Said Nursî, "Cübbeli", İslamoğlu... Ne yani? | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Said Nursî, "Cübbeli", İslamoğlu... Ne yani?

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

korakademik

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ağu 2009
Mesajlar
2,236
Puanları
0
Said Nursî, "Cübbeli", İslamoğlu... Ne yani?

Senai DEMİRCİ
senai@senaidemirci.net
21 Nisan 2010 Çarşamba 06:54
"Cübbeli" bir hocamızın Üstad hakkındaki birkac olumsuz görüşlerini Moral Fm programcıları izale ettiler. Siz de bu konu hakkında yazı yazmıştınız. Cübbeli Hocamızın Mustafa İslamoglu hakkındaki görüşleri aşikar, sizin de Mustafa hoca ile olan diyaloğunuzu biliyoruz. Velhasıl, Cübbeli hocanın dediklerine inanıyorum, Kuran ve Hadis referans gostererek açıklamalar yapıyor. M. İslamoglu ile neden ilişkinizi kesmiyorsunuz?

Bu soruyu daha önce sorulmuş/bundan sonra da sorulacak yüzlerce sorunun örneği olduğu için sizinle sansürsüz paylaşıyorum.
Bu tür sorular gündemimiz oluyorsa, hele de uzaktan gelmiş bir "ağabey"i, "konferans yorgunu" bir "hoca"yı bir kenara çekip soracak kadar gündemimiz oluyorsa, geriye dönüp bir düşünelim, aynaya bakıp kendimizle bir yüzleşelim. Hele de Kur'ân'ı anlama/anlatma/yaşama yolunda bunca yolda kalmışlığımız ortadayken, Kur'ân'ı anlamada bize yol açan, yeni bakışlar kazandıran büyüklerimizi meşgul, mahzun edecek ve yoracak bir öncelikle yürüyorsak, körlüğümüzü, aymazlığımızı bir kez daha görelim.

İslam'ı öğrenmek için değil, Kur'ân'la tanışmak için hiç değil, nefsiyle yüzleşmek için asla değil ama "reyting kapmak" ve para kazanmak için, dilerlerse kıyafetiyle ve hatta ünvanıyla karikatürize edebilecekleri her hocamızı programlarına çağıranların tam da planladığı, tam da hesap ettiği artçı reytinglerin fay kırığında yürüdüğünüzün farkında değil misiniz?

"Beriki hoca öteki hocaya böyle söylemiş" diye Hucûrat'ı ihlal eden "hafıze" kardeşler, "muttaki" ağabeyler, bir hocanın verdiği fetva ile, bir başkasının fısıldadığı dedikodu ile o güzelim aklını, o kıymetli zamanını maç fanatikleri gibi orada burada "malayaniyat"a harcayan "sofu" kardeşler, siz beriki hoca kadar seher zikri yaptınız mı, öteki hoca kadar bir ayet karşısında alın teri, akıl teri döktünüz mü?
Ömrümüz çok mu uzun da, onun en önemli anlarını, tasarlanmış "dedikodu tezgahları'na "ateş"li laflar taşımak için harcıyoruz? İlmi çok hocamız var da sırf birini "cübbeli" diye, dili sürçtü diye harcamaya kalkıyoruz? Elimizde öyle çok sayıda, böyle çok emek verilmiş bir sürü meal mi var da "İslamoğlu'nun meali"ni boykot etmeye kalkıyoruz? Okuduğumuz meal, Kur'ân'ın mealidir; ayetleri anlatır, anlaşılır kılar; Mustafa İslamoğlu'nun sözlerinin meali değil ki! Şu ya da bu bir meal okuduğumuzda Kur'ân'ı anlama yolunda yürürüz; şu ya da bu mealciyi yüceltmeyiz ki... Yoksa öbür türlü okuyanlar ve dahi yazanlar mı var?

Hem sonra biz nefsimizle cedelleşmeyi, şeytanımızla çekişmeyi bitirdik de, beriki hocayı öteki hocayla çekiştiremeye ve tokuşturmaya vaktimiz ve mecalimiz mi kaldı? Kendi hatalarımızın istiğfarını tamam eyledik de, kendi kusurlarımız için af dilemeyi bitirdik de, kendi ayıplarımızın hesabını kendimize yeterince sorduk da, ve hatta istiğfarımız, af dileğimiz ve hesaba çekmemiz sayesinde affedildiğimizin haberini aldık da, başkalarının hem de Kur'ân'a hizmet ettiği aşikar büyüklerimizin günahlarını, ayıplarını, kusurlarını gündemimize alacak vakit ve yüz mü bulabildik?

Bir de...
"Said Nursî'yi "gayri müslimlerin ‘İslam fıtratıyla doğmuş' çocuklarına ve dahi yetişkin de olsa mazlum ve mahzun öldürülen masumlarına şefkatle bakışını çok görenler, aslında "Allah'ın rahmeti"ni ceplerinde saklamak gibi, şefkat-i İlahi'yi taraftarlıklar arasında ezmek gibi ağır bir suç işlerler. Burada öncelenmesi gereken Said Nursî'den ve/ya talebelerinden özür dilemek değil. Kendi bakışımızdaki "özrü" fark etmektir. O satırlar bütün gerçekliğiyle ortada dururken, o satırların yazarının kalbine taşıdığı/kalbinden taşırdığı o merhamete "bizim de kalbimiz niye değmiyor?" demek varken, çok "sayılan" Bediüzzaman'ın "rahle-i tedrisi"ne diz çöküp oturmak varken, kendi bildiğini okumaya devam etmek, canlı satırları "metruk" ve "mehcur" eyleyip arkasını dönüp gitmek, yetersizliktir, duyarsızlıktır, biganeliktir. Kalbimizi bu hakikatlere açmaksızın, "sen özür dile!"/"ben de üzgünüm!" maçında her iki taraf da kaybetmiştir. Özür dilenmesi gereken Said Nursî değil, kendi kalbimizdir, insanlıktır, insanlık adına yüklendiğimiz "alemlere rahmet"-"müslümanlara rahmet" değil-Peygamberin mirasıdır.

