RABITA hakkinda tüm sorularin cevabi..

Zeynep Özmen

Kevok_84
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
3,306
Puanları
0
RABITA

Prof. Dr. Mahmud Es'ad COŞAN Rh.A


Soru:

--Rabıta yapılırken mürid şeyhi ne olarak görmelidir? Rabıtaya şirk diyenlere verilecek aklî ve naklî deliller nelerdir?

--Rabıta ile ilgili Necib Fâzıl merhumun güzel bir kitabı vardır. Hâlid-i Bağdâdî Efendimiz'in Rabıta Risâlesi'nden faydalanarak, kendisi de birtakım görgülerini katarak yazmış. Onu okumanızı tavsiye ederim.

Allah-u Teâlâ Hazretleri,

(Ve kûnû maas sâdıkîn) "Sadık kullarımla beraber olun!" buyuruyor. Yâni "Onlar gibi olun, onların yanında olun, onların cephesinde olun, onların gittiği yolda, onların safında bulunun!" mânâsına geliyor. Onun mânevî tatbikatı, mânevî bakımdan beraber olmak, böyle rabıta ile sağlanıyor.

İnsanın hocasıyla beraber olması, vaazını dinlemesi, nasihatını dinlemesi, dinini ondan öğrenmesi lâzım!.. Bu her zaman mümkün olmuyor. Hem insanlar muhtelif yerlerde oturuyorlar, uzak diyarlara gitmiş oluyorlar. Hem de, günün bir kısmının istirahatle geçmesi gerekiyor. Günün her saatinde insanın hizmette olması da kolay olmuyor. O bakımdan rabıta yapılıyor.

Rabıta yapıldığı zaman, mürid şeyhinin huzurunda olmuş oluyor. Onu denetleyici olarak da düşünebilir. Sevdiği bir kimse olarak, hocası olarak onu karşısında hayal edecek, zikri beraber yaptığını düşünecek.

Rabıtanın şirk olmasının hiç bir aslı, esası, dayanağı yoktur. Çünkü, insanın gözünü kapatması serbesttir. Gözünü kapattığı zaman sevdiği bir insanı düşünmesi serbesttir. Bunun şirkle hiç bir ilgisi yoktur. Onlar herhalde tasavvufu bilmiyorlar veya rabıtayı bilmiyorlar, böyle bir görüşe saplanıyorlar. Ya da İbn-i Teymiye'nin filân kitaplarını iyi okumuyorlar.

Ben şöyle onların kitaplarını ve o kitaplardan alınan özetleri okuyunca, baktım o da bizim gibi düşünüyor. Tasavvufa saygılı, bu gibi pek çok konuda oldukça güzel ifadeleri var... Demek ki yarım bilgili olan insanlar, meseleyi anlamadıkları için yalan yanlış konuşuyorlar.

Şirk Allah'a ortak koşmak demektir. Allah'a ortak koşmakla ilgili herhangi bir şey burda olmadığı için, öyle bir husus yoktur. İnsanın sevdiği bir kimse ile beraber olmak istemesi, beraberliğini düşünmesi şirk değildir.

Birçok mânevî faydaları var... Feyz almak bakımından, insanın yetişmesi bakımından fevkalâde önemli...

Râmûzül Ehâdis'te bir hadis-i şerif var; Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: ÇBir geniş arazide, çölde giderken hayvanınız ürktü, kaçtı. Yardım edecek bir kimse de yok... Çölde uçsuz bucaksız dağların, kum tepelerinin arasında kayboldu. Bulmanız mümkün değil... Kaldınız çaresiz... Sular orda, yiyecek orda... Kumların üstünde bata çıka sizin yürümeniz mümkün değil... Yandınız, mahvoldunuz. Böyle bir durumla karşılaştınız. Ne yapacaksınız?..

--Deyiniz ki: "(Yâ ricâlallah!) Ey Allah'ın erleri, Allah'ın ricâli!.. (eğîsûnî) Bana yardım edin! (eînûnî) Bana yardımcı olun, benim imdadıma yetişin!" diye böyle söyleyin! Çünkü, Allah'ın sizin görmediğiniz maddî mânevî erleri olur, evliyâullahı olur; onlar imdada yetişirler." diye Peygamber Efendimiz tavsiye ediyor.

Onun için, Peygamber Efendimiz böyle deyin dediğine göre, Allah'ın evliyâsına da böyle selâhiyet verildiğine göre; hani ondan yardım istese bile, yine bir mahzuru yoktur. Çünkü, mahzuru olsaydı, Peygamber Efendimiz tavsiye etmezdi. Onun için bu şirk lafı bir taassubdan kaynaklanıyor.

Bir takım insanlar tasavvufa düşman olmuşlar. Bu tasavvuf düşmanlığını İngilizler körüklemiş. Meselâ geçtiğimiz asırda, İngilizler Osmanlı'yla çeşitli cephelerde harb ederken, iki büyük tehlike tesbit etmişler:

1. Hac
2. Tasavvuf, tarikatlar

Neden?.. Hacca gittiği zaman müslümanlar, dünyanın dörtbir yerinden gelip bir yerde toplanıyorlar. "İngilizler falanca yerde şöyle yaptı, böyle yaptı... Ona karşı şöyle tedbir alalım, böyle tedbir alalım!.." diyorlar. Ondan dolayı İngilizlerin başarısı veya gayrimüslimlerin, İslâm'a suikast için çalışanların oyunları bozulmuş oluyor. Onun için hacca düşmanlar...

O zamandan başlamışlar, hac mevsimi geldiğinde haccı engellemeye... İşte, "Salgın hastalık var!" filân diye yalan dolan haberler yaymağa... Bu, yakın zamanlara kadar devam etti. Sonra birden salgın hastalıklar filân hepsi kalktı. Yalanmış demek ki...

Yâni, hac mevsiminde ilkönce "Bir salgın hastalık var!" diyorlardı. "Gidersen, ölürsün!" diyorlardı. Hastaneye havale ediyorlardı, seyahat hürriyetini tahdit ediyorlardı. Doktorların keyfine kalıyordu. Rapor vermeyince, adam burda kahrından ölüyordu. Saçma sapan şeyler... Şimdi bak hiç bir şey olmuyor elhamdü lillâh... Yalanları ortaya çıktı.

Bir de bu tarikatlardan, tasavvuftan has müslüman yetiştiği için çok korkmuşlar. Meselâ deniliyor ki, "Hâlâ Orta Asya'da, Türkistan'da, Rus diyarlarında bozulmadan duran insanlar, bu tarikat sayesinde, tasavvuf sayesinde korunabilmişler, Rus baskılarının karşısında durabilmişler." diyorlar.

Ayrıca bir de hilâfet meselesinden çok korkuyorlardı. müslümanların halifesi olursa, ödleri patlıyor. Neden?.. O zaman, "Azerbaycan'da Ruslar saldırmış, ona karşı tedbir alın!.. Bulgaristan'da Bulgarlar şöyle yapmış, ona karşı tedbir alın!.." dediği zaman, tüm Ümmet-i Muhammed ayağa kalkacağından, böyle bir merkeze bağlılığı istememişler. Halbuki onu kurmak, her müslümanın boynuna vacib!.. Çok önemli bir şey... Çünkü dağınık olduğun zaman, düşman tek tek yakalayıp mahvediyor. Kuzucukları birer birer kurtlar parçalıyor.

O bakımdan böyle şeyler olduğundan, bir tasavvuf düşmanlığı almış gitmiş. Suud'da korkunç bir tasavvuf düşmanlığı var... İran'da kendine göre bir acaib tasavvuf düşmanlığı var... Radikal müslüman dediğimiz, yeni müslüman kardeşlerde bir tasavvuf düşmanlığı var...

