Şerİat

kadem

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
19 Ağu 2006
Mesajlar
1,622
Beğeniler
2
Puanları
0
#1
ŞERİAT

(DİNÎ ŞARTLAR)


“Şeriat”, şartlar anlamında...

Bir diğer ifadesiyle de; “dini şartlar”, “din’deki şartlar” anlamında..



“Şeriat “ demek; işin zâhir plânı demektir.





ŞERİAT, KURALLAR SAHASIDIR!


Madde ile düşünce dünyası arasındaki saha şeriâttır. Yani kurallar sahasıdır. Bu sahada belirli kurallara uyularak yapılan fiili çalışmalar, neticede kişiyi “Hakikat”e yönelmeye sevkeder. İşte bu merhalede kişi şeriat safhasından tarikat safhasına geçer…





ŞERİAT,

DİN’İN HEDEFİ OLAN GAYEYE ULAŞMAK İÇİN GEREKLİ OLAN ŞARTLARDIR!


Peki, Din’deki şartlar niçin gelmiş?

Her oyunun birtakım şartları, kuralları vardır ve her oyunun bir gayesi vardır..

Her elde edilmek istenen nesneye veya gayeye karşı yapılması gereken birtakım çalışmalardan oluşan belli şartlar vardır.

İşte, “Din’in hedefi olan gayeye ulaşmak için gerekli olan şartlar” anlamında olarak, “Şeriat” denmiş.





“ŞERİAT”IN İKİ GAYESİ VARDIR


“Şeriat”ın 2 gayesi vardır;

Yani bir diğer ifadeyle; Din’in, Din’in gelmesinin 2 gayesi vardır;

1-Birinci gayesi;

İnsan ölümötesi yaşamda sonsuza dek hayatını sürdürmeye devam edeceği için ölümötesindeki yaşam şartlarına göre kendi şartlarını oluşturmak, o şartlara kendini adapte etmektir! Ki gelecekte içine gireceği ortamlarda belli sıkıntı ve azaplardan kendini kurtarsın, belli güzelliklere erişebilsin!

2-Din’in gelişinin ikinci bir gayesi daha vardır, o da;

Kişinin Allah’a ermesidir, Allah’a vuslattır!.

Birinci gaye olan “geleceğe kendini hazırlama” dediğimiz noktada yapılacak olan çalışmaların-yapılacak olan ibadetlerin getirisi söz konusu..

Yani bildiğimiz gibi namazı niye kılıyoruz, niye zikir yapıyoruz, niye oruç tutuyoruz...bunları defalarca izah ettik. Bütün kitaplarda kasetlerde var, bunu herkes biliyor.. Bunların detayına girerek vakit kaybetmeyeceğim...

Biz bu çalışmaları yaparak beynimizde belli güçler oluştururuz ve bu elde ettiğimiz güçler ruha yüklenir. 1. ci yönü bu...

2. yön; Allah’a ermektir. Yani esas itibariyle, insanın sadece birimselliğe dönük bir biçimde sadece yiyip içmek, yatıp kalkmak, uyumak vesaire gibi formasyonlar için varolmamış olduğu; insanın varoluşundaki ana gayenin ilâhi özelliklerin ortaya çıktığı şuurlu bir mahal olması ve bu şuurlu mahal olarak da kendi özüne hakikatine vâkıf olması!

“Kendi hakikatine vâkıf olması” cümlesine atıfla da, işin içyüzüne de“HAKİKAT” denmiş. “Hakikat”e erme!

Yani; kendi özüne-içyüzüne-aslına -orijinine vâkıf olmak!





“ŞERİAT” DÜZEYİ


Normalde, halkın "Şeriat düzeyi" dediği, "dinin sadece şekli hükümlerini yerine getirme" diye değerlendirilebilecek tefekkür yanı olmayan durum "Nefs-i Emmare" ve "Nefs-i Levvame" hâlleridir...





“ŞERİAT”,

YALNIZCA KURÂN VE ALLAH RASÛLÜ AÇIKLAMALARIDIR!