Bir şey daha...
Herkes Said Nursî'den alıntı yapmak zorunda değil... Bunu dert edinen Nur talebeleri, M. İslamoğlu kadar dakik okudular mı acaba İşaratü'l İ'caz'ı? Sadece anektodal alıntılar yapmak, sadece kategorik bağlantılar yapmak değildir Risale'ce meal yazmak... Risale'nin ruhuyla okumaktır, yazmaktır... M. İslamoğlu ya da bir başkası, Risale-i Nur'un elçiliğini yaptığı Kur'ân'ın ruhuna dair yeni bir şeyler söylüyorsa, "Nur Talebesi"dir.

Bir şey daha....
Her Nur talebesi de her sözünü Said Nursî'ye bağlamıyorsa, hain değil... Ben Sözleri kendi kitabım olarak görüyorum, öyle okumaya çalışıyorum. "Kendi kitabım"dan alıntı yapmıyorsam, ne korktuğumdan ne gocunduğumdandır. Zaten sürekli "Risale okumak/okutmak" ile Risale'ce yaşamak, Risale'ce bakmak farklı şeylerdir. "Nur Talebesi" sürekli kitaplardan alıntı yapan değil, Risale'nin bakışını, yürüyüşünü, duruşunu kendi bakışı, yürüyüşü ve duruşu eyleyendir. Bu durumda alıntı yapmasanız da, her cümleniz "alıntı"dır. Aksi halde alıntı yapsanız bile yaptığınız "montaj" kalır.

Bence "imanına şahit" olduğumuz kimseyle ilişki kesmek, hele de cübbeli ya da cübbesiz bir hoca dedi diye ilişki kesmek bir mümine yakışmaz, hele hele bir Nur talebesinin bir Nur talebesine falanca böyle diyor o halde falanca ile ilişkini kes demesi hiç yakışık almaz. (Nerede en fazla onbeş gün aklımızda kalan İhlas Risalesi, nerede muhabbete muhabbeti, adavete adaveti emreden Uhuvvet Risalesi?) Üstad'ın cübbeli/cübbesiz hocaların sözleriyle düzelecek bir hatırası, birinin özür dilemesi ile tashih edilecek bir imajı yok ki... Üstad bir başkasının sözleriyle de karalanmaz. Bir kaç olumsuz görüşü, hele de duydum dediği görüşü, cevaptan ne anlayacağı bilinmeyen, soruyu sorma amacı da fitne çıkarmak olan kişilere söylemek, söyleyenin sorunudur. Benim sorunum değil, Üstad'ın ve Kur'ân talebelerinin sorunu hiç değil.
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
52
Senai Demirci'nin de ayağı Cadde-i Kübra'dan yani Ehli Sünnet dairesinden kaymak üzere ya da kaymış olabilir. Allah ona da bize de yardım etsin.

Mustafa İslamoğlu, tespit edebildiğim kadarıyla 30-40 meselede Ehli sünnetten ayrılmış bir isimdir. Bu kadar çok meselede ayrılık çıkaran katmerli bid'atçi olur. Allah ve Resulünün yolundayım diye iddia etse de ona ancak gülünür. İslamoğlu, kendini Mezheple tanımlamaz (!) ancak bir bakmışsın Şia olmuş, bir bakmışsın Harici, bir bakmışsın Mutezile, bir bakmışsın Müçtehid, bir bakmışsın Ehli sünneti savunmakta. Karman çorman bir Müslümandır. Dinini ondan öğrenene de ona da yine Allah yardım etsin.

Diğer konu, Said Nursi merhum Ehli Sünnet alimlerindendir. Ancak onun da hatalı keşif ve görüşleri vardır. Geçen sene 15 yaşından büyük Hıristiyan Mazlum şehidler sözü üzerinde haftalarca müzakereler yapılmıştı. Tartışmayı açan Cübbeli Ahmed Hoca olmuştu. Nurcular ayaklanmışlar, üstadımız hata etmez sloganıyla haftalarca direnmişlerdi. Ne yazık ki Said Nursi'yi destekleyecek tek bir muteber alimden tek bir nakil dahi getirilememişti. Said Nursi Hz.lerinin o meselede yalnız kalıp isabet edemediği, üstadım dediği İmam Rabbani'ye dahi yaklaşamadığı anlaşılmıştı.

Bunu ilk dile getiren Cübbeli olduğu için, yakışıksız bir şekilde kıyafetine kadar tenkid edilmesi o yüzden. Söze ve mesnedine bakmıyorlar; kim söylediye bakıyorlar; ahir zaman delaletlerinden sanırım. Adamın kusurları olabilir ama ilmiyle sözünü isabet ettiremez mi? Neyse...

