Risâle-i Nur, tamamlanamamış bir tefsir midir? | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Risâle-i Nur, tamamlanamamış bir tefsir midir?

m-angel

Nam-ı diğer TÜRBEDAR
İhvan Üyesi
Katılım
20 Eyl 2007
Mesajlar
1,629
Puanları
83
Yaş
52
Genç bir arkadaşımın kanaati: “Risale-i Nur kısmî bir tefsir. Öyle değil mi?” “Niye ki?” diye sordum hışımla. Cevap: “Çünkü Kur’ân’ın tüm ayetlerini açıklamıyor. Her ayeti alıntılamıyor. Onayladım genç arkadaşımı: “Doğrudur; eğer Risale’ye tefsir diye bakıyorsan, kısmîdir. Daha açıkçası, tamamlanmamıştır.”

Birçok Risale okuyucusunun içinde saklı bir sorudur bu… “Keşke ‘Risale-i Nur’da geçen ayetler’ listeleri yapmaya gerek kalmasaydı. Keşke Kur’ân’ın hepsini alıntılasaydı Üstad…” Vakit bulamadı mı yoksa?

Risale-i Nur, Kur’ân’ın tüm ayetlerini alıntılamıyor; doğru. Tüm ayetleri alıntılasaydı, genç arkadaşıma göre “tam” bir tefsir olacaktı.

Bu hüküm birkaç soruyu sormayı unutturuyor : Bizi Kur’ân’la tanıştıran her kitap tefsir mi olmak zorundadır? Eğer tefsirse, Kur’ân’ın hepsini alıntılamak zorunda mıdır?
Ben de sordum genç arkadaşıma: “Bir tefsirin tamamlanmışlığını ya da eksikliğini Kur’ân’dan yaptığı “alıntıların” niceliği mi belirler? “Kur’ân’dan alıntılarının niteliğine ne dersin?” Risale-i Nur söz konusu olduğunda, gözden kaçan sır tam da budur. Risale’ye bir “tefsir” şablonu içinde bakarsak, tamamlanmış değildir, tüm ayetlere değinmemiştir.

Tefsir, tanım gereği, ayetlere dışından bakar; denizi sahilden seyrettirir bize.. Denizle ilişkiniz, dışarıda kalarak bakmaksa, tüm kıyıları gezseniz de ıslanmazsınız, denizden inci çıkaramazsınız. Daha önemlisi denizle ilişki biçimimizi değiştirmektir; bir kıyıdan bir kereliğine dalarsak, denizin içine gireriz, ıslanırız, yeterince derinleşirsek inci ve mercanlar çıkarırız. Artık denizi yaşarız; seyretmekten öte deneyimleriz denizi. Denizleşiriz. Şu halde, isterseniz denizin sadece bir yerinden dalalım, denizi her yerinden seyredene göre oldukça farklı bir iş yapmış oluruz.

Denize dalmak, denizi seyretmekle sayısal olarak kıyaslanmaz. Biri az, diğeri çok değildir. Kıyıdan seyretmelerin hepsini toplasak, bir tane ıslanma etmez. Seyir, ıslanma değildir; ama ıslanma seyretmeyi de içerir.

Ancak, ıslanmak seyretmeyi içerir diye, tüm ıslanmalara seyir adını koyarsak, ıslanmaya da, ıslanmayı göze alana da haksızlık etmiş oluruz. Dahası, kıyısında kalarak, sadece yüzeyiyle tarif ettiğimiz “deniz”e de haksızlık etmiş oluruz.
Risale-i Nur, sonuçta, Kur’ân’ı tefsir eder ama tefsir etmekten farklı bir iş yapar. Bu fark, alıntıladığı ayetlerin sayısının çokluğuna değil, ayetlerle kurduğu özel ilişkiye dayanır.

Misal mi?
Birinci Söz
, “besmele” ayetiyle başlıyor. Birinci Söz, besmele’nin tefsiridir” diyebiliriz o halde. Doğru; ama, Birinci Söz’ün besmele ayetiyle kurduğu ilişki, tefsirlerinkine benzemez. Birinci Söz, “bismillah”ın harfleri ve kelimeleri üzerinde bir yorumda bulunmaz. İçimizi harekete geçirecek bir öykü anlatır. Biri mağrur diğeri mütevazı iki adamın kendilerine ve varoluşa bakışlarını kıyaslar. Başımızı hikayedeki adamın omuzları üstüne koyar. Besmele çekmenin faziletlerinden söz etmez Birinci Söz.

