Once Takva Sonra Dava! | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Once Takva Sonra Dava!

Kaptan

Mecra Yazarı
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
15,445
Puanları
113
İslami görevlerimiz arasındaki ilişkiyi doğru bir biçimde kurmak belki bugün en çok ihtiyaç hissettiğimiz meselelerden. Takva ile dava arasındaki ilişki de bu bağlamda üzerinde durulması gereken önemli bir husustur. Hidayete eren, İslami bir bilince kavuşan bir insanın kendi dini yaşantısını nasıl inşa edeceği konusu üzerinde genişçe durulması gerekiyor. Biz bu yazıda o konunun bir alt başlığı olan takva ve dava arasındaki ilişkiyi ele almaya çalışacağız. Amacımız takvanın önemini ve İslami mücadeleye(davaya) önceliğini vurgulamak ve bu vesileyle kendi pratiğimizin bir özeleştirisini yapmaktır.

Takvadan ne anlamalıyız?

Takva, Allah’la ilişkilerin güçlü olması halidir. Takva, dini bir bütün olarak kavrama ve Allah’ın emirlerine karşı son derece duyarlı olmaktır. Allah’ın emirlerine karşı gelmekten, onun emirleri konusunda gevşek davranmaktan ‘sakınmaktır’.

Takva, nefsin terbiye edilmesini birinci vazife olarak gören bir bilinçlilik halidir. Kulluğumuzda önümüze dikilen asıl engelin toplum değil, nefs engeli olduğunu idrak etmektir. Zira toplumun bizim üzerimizde emredici bir yetkisi yoktur. Ama nefsimiz emredicidir ve bizi çok kolay hevasına uydurabilmektedir.

Takva, sadece bazı amelleri yapma hali, yapıyor olma hali de değildir. Namaz kılmak, oruç tutmakla takva elde edilmiştir denilemez. Bunlar nasıl yapılıyor, hakkıyla, titizlikle, bütün şartlarına riayet edilerek mi yapılıyor, maksadına ve ruhuna uygun bir şekilde mi yapılıyor vb. sorulara müsbet cevap verilebildiğinde ancak takvadan bahsedilebilir.

Dolayısıyla takva ‘ibadetlerimizi’ ‘kalite kontrolü’nden geçiren bir duyarlılık halidir. Takvayı bu nedenle ‘kaliteli kulluk’ olarak da tarif edebiliriz.
 

Kaptan

Mecra Yazarı
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
15,445
Puanları
113
Takvanın önemli olduğunu kimse teoride reddetmez, fakat bir şeyin önemli olduğunu ‘kabul etmekle’ önemini ‘idrak etmek’ farklı şeylerdir. Arasındaki farkı fark edemediğimiz müddetçe bu konuda yaşadığımız sorunun özüne nüfuz edemeyiz.

İdrak bir bilgiyi kalpte hissetmektir. Örneğin namazınızı huşu içinde kılmadığınızda bunun acısını vicdanınızda hissedebiliyorsanız, haliniz ile bilginiz arasındaki çelişkiyi derinden duyup bu çelişkiyi gidermenin derdine düşüyorsanız takva yoluna adım atmışsınız demektir.

Kur’an’ın bize bu konuda vermek istediği bilinç onlarca ayetle ortaya konulmuştur. Sadece şu ayetler bile kulluğumuzu nasıl bir titizlik ve hassasiyet içinde götürmemiz gerektiğini ortaya koymaya yeter de artar bile:

1) Ey iman edenler, Allah’tan hakkıyla sakının (ittekullahe hakka tukatih) (Al-i İmran, 102)

Yani şöyle böyle sadece ‘sakının’ değil, ‘Hakkıyla sakının!’. Allah’tan hakkıyla sakınmak ise daha duyarlı, daha titiz, daha hassas bir kulluğu gerektiriyor.

2) Şayet biz bu Kur'an'ı bir dağın üzerine indirmiş olsaydık, andolsun onu Allah korkusundan saygı ile baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün. İşte Biz, belki düşünürler diye, insanlara böyle örnekler veririz. (Haşr, 21)

Bu ayet Kur’an okuduğumuzda nasıl etkilenmemiz gerektiği ile ilgili çok çarpıcı bir örnektir. Okuduğumuz ayetler bizde nasıl bir etki bırakıyor? Ameli ayetleri hayatımıza hemen geçiriyor muyuz? Bu konuda ne kadar gayret gösteriyoruz? Yoksa kalplerimiz dağların taşlarından daha mı katı?

3) Allah'tan gücünüz yettiği kadar sakının (Fettekullahe mastata’tum). (Teğabun, 16.)

Bu ayette de gücümüzü son kertesine kadar kullanarak Allah’a en güzel şekliyle kulluk yapma konusunda gayret sarf etmemiz isteniyor.
 