O zaman hatırlatmıştık, yine hatırlatalım; "Benim sözlerimi de mihenge (Ehli Sünnete) vurun, belki ben de sizi bilmeden ifsad ediyorum", "Bir fikrin kabulü muteber ulema ekseriyetinin kabul etmesine bağlıdır; ekseriyetçe kabul edilmişse tamam, değilse bid'atdir, reddedilmelidir" sözlerinin sahibi bir alimi takip iddiasında olanlardan taassuplarını ve sabit fikirlilklerini bırakıp tez zamanda Ehli Sünnete göre kendilerine çeki düzen vermeleri tavsiye olunur. En başta kendi hayırları için.
 

korakademik

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ağu 2009
Mesajlar
2,236
Puanları
0
Üstad'ın cübbeli/cübbesiz hocaların sözleriyle düzelecek bir hatırası,
birinin özür dilemesi ile tashih edilecek bir imajı yok ki...
Üstad bir başkasının sözleriyle de karalanmaz.
Bir kaç olumsuz görüşü, hele de duydum dediği görüşü,
cevaptan ne anlayacağı bilinmeyen,
soruyu sorma amacı da fitne çıkarmak olan kişilere söylemek,
söyleyenin sorunudur.
Benim sorunum değil,
Üstad'ın ve Kur'ân talebelerinin sorunu hiç değil.
 

sağlıkçı

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
14 May 2008
Mesajlar
2,994
Puanları
0
Bir de...
"Said Nursî'yi "gayri müslimlerin ‘İslam fıtratıyla doğmuş' çocuklarına ve dahi yetişkin de olsa mazlum ve mahzun öldürülen masumlarına şefkatle bakışını çok görenler, aslında "Allah'ın rahmeti"ni ceplerinde saklamak gibi, şefkat-i İlahi'yi taraftarlıklar arasında ezmek gibi ağır bir suç işlerler.
Bire bu nedensizliktir.Bu ne edeb dışılıktır.İslam Alimlerine nasıl bir iftiradır.
Akıl baliğ olmadan önce vefat eden gayri müslim çocuklarıyla ilgili olarak İslam Alimleri ihtilaf etmişlerdir.Bu ihtilafları ictihad farklılığıdır.
Bir kimse ağzına geleni değil,edebe riayetle İslam Alimlerinden nakil yapmalıdır.Yoksa,yani bundan gayrisi fasa fisodur.Bunu böyle yapmayanda fason bir kimsedir.
 

fakiri

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ocak 2007
Mesajlar
15,969
Puanları
83
Arkadaşlar, Ben size bir şey söyleyeyim mi ? be size çok önemli bir şey söyleyeyim mi ? Bakınız siz siz olun, dininizi gazetelerdeki veya TV'lerdeki köşe başalrı tutmuşlardan sakın ha öğrenmeyin ! Çünkü, bunlar herşeyden önce ilmi ile amil olmayan kişilerdir. Yani, --ele verir talkını , kendi yutar salkımı !--- cinsindendirler.
 

serdengeçtı

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
14 Eki 2006
Mesajlar
1,777
Puanları
0
O zaman hatırlatmıştık, yine hatırlatalım; "Benim sözlerimi de mihenge (Ehli Sünnete) vurun, belki ben de sizi bilmeden ifsad ediyorum", "Bir fikrin kabulü muteber ulema ekseriyetinin kabul etmesine bağlıdır; ekseriyetçe kabul edilmişse tamam, değilse bid'atdir, reddedilmelidir" sözlerinin sahibi bir alimi takip iddiasında olanlardan taassuplarını ve sabit fikirlilklerini bırakıp tez zamanda Ehli Sünnete göre kendilerine çeki düzen vermeleri tavsiye olunur. En başta kendi hayırları için.

Bütün ömrünü İmana, Kur’ana hasrederek, İslamiyet’i müdafaa yolunda her türlü fedakârlıktan kaçınmayan Bediüzzaman Hazretleri, mezkür hizmetini sekteye uğratmak isteyen gizli din düşmanları tarafından yapılan tahrik ve iğfalatlarla ekser hayatını hapishanelerde, mahkemelerde, sürgünlerde geçirmiş ve benzeri görülmemiş eziyetlere maruz kalarak, defalarca hayatına su-i kasd edinilmek istenmiştir.

Evet ahirzaman fitnesi denen mevcud sefahetlerin manevi tahribatlarını tamir etmek yolunda hayatı boyunca fedakarane çalışan Bediüzzaman Hazretlerini tenkid etmek, gizli cereyana yardım etmek veya onların gizli maksatlarına alet olmak manasına geldiği milli ve vicdani bir kanaattir.

Risale-i Nur’lar hakkında tam bir bilgi sahibi olmayan insanların, bu eserlerle alakalı duydukları bazı şeyleri, kendi malumatlarına muhalif gördükleri durumlarda bittabiii bazı sualler sorup işin hakikatini ehil olanlardan öğrenmelidirler. Fakat bunun bazı ilmi ve edebi kuralları olduğu unutulmamalıdır.Lakin ilim ehli bir zatın böyle bir meseleyi tam tahkik etmeden hüküm vermesi yahud umumun duyabileceği bir vasıtayla dile getirmesi elbette musamaha sınrlarını zorlamkatadır.