Kur'an-ı Kerim'de zikir emri var... Seksen doksan yerde Allah-u Teâlâ Hazretleri zikri emrediyor. Nefsi terbiye etmek, tezkiye etmek vazifesi Kur'an-ı Kerim'de var:

(Kad eflaha men zekkâhâ. Ve kad hâbe men dessâhâ.) "Nefsini terbiye eden kimse kurtulmuş, onu fenâlıklara gömen kimse de ziyana uğramıştır." Ahlâkı güzelleştirme emri Kur'an-ı Kerim'de var... Nefsin oyunlarına karşı tedbir almak, şeytanla mücadele etmek meselesi var... Tasavvufun tüm konuları Kur'an-ı Kerim'in emirlerinden çıkmış, hepsi Kur'an-ı Kerim'de var... Sen bunları nasıl inkâr edersin, zikri nasıl inkâr edersin?.. İslâm'ı bilip tasavvufu inkâr etmek mümkün değil... Ama cahiller tutturmuşlar, öyle gidiyorlar.

Biz de bunların yanlışlığını belirtmek için mecmualarımızda en alim kimselerle röportajlar yaptırıp yayınlıyoruz. Büyük mezheb imamları tasavvuf hakkında ne demişler, onların sözlerin yazıyoruz. İmam-ı Azam böyle buyurmuş, İmam Şafiî böyle buyurmuş, İmam Mâlik böyle buyurmuş, Ahmed ibn-i Hanbel böyle buyurmuş... Şu zâtı medhetmiş, bu şeyhe bağlanmış filân diye onları yazıyoruz ki, millet bu oyunun tesiri altında kalmasın diye...

Soru:


--Rabıta Allah'la kulun arasına girmek midir?

--Muhterem kardeşlerim! Rabıta, irtibat mânâsına geliyor, ilgi kurmak, irtibatlı olmak mânâsına geliyor. Nasıl hani, İstasyonu arayıp düğmeyi çeviriyorsunuz; ilgiyi kurduğunuz zaman, o radyo istasyonunun yayınını alabiliyorsanız, böyle bir ayarlama gibi bir şey olmuş oluyor.

Rabıta, bir sevgi bağlantısıdır, bir saygı bağlantısıdır. O bakımdan... Şimdi bir insan hocasıyla beraber, şeyhiyle beraber bir yerde olsa güzel olur. Aynı mecliste olsalar, sohbetinde bulunsa, sözünü dinlese; beraberce ellerine tesbihleri alsalar, zikirleri yapsalar güzel olur. Bu böyle olmadığı zaman, gözünü kapatacak, mürşidiyle irtibatını kuracak, mürşidini karşısında tasavvur edecek... O da onun karşısında oturmuş, mübârek bir mecliste beraberlermiş diye göz önüne getirecek... Böyle gönül aleminden bir irtibat sağlayacak... Bu irtibata rabıta deniliyor.

Böyle mürşidiyle bir irtibat kurduğu zaman; ziyaretine gittiği zaman, aynı mecliste beraber zikir yapsalar nasıl oluyorsa, orda da öyle bir durum oluyor. Beraber zikretmiş olacaklar, irtibat kurmuş olarak zikretmiş olacaklar. O zaman, böyle bir bağlantı kurulduğu zaman, mürşidindeki füyûzat ve mânevî berekât kendisine intikal eder. O bağlantının bereketiyle kendisi çok feyizyâb olur ve yaptığı ibâdetin tadını duyar, faidesini görür.

Böyle bir fenâ fillâh-beka billâh makamına ermiş mürşid-i kâmil ile irtibat kurduğu zaman insan, istasyonu bulmuş gibi oluyor yâni... O zaman kendisi çok istifade eder. Büyüklerimiz böyle diyorlar. Bu bir sevgi bağlantısıdır ve kısa zamanda müridin terakkî etmesi için gerekli bir çalışmadır.

Bunun hem asrımızın modern ilimlerinden, hem de tarihimizden ve dinimizden çok misalleri vardır. Ebûbekr-i Sıddîk Efendimiz, Rasûlüllah Efendimizi her zaman karşısında görürmüş. Hattâ utanırmış. O kadar böyle canlı bir tarzda karşısında görürmüş ki, utanırmış ayağını filân da uzatamazmış. Yanında değil ama, yanında gibi... İşte buna fenâ firrasûl makamı derler. Yâni, nereye baksa Rasûlüllah'ı görüyor; Rasûlüllah'ı görür hale gelmiş oluyor.

O hale ermek için de, ilkönce fenâ fişşeyh makamı denilen hale ermiş olmak, şeyhini görür hale gelmek lâzım ki; ordan fenâ firrasûl makamı nasib olsun, ordan fenâ fillah makamı nasib olsun diye, büyüklerimiz böyle bu meseleyi açıklamışlardır.

Bir de bazı kitaplarda belirtiliyor ki, Yusuf Aleyhisselâm'ın hikâyesinde, tam öyle Zelihâ valide kapıları kapatıp da, "Gel bakalım!" dediği zaman;

(Lev lâ enraâ burhâne rabbihî) diye bildiriliyor ayet-i kerimede... "Rabbinin burhanını gördü, kendisine hakim oldu, uymadı. Kapıya doğru kaçtı." diye bildirildiği sırada, o gördüğü burhan nedir diye bazı kimseler diyorlar ki rivâyetlerde: Babası Ya'kub AS'ı karşısında görmüş... Ya'kub AS'ın hayalini aynen karşısında görmüş. Babası karşısında... Evlâdına böyle bakıyor. O zaman kendisine daha iyi hakim olmuş, o teklife karşı direnmiş.

O bakımdan bu işin bir takım mânevî tarafları vardır. O vazifeyi yapan insanlarda da böyle bazı şeyler hasıl oluyor.

Evliyâullahın işleri, bizim bildiğimiz şu dünya hayatındaki işlerimizden biraz farklı oluyor. Şimdi Pakistan'dan birisi bana bir mektup gönderdi. Türkiyeden Pakistan'a gitmiş. Benden de cevap istiyor. "Rüyamda Mehmed Zâhid Hocamız'ı gördüm." diyor, gördüğü şeyleri anlatıyor: "Heyecandan uyandım. Yatakta yanımda yatan hanımım: 'Şimdi odadan dışarıya çıkan ihtiyar zâtı sen de gördün mü?' dedi. 'Yok!' dedim. 'Nasıl bir kimseydi anlat bakalım!' dedim. Tıpkı Hocamız'ı tarif etti." diyor. Evet, rüyasında görünmüş buna ama, yanlarına da ruhaniyetiyle gelmiş. Karısı da görmüş de, soruyor rüyayı gören kimseye: "Gördün mü, şu kapıdan çıkan zâtı? Sırf ben mi gördüm, sen de gördün mü?" diye...

Aynı şeyi, bizim burda bir Lütfullah kardeşimiz vardı, --Allah rahmet eylesin, cennet mekânı olsun-- o anlattı. Kıztaşı'nda apartmanda otururlardı. "Bir gün odada yemeğimizi yedik. Ben de odadan sofaya çıkmak istedim. Sofanın elektriği kapalı, karanlık sofa... Kapıyı tam açtım, karanlıkta Mehmed Zâhid Hocamız böyle karşımda duruyor... Ben ona bakıyorum, o bana bakıyor... Korkulacak bir değil ama, heyecanlandım, tüylerim diken diken oldu. Sırtımdan bir soğuk ter boşandı. Ondan sonra yavaş yavaş Hocamız karşımdan kayboldu." dedi.

Şemseddin-i Sivâsî Hazretlerini anlatıyorlar: Müridiyle kapıdan çıkmış, şöyle bir duvara yaslanmış, şöyle bir müddet durmuş, gözleri kapalı... Müridi diyor ki:

"--Ne oldu efendim, rahatsızlandınız mı?.."