Baktığımızda, dün gördüğümüzün aynını gördüğümüz düşüncesini taşımamıza karşın, niye “yeni”yi farkedemiyoruz?…

Bunun en basit açıklaması, yazdığımız yazılardaki yanlışları, tekrar okuduğumuzda fark edemeyişimizdir… Daha detaylı anlatmak gerekirse, “refresh” yapmadan, sayfa açmamızdır!.. Yani, eski veri tabanıyla “yeni”ye bakmamızdır!

Ancak gerçekten “yeni”yi algılamak istiyorsak, “refresh” de yetmeyecek, belki toptan “format” atmak gerekecektir!… Bu da beyni sınırlı kapasite ile çalışanlar için fevkalâde güç, neredeyse imkânsız bir iştir!..

Peki olmayacak bir işse, niye bunları yazıyorum?

En azından böyle bir olay olduğunu düşündüm; ona göre varlıkları, yaşamı değerlendirmeye çalışıyorum; sizin de bundan haberiniz olsun, diye!… Zîrâ, “yeni”leri farketmezsek, hâlâ atamızın, babamızın veya annemizin “yenilenmiş”ini giymekte devam ederiz; gibime geliyor!.

Öyle ise gelin dostlar olabildiğince, eskiye veya başkalarına kıyaslamaları bir yana bırakıp, “yeni” olarak değerlendirmeye çalışalım her an tüm yaratılmışları! Bazıları “şeriat” sözcüğü kapsamına “Kur’ân ve Hadis” yanısıra “kıyâs ve icmâı” da koyar; ama biz, o kanaatte değiliz!… “Şeriât”, bize göre, “Kur’ân ve Allah Rasûlü açıklamalarından” ibarettir!

Gerisi, herkesin yorumunda ve sorumluluğundadır!.





ŞERİAT’IN TEKLİFLERİ

ÖLÜMÖTESİNDE GEÇERLİLİĞİNİ YİTİRİR!


“İbadet” adı verilen bütün çalışmaların, tamamiyle, beynin bioelektrik ve bioşimik yapısıyla ilgili olduğundan söz etmiştik...

İbadetlerin bir kısmı, bilindiği üzere, bedenin ihtiyaç duyduğu bioelektrik enerjiyi temine dönük olarak yapılmaktadır.

Bu enerji beyin tarafından değerlendirilerek, dalga bedene; ilim ve güç olarak yüklenir... İşte bu sebeple de, beyin durup, devre dışı kaldıktan sonra, yani “ölüm tadıldıktan” sonra, artık ölümötesi yaşamda ibâdetler kalmaz!..

İşte bu yüzden ölüm ötesinde şerîatın teklifleri geçerliliğini yitirir!.. Zira, zâhirle ilgili bütün bu teklifler, hep beynin bioelektrik ve bioşimik yapısıyla ilgili olarak düzenlenmiştir!.



“ŞERİAT,” KURÂN VE HADİS’TİR!

(ULÛHİYET’TEN GELEN HÜKÜMLERDİR!)

BU NEDENLE DE TÜM İNSANLAR,

BU HÜKÜMLERE UYUP UYMAMANIN NETİCELERİYLE KARŞILAŞACAKTIR!


Şeriat, Allah Rasùlü’nun buyruklarından ibarettir!.

Şeriat; Kur’ân ve Hadisten ibarettir!. Çünkü Kur’ân mutlak olarak, direkt ilâhi hükümleri bildirendir... Bunun dışındaki görüşler beşeri-terkîbî kayıtlardır!. İlâhi hükümlerin, beşere göre yorumlanmasıdır!.

Dolayısıyla beşeri yorumlar ilâhi hükümleri kaydı altına almaz; tâbi olma zorunluluğu getirmez!.

Burası çok ince bir noktadır…

Buranın çok iyi anlaşılması gerekir!. Ulûhiyetten gelmeyen hükümler, mutlaka beşeriyettendir!. Yani terkibiyettendir!

