimettir. Ne kadar şükretsek azdır.”

O yörenin insanları kötü işleri bırakıp, yola gelmesinden rahatsızlık duyanlar Yüzbaşı’ya şikayet ediyorlar, o da huduttaki yüzbaşıya bildiriyor, derken yirmibeş muhtardan imza toplayarak gözaltına alıyorlar.

30 günden sonra serbest bırakıyorlar. Gerçi şikayet edenlerin ekserisi hakikati görünce pişmanlık duymuşlar ve yola girmişler. Baktılar ki ne kadar çile çekiyorsa bu zat, o kadar Allah (C.C.) daha fazla veriyor. Bu durumu idrak edenler hemen diz çöküp halkaya dahil oluyorlardı. 30 günden sonra Menzil’e geliyorlar, daha sonraları tekrar okumak için gidip geliyorlardı. Allah’ın dostları hepsi çekmiş, eziyet onlar için lezzet ve taddır.Seyyid Abdulbaki Hz.lerinin terbiyesinde başta Gavs Hz.lerinin ve Molla Derviş gibi Hocaların katkısı büyüktür. Seyda Hz.leri nasıl ki Gavs Hz.lerinin emrinde nasıldı, Seyyid Abdülbaki belki iki-üç misli daha fazla Seyda (k.s.)’ın emrindeydi. Seyda Hz.leri ağabey-kardeş ilişkisinin ötesinde can yoldaş idiler. Seyyid Abdulbaki Hz.leri Gavs (k.s.)’ın döneminde bile Seyda Hz.lerinin karşısında sanki ölü ve cansız gibiydi, yani teslimiyet çoktu. Zaten Seyyid Abdülbaki Hz.lerinin bu halleri , onun ileride Seyda Hz.lerinden sonra büyük bir zat olacağını haber veriyordu. Adabı ve halleri “Seyda Hz.lerine layık olmaya çalışacağım” mesajını ortaya koyuyordu.

Nitekim de Seyda Hz.leri bu dünyadan göç ettikten sonra irşad daha da kat kat arttı.Seyyid Abdulbaki Hz.leri hastalık çektiği için genç yaşlarda çok zayıfmış, ince yapılıymış. Gavs Hz.lerini Ankara’ya yolladı, o hastalık geçti, dönüşte kilo almaya başladı. Böylece o zayıflık da üzerinden alınmış yerine heybet hakim olmuş. Hem de öyle bir heybet ki, sima olarak artık babası Gavs
Hz.lerine benziyordu. Seyda Hz.lerinin sofilerinden Gavs’ı tanımayanlara, Seyyid Abdulbaki’yi görmeniz kâfi deniliyor. Gerçekten de, Gavs’ı görenler yüzcek benzediğini söylüyorlar. Hastalık, hapis, eziyetler derken sabır yürüyüşünü Seyda Hz.lerinin arkasında adapla yapıyordu. Seyda Hz.lerinin halifelik öncesi ve sonrası emrinden çıkmayan birisi varsa o da Seyyid Abdulbaki Hz.leri idi. Hayatında iki şey mukaddes biliyordu: birisi Gavs Hz.leri ve Seyda Hz.leri, diğeri ise Kur’an ve hadis…

öyle ki , Seyda Hz.leri şu işi yap, hemen yapıyordu. Ağabey-kardeş ilişkisi teslimiyet çerçevesinde geçti. Zaten Mürşid-i Kâmil’in alameti âdâbıdır. Gavs Hz.leri vefat edince bütün işleri Seyda Hz.leri yapıyordu. O yıllar en büyük yardımcısı Seyyid Abdulbaki (k.s.)idi. Hayatını âdâb ve teslimiyet üzerine tanzim etmişti. Gavs Hz.lerine de öyle candan ve aşktan bağlıydı ki,
onun dar-ı bekâya irtihali Seyyid Abdulbaki (k.s.)’ın iç dünyasında fırtına estirmiş, adeta şok hali yaşamasına sebep oldu. öyle bir şok ki beraber yaşadıkları Seyda Hz.lerini bile bir an unuttururcasına, 21 gün biat etmemiş Gavs Hz.lerinin merkadına günlerce yüz sürmüş ve onu kaybetmenin hüznünü yaşıyordu. Tabii bu şoktan çıkmama hali Seyda Hz.lerine beyatını
geciktirmesine sebep olmuş. Seyyid Abdulbaki Hz.lerinin bu haline itiraz edenler olmuş ama , o bütün bunlara aldırış etmeden Gavs (k.s.)’ın merkadına yapışmıştı. Yine birgün Seyyid Abdulbaki Gavs’ın merkadında, Seyda Hz.leri de merkadda o arada Kur’an okuyor. işte o sıra ne olduysa orda oluyor, Seyda Hz.leri:

“Abdulbaki otur…” diyor ve beyatı o anda gerçekleşiyor. Hatta, maneviyatta Gavs’ın (k.s.) Seyda Hz.lerine üç sefer:

“- Raşid, S. Abdulbaki’ye dikkat et. Onu sana teslim ettim” dediği rivayet ediliyor. Böylece, Seyda Hz.leri bu ikaz karşısında Seyyid Abdulbaki (k.s.)’ına “otur” diyerek emaneti veriyor. Kelimenin tam anlamıyla bu emanet Seyyid Abdulbaki’ye (k.s.) verilen en büyük hediyeydi. Artık o şok hali
üzerinden kalkıyor, yeni bir hayata başlamanın sevinci üzerini kaplıyordu. Gavs (k.s.)zamanındaki beraberlik eskisinden daha da çok koyulaşarak Mürşid-Halife ilişkisine dönüşüyor. Seyda Hz.leri halifeliği Molla Abdulbaki ile beraber ikisinin icazetini bir perşembe akşamı veriyor. Seyda Hz.lerinin sofileri Menzil’e ziyarete gittiğinde hep onu Seyda Hz.lerinin arkasında iki büklüm gördü ve hafızalarımızda hep o hali kaldı. Ayrıca Seyyid Abdulbaki sırt ağrılarından dolayı Seyda Hz.lerinin emriyle ameliyat da olurlar.Seyda Hz.leri de dar-ı bekâya irtihal edince bütün yük Seyyid Abdulbaki Hz.lerinin omuzlarına binmiştir. Nasıl ki, Gavs zamanında en büyük destekçi

