Seher Yusuf, kızı Emine Nur’un düğününe gelemedi | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Seher Yusuf, kızı Emine Nur’un düğününe gelemedi

Ah Min'el AŞK

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2008
Mesajlar
5,481
Puanları
113
Web sitesi
askinelinden.wordpress.com
Seher Yusuf, kızı Emine Nur’un düğününe gelemedi


Çünküo kadîm bir başörtüsü mağduresi idi. Hz. Yusuf misali zindanlaraatılarak bedel ödemişti. Çünkü kızların, Emine Nur’ların hür ve özgüryüksek tahsil yapabilmesi için Kenan Evren’leri telgraf ile protestoetmişti. Çünkü o bir Kur’an kursu öğretmeni idi; Kur’an kursuöğretmeninin paşalara telgraf çekmek ne haddine idi.
Ve Seher Yusuf zindandan çıkınca göğüs kanseri oldu.. Ameliyatınıyapmak bana nasib oldu. Babası kahrından elden ayaktan, çaydan,ekmekten kesildi. Seher’in, öğretmenin tedavileri için hastane hastanedolaşırken eşi de kalb hastası oldu; bilmem kaç kez ölümden döndü. AmaSeher dönemedi. Mücadele mirasını ve gencecik bedenini Emine’lere,Nur’lara ve dünya kıyl-ü kal’ini biz dünyalılara bırakıp Emir Sultankabristanlığından terk-i dünya eyledi. Gidiş o gidiş.
Önceki hafta kızı Emine Nur’u gelin ettik. Annesi düğüne gelemedi; amaEmine Nur bembeyaz gelinliği ve de annesinin örneklediği bembeyaztesettürü ile mezarı başına koştu. Düğün alayı da peşinden. Eminecikannesinin mezarına sarıldı, öptü, ağladı, vedalaştı. Vedalaşma uzunsürdü. Sanki Emirsultan’dan İstanbul’a, yeni evine gelinim olarakhicret ve hüccet için uzun uzun ayakta, gözyaşlarını yutkunarak huzurdabekledi. Sanki annesinin mezardan eline sallayıp ‘Güle güle yavrum,merak etme emin ellerdesin, ben de emin eldeyim’ demesini bekledi.Alayımızı da ağlattı. En çok da babası ağladı; o kadar ki daha fazladayanamayıp kızının kolları arasına yığıldı. O da bedenini kızınınkollarına, kuşçuk kucağına bıraktı, çünkü dizleri taşıyamadı kuşçukbedenini.
İkinci annesi ve yoldaşı Müşerref hocahanım; en çok ağlayan ikincikişiydi. O hem meslekte, hem de ailede Seher hanım’ın selefi olmuştu.Emine’yi Seher ablasının kendine bir emaneti bilmiş; kendi kızı, odaarkadaşı, sırdaşı Hüdaya’dan bir kelimelik dahi ayırmadan, abla şefkatiile bugünlere o taşımıştı.
Üçüncü en çok ağlayan kişi 83’lük dede İbrahim efendi idi. Seher Yusuföldüğünde, o delikanlı baba çökmüş; ilk günden bugüne gece gündüz onabelki en çok o yanmış ve bu yüzden en çok o ihtiyarlamıştı; ama düğünalayından önce mezarlığa varmış; fakat dizleri daha fazla onu kızınınmezarı başına taşıyamamış veya annesi ile kızını baş başa bırakmakiçin; iki kabir beride çöke yazmıştı.