Eğer kişi diyorsa ki,”ben Nebi’yim”, onun hükmüyle amel edilir!.Ama Nebî değilse, yâni Allah’ın elçisi değilse, Allah’ın hükümlerini bildirmiyor!.Terkibinin meydana getirdiği hükümleri bildiriyordur...O zaman ona uymak farz değildir, gerekli değildir! Ama sen, o hükümlerde, seni ilâhi saadete ermeye götürücü bir anlam bulabiliyorsan, uyabilirsin; bulamıyorsan uymayabilirsin ve bundan da mesùl değilsin!

İşte bu yüzdendir ki öldükten sonra, kimse mezhebinden veya tarikatından sual olmayacak; mezheb veya tarîkat diye bir şey geçerli olmayacak; ancak ilâhi hükümlere uyup uymamanın neticeleri ile karşılaşacaktır!.





“ŞERİAT”, “SİSTEM”DİR!

ŞERİAT’I İNKLÂR EDEN, “HAKİKAT”İ İNKÂR ETMİŞ OLUR!


Şeriât ve hakikat ayrı iki şey değildir..

Birisi sistemdir, ikincisi ise sistemin uygulanması.

Dolayısıyla, şeriatı inkâr eden, aynıyla “Hakikat”i inkâr etmiş olur! Çünkü şeriat, “Hakikat”in fiiler mertebesindeki adıdır!.

Şeriat, hakikat esasları üzerine bina edilmiş, hakikatın gerekleri üzerine düzenlenmiş fiillerden ibarettir...

İş böyle olduğu zaman, kim ki şeriatı inkâr eder, o kimse “hakkikatın” ne olduğunu bilmeyenlerdendir! Çünkü şeriat aynıyla hakikat temeline dayanarak bina olmuştur!. Hattâ, şeriat adı kalkar, şeriat adı kalktığı zaman varolan “Hakikat”tır ve “Hakikat”in fiilleri, şeriatın gereği olan fiillerse, gene aynıyla şeriattır!.

Yani netice olarak kim ki şeriattan bir hususu reddeder veya inkâr eder, o hakikati redddetmiş veya inkâr etmiş olur.





“ŞERİAT”A UYMAMANIN SONUCU


Bizim ef’al mertebesinde gördüğümüz bütün fiiller, “Hakikat”e dayanır.

”Hakikat” dediğimiz şey, Hakk’kın varlığı ve onda mevcùd olan mânâların âşikâre çıkışıdır... Bu mânâlar, âşikâre çıkarken, terkibiyet hükmüyle zâhir olduğu için biz ona “beşerden meydana geliyor!” deriz...

Beşerden meydana gelen fiiller, eğer terkib hükmünün neticesiyse, tabiatı-duyguları-şartlanmaları ve neticesi alışkanlıkları ortaya koyar!.

Alışkanlıklar-şartlanmalar-tabiat-duygular dediğimiz şey ise; tabii hükmüyle ortaya çıkması halinde ilâhi emirlere ters düşer!. İlâhi emirlere ters düşmesinin sebebi de, beşeriyet kayıtları içinde, yani Hakk’kın belli isim terkibi-mânâları içinde kalması dolayısıyladır… Ki bu da kişinin neticede âkibette cehennemini meydana getirir.

Kişi, terkib olmaktan doğan fiillerle yaşar ve bunun neticesinde de cehenneme gider!. Bu da şeriata uymamanın neticesi olmuş olur!.





ŞERİAT’A UYMANIN ALT SINIRI CENNETİ,

ÜST SINIRI ALLAH’A VÂSIL OLMAYI SAĞLAR!


“Şeriatın hükümleri” dediğimiz hükümler, Allah’ın emirlerini ve yasaklarını bildirir.

Bu emirler ve yasaklar, kişinin terkibiyet hükmünün ortadan kalkması için birer vesiledir.

Asgari ölçüleriyle ele alırsak; bu emirlere ve yasaklara uyulması, ruhta “Cennet” dediğimiz hâli oluşturur. Eğer üst sınırı ile ele alırsak, o takdirde kişinin terkib bağını yok eder-kişinin varlığını kaldırır! Terkib ortadan kalkar ve böylece de “Allah’a vâsıl olma” denilen hâl meydana gelir.

