Sadık Yalsızuçanlar / Korku ve Ümit ve Aşk | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Sadık Yalsızuçanlar / Korku ve Ümit ve Aşk

hakikat

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
21 Haz 2006
Mesajlar
428
Puanları
0
Web sitesi
www.hakikatweb.com
Sadık Yalsızuçanlar yazmış:

“Seni ne çok özledik ey Nebiler Nebisi…“. Tavsiye Kitap
 

.şüheda.

depresif polyanna
İhvan Üyesi
Katılım
18 Mar 2008
Mesajlar
2,149
Puanları
0
Sadık Yalsızuçanlar - Dem



'Yüz katlı bir yükseklikte, yüzüncü makamdasın. Çamdağı'nda sessiz, kimsesiz, sadece O'nunla mısın? Mecazlara emanet edilmiş bir yer değil orası. Söz de değil, ses de. Bir hal, bir melaldesin, hissediyorum. Bu perdeler bir aralansa…geride ne var bir görünse…bir açılsa…bir cilvelense…bir görsem…bir anlasam…bir bilsem…bir tatsam efendim…bir tadabilsem…o huzuru bir nebze tadabilsem…iman nurdur diyorsun...nur nedir ki…tılsımdan söz ediyorsun…muammadan… hikmet nedir… bunun hikmeti nedir…şimdi, kırk yedi yaşımda…odamdayım…bilgisayar başındayım…bir pencerem var efendim, küçük, dar bir pencere…sadece kayısı ağacının dalları yaprakları görünüyor… ama biliyorum onlar da gidecekler… senden öğrendim bunları…bu kelimeler sana ait…sana ait olan bir şey belirince benim kelimelerim sönükleşiyor…'


1970'lerin canlı Anadolu kasabalarında renkli ama bir yanıyla da yeknesak hayatına devam eden öğrenci için perdeler birer birer aralanmakta, geride olan görünmekte, cilvelenmektedir. Hikmetle bir kez karşılaşan can artık kendi benliğini yok edecektir.

Dem… Usta yazar Sadık Yalsızuçanlar'ın kaleminden bir Bediüzzaman anlatısı. Yaşadığı hayatın karmaşası içinde Said-i Nursi'nin izini sürerken, her an hakikatin başka başka halleriyle yüzleşen bir yolcunun hikâyesi…



 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
42
Sadık Yalsızuçanlar / Kuş Uykusu



Seni gecenin, soğuğun ve kalabalığın içinde görünce dilime gelen bu oldu: Garip. Sen garipsin. Görüyorum. Şimdi bu kanepede otururken gözlerine, onlardaki gurbete bakıyorum. Gurbetin bir resmisin sen. Seni sadece bu sözcük anlatabilir. Gurbet kimi insana hal, kimisine mekân olurmuş. Senin halin garip. Garip bir mekânda duruyorsun. Sessiz, öylece, saatlerce… Gözlerini elinden kaçırıyor, birkaç saniye sonra tekrar dönüyorsun. Hallerine bakıyorum günlerdir. Baktıkça görüyorum ki, içindeki derinliğe doğru kayboluyor, gizleniyorsun. Sırlanmışsın meğer gözlerimden. Seni tanıdığımı sanıyordum, yanılmışım.
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
42


Kasım 2010

"Evimizde yalnızlığa düşemediğim bir mazgal var. Teknoloji tütüyor. Halıdaki geleneği koklayamıyorum. Konuşunca musiki gibi söyleyip, yazınca hat gibi çizemiyorum ruhumun açık uçlarını. Sokaktan evime çürümüşlük sızıyor. Beynimdeki uğultu gece olunca taşıyor, kendime uygun bir sevinçle uyuyamıyorum." "Kargaşadan uzak bu dekoratif tasarımda ansızın karşımıza korku ve acıyla inşa edilmiş görkemli bir darağacı çıkıyor. Dudaklarından sızandan anlaşılıyor; az önce kan içmiş olmalı. Vampir... Kalbi özenle yok edilmiş. Aklı, yüreği, bilinci olmayan bir aygıt. Yanında ikramiye dağıtan bir oda var. Korkuyla bekliyoruz. Nihayetinde çağrılacağız, ya ikramiye biletimiz tutuşturulacak elimize ya sallandırılacağız darağacında." Sadık Yalsızuçanlar, ruhumuzdaki her biri diğerinden farklı 'giz'li insanları dillendiriyor 'Kuş Uykusu' öykülerinde. Sesleri karışıyor sesimize... Okurken zihnin kapılıp gittiği öykülerde onlar anlatıyor gelgitlerimizi, ilişkilerimizi, susarak konuştuklarımızı, konuşmak zorunda olduğumuz suskunluklarımızı... Uykusunda bir kuşu, dinlemeye davet ediyor Kuş Uykusu...
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
42