"--Hayır evlâdım, rahatsızlanmadım. Buna rahatsızlık demezler, buna insilâh derler. İnsanın ruhu bedeninden çıkar, o zaman böyle beden böyle şeysiz kalır. O hal oldu da onun için böyle oldu." diyor.

Yâni, bu tasavvufî hayatın ihlâslı, aşık-ı sâdık mensuplarına Allah-u Teâlâ Hazretleri, başta sizin ve bizim kolay anlayamayacağımız, mânevî bir takım haller nasib ediyor. Rabıta da öyle bir hal olmuş oluyor. Yapan görür.

Soru:


--"Rabıta şirktir, İslâm'da delili yoktur." diyorlar; ne dersiniz?

--Hayır! Allah'tan başka bir tanrı düşünmek şirktir. Rabıta ise, hayalinde şeyhini tahayyül etmektir. Bu şirk değildir.

Hayal kurmak yasak değildir. İnsan sevdiği için annesini babasını düşünebilir gözünü kapattığı zaman... Memleketini düşünebilir. Yaz mevsimini, tatili vs. yi düşünebilir... Gözünü kapatır, Kâbe-i Müşerrefe'yi, Medine-i Münevvere'yi düşünebilir. Bunun gibi hocasını düşünebilir.

Hocasını hayalinde karşısında düşünür, bu gayet normaldir. Şirk, Allah'ın birliğini kabul etmemek demek; bununla bir ilgisi yok...

Rabıtayı bilmiyorlar, uzaktan uzağa tenkid ediyorlar. Ne olduğundan haberleri olmadığı şeyleri tenkid ediyorlar.

Soru:

--Şeyh ile rabıta yapmanın bid'at olduğu söyleniyor; ne dersiniz?

--Hayır, bid'at değildir. Taa Peygamber Efendimiz'in zamanına kadar giden geçmişi vardır. Hattâ Kur'an-ı Kerim'de ona dair işaretler vardır. Bu bir mânevî haldir. İnsan o çalışmayı yaptığı zaman hasıl olur. Bu bid'at da değildir, şirk de değildir, yanlış da değildir. Güzeldir, iyi bir tasavvufî çalışmadır ve faydalıdır.

Soru:

--Rabıtada tahayyülde zorluk çekiyorum, ne tavsiye edersiniz?

--Şeyhinin sohbetine fazla devam etsin. Sevgisi ziyadeleşince olur.

Soru:

--Resimle rabıta olur mu?

--Olmaz, uygun değil!.. Pis suyla abdest alınır mı?.. Resimin ancak bir takım meşrû sebeplerle müsaadesi var... Sen onu meşrû sebepler için kullanabilirsin. Pasaport çıkacak, tapuda lâzım, bilmem nerde lâzım; orda kullanabilirsin. Onun dışında öyle resimle rabıta yapmak bid'attir, uygun değildir. Tarikatta bid'attır, böyle şey olmaz!.. O hocasına, usûlüne uygun olarak rabıta edecek, resimle yapmayacak!..

Soru:

--Rabıta-i mürşidin müridi yetiştirme ve olgunlaştırmadaki rolü nedir?

--Çok büyüktür. Hadis-i şeriften alınmadır. Peygamber Efendimiz'le sahabesi arasında rabıta vardı. Ebûbekir Sıddîk Efendimiz'in gözünden Peygamber Efendimiz'in hayali gitmediği için, yalnız olduğu zaman bile rahat olamıyordu. Ayağını uzatamıyordu, serbest olamıyordu.

Yâni, rabıta sevmekten kaynaklanır. Ayrıca, bu rabıta dolayısıyla hakîkaten mânevî bir yakınlık ve bağlılık hâsıl olur. Bu bağlılık, mürşide rabıtadan, Rasûlüllah'a rabıtaya götürür insanı... Sonunda insan, Rasûlüllah'la rabıta etme haline gelir. Onun için, bir yetiştirme merhalesidir bu... Bilinenden bilinmeyene doğru yükselmedir. Kolaydan zora doğru ilerlemedir. Bir merhaledir ve şarttır.

Peygamber Efendimiz diyor ki: "Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, siz beni annenizden, babanızdan, evlâdınızdan ve bütün insanlardan bile daha çok sevmedikçe, hakîkî müslüman olamazsınız."

Rabıta aslında sevgiden kaynaklanıyor. O sevgi ile, onu düşünmesiyle, onunla mânevî beraberliğini kuruyor. Bu beraberlik kuruluyor.

İnsan rûhî merhalelerde ilerlediği zaman, bu bedene bağlı kalmıyor ruhu... Yusuf AS, Yâkub AS'ı görüvermiş karşısında... Zeliha Hatun kapıyı kapatıp, "Hadi, ikimiz kaldık!" dediği zaman, Yâkub AS'ı görüveriyor karşısında... "Ne yapıyorsun evlâdım, bu ne durumdur?.." gibilerden, Yâkub AS'ın böyle parmağını ısıraraktan göründüğünü naklederler. Evliyâullahın da böyle görünmesi vardır.

Evliyâullahın ruhları bedenlerinden çıkıp böyle dolaşabilir. Bizim şeyh efendilerimizden birisine demişler ki, "Efendim sizi filânca yerde gördük..." "Evet evlâdım! Demin oraları düşünüvermiştim." demiş. Burdan düşünür gibi bir şeyle, o tarafta onun şeyi görünür. Böyle şeyler olur. Bunlar hep rabıtanın inceliklerinden, detaylarındandır.

Kişinin gözünü kapatıp annesini babasını düşünmesi nasıl tatlı bir şeyse, normal bir şeyse...

--Ne yapıyorsun?..

--Ah, ak sakallı babacığım hatırıma geldi. Nur yüzlü, başörtülü annem hatırıma geldi. Gözümü kapattım, onu hayal ediyorum.

Bunun şirkle bir ilgisi olmadığı gibi, insanın da şeyhini böyle düşünmesi, sevgi bağı olarak lâzımdır ve gereklidir. Sevmesi, sayması, dinlemesi ve böyle düşünmesi feyzinin çok olması için de gereklidir. Bu bir alıştırmadır. Sonunda Rasûlüllah'la görüşme haline gelebilmesi için alıştırmadır, başlangıçtır, birinci bölümüdür işin... Daha ötedeki bölümlerine bir gidiştir. Onun için gereklidir.

Soru:

--Rabıtada Peygamber Efendimiz'i düşünsek, daha iyi olmaz mı?..

--Zâten oraya getirecek. Yâni, Peygamber Efendimiz'i düşünmeye müridin ilk başta kabiliyeti yetmez ve o tecellîye kendisi tahammül edemez. Hocasını düşünmekten başlar. O eğitime alıştıktan sonra, Rasûlüllah'a gelir zâten...

Merdivenin altındaki iki basamağa ne lüzum var?.. Bunlar olmasa üst kata çıkamaz mıyız?.. Çıkamazsın; çünkü, buraya basacaksın, oraya öyle çıkacaksın! Alt merdiven olmadan üst merdivene çıkılmıyor.

Soru:

--Rabıtaya delil olarak Peygamber SAS'in zamanından bir örnek verir misiniz?

--Peygamber SAS Efendimiz, Ebûbekir Sıddîk Efendimiz'in gözünden hiç gitmezmiş. Evde yalnız olduğu zamanda bile... Hattâ onun hayalinin gözünün önünde devamlı olmasından dolayı, ayağını uzatmaya utanırmış, helâya gitmeye utanırmış. Bu bağlılığın bir misâlidir, fenâ fir rasul olmanın alâmetidir. Rabıta da zâten, o olsun diye yapılan bir çalışmadır.

Soru:

--Rabıta-i mürşid yaparken mürşid Allah ile kulu arasına girmiyor mu?