Allah’a vâsıl olduğun zaman, ilâhi isimlerin mânâları sende, Allah’ın dilediği şekilde aşikâre çıkar ve böylece de sen Allah’a vâsıl olmanın yaşamına geçmiş olursun.

Netice olarak demek ki “beşerin ebedi saadeti” denen şey; beşer hükmü altında var olan terkib kayıtlarının kalkarak , Allah’ı tanıma-bilme-”Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanma” denen şeyin gerçekleşmesi ve böylece bütün ilâhi isimlerin mânâlarının o mahalden aşikâre çıkabilecek hâle dönüşmesidir!

Eğer bu böyle olmayıp da, sen Hakk’ın ne olduğunu bilmene rağmen, hâlâ terkibi kayıtlarla tabiatın hükmüyle, alışkanlıklarınla yaşıyorsan, bu yaşamının neticesinde de senin için bir azap söz konusudur! Ancak bu azab, cehenneme mü’minlerin uğraması şeklinde anlatılan azaptır!

Yani, sen, şimdi burada kopamadığın alışkanlıklarından, şartlanmalarından, kayıtlarından, cehennemde uzun bir süre kalarak kopmak zorunluluğuna gireceksin! Bu durumda bağlarından kopma azabını yaşama durumu senin için mukadder olur!

Demek ki biz, “şeriat” dediğimiz ilâhi hükümler bütününe uyduğumuz zaman, ”terkibi kayıtlardan” kısmen çıkmış ve o nisbette “Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanmış” oluruz!

Aksi takdirde; terkibi kayıtlardan doğan fiiller, netice olarak kişinin cehennemini meydana getirir!.

Kişi, terkib olmaktan doğan fiillerle yaşar ve bunun neticesinde de cehenneme gider! Bu da şeriâta uymamanın neticesi olmuş olur!

Ahmed Hulûsi



ŞERİAT

(DİNÎ ŞARTLAR)


“Şeriat”, şartlar anlamında...

Bir diğer ifadesiyle de; “dini şartlar”, “din’deki şartlar” anlamında..



“Şeriat “ demek; işin zâhir plânı demektir.





ŞERİAT, KURALLAR SAHASIDIR!


Madde ile düşünce dünyası arasındaki saha şeriâttır. Yani kurallar sahasıdır. Bu sahada belirli kurallara uyularak yapılan fiili çalışmalar, neticede kişiyi “Hakikat”e yönelmeye sevkeder. İşte bu merhalede kişi şeriat safhasından tarikat safhasına geçer…





ŞERİAT,

DİN’İN HEDEFİ OLAN GAYEYE ULAŞMAK İÇİN GEREKLİ OLAN ŞARTLARDIR!


Peki, Din’deki şartlar niçin gelmiş?

Her oyunun birtakım şartları, kuralları vardır ve her oyunun bir gayesi vardır..

Her elde edilmek istenen nesneye veya gayeye karşı yapılması gereken birtakım çalışmalardan oluşan belli şartlar vardır.

İşte, “Din’in hedefi olan gayeye ulaşmak için gerekli olan şartlar” anlamında olarak, “Şeriat” denmiş.





“ŞERİAT”IN İKİ GAYESİ VARDIR


“Şeriat”ın 2 gayesi vardır;

Yani bir diğer ifadeyle; Din’in, Din’in gelmesinin 2 gayesi vardır;

1-Birinci gayesi;

İnsan ölümötesi yaşamda sonsuza dek hayatını sürdürmeye devam edeceği için ölümötesindeki yaşam şartlarına göre kendi şartlarını oluşturmak, o şartlara kendini adapte etmektir! Ki gelecekte içine gireceği ortamlarda belli sıkıntı ve azaplardan kendini kurtarsın, belli güzelliklere erişebilsin!

2-Din’in gelişinin ikinci bir gayesi daha vardır, o da;

Kişinin Allah’a ermesidir, Allah’a vuslattır!.

Birinci gaye olan “geleceğe kendini hazırlama” dediğimiz noktada yapılacak olan çalışmaların-yapılacak olan ibadetlerin getirisi söz konusu..