Besmele’nin siyak ve sibakıyla/bağlamıyla ilgilenmez. “Bismillah”ı sevap olsun diye demeyi değil, “Bismillah”ı sahici bir hayat kodu olarak yaşamayı önceler. Dışarıdan seyretmez “besmele”yi; içimizdeki gurur ve tevazu sarkaçlanmalarının sesi olarak hisseder, hissettirir. Sorar ve sordurur: “Ey nefsim, mağrur musun, mütevazı mı?” Aniden denize düşmüş gibi, ‘besmele’nin gerçeği tarafından her yönden kuşatıldığımızı fark ederiz. Bir yaşama tavrı olarak, içimizden ve içerden “okuruz” besmeleyi…

“Bismillah” demek, söylememiz gereken bir vecibe olmaktan öte, fıtratımızda izini bulduğumuz, kendimizi akışının yatağına bıraktığımız bir gerçeklik oluverir. “Besmele” varoluşun temel ifadesi olarak algılanır. Başlarında kocaman ağaçları taşıyan tohumların telaffuz ettiği, sert taşları yarıp geçen yumuşacık kök ve damarların seslendirdiği “varoluş ayet”i olarak selamlar bizi…

Kâinat Kitabı’nın her sayfasının, her cümlesinin başında “bismillah” yazdığını görürüz hayretle. Ve Kur’ân’ın varlığı bir kitap gibi okumaya değer gördüğünü, varlığın bir okunası olduğunu fark ederiz Birinci Söz’le. Besmele’yi bu şekilde, “okuyuş”; “Oku! Oku ismiyle Rabbinin ki o yaratmakta…” [Alak, 1] ayetlerinin anlam ırmağına yatırır akleden kalbimizi. Böylece, Besmele’yi “oku”mayı, Rabbimizin yaratma tercihi üzerinden gerçekleştiririz. Risale’nin “besmele”yi oku(t)ma biçimi, Alak Sûresi’nin “Oku ismiyle Rabbinin ki o yaratmakta…” ayetinin uygulamasıdır.

Şu halde, Risale’de Alak Sûresi’nin ilk ayetleri alıntılanmamış diyebilir miyiz? Alıntılamaktan daha fazlasını yapar Risale; alınır ayetten. Sözüne ayeti katıyor olmaktan öte sözünü ayetten yapar. “İkra” ayeti hakkında, alıntılayan “tefsir”den daha fazlasını yapmışken, bu ayeti alıntılamıyor diye Risale’yi eksik bulmak insafsızlık değil mi?

Misali biraz daha derinleştirelim: “Oku…” diyen ayeti, ayetin “oku” demesince “okumak” nasılmış bir bakalım. Yine, Birinci Söz’den alıntı yapıyorum: “….o ipek gibi yumuşak damarlar, birer Asâ-yı Mûsâ (a.s.) gibi fekul nadrib biasâke’lhacer emrine imtisal ederek taşları şak eder. Ve o sigara kâğıdı gibi ince, nâzenin yapraklar, birer âzâ-yı İbrahim (a.s.) gibi, ateş saçan hararete karşı yâ narü küni berden ve selâma âyetini okuyorlar.”

Dikkat:
Alıntıyı yaparken, ayetlerin aslını konduğu yere kasten meal yazmadım. Çünkü buraya ayet diye meal koyarsam, doku uyuşmazlığıyla ifadelerin diri akışı kesmiş olurum. Ayeti takdim eden/alıntılayan cümlenin tüm kelimeleri ayetin mealine dair ipucu verirken, mealin manayı daraltıcı etkisinden de kaçınıyor. Kurulan cümleler bizi mealin dillendirdiğinden de yoksun bırakmıyor; ayetin anlam nehrinin aktığı yatağın yönüne de işaret ediyor.**

Okumanı Rabbini yaratan bilerek yap diyor ya ilk ayet… O ipek gibi yumuşak damarları ve kökleri böyle yaratmayı tercih eden Rabbinin adıyla “oku” ki, her birinin “bismillah” dediğini işitesin. İnce, nazenin yaprakları yaz boyu güneş karşısında yanmadan var eden, her birini tazecik güller eyleyen Rabbinin böyle yaratması üzerinden “oku” ki, varlığın ağzına koyasın “bismillah”ı…