Mart 2011

Allah var. Büyük Allah var. Her şeyi görüyor, biliyor. Gördüğüne ve bildiğine inanıyorum. Gerisi laf u güzaf. Yapılacak tek şey tebessüm etmektir. Size mal mülk, servet bırakmadım. Yalnız, size, şerefli, namuslu, erkek bir ad bırakabildim. Hiçbir zaman başınız yere bakmayacaktır. Bununla müteselliyim, siz de bununla iftihar edeceksiniz.’ Tevfik İleri

24.9.1961, Kayseri Cezaevi

Ulaştırma, Milli Eğitim ve Bayındırlık Bakanı olarak yıllarca başarıyla çalışmış, Adnan Menderes’in yakınında bir devre tanıklık etmiş, Yassıada'da yargılanıp idama mahkûm edilmiş bir bürokrat… İdam cezası ömür boyu hapse çevrilen, kanserin pençesinde kısa sürede mum gibi eriyen Tevfik İleri… Ailesine yalnız şerefli, namuslu bir ad bırakan Hemşinli Tevfik…

Tevfik İleri’nin Hemşin’den Vefa Apartmanı’na uzanan hikâyesinde yalnız bir “adam”ın hayatı değil, bir ailenin, bir ülkenin tarihi gizleniyor satır aralarına. Çalışma hayatı boyunca tuttuğu günceler ile Yassıada ve Kayseri Cezaevi günlükleri, Tevfik İleri’nin şahsında bir dönemin tarihini anlatıyor.
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
42


YAZILAR VE RÖPORTAJLAR

Sinema beyhude bir çaba mı?
Sinema üzerine iki kitap yazan Sadık Yalsızuçanlar Dünyanın Orta Yeri Sinema’da neler söylüyor?


Sinemanın üstadı Tarkovski, ruhsuz sanatın kendi trajedisini içinde taşıdığını söyler. Buna katılmamak elde değildir. Çünkü sanat, özelde sinema bu trajedinin çatışmasından beslenir. Eğer çağ belirli bir ruhsuzluğa egemen olsa bile, sanatçı bu ruhsuzluk içinde belirli bir tinselliği talep etmeli ve bu talep doğrultusunda çalışmalıdır. Yoksa ortaya konan ürün, modern çağın kaba görselliğe dayanan görüntü akışından başka bir şey olmayacaktır.
Bu doğrultuda baktığımızda çekilen tüm filmlerin belirli bir tinselliği barındırdığını söyleyebilir miyiz? Kuşkusuz hayır. Peki, neden yarına kalan filmlerin ortak paydası sonsuzluğu, insanın nedensel varlığını içermesidir? Dünya hayatı bir oyun ve oyalanmadan başka bir şey değil midir? Bu oyunun içinde sinema nerededir? Sadece hayatın yansımasında mı etkindir yoksa hayatın varlık anlamı üzerinde bize yol mu gösterir? Yoksa sinemaya gereğinden fazla mı anlam yüklüyoruz?
Sinema üzerine sorular ve cevaplar
Sadık Yalsızuçanlar’ın Dünyanın Orta Yeri Sinema adlı kitabını okurken bu soruları sordum. Daha önce Rüya Sineması adlı eseriyle bizi sinema üzerine farklı okumalara sevk eden yazar bu kitabında da sinemayı dert edinen insanları sorularla baş başa bırakıyor. İyi de ediyor.
Sadık Yalsızuçanlar sinemanın varlık nedeni üzerinde duruyor ve okurları farklı alt metinlere doğru sürüklüyor. Sinemanın varlığını, bu noktada, Hakikat’in isimlerinin yansıması olarak açıklayabiliriz. Güzel şeylerin anlamı sadece kendi salt görüntüsüyle değil de Hakikat’in yeryüzüne yansıyan görüntüler eşliğinde okumak daha doğru bir okuma olacaktır, hem de bizde farklı kapılar açacaktır.
Zuhur ve Sinema adlı bölümde insan-eşya-sinema üçgeni içinde ele alınan yazılar var. Buradaki yazılar bizi sinemanın amacı üzerine düşünmemizi salık veriyor. Biliyoruz ki, sinema insanın süslediği bir imge sanatıdır. İmgeyi ortaya koyan yönetmen de bunu eşyalar üzerinden vermeye çalışır. İnsandan daha uzun yaşayan eşya da hakikate ulaşmada, görsel alandaki en önemli metafordur. İşte burada, yukarıda bahsettiğim yönetmenin bakış açısı devreye giriyor; yönetmen anlatmak istediğini eşya üzerinden tinsel bir çabayı anlamaya mı sürükleyecek yoksa var olan durumları sıradan görüntüler üzerinden mi paylaşacak bizimle. Bu bölümdeki yazılar sinemadaki bu önemli üçgeni değerlendiriyor.
Binden fazla senaryo yazan senarist