Yani bildiğimiz gibi namazı niye kılıyoruz, niye zikir yapıyoruz, niye oruç tutuyoruz...bunları defalarca izah ettik. Bütün kitaplarda kasetlerde var, bunu herkes biliyor.. Bunların detayına girerek vakit kaybetmeyeceğim...

Biz bu çalışmaları yaparak beynimizde belli güçler oluştururuz ve bu elde ettiğimiz güçler ruha yüklenir. 1. ci yönü bu...

2. yön; Allah’a ermektir. Yani esas itibariyle, insanın sadece birimselliğe dönük bir biçimde sadece yiyip içmek, yatıp kalkmak, uyumak vesaire gibi formasyonlar için varolmamış olduğu; insanın varoluşundaki ana gayenin ilâhi özelliklerin ortaya çıktığı şuurlu bir mahal olması ve bu şuurlu mahal olarak da kendi özüne hakikatine vâkıf olması!

“Kendi hakikatine vâkıf olması” cümlesine atıfla da, işin içyüzüne de“HAKİKAT” denmiş. “Hakikat”e erme!

Yani; kendi özüne-içyüzüne-aslına -orijinine vâkıf olmak!





“ŞERİAT” DÜZEYİ


Normalde, halkın "Şeriat düzeyi" dediği, "dinin sadece şekli hükümlerini yerine getirme" diye değerlendirilebilecek tefekkür yanı olmayan durum "Nefs-i Emmare" ve "Nefs-i Levvame" hâlleridir...





“ŞERİAT”,

YALNIZCA KURÂN VE ALLAH RASÛLÜ AÇIKLAMALARIDIR!


Baktığımızda, dün gördüğümüzün aynını gördüğümüz düşüncesini taşımamıza karşın, niye “yeni”yi farkedemiyoruz?…

Bunun en basit açıklaması, yazdığımız yazılardaki yanlışları, tekrar okuduğumuzda fark edemeyişimizdir… Daha detaylı anlatmak gerekirse, “refresh” yapmadan, sayfa açmamızdır!.. Yani, eski veri tabanıyla “yeni”ye bakmamızdır!

Ancak gerçekten “yeni”yi algılamak istiyorsak, “refresh” de yetmeyecek, belki toptan “format” atmak gerekecektir!… Bu da beyni sınırlı kapasite ile çalışanlar için fevkalâde güç, neredeyse imkânsız bir iştir!..

Peki olmayacak bir işse, niye bunları yazıyorum?

En azından böyle bir olay olduğunu düşündüm; ona göre varlıkları, yaşamı değerlendirmeye çalışıyorum; sizin de bundan haberiniz olsun, diye!… Zîrâ, “yeni”leri farketmezsek, hâlâ atamızın, babamızın veya annemizin “yenilenmiş”ini giymekte devam ederiz; gibime geliyor!.

Öyle ise gelin dostlar olabildiğince, eskiye veya başkalarına kıyaslamaları bir yana bırakıp, “yeni” olarak değerlendirmeye çalışalım her an tüm yaratılmışları! Bazıları “şeriat” sözcüğü kapsamına “Kur’ân ve Hadis” yanısıra “kıyâs ve icmâı” da koyar; ama biz, o kanaatte değiliz!… “Şeriât”, bize göre, “Kur’ân ve Allah Rasûlü açıklamalarından” ibarettir!

Gerisi, herkesin yorumunda ve sorumluluğundadır!.





ŞERİAT’IN TEKLİFLERİ

ÖLÜMÖTESİNDE GEÇERLİLİĞİNİ YİTİRİR!


“İbadet” adı verilen bütün çalışmaların, tamamiyle, beynin bioelektrik ve bioşimik yapısıyla ilgili olduğundan söz etmiştik...

İbadetlerin bir kısmı, bilindiği üzere, bedenin ihtiyaç duyduğu bioelektrik enerjiyi temine dönük olarak yapılmaktadır.

Bu enerji beyin tarafından değerlendirilerek, dalga bedene; ilim ve güç olarak yüklenir... İşte bu sebeple de, beyin durup, devre dışı kaldıktan sonra, yani “ölüm tadıldıktan” sonra, artık ölümötesi yaşamda ibâdetler kalmaz!..