--Olmuyor. Ne demek Allah ile kul arasına girmek; nerden çıkmış? İlgisi yok!..

İnsan namaza duracağı zaman, "Allahu ekber" derken Kâbe'yi karşısında hayal edecek. Kâbe'ye doğru dönüyor ya... Tasavvur edecek: Mültezem şurada, Hacer-i Esved şurada, Hatîm şurasında, Makàm-ı İbrâhim şurada... Bu Allah'la kulun arasına Kâbe'nin girmesi midir?.. Değil... Böyle bir şey tasavvur edebilir.

İnsan askerdeyken gözünü kapattı, annesini babasını düşündü. "Ah evim, barkım, annem, babam..." diye hayal etti. Bu Allah'la kulu arasına girmek değildir, onunla bir ilgisi yoktur.

Şimdi biz karşı karşıya konuşuyoruz. Mürid de tesbih çekerken şeyhimle beraber çekiyoruz diye düşünüyor; ne var yâni?..

Allah mekândan münezzehtir. Öyle aradan, aralıktan filân da münezzehtir. Araya girmek diye bir şey bahis konusu değildir.
 

Bedrin_Aslanı

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
20 Haz 2006
Mesajlar
1,792
Puanları
0
Efendimiz S.A.V Hz Ebubekir'in gözlerinde korku görmüş. Kafirler gözünümü korkuttu yoksa demiş. Yok demiş efendim size zarar gelmesinden korkarım.
Efendimiz S.A.V de: Kalbini kalbime bağla ve Allah C.C yönel. demiş.
 

yolcu

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
6 Haz 2006
Mesajlar
66
Puanları
0
S.A
kardeşim ALLAH razı olsun inşallah hakını helal edsin çok güzel olmuş,,
 

Allahınbirkullu

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2006
Mesajlar
20
Puanları
0
Râmûzül Ehâdis'te bir hadis-i şerif var; Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: ÇBir geniş arazide, çölde giderken hayvanınız ürktü, kaçtı. Yardım edecek bir kimse de yok... Çölde uçsuz bucaksız dağların, kum tepelerinin arasında kayboldu. Bulmanız mümkün değil... Kaldınız çaresiz... Sular orda, yiyecek orda... Kumların üstünde bata çıka sizin yürümeniz mümkün değil... Yandınız, mahvoldunuz. Böyle bir durumla karşılaştınız. Ne yapacaksınız?..

--Deyiniz ki: "(Yâ ricâlallah!) Ey Allah'ın erleri, Allah'ın ricâli!.. (eğîsûnî) Bana yardım edin! (eînûnî) Bana yardımcı olun, benim imdadıma yetişin!" diye böyle söyleyin! Çünkü, Allah'ın sizin görmediğiniz maddî mânevî erleri olur, evliyâullahı olur; onlar imdada yetişirler." diye Peygamber Efendimiz tavsiye ediyor.
Allah ve resulu hakında yalan konuşmak günahların en büyüğüdür eyer yalancılardan deyilseniz bu hadisişerifin kaynağını getirir siniz naletullahi alel kazıbin
 

inteus

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2006
Mesajlar
124
Puanları
0
tasavvuf ehlinin hergün yaptığı ritüellerden biridir.dolayısı ile faydasına zararına bakılmaksızın bidattır.
birde rabıta örgütü vardır.rabıta örgütü özellikle 12 eylül 1980 sonrasında turgut özalın başbakanlığa gelmesi ile birlikte türkiyede büyük bir güç kazanmaya başlamıştır. yurt dışındaki imamların maaşlarının ödenmesinden, türkiyede yasaklanan süleymancılık, kadirilik, nakşibendilik gibi tarikatların yeniden organize bir hale gelmesine, devlet kademelerine takkıyyesci ve şeriatçı sempatizanların yerleştirilmesine kadar pek çok çalışmaya maddi ve manevi destek vermiştir. bunların amacı suudi arabistan tarzı bir şeriatçı yapılanmanın halkı müslüman olan bütün ülkelerde yerleşmesini sağlamaktır.
 

Allahınbirkullu

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2006
Mesajlar
20
Puanları
0
inteus' Alıntı:
tasavvuf ehlinin hergün yaptığı ritüellerden biridir.dolayısı ile faydasına zararına bakılmaksızın bidattır.
birde rabıta örgütü vardır.rabıta örgütü özellikle 12 eylül 1980 sonrasında turgut özalın başbakanlığa gelmesi ile birlikte türkiyede büyük bir güç kazanmaya başlamıştır. yurt dışındaki imamların maaşlarının ödenmesinden, türkiyede yasaklanan süleymancılık, kadirilik, nakşibendilik gibi tarikatların yeniden organize bir hale gelmesine, devlet kademelerine takkıyyesci ve şeriatçı sempatizanların yerleştirilmesine kadar pek çok çalışmaya maddi ve manevi destek vermiştir. bunların amacı suudi arabistan tarzı bir şeriatçı yapılanmanın halkı müslüman olan bütün ülkelerde yerleşmesini sağlamaktır.
peki senin amacın ne Allah muhafaza yoksa senin amacı şeriat deyilmi
 

inteus

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2006
Mesajlar
124
Puanları
0
değildir desem?
ezadan cefayı çekmek
ya da bir hayata rabıtalanmak tır desem?
 

Bedrin_Aslanı

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
20 Haz 2006
Mesajlar
1,792
Puanları
0
Allahınbirkullu' Alıntı:
Allah ve resulu hakında yalan konuşmak günahların en büyüğüdür eyer yalancılardan deyilseniz bu hadisişerifin kaynağını getirir siniz naletullahi alel kazıbin
Kardeş Ramuzul ehadis olarak yazılmış kaynağı...

onun hakkında biraz bilgi buldum. İnşa'Allah yardımcı olur.



RÂMÛZ EL-EHÂDÎS

SORU: Bazı ilâhiyat mezunu öğretmenler Râmûzül Ehâdis'te zayıf hadislerin olduğunu söylüyorlar; ne buyurursunuz?

CEVAP: Evet, Râmûzül Ehâdis'te zayıf hadis-i şerifler de var... Hocamız onların arkasından "Filâncadan rivayet edilmiştir, zayıf hadistir. İbnül Cevzî mevzû' demiştir. Falanca ravisidir. O râvî metrûktür..." filân diye işaretini yapmıştır. Bu gibi şeyler hadis alimlerine ait meslekî bir meseledir.

Bu hususta Keşfül Hafâ'dan bir rivayeti nakledeyim: Keşfül Hafâ, hadislerle ilgili meslekî çok ince bir kitaptır. Orada diyorki, bir hadis-i şerifte şöyle denilmiş: "Şunu şöyle yapan insan baras (alaca) illetine tutulur. Yâni derisi siyahlı beyazlı hastalık olur." diye yazılmış. O hadis alimi bunu dinlememiş, o hastalığa tutulmuş. Baras illetine müstelâ olmuş. Yalvarmış, yakarmış, Peygamber Efendimiz'e salât ü selâm etmiş. Rüyasında görmüş Peygamber Efendimizi... Efendimiz demiş ki:

"--Hadis-i şerifte şunu şöyle yaparsanız baras illetine tutulursunuz diye geçmedi mi?.."

"--Geçti ama yâ Rasûlallah, benim meslekî bilgime göre, bir hadis alimi olarak benim incelememe göre o sahih hadis sayılmadığından ben ona itibar etmedim." demiş.

"--Yok, onu uygulaman iyi olurdu." demiş. Sonra eliyle meshetmiş.

Hakikaten uyandığı zaman o hastalık geçmiş. O hastalık geçtikten sonra da, o alim duyduğu her hadis ile amel etmeğe gayret etmiş ondan sonra... "Bana göre sabit değildir." filân diyerek terketmemiş. Her iyi şeyi yapmağa gayret etmiş.