Seyda Hz.leri idi, Seydamızın döneminde de en büyük yardımcı Seyyid Abdulbaki Hz.leri idi. şimdi Menzil’in işleri daha da yoğunlaşmıştır. Bir yandan camii inşaatı, diğer yandan merkad inşaatı ve diğerleri bunun en büyük göstergesidir. Menzil artık gelen misafirleri maddeten kaldıramadığı için, Seyyid Abdulbaki Hz.leri büyük çapta inşaat ve imar faaliyetlerini başlatarak, Gavs (k.s.) ve Seyda (k.s.)’ın bıraktığı temelleri daha da genişletmişlerdir.

önce Türk-i Cumhuriyet’lere yönelik bir seyahatı başlatırlar. Daha sonra bu yolculuktan sonra umre hazırlığına koyulur. Türk-i iller ve Umre yolculuğu derken, Menzil’e döner dönmez merkad ve camii inşaatını gerçekleştirir. Sene içinde de Afyon’u ve Pursaklar’ı ziyaret ederek hem irşad hem de mutabaat yapıyorlar. Seyda Hz.lerinden devraldığı yük, beş-on misli daha da artarak
bu dönemde şeritle (iple) tevbe verme metodunun görülmesi bu dönemin en belirgin özelliğini ortaya koyması bakımından mühimdir. O kadar yük artmış ki, Allah’ın rahmeti ve kudreti olmasa hiç bir insanın bu yükü taşıması mümkün değildir. Bütün bu eziyetleri Allah için çekiyorlar. Her türlü insanın nefes kokusuna normal bir insan, değil bir gün, bir saat bile dayanamaz. öyle oluyor ki, camii tıklım tıklım, üstüste secde ediliyor, nefessizlikten dayanılmaz hale geliyor. Böyle olduğu halde, hem camii inşaatı, hem Menzil’in işleri, hem sırt ağrıları, hem de irşad faaliyetlerini bıkmadan usanmadan, aralıksız bir şekilde yürütüyorlar. Fakat, Allah-ü Teala ona göre kuvvet vermiş. Allah’ın muhabbeti olmazsa ve sadatların muhabbeti olmazsa bütün bu işlerin yapılması imkânsızdır.

Bel ağrılarına rağmen yine de irşaddan geri kalmıyor, devamlı sofilerin hizmetinde. Rahatsızlığını bile hiçbir zaman dile vurmaktan haya edinen bir mizacı var. Hastalığını soranlara, sıkılgan bir vaziyette anlatmaktan imtina ediyor, ancak ve ancak sırtını çeviremediğini görerek anlaşılıyor. Dikkatle bakıldığında kendini ve sırtını çeviremediği gözlerden kaçmıyor. Bunlara rağmen irşad faaliyetlerine yılmadan usanmadan ve sorumluluk duygusuyla devam ediyorlar. Bu vazifeyi madem yapacaksan, tam yapacaksın şuuruyla hareket ediyor. Allah (C.C.) ecirlerini artırıyor.

Seyyid Abdulbaki Hz.leri denilince ilk evvela âdâb akla geliyor. Gavs (k.s.)’ın şah-ı Hazne’ye bağlılığı ve Seyda Hz.lerinin Gavs’a teslimiyeti, Seyyid Abdulbaki (k.s.)’ında zirveye çıkarak âdâba dönüşmüştür. Diğer halifelerde de var ama, Seyyid Abdulbaki’de tarif edilmez bir şekilde
bambaşka…

Seyda Hz.lerinin ardından merkadı ve camiiyi yapması, evlere ve çeşmelere el atması gibi faaliyetlerine de akıl sır ermiyor. Yani tasarrufatına akıl ermiyor ve çok hızlı başladı. Tabii hep Allah’tan geliyor. Bu dönemde çorba daha da fazla kaynıyor, ekmek daha çok çıkıyor, tabiri caizse on misli oldu.

işte bu yoğun faaliyetinde Seyyid Abdulbaki Hz.lerinin dilinden sohbet bile işitemez olduk. Zaten fırsat yok. Sohbet ederse, tevbe veremezsin ve irşadın aksamasına yol açar. O bakımdan hiç boş durmuyor, o yüzden sohbete sıra gelmiyor. Seyda Hz.leri Gavs’tan sonra yaklaşık iki sene çok sohbet etti, sonradan birdenbire bıraktı. Vefatına yakın veda niteliğinde sohbetleri oldu o kadar. Fakat, Seyyid Abdulbaki Hz.leri irşadı devraldıktan sonra sohbet etmemesi, yukarıda işaret ettiğimiz hususlardan kaynaklanmaktadır. Bu dönemde amel, zikir ve akıl ön planda. Muhabbetten ziyade çalışmak, bu dönemin en belirgin özelliği.

işin özü, fazla söze ne hacet, Seyyid Saki Hz.lerinin de buyurduğu gibi:

“Artık emeklemeyi bitirdik, şimdi Amel zamanı…”
 

girdap

Ordinaryus
Katılım
8 Şub 2007
Mesajlar
2,541
Tepkime puanı
252
Puanları
0
Allah hayırlı uzun ömürler versin,ihvanının başından eksik etmesin inşallah...
 
Üst