“Bismillahirrahmanirrahîm
” ayetine alıntılayarak değil de, alınarak yaklaştığımızda, fekulnadrib biasâke’lhacer ve yâ nâru künü berden ve selâma ayetlerinin elinde yoğrulurken buluyoruz aklımızı. Bu yeni ayetlerle tanıştığımızda ayetten söz ederken bulmuyoruz kendimizi; sözümüz ayetten oluyor, özümüz ayete temas ediyor.
Birinci Söz
misali burada bitti. Misali verme gerekçemi tekrar hatırlatıyorum. Risale-i Nur, tefsirlerin yöntemiyle yaklaşsaydı, her ayetten söz etmediği için “tamamlanmamış” bir tefsir diye nitelenebilirdi. Oysa Risale-i Nur, muhterem Fırıncı ağabeyin formüle etmesiyle, “tefsir değil iksir”dir; vahiyle ilişkisi “tam”dır, tamamlanmıştır. Sorun, Risale’nin vahiyle ilişkisinin, “tam anlanmış” olmamasıdır. Sorun, Risale’yi Risale okumak için değil, Kur’ân okumak için okuduğumuzu unutmaktır.

Tüm bunları bir yana koyalım. Hakikat Çekirdekleri’nden bir alıntı yapalım. Risale-i Nur’u önceden bir çekirdek olarak kalbinin tarlasına eken Said Nursî aşağıdaki sözünü unutmuş olabilir mi? Şimdi elimizde binlerce sümbüllü başaklar olarak duran Risale’nin tarlaya ekilme biçimini ele veriyor bu cümle:
“Âlim-i mürşid koyun olmalı, kuş olmamalı. Koyun kuzusuna süt, kuş yavrusuna kay [ağzındaki kusmuğu] verir.”

Demek ki, irşad, hakikatle ilişkimizi kuş-yavru ilişkisinden koyun-kuzu ilişkisine yükseltmekle başarılabilir. Koyun ile kuzusu arasındaki ilişki “süt” üzerinden yürür. Kuş ile yavrusu arasındaki ilişki, “ kay/kusmuk” üzerinden yürür. Kuşun ağzında “alıntılar” vardır; hangi yaprağı hangi ağaçtan iktibas ettiğini görmek hiç de zor değildir. Ancak, kuş bütün ormanı gezse, her ağacın her yaprağını “alıntılasa” da, yavrusuna “süt” vermez. Daha çok “iktibas” yapması, ağzındakini süt yapmaya yetmez. Çünkü “süt” ile “kay” arasındaki fark nicel değil niteldir. Önemli olan ilişki biçimini, besleme tarzını değiştirmektir.

Koyun kuzusuna “süt” verir. Sindirdiği, apayrı bir tada dönüştürdüğü, kendi tecrübesinden geçirerek yeniden ürettiği, yeni olarak ortaya koyduğu, sıcak ve taze bir “ilişki” sunar. Evet, “ilişki” sunar; sadece süt değil. Kuzunun süt emmesi “annesiyle” sıcak ve güncel bir ilişki anlamına gelir. Sütün içinde ormanı hatırlatan bir “alıntı” görülmez; ne yaprak rengi vardır ne çiçek şekli… Ama süt veren, ormandan söz etmekten fazlasını yapar, ormanı sözü eyler, sözünü ormandan inşa eder. Koyun ormanın bir bölümünden beslenmiş olsa bile, ormanının bütününe dair “tat” verir kuzusuna, kuzusunu ormanın tadına çağırır.

Kur’ân’dan beslenen ve bizi koyunun kuzusunu beslemesi gibi Kur’ân’la besleyen Risale-i Nur, Kur’ân’dan yaptığı alıntıların miktarıyla değerlendirilemez. Risale’nin bize verdiği “süt”te Kur’ân’ın bir bölümü olsa bile tamamının tadı vardır. Risale’yi tam anlamayınca, Kur’ân’ın tamamına ulaştığı fark edilmez. Bu durum ise, Risale’yi değil, Kur’ân’ı tam anlamamayı doğurur.

