Şâyet onlar kendilerine zulmettikleri vakit sana gelseler... | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Şâyet onlar kendilerine zulmettikleri vakit sana gelseler...

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
İmam Hâfız Ebû Abdillâh Muhammed İbnu Mûsâ İbni Nu’mân el-Mezâlî el-Merrâküşî (ö 683) şöyle diyor: Bize rivayet edildiğine göre Hâfız Ebû Sa’d es-Sem’ânî, Ali radıyellahu anhu ve kerremellahu vechehû’nun şöyle dediğini anlattı: "Resûlüllah sallellahu aleyhi ve sellem’i defnettikten üç gün sonra yanımıza bir bedevî geldi, kendini Nebî sallellahu aleyhi ve sellem’in kabri üstüne attı, toprağından başına saçtı ve şöyle dedi: Söyledin ve sözünü işittik. Senden anladığımızı sen Allah’tan anladın. Sana indirilen ayetler arasında, Şâyet onlar kendilerine zulmettikleri vakit sana gelseler, hemen Allah’tan af isteselerdi ve onlar için Resûl de af isteseydi, Allah celle celâlühû’yu elbette tevvâb ve rahîm olarak bulacaklardı ayeti de vardı. Nefsime zulmettim ve benim için af dilemen maksadıyla geldim.

Bunun üzerine kabirden hemen, bağışlandın diye ses geldi."


Kaynak: Mısbâhu’z-Zalâm (21)



[Bu rivâyeti benzeri bir lafızla şu imamlar da rivayet etti:

İmam Beyhakî
, Şuabu’l-Îmân’da (3/495),

İmam İbnu Kesîr, Tefsîr’inde (2/306),

İmam Kurtubî
, Tefsîr’inde (5/265),

İmam Nesefî, Tefsîr’inde (1/234),

İmâm İbnu Kudâme
, el-Muğnî’de (3/557),

İmam İzz İbnu Cemâa
, Hidâyetü’s-Sâlik’de (3/1383),

İmam İbnu’l-Cevzî, Müsîrul-Ğarâmi’s-Sâkin’de (2/301),

İmam Sâlihî
, Sübülü’l-Hüdâ ve’r-Reşâd’da (12/380),

İmam Semhûdî
, Vefâu’l-Vefâ’da (4/1361),

İmam Ebu’l-Yümn İbnu Asâkir, İthâfu’z-Zâir’de (68-69),

İmam İbnu’n-Neccâr
, ed-Dürretü’s-Semîne’de (224),

İmam İbnu Hacer el-Heytemî
, Tühfetü’z-Züvvâr’da (55)], Kitabı tahkîk edip neşredenin dipnotu. Aynı yer (s.22)
 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
İmam Ebû Abdillah Muhammed İbnu Mûsâ İbni Nu’mân el-Mezâlî el Merrâküşî, yine kendi isnadıyla, Muhammed İbnu Nu’mân İbni Şibl el-Bâhilî’den şöyle dediğini rivayet etti:[11]


“Medîneye girdim ve Nebî sallellâhu aleyhi ve sellem’in kabrine vardım. Bir de gördüm ki, bir bedevî devesini hızlıca sürüyor. Hemen devesini çöktürdü ve bağladı. Sonra kabr-i şerîfe girdi ve güzelce bir selam verip hoş bir dua yaptı.


Sonra da şöyle dedi: Anam babam hakkı için yâ Resûlellah sallellahu aleyhi ve sellem! Kesinlikle Allah celle celâlühû seni vahyine hâs kıldı ve sana içinde evvelkilerin ve sonrakilerin ilmini topladığı bir kitab indirdi ve kitabında, şâyet onlar kendilerine zulmettikleri vakit sana gelseler ve hemen Allah’dan af isteselerdi, Resûl de onlar için af isteseydi, elbette Allah celle celâlühû’yu tevvâb ve rahîm olarak bulacaklardı buyurdu ve dediği de haktır. Ben sana günahları(mı) i’tirâf ederek ve seni Rabbine şefaatçı yapmaya geldim. O da (bu âyetinde) va’dettiğidir.”

Sonra kabre döndü ve şöyle dedi: “Ey en hayırlısı, düzlükte kemikleri gömülenlerin!.. Ve güzel koktuğu, güzel kokularından, düzlüğün ve yüksek tepelerin… Sensin o Nebî ki, umulur şefâati, Sırat’ta, kaydığı zamanda ayaklar… Canımdır feda o kabre ki, sensin sâkini… Ondadır temizlik ve istikamet, ondadır cömertlik, ondadır kerem!.” Sonra da bineğine binip gitti.


Ancak mağfiretle gittiğinde hiç şübhe etmiyorum İnşaellah. Muhammed İbnu Abdillâh el-Utbî de bu haberi anlattı ve sonuna şu ilâveyi yaptı: “Derken uyuya kaldım ve hemen Nebî sallellahu aleyhi ve sellem’i rüyada gördüm, bana şöyle dedi: Ey Utbî! Bedevî’ye yetiş ve ona Allah celle celâlühû’nun onu bağışladığını müjdele.”[12] Kısacası Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in kabrine gelip Yâ Resûlelleh!.....Benim için Rabbinden af iste diye ağlayıp sızlayan, başına topraklar saçan ve O'dan istiğfar isteyen Utbî'nin kıssasını nice muhaddisler ve fakıhler kitaplarında naklettiler.

[11] Mâlikî, Mefâhîm (157-158) [12] El-Mısbah Muhakkiki Hüseyin Muhammed Ali Şükrî bu rivâyetin İbnu Beşküvâl’in el-Kurbetü ilâ Rabbi’l-Âlemîne bi’s-Salâti alâ Muhammedin Seyyidi’l-Mürselîn isimli eserinin 16/Â varağında olduğunu söylemektedir.




Bu rivayeti birbirine yakın lafızlarla rivayet edenlerden bazıları:

İmam Beyhakî
,[13]

İmam Muhaddis Nevevî
,[14]

İmâm Muhaddis Ebû Muhammed İbnu Kudâme
,[15]

Ebu’l-Ferec İbnu Kudâme,[16]

Mensûr İbnu Yûnus,[17]

İmâm Muhaddis fakıh Kurtubî,[18]

İmam Muhaddis ve Müfessir İbnu Kesîr,[19]

İmam Müfessir Nesefî,[20]

İmam İzz İbnu Cemâa
,[21]

İmam Muhaddis İbnu’l-Cevzî
,[22]

İmam Muhaddis Sâlihî
,[23]

İmam Muhaddis Semhûdî
,[24]

İmam Ebu’l-Yümn İbnu Asâkir,[25]

İmam Muhaddis İbnu’n-Neccâr,[26]

İmam Muhaddis İbnu Hacer el-Heytemî[27]






[17] Keşşâfu’l-Kınâ’ (5/30)

[18]
El-Câmi (5/265)

[19]Tefsîru'l-Kurâni'l-Azîm (2/306)

[20] El-Medârik (1/234)

[21] Hidâyetü’s-Sâlik (3/1383)

[22]Müsîrul-Ğarâmi’s-Sâkin (2/301)


[23]
Sübülü’l-Hüdâ ve’r-Reşâd (12/380)

[24]
Vefâu’l-Vefâ (4/1361)

[25]İthâfu’z-Zâir (68-69)

[26] Ed-Dürretü’s-Semîne (224)

[27]Tühfetü’z-Züvvâr (55)
 
Üst