O bakımdan bu hadis ilminin mevzû' hadislerini, zayıf hadislerini alimler bilirler. O hususta kitaplar yazmışlar. Bizim Hocamız da, son asrın en büyük hadis alimi... O da biliyor. Yazıyor zaten arkasında... Ama onların yazılmasında, okunmasında, cemaatinin onu tekrar etmesinde fayda görüyor.

Bir de şöyle oluyor: Aynı konuya ait üç tane, dört tane hadisi peşpeşe sıralıyor. Meselâ, "Birinci hadise İbnil Cevzî mevzû' demiştir ama, bana göre fikri isabetli değil!" diyor. Arkasından üç tane hadisi de ekliyor ki, "Bak bu konuda şu hadisler var; binâen aleyh, o doğrudur." diyor.

Bir profesör, "Yarın ölecekmiş gibi ahirete, hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya çalışın!" hadisi hakkında, "Böyle bir hadis yok!" demiş ama; ben onun üç dört rivayetini buldum kitaplardan... Böyle şeyler olabiliyor.

Bu hadis alimleri hocalarımızın kanaatidir. Kitabın içine böyle hadisleri isteseler almazlardı. Dervişlerinin yetişmesi için o konunun bilinmesini uygun görmüşler. Biz de Hocamızın ilmine irfanına saygı duyuyoruz, o hadisleri okuyoruz.

Zayıf hadisler var, olabilir ama eserin genel yapısı okunduğu zaman, terbiyevî ana hattı itibariyle uygun oluyor. Nitekim bunu böyle, "Râmûzül Ehâdis hakkında ne dersiniz?" diye Urfa müftüsü Halil Günenç Hoca'ya sormuşlar."Güzel, mûteber kitaptır. Suyûtî'nin El-Camius Sağîr'i gibidir." filân diye hakkaniyetle cevap vermiş.

SORU: Râmuzül Ehâdis mecmuası hakkında "İçinde mevzû hadisler vardır." deniliyor; ne dersiniz?

CEVAP: Râmuzül Ehâdis kitabı içinde çok hadis-i şerifler vardır, alfabetik sırayla dizilmiştir. Bu hadisleri Gümüşhaneli Ahmed Ziyâeddin Efendi Hocamız Cennet mekân, muhtelif kaynaklardan almış, bu kitabı meydana getirmiş. Mevzhu hadis denilen bazı hadis-i şerifleri de kendisi koymuştur ve arkasına da bunun alındığı yeri ve mevzû hadis denildiğini söylemiştir. Ama buna rağmen, niçin acaba o hadis-i şerifi oraya aldı?.. Demek ki, kendisi büyük hadis alimi olmak dolayısıyla, onun mevzû olduğu kanaatinde değil...

Hadislerin bazılarını, bazı şiddetli alimler, "Bu mevzûdur, bu mevzûdur, bu mevzûdur..." diye çizmişler üstünü... Mevzû, uydurma demek... Ama bazıları da, "Sen uydurma diyorsun ama, bak filânca kitapta var, filânca kitapta var..." diye onun aslının esasının olduğunu da isbat etmişlerdir.

Meselâ İmam Süyûtî'nin, bazı hanbelî alimlerinin böyle inkâr ettiği bir çok hadis-i şerifler hakkında inceleme yaparak, onların hadis olduğunu isbat ettiğini biliyoruz.

Gümüşhaneli Hocamız da, o hadis-i şerifi oraya almakla, "Bakın bu hadis-i şerif benim kanaatime göre mevzû değil; ben bunun sahih olduğuna kanîyim!" demiş oluyor. Bilimsel bir kanaattir o...

SORU: Ramûzül Ehadis'te, "Herhangi bir sıkıntı anında Allah'ın kullarından yardım isteyin!" diye hadis olduğu söyleniyor. Sahih midir? Mümkünse mâlumat verebilir misiniz?

CEVAP: Bu hususta hadis-i şerif vardır. Peygamber Efendimiz (SAS) buyuruyor ki:

ÇBir çölde gidiyorsunuz. Hayvanınız elinizden kaçtı. Size yardım edecek bir kimse yok... Uçsuz bucaksız bir yer... Koşup yetişmeniz mümkün değil... Yiyeceğiniz, içeceğiniz hayvanınızda... Çaresizsiniz. Ne yapacaksınız şimdi?.. "Ey Allah'ın erenleri, evliyası; bana yardım edin! Bana medet eyleyin, inâyet eyleyin!" diye söyleyin! Çünkü, Allah'ın bazı vazifeli kulları vardır, yardıma gelirler.È diyor Peygamber Efendimiz... Râmûzül Ehâdis'te var bu hadis-i şerif...

Ben de hayatımda denemiş ve öyle olduğunu fiilen görmüş bulunuyorum.
 

Bedrin_Aslanı

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
20 Haz 2006
Mesajlar
1,792
Puanları
0
inteus' Alıntı:
tasavvuf ehlinin hergün yaptığı ritüellerden biridir.dolayısı ile faydasına zararına bakılmaksızın bidattır.
birde rabıta örgütü vardır.rabıta örgütü özellikle 12 eylül 1980 sonrasında turgut özalın başbakanlığa gelmesi ile birlikte türkiyede büyük bir güç kazanmaya başlamıştır. yurt dışındaki imamların maaşlarının ödenmesinden, türkiyede yasaklanan süleymancılık, kadirilik, nakşibendilik gibi tarikatların yeniden organize bir hale gelmesine, devlet kademelerine takkıyyesci ve şeriatçı sempatizanların yerleştirilmesine kadar pek çok çalışmaya maddi ve manevi destek vermiştir. bunların amacı suudi arabistan tarzı bir şeriatçı yapılanmanın halkı müslüman olan bütün ülkelerde yerleşmesini sağlamaktır.
Bunu neye dayanarak söylediniz.? Bu sözü söyleyerek bir çok Din büyüğümüze bidatçı demiş oluyorsunuz.

Bize en yakın olarak Bediüzzamana böyle bir ithamda bulunmuş oluyorsunuz. Şah-ı Nakşibend Hz., Abdülkadir Geylani bu mübarekler de mi bidat yapıyordu yani. Lafınız bu kişilere kadar gidiyor. Çünkü bu kişilerin izinden gidiyor rabıta yapan insanlar...
 

Allahınbirkullu

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2006
Mesajlar
20
Puanları
0
SORU: Ramûzül Ehadis'te, "Herhangi bir sıkıntı anında Allah'ın kullarından yardım isteyin!" diye hadis olduğu söyleniyor. Sahih midir? Mümkünse mâlumat verebilir misiniz?

CEVAP: Bu hususta hadis-i şerif vardır. Peygamber Efendimiz (SAS) buyuruyor ki:

ÇBir çölde gidiyorsunuz. Hayvanınız elinizden kaçtı. Size yardım edecek bir kimse yok... Uçsuz bucaksız bir yer... Koşup yetişmeniz mümkün değil... Yiyeceğiniz, içeceğiniz hayvanınızda... Çaresizsiniz. Ne yapacaksınız şimdi?.. "Ey Allah'ın erenleri, evliyası; bana yardım edin! Bana medet eyleyin, inâyet eyleyin!" diye söyleyin! Çünkü, Allah'ın bazı vazifeli kulları vardır, yardıma gelirler.È diyor Peygamber Efendimiz... Râmûzül Ehâdis'te var bu hadis-i şerif...

Ben de hayatımda denemiş ve öyle olduğunu fiilen görmüş bulunuyorum.
bir hadisi şerif hem râmuzul ehadiste hemde sahihi buharide yada buna benzer başka bir kitapta bulunursa o hariç şimdiye kadar sadece râmuzul ehadiste bulunan hadisleri delil olarak kulanan hiç bir alim tanımıyorum
en önemlisi şudurki hiç bir sahih hadis'i şerif kuran'i kerimden bir ayetle çelişmez sadece farz olan namazları saysak 17 yedikez tekrar tekrar okuduğumuz fatihanın 5. ayeti kerimesinde "(Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım medet umarız." anlamak isteyene bu ayet yeterde artarda....................
 