Evet Sibel Eraslan kardeşim; gelemediğin düğünün en can evinden vurucuperdesini Emirsultan’da gördük. Sen iyi ki bu perdeyi görmedin. YoksaYeni Akit’teki yazında bizi daha da çok ağlatırdın veya ağlamaktan hiçyazamazdın. Kalemine, yüreğine sağlık Sibel bacım. Başörtüsü mağdurlarıile ilgili duygu yüklü pek çok yazını duygulanarak okudum. Kızımderinden, sen yürekten yazıyorsun. Kalemleriniz, yüreklerinize sağlık.Seni okumasaydım, bu hafta yazamayacaktım. Çünkü Davet ve Tebliğisminde bir sunum için hazırlanıyorum; zamanım kalmadı ve ben sizlergibi de çabuk yazıp konuşamıyorum.
Düğünün İstanbul perdesinde Seher Yusuf’un dostları, hepimizin dostlarıvardı: Ümit Meriç, Mustafa İslamoğlu hocamdan Hatay Milletvekili Dr.Mehmet Sılay’dan Küçükçekmece Belediye Başkanı Aziz Yeniay’a, YıldızRamazanoğlu’dan Aysel Turgut’a.. Bizleri, Emine Nur Bengisu’yu yalnızbırakmadığınız, teselli olduğunuz için pek çok teşekkürler.
Düğünde ilahiler ve özgün Rumeli türküleri çalındı. Gelinimizin babasıve ben amcası Rumeliliyiz, Balkan Türklerindeniz. Oralarda, hiçbirokulda ve kamusal alanda başörtüsü kısıtlaması yok. Aksiyon dergisininEkim 2. sayısına bakın; ne Atina’da, ne Selanik’te, ne Manastır’da, neSofya’da ve ne de Üsküp’te yok öyle şey. Onun içindir ki oralarda 3000kızımız özgürce okuyabiliyor. Utanması gerekenlere ibret olsun...
Şimdi Emine Nur başörtülü bir fizik öğretmeni ve başörtüsükarşıtlarından henüz kurtulamadı. Onun için Cıvıltı Öğrenci Kulübündeminiklere gönüllü İngilizce dersi veriyor. Ama aklı fiziköğretmenliğinde; atanmayı bekliyor, içi titreyerek. Çünkü işe başladığıgün ceberutlar, çağın gerisindekiler, Demokles’in kılıçları ensesindeolacak. Kılıçların, altıokların gölgesinde öğretmenlik yapacak.. Veyaevinde oturacak. Ve altıoklular zafer kazanmış, mutlu olmuş olarakkadeh tokuşturacaklar.
Bu bir travma değil de nedir?.. Anasını mezara, kızını mezraya, yokyok; kazların peşine. Ama yok öyle yağma. Artık Yıldız Ramazanoğulları,Fatma Karabıyık Barbarosoğulları, Sibel Eraslanlar, Gülay Göktürkler,Nazlı Ilıcaklar, Nuray Mert’ler, Nihal Bengisu Karacalar, FatmaŞahinler ve niceleri yetişti. Onlar İstanbul’dan Viyana’ya, Paris’e,Erivan’a özgürlük kalemleri ile yeni medeniyet ufukları çiziyor.Mezralarda değil, ekranlarda, kürsülerde, İpek Yollarında, EdebiyatDergilerinde, yazıp konuşuyor ve koşuyorlar. İyi bir menzildeler. Vesular da hızla mecraına koşuyor. Statükocular da, skolastikler de belkibir gün yetişirler inşallah. Şimdilik tıknefesteler. Kendilerine de,kovaladıklarına da bu yarışta yürek, akıl, izan, insaf ve nefesdiliyorum.
Evet biz buyuz... Kalem de tesettür de hicab da edep de özgürlük demahpusluk da bizim için. Gözyaşı da düğün de ölüm de.. Yokuşları elbirlik aşarız bi’iznillâh.
Bir gün Kevser’in başında buluşmak dileğiyle.