İşte bu yüzden ölüm ötesinde şerîatın teklifleri geçerliliğini yitirir!.. Zira, zâhirle ilgili bütün bu teklifler, hep beynin bioelektrik ve bioşimik yapısıyla ilgili olarak düzenlenmiştir!.



“ŞERİAT,” KURÂN VE HADİS’TİR!

(ULÛHİYET’TEN GELEN HÜKÜMLERDİR!)

BU NEDENLE DE TÜM İNSANLAR,

BU HÜKÜMLERE UYUP UYMAMANIN NETİCELERİYLE KARŞILAŞACAKTIR!


Şeriat, Allah Rasùlü’nun buyruklarından ibarettir!.

Şeriat; Kur’ân ve Hadisten ibarettir!. Çünkü Kur’ân mutlak olarak, direkt ilâhi hükümleri bildirendir... Bunun dışındaki görüşler beşeri-terkîbî kayıtlardır!. İlâhi hükümlerin, beşere göre yorumlanmasıdır!.

Dolayısıyla beşeri yorumlar ilâhi hükümleri kaydı altına almaz; tâbi olma zorunluluğu getirmez!.

Burası çok ince bir noktadır…

Buranın çok iyi anlaşılması gerekir!. Ulûhiyetten gelmeyen hükümler, mutlaka beşeriyettendir!. Yani terkibiyettendir!

Eğer kişi diyorsa ki,”ben Nebi’yim”, onun hükmüyle amel edilir!.Ama Nebî değilse, yâni Allah’ın elçisi değilse, Allah’ın hükümlerini bildirmiyor!.Terkibinin meydana getirdiği hükümleri bildiriyordur...O zaman ona uymak farz değildir, gerekli değildir! Ama sen, o hükümlerde, seni ilâhi saadete ermeye götürücü bir anlam bulabiliyorsan, uyabilirsin; bulamıyorsan uymayabilirsin ve bundan da mesùl değilsin!

İşte bu yüzdendir ki öldükten sonra, kimse mezhebinden veya tarikatından sual olmayacak; mezheb veya tarîkat diye bir şey geçerli olmayacak; ancak ilâhi hükümlere uyup uymamanın neticeleri ile karşılaşacaktır!.





“ŞERİAT”, “SİSTEM”DİR!

ŞERİAT’I İNKLÂR EDEN, “HAKİKAT”İ İNKÂR ETMİŞ OLUR!


Şeriât ve hakikat ayrı iki şey değildir..

Birisi sistemdir, ikincisi ise sistemin uygulanması.

Dolayısıyla, şeriatı inkâr eden, aynıyla “Hakikat”i inkâr etmiş olur! Çünkü şeriat, “Hakikat”in fiiler mertebesindeki adıdır!.

Şeriat, hakikat esasları üzerine bina edilmiş, hakikatın gerekleri üzerine düzenlenmiş fiillerden ibarettir...

İş böyle olduğu zaman, kim ki şeriatı inkâr eder, o kimse “hakkikatın” ne olduğunu bilmeyenlerdendir! Çünkü şeriat aynıyla hakikat temeline dayanarak bina olmuştur!. Hattâ, şeriat adı kalkar, şeriat adı kalktığı zaman varolan “Hakikat”tır ve “Hakikat”in fiilleri, şeriatın gereği olan fiillerse, gene aynıyla şeriattır!.

Yani netice olarak kim ki şeriattan bir hususu reddeder veya inkâr eder, o hakikati redddetmiş veya inkâr etmiş olur.





“ŞERİAT”A UYMAMANIN SONUCU


Bizim ef’al mertebesinde gördüğümüz bütün fiiller, “Hakikat”e dayanır.

”Hakikat” dediğimiz şey, Hakk’kın varlığı ve onda mevcùd olan mânâların âşikâre çıkışıdır... Bu mânâlar, âşikâre çıkarken, terkibiyet hükmüyle zâhir olduğu için biz ona “beşerden meydana geliyor!” deriz...