Kaptan

Mecra Yazarı
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
15,445
Puanları
113
Kur’an hangi konuyu önceliyor?

Hiç kuşkusuz bizim öncelememiz gereken konu veya konuları belirleme yetkisi yine Kur’an’a aittir. Kur’an’ın öncelediği konu bizim de öncelememiz gereken konu olması gerekiyor.

O halde Kur’an hangi konuyu öncelemiştir?

Kur’an’ın indiriliş seyri bize hangi konuların acil ve önemli görüldüğünü gösterir.

Kur’an’ın surelerini bir ders programına benzetecek olursak işlenilen ilk derslerin ağırlıklı konusunu imanın yanı sıra nefsi tezkiye konularının oluşturduğunu görürüz.

Alak, 19: Secde et ve yaklaş Kalem, 28: Allah’ı tesbih etmemiz gerekmez miydi? Müzzemmil, 2-5, 20: Geceleyin kalk ve tertil üzere oku. Müzzemmil, 8: O halde Rabbinin ismini zikret ve her şeyden alakanı keserek (tebettül) O’na yönel. Müddessir, 3-5: Rabbini tekbir et, elbiseni temizle, pisliklerden sakın. A’la, 14: Doğrusu arınan (tezekka) eden felah bulmuştur. Rabbinin ismini zikredip namaz kılan. Leyl, 5: Kim verir ve ittika ederse (vetteka) Leyl 15-16: İttika eden ondan uzaklaştırılacaktır. O ki, arınmak (yetezekka) için malından verir. İnşirah, 8: Ve yalnız Rabbine rağbet et, hep O’na doğrul. Şems, 7-9: Nefse ve onu düzenleyene ve sonra ona fücurunu ve takvasını ilham edene andolsun ki, nefsini tezkiye eden kurtuluşa ermiştir. Kıyamet, 2: Kendini kınayan nefse andolsun.

Medeni ayetlerde de takva konusunun merkeziliği hep değişik açılardan vurgulanmıştır. Bakara suresinin 2. ayetinde ‘hüden lil muttaqin’(takva sahipleri için yol gösterici) denilerek Kur’an’ın hangi vasfa sahip insanlar için faydalı olacağının ortaya konulması bize öncelenecek olan konu başlığını göstermektedir.

Veya şu ayet: Binasını takva (Allah’a karşı gelmekten sakınmak) ve O’nun rızasını kazanmak temeli üzerine Kur’an kimse mi daha hayırlıdır, yoksa binasını çökmeye yüz tutmuş bir yarın kenarına kurup, onunla birlikte kendisi de cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi? Allah, zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez. (Tevbe, 109)

Yukarıda alıntılanan ayetlerin kendi hayatımızdaki yerine bakalım. Biz de her gün secde ediyoruz, fakat Allah’a yakınlığımız artıyor mu? Geceleri kalkıyor muyuz? Yoksa nasıl olsa nafile ibadet diyerek gündemimizden çoktan çıkardık mı? Bu soru zincirini vicdanımızda devam ettirebiliriz...
 

Kaptan

Mecra Yazarı
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
15,445
Puanları
113
Burada sahabenin eğitimi ile bizim aramızdaki farka değinmek konuyu daha iyi idrak etmemizi sağlar. Malumdur sahabenin Kur’an’ı okuma tarzı da bugünkü okuma tarzlarından çok farklıydı. Onlar ‘on ayeti okuyup onlarla amel etmedikçe diğer on ayete geçmiyorlardı’. Onlar gayretlerini amel etmek üzere topluyorlardı. Bizde ise genelde ilmi tartışmalarda delil bulmak, ihtilaflı meseleleri araştırmak, tefsir kültürümüzü zenginleştirmek vb. gayelere ağırlık vererek okumalar yapılıyor.

İlk indirilen sureler sahabede etkisini hemen gösterdiğinden onlar takva diplomalarını çok hızlı alıp davaya ağırlık verebiliyorlardı. Onların da beşer olma açısından bizden hiçbir farklarının olmadığını düşündüğümüzde dava yolundaki meşakkatlerin ve işkencelerin üstesinden gelebilmelerini hangi saike bağlamak lazım? Onlardaki azmin onda birinin bizlerde olmamasının sebebi acaba nedir? Fark nerededir? Onlarda olup da bizde olmayan ne var ki, biz onlar gibi olamadık, olamıyoruz.

Neden takva daha önemlidir ve önceliklidir? Allah kulunu değerlendirirken onu bir bütün olarak değerlendirir.

‘Allah katında en değerli olanınız takvaca en ileri olanınızdır.’ (Hucurat, 13) ayeti bize takva sıfatının bir müminin imandan sonra en önemli sıfatı olduğunu gösterir. Dikkat edilirse ayette, Allah katında en değerliniz bilgice en ileri olanınızdır! denmiyor.