Bedrin_Aslanı

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
20 Haz 2006
Mesajlar
1,792
Puanları
0
Allahınbirkullu' Alıntı:
bir hadisi şerif hem râmuzul ehadiste hemde sahihi buharide yada buna benzer başka bir kitapta bulunursa o hariç şimdiye kadar sadece râmuzul ehadiste bulunan hadisleri delil olarak kulanan hiç bir alim tanımıyorum
en önemlisi şudurki hiç bir sahih hadis'i şerif kuran'i kerimden bir ayetle çelişmez sadece farz olan namazları saysak 17 yedikez tekrar tekrar okuduğumuz fatihanın 5. ayeti kerimesinde "(Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım medet umarız." anlamak isteyene bu ayet yeterde artarda....................
Bize en yakın olarak Bediüzzamana böyle bir ithamda bulunmuş oluyorsunuz. Şah-ı Nakşibend Hz., Abdülkadir Geylani bu mübarekler de mi bidat yapıyordu yani. Lafınız bu kişilere kadar gidiyor. Çünkü bu kişilerin izinden gidiyor rabıta yapan insanlar...

Yani yukarıda ki mübareklere diyorsun ki kafir. çünkü bu kişiler rabıtayı hak bilip yapan ve yaptıran kişiler. Buraya bi açıklık getirelim.

Kimse Allah C.C den başkasından medet ummuyor umazda. Eğer tasavvuf ehli bir kişiyle konuşsan bunu çok daha iyi anlarsın.Peki her duamızda Efendimiz S.A.V ümmetinden olmak ve onun şefaatine nail olmak istiyoruz. Şimdi bu şirk mi? Allah C.C dururken O'nun peygamberinden yardım bekliyoruz.

Bu sözleri söyleyebilmen için senin normal hayatta kimseden bir yardım istememen lağzım. Mesela doktara gitmek ilaç kullanmak da şirk olur. Sen Allah C.C den değilde doktordan veya onun verdiği bir ilaçtan medet umuyorsun. Ama orada amaç vesiledir. Allah C.C iyileşmemizi nasip ediyor ve ilaç veya doktorda buna vesile oluyor.

Yani bir ilaç veya bir doktor bizim kurtulmamıza vesile olabiliyorda bir Allah C.C dostu mu olamıyor.
 

inteus

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2006
Mesajlar
124
Puanları
0
Limriemvrm' Alıntı:
Bize en yakın olarak Bediüzzamana böyle bir ithamda bulunmuş oluyorsunuz. Şah-ı Nakşibend Hz., Abdülkadir Geylani bu mübarekler de mi bidat yapıyordu yani. Lafınız bu kişilere kadar gidiyor. Çünkü bu kişilerin izinden gidiyor rabıta yapan insanlar...

Yani yukarıda ki mübareklere diyorsun ki kafir. çünkü bu kişiler rabıtayı hak bilip yapan ve yaptıran kişiler. Buraya bi açıklık getirelim.

Kimse Allah C.C den başkasından medet ummuyor umazda. Eğer tasavvuf ehli bir kişiyle konuşsan bunu çok daha iyi anlarsın.Peki her duamızda Efendimiz S.A.V ümmetinden olmak ve onun şefaatine nail olmak istiyoruz. Şimdi bu şirk mi? Allah C.C dururken O'nun peygamberinden yardım bekliyoruz.

Bu sözleri söyleyebilmen için senin normal hayatta kimseden bir yardım istememen lağzım. Mesela doktara gitmek ilaç kullanmak da şirk olur. Sen Allah C.C den değilde doktordan veya onun verdiği bir ilaçtan medet umuyorsun. Ama orada amaç vesiledir. Allah C.C iyileşmemizi nasip ediyor ve ilaç veya doktorda buna vesile oluyor.

Yani bir ilaç veya bir doktor bizim kurtulmamıza vesile olabiliyorda bir Allah C.C dostu mu olamıyor.
susss delirdinmi sen.said nursi ve cemaatlerinin rabıtayla alakalı hiç bir tarafı yoktur.üstelik arkadaşımız kimseyide kafir olmakla itham etmedi.ben veya başkası rabıtaya inamıyorsa kafirmi oldu.sus tamammı sus,said nursi nin rabıtayala alakası yoktur.
Sen Allah C.C den değilde doktordan veya onun verdiği bir ilaçtan medet umuyorsun
bu ne mantık yarappim bu ne mantık.ne şirki Allah en başta insanların akıllarına ve sağlıklarına önem vermesini bekler.sonrada dünyevi vesilelerin ikamesi için büyüme addeder.yani o karşısında yaptığın rabıta senin sağlığına faydamı oluyor.tıpkı bir budist anlayışı.
kardeşim sen istediğini yap ama müminlerin kafasını bulandıracak mantık ve izanlardan uzak dur.hele hiç uydurma.kırk yıl düşünsem bir ilacın şirk olacagını düşünmezdim
 

Bedrin_Aslanı

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
20 Haz 2006
Mesajlar
1,792
Puanları
0
http://www.ihvan-forum.com/showthread.php?t=4359

Kardeşim buraya bakabilirsin Üstat Hz. lerinin ne yaptığını daha rahat anlarsın.
Maneviyatta bir çok Alimimizden yardım almıştır. Hemde bu dünyada olmayan insanlardan siz hala şirk deyin.

Şu fani dünyada insan sağlığını kazanmak için ilaçlara başvuruyorda neden kalbinin kötü hastalıklarından kurtulmak için ve Allah C.C ulaşmak için bir rehbere ihtiyaç duymuyor.
Eğer ilaçı içtiğinde ilaç beni iyileştirdi dersen şirk olur. Ama ilaç iyileşmeme vesile oldu dersen olmaz. Senin iyileşmen ilaçtan değil Allah C.C nün istemesiyle olmuştur. İlaç iyileşmene aracı olmuştur. Bir vesile. Allah C.C dostlarıda sadece vesiledir. İnsan sevdiği bir kişiyi düşününçe şirke girmiş olabilirmi. Kendini onunla karşılıklı zikr ediyormuş gibi düşünür. Daha çok motive olur. Nasıl Hacca gittiğin zaman o manevi hava seni cezbediyorsa daha bi ihlas la namaz kılıyorsan karşında şeyhinin olduunu düşünüp veya Efendimiz S.A.V huzurunda olduğunu düşünüp o manevi havada ibadetini yapmak. Her zaman Efendimiz S.A.V in yanımızda olduğunu düşünün bir kere elimiz harama gidebilir mi? Onu düşünmek bizim gibi kişiler için imkansız gibi bir şey ama şeyhini düşünmek. Veya üstat Hz. lerini düşünmek veya F.G i düşünmek. Anlayana çok bile bunlar.
 

Allahınbirkullu

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2006
Mesajlar
20
Puanları
0
Limriemvrm' Alıntı:
Bize en yakın olarak Bediüzzamana böyle bir ithamda bulunmuş oluyorsunuz. Şah-ı Nakşibend Hz., Abdülkadir Geylani bu mübarekler de mi bidat yapıyordu yani. Lafınız bu kişilere kadar gidiyor. Çünkü bu kişilerin izinden gidiyor rabıta yapan insanlar...

Yani yukarıda ki mübareklere diyorsun ki kafir. çünkü bu kişiler rabıtayı hak bilip yapan ve yaptıran kişiler. Buraya bi açıklık getirelim.