Bununla beraber kusur addedilen bir meselenin bildirilmesi ile alakalı bir mektubunda kusurumuzu görüp bize bildirene minnettar oluyoruz diyen Bediüzzaman Hazretleri, yalnız bu kusurlar bildirilirken bid’alara ve dalalete yardım etmemek kaydını şu şekilde belirler;

Bizler, kusurumuzu görene ve bize bildirene -fakat hakikat olmak şartıyla- minnetdar oluyoruz, Allah razı olsun deriz. Boynumuzda bir akrep bulunsa, ısırmadan atılsa, nasıl memnun oluruz; kusurumuzu, -fakat garaz ve inad olmamak şartıyla ve bid'alara ve dalalete yardım etmemek kaydı ile- kabul edip minnetdar oluyoruz. Emirdağ Lahikası I / 49 p2

Hak ve hakikati ortaya çıkarmak maksadı olmaksızın yapılan haksız itirazların aynı zamanda bir gıybet olduğu da unutulmamalıdır. Bediüzzaman Hazretleri böyle haksız bir tenkid vasıtasıyla yapılan gıybete karşı hakkımı helal etmem! Titresin! Dediği bir mektubunda böylesi bir gıybete hiçbir mezhepte fetva bulunamayacağının da altını çizer.
Ayrıca mektubun devamında bu hakkı helal etmenin tek şartı olarak gıybet eden zevatın enaniyet-i taassubkâranesini hakikata ve insafa feda edip tamire çalışması olduğunu şöyle anlatır;

Ben, senin içtihadında hata var diyenlere ve isbat edenlere teşekkür edip ruh u canla minnetdarım. Fakat şimdiye kadar o içtihadımı tamamıyla kanaatla tam tasdik edenler, binler ehl-i iman ve onlardan çokları ehl-i ilim tasdik ettikleri ve ben de dehşetli bir zamanda kudsî bir teselliye muhtaç olduğum bir hengâmda, sırf ehl-i imanın imanını Risale-i Nur ile muhafaza niyet-i hâlisasıyla ve Necmeddin-i Kübra, Muhyiddin-i Arab gibi binler ehl-i işarat gibi cifrî ve riyazî hesabıyla beyan edilen bir müjde-i işariye-i Kur'aniyeyi kendine gelen bir kanaat-ı tâmme ile, hem mahrem tutulmak şartıyla beyan ettiğim ve o içtihadımda en muannid dinsizlere de isbat etmeğe hazırım, dediğim halde beni gıybet etmek, dünyada buna hangi mezheble fetva verilebilir, hangi fetvayı buluyorlar? Ben herşeyden vazgeçerim, fakat adalet-i İlahiyenin huzurunda bu dehşetli gıybete karşı hakkımı helâl etmem! Titresin!.. Bütün sâdâtın ceddi olan Fahr-i Âlem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın Sünnet-i Seniyesini muhafaza için hayatını ve herşeyini feda eden bir mazlûmun şekvası, elbette cevabsız kalmayacak!..
İllâ bir şart ile helâl edebilirim ki: Bu Ramazan-ı Şerifte bana ve hâlis kardeşlerime verdiği endişe ve telaşı, hakperestlik damarıyla, büyüklere lâyık ulüvv-ü cenabla, enaniyet-i taassubkâranesini hakikata ve insafa feda edip tamire çalışmasıdır; müşfik ve munsıf bir hoca tavrıyla, kusurumuz varsa bize lütufkârane ihtar ve ikazdır……. Fakat garaz ve inad ve bir nevi taassub-u meslekiyeyi ihsas eden ve esrar-ı mestûreyi işaa suretinde gelen itiraz ve ayıblara karşı Eski Said (R.A.) lisanıyla derim: İşte meydan! En mutaassıb ülemadan ve en büyük veliden tut, tâ en dinsiz feylesoflara ve müdakkik hükemalara, Risale-i Nur'daki davaları isbat etmeğe hazırım ve hem de isbat etmişim ki, benim mahvıma ve i'damıma mütemadiyen çalışan zındık feylesoflar ve mülhidler, o davaları cerhedemiyorlar ve edememişler! Sikke-i Tasdik-i Gaybi 61 p2​
 

sağlıkçı

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
14 May 2008
Mesajlar
2,994
Puanları
0
İşte meydan! En mutaassıb ülemadan ve en büyük veliden tut, tâ en dinsiz feylesoflara ve müdakkik hükemalara, Risale-i Nur'daki davaları isbat etmeğe hazırım
En mutaassıb ülemadan ve en büyük veliden tut,
Şu ifadelerde bir tad ve lezzet olmadığı gibi.Bir acılık var.
 

serdengeçtı

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
14 Eki 2006
Mesajlar
1,777
Puanları
0
O zaman hatırlatmıştık, yine hatırlatalım; "Benim sözlerimi de mihenge (Ehli Sünnete) vurun, belki ben de sizi bilmeden ifsad ediyorum", "Bir fikrin kabulü muteber ulema ekseriyetinin kabul etmesine bağlıdır; ekseriyetçe kabul edilmişse tamam, değilse bid'atdir, reddedilmelidir" sözlerinin sahibi bir alimi takip iddiasında olanlardan taassuplarını ve sabit fikirlilklerini bırakıp tez zamanda Ehli Sünnete göre kendilerine çeki düzen vermeleri tavsiye olunur. En başta kendi hayırları için.
Ağzınıza sakız ettiğiniz şu cümlelerin siyakına sibakına, kimin söylediğine, kime söylediğine, hangi makamda söylediğine vs dair sorduğumuz sorular havada kalırken bu ne edepsizliktir ki hala aynı nakaratı tekrarlayıp duruyorsunuz... Bi la perva bi la tereddüt derim Bediüzzaman her zaman doğru söyler...

