Para’nın Tesiri Hususunda Tespitler | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Para’nın Tesiri Hususunda Tespitler

saf deha

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
26 Kas 2007
Mesajlar
1,273
Puanları
63
Her ne kadar kuşak farkının oluştuğu ve eğitime verilen önemin azaldığı bir iletişim ortamında yaşıyorsak da, toplum içinde iyi bir iletişimin olması yönündeki ilk ve tek şartın ülkenin hangi yerinde olursa olsun insanlar arasındaki gelir dağılımı dengesizliğinin temelinden çözümlenerek; temel ihtiyaçlara herkesin eşit şekilde ulaşmasının sağlanmasıdır. Bunun çözümünün gerçekleşmemesi halinde, insanlar arasında doğal bir düşmanlık ya da haset sürekli olacaktır ve hiçbir insanın yaşamında bu etkinin olumsuzluğu asla sona ermeyecektir. Ancak, küçük gruplar, ekipler, içinde iletişimin daraldığı mekanizmada geçici çözümler ve mutluluklar yaşanabilecektir.

İnsan tıpkı, radyonun pile ihtiyaç duyduğu gibi yemeye ve içmeye ihtiyaç duyar. Pili bitmeye başlayan radyonun sesi gibidir açlık… Nasıl ki, radyoyu yeniden çalıştırmak için yeni pile ihtiyaç varsa, insanında normal işlevlerini kullanabilmesi için düzenli beslenmeye ihtiyacı vardır. Gıdasını alan insan, düşünmeyi, sevmeyi, öğrenmeyi… İsteyecek konuma gelmiş olacaktır, tıpkı radyonun istenilen frekansta çalışması gibi!

Kabul etmelidir ki, temel ihtiyaçlarını alamayan insanın mecali yoktur, ne konuşmayı ister nede düşünmeyi! Sinirlidir ve çevresinde gördüğü tok insanlara karşı isyankârdır. Her türlü kötülüğü yapmaya da meyillidir. Bu insandan normal davranmasını bekleyemeyiz… Her an aşağılanmaktan bıkmıştır. İçi hırs ve haset yüklüdür. Kalbi kara gözü pektir. Haksızlıkların göz göre göre yaşandığı çevrelere karşı düşmanca tavır içindedir. Elinden gelen bir şeylerin olmaması onu çıldırtmaktadır. Geçen kısa zaman içinde gerçek anlamda psikolojik hasta olmuştur. İlerleyen zamanlarda karnı doysa bile iletişim bazında kazanılması mümkün olmayan zarar verici bir kişiliği kaçınılmaz olacaktır.

Böyle o kadar çok kişi vardır ki toplumumuzda… Bunlara ne başlangıçta yardım edilebilmiştir nede sonrasında… İnsan çokluğu içinde harcanmışlardır ne yazık ki… Hem de göz göre, göre… Her ne kadar dinimizde zekât ve sadaka müessesi işlese de, insanlar paralarına kıyıp da, fakirlerin hakkı olan bu parayı vermemekte ve toplumsal sıkıntılarda artmaktadır.

Ancak unutmamalıdır ki; her haksız kazancın başkalarının üzerinden çekilip alındığını düşünürsek; bu kazancı elde edenin başlangıçta yaşamına çok mutluluk verdiği ya da her şeyin yolunda gittiği sanılsa da, zaman içinde bir gün haksızlık yaptığı insanlardan daha fazla sıkıntı çekeceği açıktır. Her şeyin bir bedeli vardır ve o ödenmedikçe herhangi mal bir kimsenin olamaz! Bu kaçınılmazdır ve bir gün adalet yerini bulacaktır. Buradaki sır kul üzerindeki sınavdır da aslında…

Kaldı ki, temel ihtiyaçlarını elde etmiş insanların öylesine hırs içinde daha fazlasını istemesi, ne kadar acı bir durumdur. Hep benim olsun diyen bu insanın her an iletişimi yıkıcıdır ve kendisinden başkasına yaşama hakkı vermeyen bir tutum içerisinde olması hayatını mahvetmektedir. Maddesel hırs içinde kazanacağım derken insanlıktan çıkaracak kadar tehlikeli bir yaşamı kimsenin tercih etmesini gerçekten istemem.

Öyleyse, temel ihtiyaçların her insanın hakkı olduğu gerçeği unutulmadan, ilk önce bu paylaşımın insanlar arasında gerçekleştirildiği adaletli ve dengeli bir mekanizmanın toplum içinde sağlanmasının gerekliliği vardır. Yoksa böyle olmayan bir düzende ne huzurdan ne mutluluktan nede eğitimden bahsetmek mümkün olabilir mi? Düşünsenize evime hırsız girecek diye tatile çıkamayan, ya da yol keserek can ve mal emniyetinin olmadığı bir sokaktan kim geçmek ister ki…

İnsan ancak düşündüklerini ve öğrendiklerini yaşayarak vasıflarını gösterebilir. Kafasında madde ile ilgili bir sorun olmayan her insan, manevi doyumu arayacaktır artık. Ancak bu şekilde doyacak kadar yiyecek ve israf etmeyecektir artık. Gözleri ile gördüğü, dudağı ile desteklediği ve zamanla kalbinde misafir ettiği güzellikleri isteyecektir. Dışında gelişen olayları sadece bir araç gibi görecek, ne yağmurdan, ne selden, ne güneşin yakışından, ne fırtınadan, ne depremden… Çekinmeyecektir. Aksine bunların varlığı, yaşamının doğallığında bütünleşecektir. Bütün sorun “ insanların doğumuyla başlayan yaşamının her evresinde maddesel şeylerin geçici ve ölümlü olduğu; hiçbir zaman eşyaya sahiplenmenin gaye olamayacağının verileceği bir eğitim şuuru ile sağlanmasıdır.” Yani, gerçek zenginliğin maddesel ve ölümlü şeylerde olmadığı ve gerçek huzurunda böyle bir yaşamın sonucunda aranmayacağı anlatılmalıdır. Anlamamakta ısrar edene ise kabre girdiğinde kefenden başka bir şeyi olmadığı gün ise mutlaka gelip çatacaktır.

Ayrıca karşılıklı ya da grup içindeki iletişimlerde eşitlik ilkesine uyarak, ne istediğimizi ve niyetimizi açık bir şekilde ortaya koyarak; sabırlı, içten ve doğruluktan yana tavır içinde olmalıyız. Ancak, birbirini yeni gören ya da tanımayan insanlar arasında, birbirleri ile birdenbire çok samimi ve gereksiz bir iletişime girmeden, sadece ihtiyaçlarına yönelik kısa diyalogların yapılmasında fayda vardır. Eğer gereksiz bir söz ya da tavır hissedilirse, farkında olmadan cinayete dönüşen ve uzun zaman tamir etmekle ancak düzelebilecek bir iletişimi de böylece gerçekleştirmiş oluruz.

Allah rızası için sadaka, zekât ve sosyal yardımları esirgemeyelim. Biz verdikçe Mevla bize fazlasıyla verecektir. Sonuçta paraya tapan değil, Allah’a hakkıyla tapan ve sadece Ona kul olan biri olmalıyız. Lütfen düşünelim, biz hangi şeritteyiz… Veren mi, vermeyen mi?



Saffet Kuramaz
 

ummuhan

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2007
Mesajlar
12,943
Puanları
113
para, para, para
varlığı bir dert, yokluğu yara...
 
Üst