Bir başka bölümde, Yeşilçam sinemasına genel bir bakış atılırken, binden fazla senaryoya imza atan Bülent Oran’la yapılmış samimi bir röportaj var. Yeşilçam’ın iç dünyasını, işleyen yapısını görmek adına önemli bir röportaj bu. Sonraki bölümlerde ise yazar günümüz sineması ve dizileri değerlendiriyor. Son dönemde vizyona giren Türk filmleri, hayatımızın prime time’nı ele geçiren diziler çeşitli sinema ve televizyon eleştirmenleri tarafından farklı açılarla değerlendiriliyor. Bu değerlendirmeler oldukça kıymetli. Zira, birçok insanın vakitlerini sadece ama sadece merak duygusuyla çalan dizilerin işlevini, sonuçlarını artık tartışmamız gerekiyor. Diziler kendi kısır döngüsünde sayılarını gün geçtikçe artırırken bunlara müptela olan insan sayısı da artmaktadır. Peki, bu önemli meseleyi ne zaman masaya yatıracağız?
Hollywood kahramanlar fabrikası!
Bir diğer bölüm Batı Sineması başlığını taşıyor. Burada İhsan Kabil’in En Kahraman Amerikan Sineması Hep Zafer Peşinde adlı yazısı oldukça önemli. Yazısında Kabil, Amerikan sinemasının kahraman üretme biçimlerini ve bunun neden tüm dünyaca kabul edildiğine dair fikirlerini paylaşıyor bizimle. Amerikan filmlerinde neden genellikle kahraman olduğunu, bunların üretilirken daha çok nelere dikkat edildiğini, kahramanlarla öteki arasındaki ilişkiyi düşünmemiz açısından ufuk açıcı bir yazı…
Dünya’nın Orta Yeri Sinema, sinemanın varlık sebebini sorgulamamız adına önemli bir kitap. Görüntünün, görmenin geçtiğimiz yüzyıla göre daha ön planda olduğu günümüzde, bu sorgulamaya ihtiyacımız var.

Sedat Palut okudu haber verdi
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
42


Yalsızuçanlar'ın o yazısı epey ses getirmişti



Sadık Yalsızuçanlar’ın ‘Şehirleri Süsleyen Yolcu’yla başlayan yazarlık serüveninde ‘Korku ve Ümit ve Aşk’ kitabı en renkli ve onun kimliği niteliğinde sayılabilecek bir kitabıdır.