Hakaika dair mesailde külliyatları ve bazan da tafsilâtları sünuhat-ı ilhamiye nev'inden olduğundan hemen umumiyetle şübhesizdir, kat'îdir. Onların hususunda sizlere bazı müracaat ve istişarem, tarz-ı telakkisine dairdir. Onlar hakikat ve hak olduklarına dair değildir. Çünki hakikat olduklarına tereddüdüm kalmıyor
Barla Lahikası​


Ve tekrarlıyorum.. Ayıptır günahtır.. Allah tan korkun.. Yıllardır Bediüzzamanın üzerine basa basa verdiği emrettiği hükümleri utanmadan arlanmadan yüzünüz kızarmadan nurculara yüklediniz.. Bunlar üstadlarından farklı düşünüyor, fikr-i sabit olmuşlar taassup karane davranıyor gibi bir sürü herzele uydurdunuz.. 41 yaşına gelmiş, yaşı kemale ermiş birisine yani hal ve harekatı tabir-i caiz ise randumana oturmuş birisine artık bu saaatten sonra kendine çeki düzen ver insaf et demek manasızdır fakat sizin peşiniz sıra gelen gençlere acıyın ve onların bu vebale girmesine sebebiyet vermeyin.. mesulsünüz mesulsünüz mesulsünüz!!!
 

serdengeçtı

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
14 Eki 2006
Mesajlar
1,777
Puanları
0
İşte meydan! En mutaassıb ülemadan ve en büyük veliden tut, tâ en dinsiz feylesoflara ve müdakkik hükemalara, Risale-i Nur'daki davaları isbat etmeğe hazırım
En mutaassıb ülemadan ve en büyük veliden tut,
Şu ifadelerde bir tad ve lezzet olmadığı gibi.Bir acılık var.
muhatabın Bediüzzamandır.. Ona istediğin şekilde hitap et.. Onu savunacak değilim.. Onu bilen bilir..TOPU NURCULARA ATMAYIN YETER!!!
 

sağlıkçı

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
14 May 2008
Mesajlar
2,994
Puanları
0
muhatabın Bediüzzamandır.. Ona istediğin şekilde hitap et.. Onu savunacak değilim.. Onu bilen bilir..TOPU NURCULARA ATMAYIN YETER!!!
Ya ne güzel cevab demi.?
En büyük veliye ve Ulemaya meydan okunurken.Bu isimler adına bir cevab yok.Hatta bu sözleri büyük puntalarla aktarmak tarafınızca bir meziyet olarak görülüyor olmalı.
 

fakiri

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ocak 2007
Mesajlar
15,969
Puanları
83
Arkadaşlar, Şunu çok iyi bilelim ki, kim --Ben bilirim, ben çok bilirim, beni kimse mağlûp edemez ! --- gibi çocukça sözler ederse bilesiniz ki o kara cahildir. Yeryüzüne gelmiş geçmiş bütün alimlerin bildikleri bir araya getirilse , bu ilim Gerek Rasulullah (s.a.v) Efendimize ve diğer Ulu'l-Azm peygamberlere öğretilenlerin ve gerekse Rabbimizin ilmi yanında ilim yönünden okyanus deryasındaki bir katre misalidir. Hâl böyle olunca kimseyi ne olduğundan fazla büyütün, ve ne de olduğundan fazla küçük görmeyin ! Makul ve mutedil bir yol tutun.
 

serdengeçtı

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
14 Eki 2006
Mesajlar
1,777
Puanları
0
O zaman hatırlatmıştık, yine hatırlatalım; "Benim sözlerimi de mihenge (Ehli Sünnete) vurun, belki ben de sizi bilmeden ifsad ediyorum", "Bir fikrin kabulü muteber ulema ekseriyetinin kabul etmesine bağlıdır; ekseriyetçe kabul edilmişse tamam, değilse bid'atdir, reddedilmelidir" sözlerinin sahibi bir alimi takip iddiasında olanlardan taassuplarını ve sabit fikirlilklerini bırakıp tez zamanda Ehli Sünnete göre kendilerine çeki düzen vermeleri tavsiye olunur. En başta kendi hayırları için.