Sözün özü: Risale’yi kendi dünyamızda tamamlamak için Risale’yi tam anlamak gerekiyor vesselâm…

Senai Demirci
 

korakademik

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ağu 2009
Mesajlar
2,236
Puanları
0
Bismillah her hayrın başıdır!

bu cümle bile tek başına kur'an-ın tefsiridir.
Bismillah'ın her harfi bizi nerelere götürür
ya her hayır cümlesi Allah rızasına götürecek sayısız yol gösteriyor.

risalelerin gerisi bu cümleyi açıklamaktan çok kavrayışa göre bizi çeşitli makamlar taşır ancak.
ilk cümleyi kavrayamayanlara (bendenize) daha nice zirveler olduğunu anlatabilme kabiliyeti lütfedilir inşallah
 

hacifersat

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
11 Nis 2010
Mesajlar
717
Puanları
0
selam... Bismillah her hayrın başıdır. öncelikle hadis-i şerif'tir !!! Ne yazık ki bazı kardeşlerimiz bu hadisi Üstadın şahsına maletmekte ve büyük bir hataya düşmektedirler. Herneyse hulasa Risale-i nur rivayet tefsiri değildir belki dirayet tefsiridir denilebilir. Lakin tefsirde denilmeyebilir !!! Akaide taalluk eden iman ayetleri tefsiridir denilebilir.... herneyse vesselam....
 

korakademik

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ağu 2009
Mesajlar
2,236
Puanları
0
Birinci sözün başında geçen "Bismillah; her hayrın başıdır" sözü acaba hadis midir?

Cevabımız

Değerli Kardeşimiz;

Risalei Nur eserlerinde geçen birçok cümle, ayet veya hadis meali olarak karşımıza çıkmaktadır. Bediüzzaman Hazretleri bazı ayetleri veya hadisleri direk almayarak asrın anlayışına göre iktibas suretinde alıp istifademize sunmuştur.

Bu asır, ayet ve hadislere maalesef çirkin saldırıların olduğu bir dönem. Zihinler karışmış bir durumdayken; direk ayet böyle diyor, hadiste böyle geçiyor demek yerine Bediüzzaman Hazretleri, ayet ve hadisleri kişilerin anlayışlarına yakınlaştırıcı bir metodla ifade etmiştir.

Bu şekilde bir çok kişi bu veciz ifadeleri ezberlemiş ve araştırmalar neticesinde bu ifadelerin kudsi bir kaynağının olduğunu da görünce bu hakikatlere meftun olmuşlardır.

"Bismillah her hayrın başıdır." Şeklindeki ifadenin kaynağı da şu şekildedir.

“Besmele ile başlanmayan her önemli iş sonuçsuz kalır” İbn Mâce, hadis no: 1894 ;Feyzu’l-Kadir, V, 13.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale-i Nur Editör


herneyse:)
 

hacifersat

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
11 Nis 2010
Mesajlar
717
Puanları
0
selam. klasik bir geçiştirme cevabı. malesef hadis usulü bilmeyenlerin verebileceği cevap bu veya buna benzerdir. Ama işin hakikatini üstadımız aşağıda zikretmiş.

Şu risalede çok ehâdis-i şerife nakletmişim. Yanımda kütüb-ü hadisiye bulunmuyor. Yazdığım hadislerin lâfzında yanlışım varsa, ya tashih edilsin, veyahut "hadis-i bilmânâdır" denilsin. Çünkü, kavl-i râcih odur ki, "Nakl-i hadis-i bilmânâ caizdir." Yani, hadisin yalnız mânâsını alıp, lâfzını kendi zikreder. Madem öyledir; lâfzında yanlışım varsa, hadis-i bilmânâ nazarıyla bakılsın. (19. Mektup-İhtar)

Hadisler, ayetler gibi değildir. Ayeti hem lafzıyla hem manasıyla nakletmez caizdir ve farklı yollardan farklı lafızlarla zabıt edilmiştir. Hadiste ise lafız farklı olsada mana aynı olmak kaydı ile nakil caidir. Bu ilimden bi haber halis niyetli kardeşlerimiz her kelamı üstada maletme gayretleri güttükleri için bazı mühim noktaları gözden kaçırıyorlar.

Hulasa Hadis-i şerif H.z Muhammed s.a.v aittir. Başka hiç bir alime veya insana nispet edilemez. Herne cihetle olursa olsun Hadis-i şeiflerde kimse tassarruf hakkına sahip değildir. Bu böyle biline.

Sürç-ü lisan ettiysek affola.

vesselam ...
 

korakademik

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ağu 2009
Mesajlar
2,236
Puanları
0
hacifersat kardeşim
aydınlatıcı bilgi için teşekkür ederim.
 

hacifersat

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
11 Nis 2010
Mesajlar
717
Puanları
0
rica ederim hakperest davranışınız için ...
 
Üst