Sadık Yalsızuçanlar, edebiyatımızın öykü dalında yazdığı eserleriyle adından söz ettiren bir yazarıdır. Şehirleri Süsleyen Yolcu adlı kitabından başlayıp günümüze uzanan çizgide özgün çalışmalarıyla her zaman dikkatleri üzerine çekmeyi başarmıştır. Çok zamanlı bir öykünün kapısını aralayan yazar, okuyucuyu içine çeken bir zaman makinesi gibi zamanlardan ve devirlerden geçerek okuyucunun zihninde bir film şeridi oluşturmayı başarıyor. Yakaza’yı okuyup da yaşananların düş mü gerçek mi olduğunu kavramaya çalışırken, Kuş Uykusu’nda uç noktaları sürprizlere açık bir hikâyenin içinde kendinizi bulabiliyorsunuz.
Yorulmak bilmeden üretiyor
Uzun bir dönem öykülerini okuduğumuz Yalsızuçanlar’ın aslında çok geniş bir dünyaya açılan penceresinin olduğunu daha sonraki yıllarda ardı ardına çıkardığı kitapların çeşitliliğinden anlamak mümkündür. İsmin hizasına büyük harflerle yazılacak o kadar kaynağı vardır ki, hangisine tutunsak bizi gizemli bir dünyaya götürebilir. Said Nursi, İbni Arabi, Doğu edebiyatı, hikmetli hikâyeler, Tarkovsky, Ayşe Şasa, rüya sineması, Dede Korkut ve daha niceleri…
Sadık Yalsızuçanlar, senede birçok kitaba imza atarak, birbirinden farklı türlerde çalışmalar vücuda getirerek, programlar, söyleşiler düzenleyerek uzun soluklu yürüyüşüne devam ediyor. Kitaplarının sayısını tahmin etmek güç. Gerek münferit çalışmalarla, gerekse müşterek projelerin içinde yer alarak “Yeni çıkanlar” listesinden eksik olmamayı başarıyor. Okuma kültürünü geniş tutan bir okuyucu için Sadık Yalsızuçanlar’dan okuyacak bir şeyler bulmak mutlaka mümkündür. Gülistan’dan risalelere, Mevlana’dan Muhsin Yazıcıoğlu’na o kadar geniş bir yelpazeye sahiptir onun eserleri.
Özellikle doğu edebiyatına hayranlığı onun bu edebiyata ağırlık vermesinden de anlaşılabilir. Birçok değerli eserin günümüze uyarlanmasında, gençlere ulaşmasında gösterdiği çabanın sonucu olan çalışmaları bunun bir göstergesidir.
Sinema ve kutsallık üzerine çalışmaları, rüya sinemasının gizemli dünyasına yaptığı yolculuklar, onun sinemaya verdiği değerin ürün olan çalışmalarıdır. Tarkovsky isminin duyulmasında, filmlerinin dikkat çekmesinde en önemli isimlerden biri de Yalsızuçanlar’dır.
Korku ve Ümit ve Aşk onu özetliyor
Sadık Yalsızuçanlar’ın yazdığı sayısız kitaba karşın 1996 yılında çıkardığı ve deneme- eleştirilerinin yer aldığı Korku ve Ümit ve Aşk kitabı, onu tanımak için okunacak bir rehber kitap sayılabilir. Hayata, kitaplara, şairlere, televizyona, sinemaya, felsefeye, kısacası onu ilgilendiren her şeye bakışını ortaya koyduğu bu kitapta yazar aslında kendisinin bir portresini de sunmakta.
Akçağ Yayınları'nın bastığı bu kitapta yer alan “Tenkit ve Teyakkuz” adlı bir yazı vardır ki, yayınlandığı dönemde oldukça ses getirmiş, güncel meselelerden tutun da cemaatlere kadar birçok konuda çarpıcı ifadelere yer veren yazarın, özellikle Nur cemaati ile ilgili yazdığı kaynak niteliğinde bilgileriyle de dikkatleri üzerine çekmişti. Eleştirel bir üslubun hakim olduğu bu bölümde yazar cemaat içindeki işleyişi ve bu işleyişte gözlemlediği bazı aksaklıkları da kendi bakış açısını da katarak anlatıyor.
Bu yazının bu denli dikkate değer olmasının en önemli sebebi, cemaat geleneğinde eleştiri konusunun pek fazla gündemde olmadığının ifade edilmesidir. Sadık Yalsızuçanlar, bu noktada özgün tavrını ortaya koyuyor ve cemaati incitmeden eleştiriyor.
Dost sohbetleri, değer verdiği arkadaşları, şairler ve şiirler Korku ve Ümit ve Aşk’ın sayfaları arasındaki notlardan birkaçı.
Televizyonun insanları esir alması ve biraz özgürlük için televizyondan uzak durmak gerektiğinden 90’lı yıllarda bahseden yazar, bugün içine düştüğümüz girdaba o zamanlardan işaret ediyor. Televizyonun esaretinden kurtulmak, vehim ve hayal dünyasından kurtulmak için televizyondan uzak durmak gerektiği noktasında tespitlerde bulunuyor.
Sadık Yalsızuçanlar, nefesi yettiğince durmak bilmeden “biraz ışık” olsun diye koşturmaya devam ediyor. Bugünlerde bir Niyazi Mısrî nefesi ile Anka’nın yoldaşlığında yeni yolcularını bekliyor. İçine düşeceğiniz rüyadan uyanmazsanız gizemli yolculuğunuz başlıyor demektir.

Mustafa Uçurum yazdı
 
Üst