Bir asra yaklaşan Risale-i Nur’un faaliyet devresinde meşhur alimler, Risale-i Nur eserlerini takdir etmişlerdir. Mesela:
İstanbul ülemasının en büyüğü ve en müdakkiki ve çok zaman Müfti-yül Enam olan eski fetva emini, meşhur Ali Rıza Efendi; Birinci Şua İşarat-ı Kur'aniye ve Âyet-ül Kübra gibi risaleleri gördükten sonra, Risale-i Nur'un mühim bir talebesi olan Hâfız Emin'e demiş ki:
"Bediüzzaman, şu zamanda din-i İslâma en büyük hizmet eylediğini ve eserlerinin tam doğru olduğunu; ve böyle bir zamanda, mahrumiyet içinde feragat-ı nefs edip yani dünyayı terkedip, böyle bir eser meydana getirmek hiç kimseye müyesser olmadığını ve her suretle şâyan-ı tebrik olduğunu ve Risale-i Nur müceddid-i din olduğunu ve Cenab-ı Hak onu muvaffak-un bilhayr eylesin, âmîn" diyerek; bazılarının sakal bırakmamaklığına itirazları münasebetiyle; Mevlâna Celaleddin-i Rumî'nin pederleri olan Sultan-ül Ülema'nın bir kıssası ile onu müdafaa edip, demiş:
"Bu misillü, Bediüzzaman'ın dahi elbette bir içtihadı vardır. İtiraz edenler haksızdır. Ve Hoca Mustafa'ya emretmiş, "Söylediğimi yaz!"
Bediüzzaman'a kemal-i hürmetle selâm ederim. Te'lifatınızın ikmaline hırz-ı can ile dua etmekteyim (yani, ruha nüsha olacak kadar kıymetdardır). Bazı ülema-üs sû'un tenkidine uğradığına müteessir olma. Zira yemişli ağaç taşlanır, (Haşiye) kaziyesi meşhurdur. Mücahedatınıza devam buyurun. Cenab-ı Hak ve Feyyaz-ı Mutlak âcilen murad ve matlubunuza muvaffak-un bilhayr eylesin! Bâki Hakk'ın birliğine emanet olunuz.
Eski Fetva Emini Ali Rıza
İşte böyle müdakkik ve ilim ve şeriat ve Kur'an cihetinde bu zamanda söz sahibi en büyük âlim böyle hükmetmiş.
(Haşiye): Yani: Mübarek, tatlı meyveleri bulunan ağaçlara taş atanlar, akılları varsa tatsınlar ve yesinler; çürütmeye lâyık ve kabil değiller, demektir.” Kastamonu Lahikası 194 p4
Çok mübarek tefsirin çok muhterem ve kıymetdar sahibi olan Hoca Vehbi Efendi olarak, Risale-i Nur'u takdir edip alâkadarlık gösteren bütün Konya ve civarı ülemalarını, bütün kazançlarıma ve dualarıma şerik ettim. Emirdağ Lahikası I / 129 p2

Büyük şâirimiz, edebiyatımızın medar-ı iftiharı merhum Mehmed Âkif, bir üdebâ meclisinde, "Viktor Hügo'lar, Şekspirler, Dekartlar; edebiyatta ve felsefede, Bediüzzaman'ın bir talebesi olabilirler."… Tarihçe-i Hayat 764 p4

Hem İstanbul’un meşhur ulemalarından Ömer Nasuhi Bilmen, Ahmet Davudoğlu, Sadrettin Yüksel, Bekir Sadak ve Ord. Prof. Ali Fuad Başgil gibi zatların Bediüzzaman Hazretleri ve Risale-i Nurlar hakkında senakâr konuşmaları herkesce malumdur.

Keza İslâm alemindeki büyük alimlerin de Risale-i Nur eserlerini takdirleri, çok büyük yekûn teşkil etmektedir.

İşte tenkidçi zât, bunca ulemayı yanlışı takdir etmek suçuyla suçlamış ve kendini bütün bunların üstünde görmüş olmuyor mu? O halde bu tenkidci zâtın, hangi yoldan yürüdüğü ve hangi hedefe gittiği üzerinde dikkatle düşünülmesi gereken bir mevzudur.

Bizler, şahsi hukuk sahasında kalan itirazlara cevab vermemeyi maslahat-ı İslamiye namına şiar edinmekle beraber , hukuk-u umumiyeye zarar veren meselelerde kayırsız kalmaya şeri’at musamaha etmediğinden Hakk ve hakikat namına böyle bir cevabı neşretmek mecburiyetinde kaldık.
 

serdengeçtı

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
14 Eki 2006
Mesajlar
1,777
Puanları
0
Diğer arkadaşlara da sözüm yok.. Onlar nasıl biliyorlarsa öyle muamele etsinler.. Benim muhatabım sadece Hirahos dur. .. Zira artık çok ileri gitti vebali büyük...
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
52
Risaledeki davaları nasıl ispat edeceksiniz? Ya da edecekler? Gine Risale ile... Örneği yukarıdadır. Haftalarca tartışılmış ve asla Risaleden başka bir yerden nakil yapılamamış. Bugün, vebal ithamı altında yapılan gine ancak Sikke-i Tasdik'ten yani Risaleden yazılar. Böyle bir İSPAT yöntemi yok. Böyle siz ikna olabilirsiniz amma Ümmet-i Muhammed böyle ikna edilemez. Biz de böyle ikna olmayız. Yeri zamanı gelince doğru bildiğimizi söylemekten de çekinmeyiz.

Diğer şekilde o Risaleyi övmüş, bu Risale hakkında sitayişte bulunmuş. Olabilir ama tek tek bütün meselelerin ispatı öyle de olmaz. Risaleyi övdü de her bir meselesini de mi övdü?

Veliden ammisine "bütün" davaları ispat edeceğim demek bir sözdür. Hem de cüretkar bir sözdür. Velakin her söz gibi icraat ister. 15 yaşından büyük mazlum Hıristiyan şehid kavramı Risalededir ve bugüne kadar ispat edilememiştir. Sadece bizi düşünmeyiniz. 3-4 sene önce Ebubekir Sifil Hoca da aynı kavram etrafında hodri meydan buyrun bunu gösteriniz demiştir. Takip edebildiğim kadarıyla meydanını görebilen olmadı. Eee bir tek davayı ispat edemiyorsanız, bütün davaları ispat edeceğim sözü mantıken çürümüş olur.

Efendi biz, gizli din düşmanı değiliz. Said Nursi Hz.lerinin düşmanı da değiliz. Nurculuğa karşı da değiliz. Bu demek değil ki Ehli sünnet hassasiyetini elden bırakırız! Bu demek değil ki onu bütün yanlışlarıyla gözü kapalı kabul ederiz.