Beşerden meydana gelen fiiller, eğer terkib hükmünün neticesiyse, tabiatı-duyguları-şartlanmaları ve neticesi alışkanlıkları ortaya koyar!.

Alışkanlıklar-şartlanmalar-tabiat-duygular dediğimiz şey ise; tabii hükmüyle ortaya çıkması halinde ilâhi emirlere ters düşer!. İlâhi emirlere ters düşmesinin sebebi de, beşeriyet kayıtları içinde, yani Hakk’kın belli isim terkibi-mânâları içinde kalması dolayısıyladır… Ki bu da kişinin neticede âkibette cehennemini meydana getirir.

Kişi, terkib olmaktan doğan fiillerle yaşar ve bunun neticesinde de cehenneme gider!. Bu da şeriata uymamanın neticesi olmuş olur!.





ŞERİAT’A UYMANIN ALT SINIRI CENNETİ,

ÜST SINIRI ALLAH’A VÂSIL OLMAYI SAĞLAR!


“Şeriatın hükümleri” dediğimiz hükümler, Allah’ın emirlerini ve yasaklarını bildirir.

Bu emirler ve yasaklar, kişinin terkibiyet hükmünün ortadan kalkması için birer vesiledir.

Asgari ölçüleriyle ele alırsak; bu emirlere ve yasaklara uyulması, ruhta “Cennet” dediğimiz hâli oluşturur. Eğer üst sınırı ile ele alırsak, o takdirde kişinin terkib bağını yok eder-kişinin varlığını kaldırır! Terkib ortadan kalkar ve böylece de “Allah’a vâsıl olma” denilen hâl meydana gelir.

Allah’a vâsıl olduğun zaman, ilâhi isimlerin mânâları sende, Allah’ın dilediği şekilde aşikâre çıkar ve böylece de sen Allah’a vâsıl olmanın yaşamına geçmiş olursun.

Netice olarak demek ki “beşerin ebedi saadeti” denen şey; beşer hükmü altında var olan terkib kayıtlarının kalkarak , Allah’ı tanıma-bilme-”Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanma” denen şeyin gerçekleşmesi ve böylece bütün ilâhi isimlerin mânâlarının o mahalden aşikâre çıkabilecek hâle dönüşmesidir!

Eğer bu böyle olmayıp da, sen Hakk’ın ne olduğunu bilmene rağmen, hâlâ terkibi kayıtlarla tabiatın hükmüyle, alışkanlıklarınla yaşıyorsan, bu yaşamının neticesinde de senin için bir azap söz konusudur! Ancak bu azab, cehenneme mü’minlerin uğraması şeklinde anlatılan azaptır!

Yani, sen, şimdi burada kopamadığın alışkanlıklarından, şartlanmalarından, kayıtlarından, cehennemde uzun bir süre kalarak kopmak zorunluluğuna gireceksin! Bu durumda bağlarından kopma azabını yaşama durumu senin için mukadder olur!

Demek ki biz, “şeriat” dediğimiz ilâhi hükümler bütününe uyduğumuz zaman, ”terkibi kayıtlardan” kısmen çıkmış ve o nisbette “Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanmış” oluruz!

Aksi takdirde; terkibi kayıtlardan doğan fiiller, netice olarak kişinin cehennemini meydana getirir!.

Kişi, terkib olmaktan doğan fiillerle yaşar ve bunun neticesinde de cehenneme gider! Bu da şeriâta uymamanın neticesi olmuş olur!

Ahmed Hulûsi
 

muhammedordusu

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
22 Ağu 2006
Mesajlar
70
Beğeniler
0
Puanları
0
#2
kardeş şeriatın(ALLAH ın hükümleri)yeryüzüne yayılmasını sağlamak hepimizin üstüne bir vebaldır.onun için hepimiz elimizden geleni yapmalıyız.yoksa aşağıdaki ayetlerin muhatabı bizler oluruz.ALLAH korusun.

Her kim Allah’ın indirdikleriyle hükmetmezse, işte onlar kafirlerin ta kendileridir ... zalimlerin ta kendileridir ... fasıkların ta kendileridir. [Maide 44-47].
 

HTML

Üst