Nihat Bengisu
 

Ah Min'el AŞK

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2008
Mesajlar
5,481
Puanları
113
Web sitesi
askinelinden.wordpress.com
Tutuklandığında öğretmendi. 1987’ydi. Soğuktu. Örtüyasakları vardı. Üniversitelere giremiyorduk. Seheryusuf Bengisu; 32yaşındaydı demir parmaklıklar arkasına atıldığında. Suçu zamanınCumhurbaşkanı Kenan Evren’e bir telgraf çekmekti... Telgrafında birbabadan söz ediyordu, öz evlatları arasında nasıl ayrım yapamayacaksa,bir cumhurbaşkanı olarak kız evlatlar, kadın vatandaşlar arasında daayrımcılık yapmaması gerektiğini söylemişti Evren’e. Bu suç işlemekoluyordu. Bir öğretmeni hapse attıracak, ardından mesleğinden menettirecek... Büyük bir suç. Küçük bebeği Emine Nur, o zamanlar üçyaşlarında var yok... Hapisten çıktığında annesini tanıyamamış, “Senanne misin yoksa teyze misin” diye soruyordu, oğlu Enes’se altıyaşındaydı... Dert ve hastalık, Seheryusuf ablayı, mahpusluktayakalamıştı. Bundan sonraki süreç, bir kadının azar azar hayattançekilmesi, kesilip biçilmesi, hızla erimesi şeklinde aktı gitti. Onuson yolculuğuna çıkardığımızda artık Emine Nur, annesini kimseylekarıştırmayacak yaştaydı, ayın ondördüne denkti yaşı gerçi, amaannesine yeşil renkli son giysisini giydirmek ona ve ağabeyi Enes’e nede ağır gelmişti...
Seheryusuf Bengisu, Isparta İmam Hatip Lisesi’nden sonra, Yüksek İslâmEnstitütüsü’nü bitirmiş, Bursa’daki bir Kur’an kursunda öğretmendi. Onu1986-1987 döneminde, yaşadığımız başörtü yasaklarından tanıyorum. Kızkardeşi sevgili Sevda Taşkın, Hukuk Fakültesi’ndeki en yakınarkadaşımdı... Yasaklar, tüm hızıyla, bir filizkıran fırtınasınadönüştüğünde, özellikle Anadolu’dan İstanbul’a okumaya, tahsil görmeyeve meslek sahibi olmaya gelmiş kız arkadaşlarımızın üzerinde derin birkaygıya sebep oluyordu... Çünkü çoğunun yurda girmekten yemekhaneyeveya hastaneye gitmeye kadar yaşadığı bir dizi yasaklar zinciri, herbirimizin hayatını adeta cehenneme çevirmişti... Bindiğimiz belediyeotobüsünden bile indiriliyorduk. Okulun önündeki yasak barikatınıaşamayınca sinir krizi geçirerek yere yıkılan arkadaşımız Esin’isırtlayarak hastane hastane gezdirdiğimizi tüylerim hâlâ diken dikenolarak hatırlıyorum... Hastaneler bizi almıyordu. Oysa biz çocuktuk,kimimiz on yedisinde, en büyüğümüz on dokuzunda kızlardık... Hastaneönünde incir ağacı diye bir türkü vardır, ağlarım her dinlediğimde,garip kaldım yüreğime dert oldu annem der... Garip kalmıştık. İştebizim için de her yan incir ağacıydı 1987’de... İşin en kötüsü, bizbunları, üzülmesinler diye ailelerimize bile anlatamıyorduk...Seheryusuf abla da kız kardeşi Sevda ve onun gibi niceleri için kalbisıkışan, dertlenen, bizler için bir anne gibi deli divane olan, güzelbir insandı... İtirazı vardı, tek meselesi okumak olan kızların buşekilde itilip kakılmalarına, ötelenmelerine itirazı vardı... AdıSeher, hem de Yusuf... Onu tıpkı masaldaki gibi bir kuyuya atarcasınasoktular demir parmaklıkların ardına, “Seheryusuf’u kurt yedi”dediler... Vallahi yalan, billahi yalan. Kurt kurtken yapmaz onayapılan zulmü kimseciklere... Anayı yavrularından ayırdılar. Meleşenkuzular gibi hasta edip de önlerine geri attılar o güzel anayı...Seheryusuf eridi, eridi, Nur suresine dönüştü kalbimizde, Ahzap’ıngüzel ayetlerine benzedi...
Yavrucuklarım Emine Nur ile Muhammet Bengisu’nun düğünlerineyetişemedim. Enes Bengisu bana yazdığı bir mektubunda annesininvefatından kısa bir süre önce, meşhur “Çile bülbülüm çile” şarkısının“Allah!” nakaratına birlikte nasıl eşlik ettiklerinden sözetmişti...Yasaklar ömürlerimizi biçti. Biz 1968’den bu yana tam dört nesildirölüyoruz. Gözlerinizin önünde. Size daha ne diyeyim ben?
Şarkının dediği gibi her şey. Ne diyeyim? “ALLAH...”

Sibel Eraslan http://www.habervaktim.com/yazar/28951/seheryusuf_kizinin_dugunune_gelemedi.html


Seher Yusuf ablayla ortaokul yıllarımda tanışmıştım.Oturuşu,kalkışı,duruşuyla hep takdir etmişimdir.O zamanlar annemlerler zindan olaylarını vs..konuşurlarken cocuk aklı pek kulak asmamıştım :( ne kadar değerli bir hanımefendi olduğunu maalesef çok geç anladım.Keşke diyorum,o zamanları daha iyi değerlendirseydim..Mekanın cennet olsun abla...​
 
Üst