Hiçbir eser, hiç bir alim hatadan beri değildir. Hatasız eser ve alim inancı ifrad bir tavırdır. Hatayı ve bu temel ölçüyü ifade edeni değil, kendinizi suçlayınız.
 

fakiri

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ocak 2007
Mesajlar
15,969
Puanları
83
Risaledeki davaları nasıl ispat edeceksiniz? Ya da edecekler? Gine Risale ile... Örneği yukarıdadır. Haftalarca tartışılmış ve asla Risaleden başka bir yerden nakil yapılamamış. Bugün, vebal ithamı altında yapılan gine ancak Sikke-i Tasdik'ten yani Risaleden yazılar. Böyle bir İSPAT yöntemi yok. Böyle siz ikna olabilirsiniz amma Ümmet-i Muhammed böyle ikna edilemez. Biz de böyle ikna olmayız. Yeri zamanı gelince doğru bildiğimizi söylemekten de çekinmeyiz.

Diğer şekilde o Risaleyi övmüş, bu Risale hakkında sitayişte bulunmuş. Olabilir ama tek tek bütün meselelerin ispatı öyle de olmaz. Risaleyi övdü de her bir meselesini de mi övdü?

Veliden ammisine "bütün" davaları ispat edeceğim demek bir sözdür. Hem de cüretkar bir sözdür. Velakin her söz gibi icraat ister. 15 yaşından büyük mazlum Hıristiyan şehid kavramı Risalededir ve bugüne kadar ispat edilememiştir. Sadece bizi düşünmeyiniz. 3-4 sene önce Ebubekir Sifil Hoca da aynı kavram etrafında hodri meydan buyrun bunu gösteriniz demiştir. Takip edebildiğim kadarıyla meydanını görebilen olmadı. Eee bir tek davayı ispat edemiyorsanız, bütün davaları ispat edeceğim sözü mantıken çürümüş olur.

Efendi biz, gizli din düşmanı değiliz. Said Nursi Hz.lerinin düşmanı da değiliz. Nurculuğa karşı da değiliz. Bu demek değil ki Ehli sünnet hassasiyetini elden bırakırız! Bu demek değil ki onu bütün yanlışlarıyla gözü kapalı kabul ederiz.

Hiçbir eser, hiç bir alim hatadan beri değildir. Hatasız eser ve alim inancı ifrad bir tavırdır. Hatayı ve bu temel ölçüyü ifade edeni değil, kendinizi suçlayınız.
Bu yazıda yerden göğe kadar haklılık payı var. Ben de şu konulara temas edeyim ki, bazı şahıslar Bedizüzzamanı ve ya da F:G'yi zikrettikleri kadar ne Rasulullah(s.a.v.) Efendimizi ve ne de Allahı zikrediyorlar !Ve Risalelerden bahsettikleri kadar da Kurandan bahsetmiyorlar ! Bence bu hâl hiç de doğru bir hâl değil...
 

alanyali07

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
11 May 2008
Mesajlar
6,968
Puanları
113
İşte meydan! En mutaassıb ülemadan ve en büyük veliden tut, tâ en dinsiz feylesoflara ve müdakkik hükemalara, Risale-i Nur'daki davaları isbat etmeğe hazırım
En mutaassıb ülemadan ve en büyük veliden tut,
Şu ifadelerde bir tad ve lezzet olmadığı gibi.Bir acılık var.
acılık sizin Bediüzzaman'a karşı olan bazı garazlarınızdan geliyor diye tahmin ediyorum..yani acılılk ifadelerde değil sizin bakışınızdadır, nasıl bakarsanız öyle görürsünüz..Güzel bakan güzel görür..Üstad Bediüzzaman "isbat etmeğe hazırım" diyor.."kendi davalarını" isbat etmeğe hazır..Bir kişinin kendi davalarını kendi sözlerini kendi fikirlerinii isbat etmeğe hazır olduğunu söylemesinden daha doğal ne var? hemde bunu söyleyen Bediüzzaman gibi bir allame ise, taa küçükken ilmini isbat ettiği gibi..
Hem bu sözler bazı şartlara binaen söylenmiştir..Durduk yere ,hiçbir sebep yokken söylenmemiştir..
Tıpkı bir zamanlar İmam-ı gazali ye itiraz eden bazı alimler olmuştur ve İmam-ı Gazali de bunlara aynı şekilde yanıt verdiği gibi:
"...benim sözlerimde, herkesin anlayamayaca
ğı gibi mânâlar çoktur. Bununla berâber ben, kime olursa olsun herhangi bir
sözümü açıklayıp isbât edebilirim. Böylece meseleyi açıklığa kavuştururum. Bu gâyet kolaydır..."


 