Takvanın önceliğini idrak etmek için şu sorular çok önemlidir: Allah kulunu kendi nezdinde değerlendirirken kulunun neyini değerlendiriyor? Hangi özelliğine bakıyor ve değer veriyor? Kul kendini aslında hangi noktada ispat etmesi gerekiyor? Ne yapar veya hangi özelliğe sahip olursa gerçek manada Rabbini razı eder? Çok faaliyet yapmak mı yoksa namazını huşu içinde eda etmek mi Allah katında daha değerli amellerdir? Bunlar tabi ki birbirinin zıddı şeyler değil, fakat asıl önemli olan özelliği tespit açısından bu tür sorular önemlidir.

Rabbimiz insanın sadece İslami faaliyetlere katılıp katılmadığına bakmaz, bundan daha fazla ferdi yaşantısındaki amellerine bakar, namazını dosdoğru kılıp kılmadığına bakar, gözünü haramdan çevirme konusunda taviz verip vermediğine, bu emri ne kadar ciddiye aldığına, kendisinden bu konuda ne kadar korktuğuna bakar, kendisini ne kadar anıp anmadığına, kendisine ne kadar şükredip etmediğine, kendisine gönüllü olarak da namaz kılıp kılmadığına, geceleri kalkıp kalkmadığına, seher vakitlerinde istiğfar edip etmediğine kısacası Kur’an’da değindiği, emrettiği ve teşvik ettiği bütün amelleri ne kadar bir duyarlılık içinde yerine getirip getirmediğine bakar.

İnsanın ferdi yaşantısındaki Allah’la ilişkisi onun toplumla olan ilişkilerindeki kaliteyi de belirler.
 

fakiri

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ocak 2007
Mesajlar
15,969
Puanları
83

Red ! Yazıların kaynağını yazmamakla doğru yapmıyorsun!


İkincisi, sen takvayı ne yapacan ? Adam gibi iman et ve bu imanını koruyabil bu sana yeter ! Takva işi forumlarda oyalananların işi değil, bilmiyor musun ?
 

Kaptan

Mecra Yazarı
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
15,445
Puanları
113
Takvayı şu dört sebepten dolayı öncelememiz gerekir:

1) Allah’ın razı olacağı kulluk ameliyesi takva özelliğine sahip olan kulluk ameliyesidir. Allah’ın şanına yaraşır bir kulluk takvalı olmaktan geçer.

2) Toplumda inandırıcı bir örneklik sergileyebilmek için muttaki bir kişiliğe ihtiyaç var, yoksa zaaflarımıza insanların şahit olması sadece bir zaman meselesidir. İnsanlar ne kadar bilgisiz olsalar bile en ufak ahlaki zaafları yakalamada mahirdirler. Bunu yakaladıkları anda söylediğimiz en güzel hakikatleri bile insanlara artık benimsetemeyiz. İç dünyalarında bize notlarını çoktan vermişlerdir, ama onların nezaketen bu durumu belli etmemelerini her şeyin yolunda olduğu şeklinde yorumlayıp kendimizi aldatır dururuz.

3) Dava yükünü taşıyabilecek motivasyon ve güç için takva olmazsa olmaz bir özelliktir. Yaşanan olumsuz hadiselerin üzerimizde bir moral yıkıntısına yol açmaması ve bu yükü pörsümeden, eskimeden, heyecanımızı yitirmeden uzun vadeli taşıyabilmemiz için takva önemli bir dinamiktir. Hz. Yunus’un örneği bize uzun soluklu bir mücadelenin ne kadar büyük bir motivasyon ve sabır gerektirdiğini göstermektedir.

4) Kullarına ‘emaneti ehline verin’ diye buyuran Allah, dava emanetini hak etmeyenlere tevdi eder mi? Takva bu emanete ehil olmanın birinci şartıdır. Tabi ki tek şartı değil, fakat ilk şartıdır. Rabbimizin yardımı ve desteğini ancak emanete ehil hale geldiğimiz zaman umabiliriz.
 

Kaptan

Mecra Yazarı
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
15,445
Puanları
113
Başarısızlığımızın en baştaki sebebi: İslam’ın ruhi-manevi yönünün(takvanın) ihmal edilmesi

Tevhidi gurupların dava çalışmalarındaki başarısızlıklarının en önemli sebebi takva temelinin sağlam atılmamış olmasıdır. Bir binanın temeli atılırken bütün ‘ince hususlara’(takva) ehemmiyet gösterilmezse onun üzerine kurulacak bina da sağlam olmayacaktır. Bizim de yaşadığımız hal budur. Temeli sağlam atılmamış bir yapının üzerine ilmi ve siyasi çalışmalar inşa etmeye çalıştık ve başarılı olamadık.