Kimse Allah C.C den başkasından medet ummuyor umazda. Eğer tasavvuf ehli bir kişiyle konuşsan bunu çok daha iyi anlarsın.Peki her duamızda Efendimiz S.A.V ümmetinden olmak ve onun şefaatine nail olmak istiyoruz. Şimdi bu şirk mi? Allah C.C dururken O'nun peygamberinden yardım bekliyoruz.

Bu sözleri söyleyebilmen için senin normal hayatta kimseden bir yardım istememen lağzım. Mesela doktara gitmek ilaç kullanmak da şirk olur. Sen Allah C.C den değilde doktordan veya onun verdiği bir ilaçtan medet umuyorsun. Ama orada amaç vesiledir. Allah C.C iyileşmemizi nasip ediyor ve ilaç veya doktorda buna vesile oluyor.

Yani bir ilaç veya bir doktor bizim kurtulmamıza vesile olabiliyorda bir Allah C.C dostu mu olamıyor.
size ne desem bilemiyorum lafı nerelere çekiyorsunuz namaz kılan biriyseniz günde enaz 17 kez okuduğunuz muhkem ayeti kerimeye rağmen hala konuyla alakasız yorumlarda bulunuyorsunuz
beşeri yardım istemek(başka bir şahıstan alacağınız madi akli ve fiziki yardım doktora gimek gibi)manevi yardım istemek(beşeri yardımın çaresiz kadığı durumda istenen yardım doktora gidip ilaç kulandıktan sonra şifa dilemek gibi ) Allahtan gayrısından manevi yardım istemek şirkin takendisidir.
unutmada şunuda söylim üstad Bediüzzamanın rabıta yatığını hiç bir kaynakta bulamassın çün üstad böyle bir şey yapmamıştır.
 

inteus

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2006
Mesajlar
124
Puanları
0
Limriemvrm' Alıntı:
http://www.ihvan-forum.com/showthread.php?t=4359

Kardeşim buraya bakabilirsin Üstat Hz. lerinin ne yaptığını daha rahat anlarsın.
Maneviyatta bir çok Alimimizden yardım almıştır. Hemde bu dünyada olmayan insanlardan siz hala şirk deyin.

Şu fani dünyada insan sağlığını kazanmak için ilaçlara başvuruyorda neden kalbinin kötü hastalıklarından kurtulmak için ve Allah C.C ulaşmak için bir rehbere ihtiyaç duymuyor.
Eğer ilaçı içtiğinde ilaç beni iyileştirdi dersen şirk olur. Ama ilaç iyileşmeme vesile oldu dersen olmaz. Senin iyileşmen ilaçtan değil Allah C.C nün istemesiyle olmuştur. İlaç iyileşmene aracı olmuştur. Bir vesile. Allah C.C dostlarıda sadece vesiledir. İnsan sevdiği bir kişiyi düşününçe şirke girmiş olabilirmi. Kendini onunla karşılıklı zikr ediyormuş gibi düşünür. Daha çok motive olur. Nasıl Hacca gittiğin zaman o manevi hava seni cezbediyorsa daha bi ihlas la namaz kılıyorsan karşında şeyhinin olduunu düşünüp veya Efendimiz S.A.V huzurunda olduğunu düşünüp o manevi havada ibadetini yapmak. Her zaman Efendimiz S.A.V in yanımızda olduğunu düşünün bir kere elimiz harama gidebilir mi? Onu düşünmek bizim gibi kişiler için imkansız gibi bir şey ama şeyhini düşünmek. Veya üstat Hz. lerini düşünmek veya F.G i düşünmek. Anlayana çok bile bunlar.
said nursi hz leri hakkında yazılanları okudum orda rabıtayla alakalı hiç bir kelimeye rastlamadım.üstelik ilim menbaının hz ali olduğunu söyler(kurban olayım o sahebeye)feyz almak başka bir şey rabıta yapmak tamamen zıt bir şey.said nursinin ilim dünyasında bir katredir tasavvuf belki temelidir hem said nursi islamın güzellikleri adına ne dememiştirki?
ileri götürüsek rabıta bir ibadet halini almaya başladı en azından cevremden biliyorum odaya girer saatlerce cıkmaz(çocuğunu unutur,eşini unutur)saatlerce elinde tesbih transa gecer.üstelik şeyhinin resmini gözünün karşısına alıp rabıta yapanlarda var.bu bidat,değişik bir ibadet değilse nedir.tamam tasavvufi anlayışları anlayabiliriz zira kadirilerin cesitli sufi ayinlerinde kendilerine şiş sapladıklarıda vardır bu islamın neresinde var.ama bir insan olarak saygı duyulabilir.bir insanı sevebilirsiniz onu,hatta özdeşleştirebilirsiniz ötesi model alıp motive olabilirsiniz ancak bu zaten insanın ruhunda olan şeyler öyle sevgi nasıl yani anlamıyorum?kitapını okursun seversin vaazını dinlersin seversin etkilenisrsin v.s ama onu ibadetin içine koyup yada bazı araclar kullanarak sevmek nedir.bunun adını koyamıyorum..insan bildiğinin dostu bilmediğinin düşmanıdır.
 

Bedrin_Aslanı

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
20 Haz 2006
Mesajlar
1,792
Puanları
0
Yukarıda verdiğim linki bir nurtalebesi kardeşimiz ekledi. O yazıyı okuyabilirsin.

Allah dan gayrisindan manevi yardım istemek şirkin ta kendisiyle. Haşa Efendimiz S.A.V şirke mi karışmıştır. Ondan şefaat dileyen ümmeti Muhammed şirk üzerinemidir.

İlaç mevzusunda sana şifayı verecek olan kimdir. Allah C.C demi. PEki sen neden araya aracı sokuyorsun da ilaçı içiyorsun. Ayette manevi yardım veya maddi fiziksel yardım diye bir ayrım yapıyormu yoksa sen tefsir ettin bu şekilde.
Tekrar söylüyorum basit bir dünya hastalığı sonuçu bir yardıma gereksinim duyan bizler neden kalbimiz kötü hastalıklardan ve haramdan sakınmak için bir alimin izinden gitmeyelim. Onların verdiği ilaçları kullanmayalım. Onların verdiği ilaçlar zikr namaz ve oruç oluyor genelde.
Rabıtaya şirk diyen alimlerin yazılarını eklede görelim. Hangi alimi okuyarak veya kimin sözleri üzerine şirk diyorsun onu yaz. Yoksa ayetleri kendi başına yorumlayıp hükümlermi çıkardın.
 

inteus

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2006
Mesajlar
124
Puanları
0
alimin izinden gitmek böylemi olur.Allah ile kul arasına bu alimde olsa birileri girmelimi?alimin görevi sadece doğruları anlatmaktır.son olarak;Allah ile kul arasında illaki bir aracının olması gerektiğini sanan tarikatçı muhteremlerimizin bir eylemi rabıta. çünkü insan aciz bir varlık olduğu cihetle Allah a ulaşmak için bir yola, bir rehbere ihtiyaç duyarmış..ulaştıran bu patika tarikat (ki sözcük olarak da yol anlamlarına gelmektedir), bu patikadaki mübarek rehber de o tarikatın şeyhi olabilirmiş.tabi bu rabıtayı farklı gruplar farklı şekillerde yaparlar. örneğin bazıları sadece şeyhinin ruhaniyetini ve uluhiyetini düşünmek şeklinde yaparken, bazıları olayı daha da somutlaştırmak için düşünme esnasında karşılarına şeyhlerinin resmini alırlarmış.e tabi bunlar resimle yapıyorlarsa, daha somut olsun diye heykelle rabıta yapan bir grubu da duysam şaşırmayacağım.
ayrıca şu linki tıkla
http://www.hayrettinkaraman.net/sc/00156.htm
ben imamhatip mezunuyum,maço bir muhafazakarımda ama din yaş**ım ve eğitimimde ne rabıta olayına rastladım nede bötle bir şey olduğunu hissedebildimbelki önyargılı davranabilirim ancak böyle bir şey dinde yok kardeşim en azından ben duymadım yada varsa çokmu önemli bir şey..
 