bi husben

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
7 Mar 2007
Mesajlar
5,664
Puanları
83
Bir asra yaklaşan Risale-i Nur’un faaliyet devresinde meşhur alimler, Risale-i Nur eserlerini takdir etmişlerdir. Mesela:
İstanbul ülemasının en büyüğü ve en müdakkiki ve çok zaman Müfti-yül Enam olan eski fetva emini, meşhur Ali Rıza Efendi; Birinci Şua İşarat-ı Kur'aniye ve Âyet-ül Kübra gibi risaleleri gördükten sonra, Risale-i Nur'un mühim bir talebesi olan Hâfız Emin'e demiş ki:
"Bediüzzaman, şu zamanda din-i İslâma en büyük hizmet eylediğini ve eserlerinin tam doğru olduğunu; ve böyle bir zamanda, mahrumiyet içinde feragat-ı nefs edip yani dünyayı terkedip, böyle bir eser meydana getirmek hiç kimseye müyesser olmadığını ve her suretle şâyan-ı tebrik olduğunu ve Risale-i Nur müceddid-i din olduğunu ve Cenab-ı Hak onu muvaffak-un bilhayr eylesin, âmîn" diyerek; bazılarının sakal bırakmamaklığına itirazları münasebetiyle; Mevlâna Celaleddin-i Rumî'nin pederleri olan Sultan-ül Ülema'nın bir kıssası ile onu müdafaa edip, demiş:
"Bu misillü, Bediüzzaman'ın dahi elbette bir içtihadı vardır. İtiraz edenler haksızdır. Ve Hoca Mustafa'ya emretmiş, "Söylediğimi yaz!"
Bediüzzaman'a kemal-i hürmetle selâm ederim. Te'lifatınızın ikmaline hırz-ı can ile dua etmekteyim (yani, ruha nüsha olacak kadar kıymetdardır). Bazı ülema-üs sû'un tenkidine uğradığına müteessir olma. Zira yemişli ağaç taşlanır, (Haşiye) kaziyesi meşhurdur. Mücahedatınıza devam buyurun. Cenab-ı Hak ve Feyyaz-ı Mutlak âcilen murad ve matlubunuza muvaffak-un bilhayr eylesin! Bâki Hakk'ın birliğine emanet olunuz.
Eski Fetva Emini Ali Rıza
İşte böyle müdakkik ve ilim ve şeriat ve Kur'an cihetinde bu zamanda söz sahibi en büyük âlim böyle hükmetmiş.
(Haşiye): Yani: Mübarek, tatlı meyveleri bulunan ağaçlara taş atanlar, akılları varsa tatsınlar ve yesinler; çürütmeye lâyık ve kabil değiller, demektir.” Kastamonu Lahikası 194 p4
Çok mübarek tefsirin çok muhterem ve kıymetdar sahibi olan Hoca Vehbi Efendi olarak, Risale-i Nur'u takdir edip alâkadarlık gösteren bütün Konya ve civarı ülemalarını, bütün kazançlarıma ve dualarıma şerik ettim. Emirdağ Lahikası I / 129 p2

Büyük şâirimiz, edebiyatımızın medar-ı iftiharı merhum Mehmed Âkif, bir üdebâ meclisinde, "Viktor Hügo'lar, Şekspirler, Dekartlar; edebiyatta ve felsefede, Bediüzzaman'ın bir talebesi olabilirler."… Tarihçe-i Hayat 764 p4

Hem İstanbul’un meşhur ulemalarından Ömer Nasuhi Bilmen, Ahmet Davudoğlu, Sadrettin Yüksel, Bekir Sadak ve Ord. Prof. Ali Fuad Başgil gibi zatların Bediüzzaman Hazretleri ve Risale-i Nurlar hakkında senakâr konuşmaları herkesce malumdur.

Keza İslâm alemindeki büyük alimlerin de Risale-i Nur eserlerini takdirleri, çok büyük yekûn teşkil etmektedir.

İşte tenkidçi zât, bunca ulemayı yanlışı takdir etmek suçuyla suçlamış ve kendini bütün bunların üstünde görmüş olmuyor mu? O halde bu tenkidci zâtın, hangi yoldan yürüdüğü ve hangi hedefe gittiği üzerinde dikkatle düşünülmesi gereken bir mevzudur.

Bizler, şahsi hukuk sahasında kalan itirazlara cevab vermemeyi maslahat-ı İslamiye namına şiar edinmekle beraber , hukuk-u umumiyeye zarar veren meselelerde kayırsız kalmaya şeri’at musamaha etmediğinden Hakk ve hakikat namına böyle bir cevabı neşretmek mecburiyetinde kaldık.
said nursi HZ. aliye vahiy inmeştir diye idaa etmektedir buna ne diyeceksiniz.celculiye denen bu saifenin içinde gelmiş geçmiş ve gelecek bütün ilimlerin yazılı olduğu bildirilmektedir hz aliye vahiy inmişse hz ali o zaman peygambermidir
 

serdengeçtı

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
14 Eki 2006
Mesajlar
1,777
Puanları
0
Risale i Nur cahilleri hiç muhatabım değil.. Sizlerle laf yarıştırmaya gelmedim..
 

efruz

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ağu 2009
Mesajlar
5,170
Puanları
113
:yn:Bizler sadece görevimizi yapıyoruz.bir sorun kendinize niye diger mesajlar silinmedi de bir kaç mesaj silindi diye.

İstemesenizde uygun olmayan konu dışı karşılıklı tartışma içeren mesajlarınız silinecektir.


Selam ve Dua ile
 

bi husben

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
7 Mar 2007
Mesajlar
5,664
Puanları
83
Risale i Nur cahilleri hiç muhatabım değil.. Sizlerle laf yarıştırmaya gelmedim..
sen kendini ne zannediyorsun idaa sahibi senin üstadın sen az önce herkese meydan okumadın mı madem cevap vermeyeceksen ne diye ortalığa atılıyorsun

“Sonra Hazret-i Cebrail'in, Âlâ Nebiyyina (a.s.m.) huzur-u Nebevide getirip Hz. Ali'ye Sekine namıyla bir sayfada yazılı İsm-i Âzam, Hz. Ali'nin (r.a.) kucağına düşmüş. Hz. Ali diyor: "Ben Cebrail'in şahsını yalnız alâimü's-sema suretinde gördüm. Sesini işittim, sayfayı aldım, bu isimleri içinde buldum"(18.Lema)
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Üst