Bedrin_Aslanı

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
20 Haz 2006
Mesajlar
1,792
Puanları
0
inteus' Alıntı:
said nursi hz leri hakkında yazılanları okudum orda rabıtayla alakalı hiç bir kelimeye rastlamadım.üstelik ilim menbaının hz ali olduğunu söyler(kurban olayım o sahebeye)feyz almak başka bir şey rabıta yapmak tamamen zıt bir şey.said nursinin ilim dünyasında bir katredir tasavvuf belki temelidir hem said nursi islamın güzellikleri adına ne dememiştirki?

Kardeşim rabıtanın isminin geçmesi önemli değil, rabıta yapanlara sor rabıtanın tam olarak ne olduğunu sor sonra yazıyı bir daha oku. Manevi olarak yardım almış onların ilminden faydalanmış üstat Hz.

ileri götürüsek rabıta bir ibadet halini almaya başladı en azından cevremden biliyorum odaya girer saatlerce cıkmaz(çocuğunu unutur,eşini unutur)saatlerce elinde tesbih transa gecer.
bunda ne gibi bir kötülük var anlayamadım. farz ibadetlerinin dışında Allah diye zikretmek. Herşeyi bırakıp yalnız onun rızası için çalışmak. Nasıl namaz kılarken Allahuekber dediğimizde ellerimizi kulaklarımıza götürürüz yani dünyalık ne iş varsa hepsi bi kenara bıraktım deriz, yalnızca Allah C.C rızasını düşünürüz. Allah C.C zikr ederkende aynı şekilde başak bir şey düşünmeyiz.

üstelik şeyhinin resmini gözünün karşısına alıp rabıta yapanlarda var.bu bidat,değişik bir ibadet değilse nedir.
Bunu yapan kişilerin sorunu hangi şeyh o şekilde rabıta yapmayı uygun görüyor? Bir tane örnek bulamazsın. Etrafında gördüğün yanlış insanları tüm bir cemaate hasmış gibi görme.
tamam tasavvufi anlayışları anlayabiliriz zira kadirilerin cesitli sufi ayinlerinde kendilerine şiş sapladıklarıda vardır bu islamın neresinde var.
Kardeş onu tam olarak hangi tarikatın yaptığını bilmiyorum ama şunu söylüyim.
Efendimiz S.A.V in torunu onun kabrini bir gün ziyarete gidiyor müridleri ile birlikte dular ediyor ve O nun mübarek yüzünü göremediğini söylüyor. Tam olarak hatırlamıyorum. daha sonra Efendimiz S.A.V mezardan çıkıyor ve Torunu ve yanındakinler onu görüyoralr. o anda inanılmaz bir manevi ortam oluşuyor. Öyle cezbeye geliyolar ki birbirlerini kılıçlarla darbeler yapıyorlar. Ama hiç birine birşey olmuyor. Buda oradan geliyormuş ve gerçekten onu yapan kişilerde ne bir iz nede bir acı oluyormuş. Biraz araştırırsan nerden geldiğini bulabilirsin. Neyse konuyla alkası yok.

ama bir insan olarak saygı duyulabilir.bir insanı sevebilirsiniz onu,hatta özdeşleştirebilirsiniz ötesi model alıp motive olabilirsiniz ancak bu zaten insanın ruhunda olan şeyler öyle sevgi nasıl yani anlamıyorum?kitapını okursun seversin vaazını dinlersin seversin etkilenisrsin v.s ama onu ibadetin içine koyup yada bazı araclar kullanarak sevmek nedir.
Şöyle düşün evde yorgunsun ayakta duracak halin yok ama yatsı namazını kılacaksın. İşte o sırada mesela sen F.Güleni çok seviyo ol. veya başka bir alimi. O yorgun halinle onun yanına geldiğini ve beraber namaz kıldığını düşün. Namazı daha bi ihlasla kılarmısın kılmazmısın. Veya nekadar yorgun olursan ol daha bi istekle kılmazmısın?onun senin heran yanında olduğunu düşünmek seni birtakım kötü düşüncelerden uzak tutarmı tutmazmı? Rabıta bu işte.Asıl olan Allah C.C huzurundaymış gibi düşünüp öyle namaz kılmak ama bizim gibi insanlar için bu imkansız. Belli safhalardan geçip nefsimizi yenmemiz lağzım. Allah dostları herzaman Allah C.C nün huzurunda olduğunu idrak eden kimselerdir. Ve o kişiler evde ibadet dışında bile diz üstü oturan insanlar. Sırtı yumuşak yatak yüzü görmeyen insanlar. Bu kişilerin hepsine şirke düşmüştür demek bana göre yanlıştır. Siz yine bildiğiniz gibi devam edin.
bunun adını koyamıyorum..insan bildiğinin dostu bilmediğinin düşmanıdır.
.........................................
 

inteus

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2006
Mesajlar
124
Puanları
0
hayatı senden iyi bildiğimi iddia edebilirim,çünkü her şeyi kendi doğrularıma yontmuyorum.motivasyonumun kaynaklarının neler olduğunu rezervleriminde bu bağlamda hala kullanılabilir olduğunu söyleyebilirim.said nursi orda belirli bir amaç için rabıtaya giripti abdulkadir geylani hz leriyle rabıta yapmamıştır.metefizik alemdeki bir buluşma olabilir belki rüya ile belki direkt manevi temas ile bunu biz bilemeyiz.yine iddia ediyorum o yazıda rabıta ile ilgili hiç bir mesaj ve olguya tarafımdan rastlanmamıştır.yok ben namaz kılerken emin ol hiç bir alimi düşünmem.bu f gülende olsa.f gülen atalım onun cemaatindenim.sadece kitaplarını okurum entelektüel dünyamı geliştirmeye çalışırım, vaazlarını dinler manevi doyurganlığa ulaşırım.hele namazda onu hiç düşünmem.aklımın ucuna bile gelmez.geleceksede Allah aklımı bozsun.namazda gercekten allah düşünülmüyorsa bilemiyorum yani sakat bir duruş..senin için namaz kılarken veya namaz sontrasında aklına seyhin geliyorsa;görünen oki aklını kapsıyormuş bir başkası için ticari kaygıları gelecektir.ee nerde kaldı bizim namazın ihlası içtenliği.tamam şeyhlere alimlere bir şey dediğimiz yok en azından sapık,kafirde demiyoruz,diyenler var ve diyenleri destekleyen var netekim.hatta tarikatları toplumu düzenleyen derli toplu hale getiren büyük bir kurumlar silsilesi olarakta görebiliriz.ancak bir eğitim tekniğini ibadet diye gözümüzün önüne sokmanız çok yanlışş çokk
 

Bedrin_Aslanı

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
20 Haz 2006
Mesajlar
1,792
Puanları
0
Hz. Ebubekir R.A'nın Efendimiz S.A.V bir an bile gözünün önünden gitmezmiş. Öyle ki tuvalete gitmeye bile utanırmış. Heran karşısında olduğu için. Namazda veya diğer ibadetlerde amaç Allah C.C huzurundaymış gibi kılabilmek. Tabi bunu başarabiliyorsan ne mutlu sana. Senin gibi pek az insan vardır. Veli kullara nasip olan bir şey. Rabıtanın ne olduğunu bilmiyorsun. Bilseydin Üstat ın yaptığının rabıta olduğunu bilirdin. Hz. Ali ve diğer büyük alimler ona teveccühte bulunmuş. Yazacaklarım bu kadar anlamak isteyen için yeterlidir inş.
 
Üst