Tevhidi söylemi bayraklaştıranların aynı oranda takvaya sarılmamaları ciddi bir çelişkidir. Çünkü takva zaten tevhid akidesinin pratiğe geçirilmiş şeklidir. Ferdi yaşantımızda nefsimizin hevasını değil Allah’ın emirlerini yönlendirici(ilah) kabul ettiğimizi bilfiil göstermektir. Tevhidle takva bir madalyonun iki yüzüdür. Madalyonun bir yüzü parıl parıl parlarken diğer yüzünün karanlık içinde kalması nasıl izah edilecek? İnsanlara sadece bir yüzünü mü göstereceğiz? Diğer yüzüne insanlar zaman içinde aşina olmayacaklar mı? Bu durumda kim bu madalyona talib olur. Nitekim olmuyorlar da. Teoride tevhidi kabul edip uygulamada zaaf göstermek güvenilirliğimizi zedeleyen en önemli sebeplerdendir.

İslam’ın ruhi-manevi yönünü ihmal ederek bu davanın omuzlanamayacağını, bu durumun birçok sorunlara ve aksaklıklara yol açtığını artık yaşadığımız on yılların pratiğinden görmemiz gerekmektedir.

Hidayete eren, İslamiyete dönüş yapan bir insanın önündeki ilk hedef takva eğitimine başlamak olması gerekirken hemen dava çalışmalarına yönlendirilmesi doğru değildir.

Bu kişilerin nefislerini terbiye etmeleri konusunda yalnız bırakılmaları, bu işin kendi inisiyatiflerine bırakılması eğitim metodolojisi açısından bir gaflet hatasıdır. Sadece ‘Kur’an’ı ahlak edinelim’ söylemi insanları takvaya önem vermelerine, üzerinde durmalarını sağlamaya yetmiyor, yetmedi de.

Din insanı kendi bütünlüğü içinde ele almıştır. İnsanın sadece akli tarafı değil, kalbi tarafı da bulunmaktadır. Onun ruhi-manevi bir yönü vardır. Bu yönü ihmal edilirse bir kanadı kırık kuşa benzemiş olur. Yapması gereken işi yapamaz. Çünkü kanadı kırıktır.

Kur’ani düşünen Müslümanların takva konusunu herkesten daha çok gündemlerine almaları ve üzerinde durmaları gerekirken en az ele aldıkları konuların içinde olması gerçekten çok hazin bir durumdur. Kitaplarımızın, makalelerimizin, ders konularımızın başlıklarına bakmak en çok hangi konulara değindiğimizi, hangi konuları öncelediğimizi ve daha çok önemsediğimizi gösterecektir. Takva, nefsi tezkiye, namazı dosdoğru kılma, Allah korkusu (havf, haşyet)-sevgisi, istiğfar, şükür, hamd, zikr, tespih, ihsan vb. daha yüzlerce ayetlerde geçen onlarca Kur’ani konular ve kelimeler bizim gündemimizde hak ettiği yeri alana kadar daha çok yerimizde saymaya devam edeceğiz.

Kur’an İslam’ı düşüncesinin bu topraklardaki mazisi çok eskilere dayanmaz. Bu düşünce ilk ortaya çıktığı zamanlarda öncelediği konuların arasında İslam’ın ruhi-manevi yönü, nefsin terbiyesi ve takva konusu yer almıyordu. Belki şartlar başka konulara ağırlık verilmesini gerektiriyordu. Örneğin Kur’an’ın anlaşılır bir kitap olduğunu, onu anlayarak okumanın gerekliliği vb. konulardaki yanlış anlayışların egemenliğinin kırılması gerekiyordu ki, bu başarıldı da. Bugün ise bizim Kur’an’ın belirlediği öncelik ve önem sırasına göre hareketimizi yeniden düzenlememiz gerekiyor. Uzun zaman belli konuların hep işlenmesi insanda alışkanlık yapar. Bu alışkanlıklardan kurtulmak yeni bir bilinçle mümkündür. Fikri kazanımlarımızı muhafaza ederek eksiklerimizi gidermek, gediklerimizi kapatmak zorundayız. Atlanılan konulara dönerek onları yeniden ele almak mecburiyetindeyiz.

İslami uyanışın neden tıkandığı ile ilgili soruya sorumluluğu hep topluma, gelenekçi cemaatlere ve sisteme atarak cevaplar üretmek kendimizi kandırmaktan başka bir şey değildir. Hz. Nuh’un örneği bizim başarısızlığımızı meşrulaştıracak bir örnek değildir. Biz onun kadar ve onun gibi çalışmadık ki, toplumun icabet etmeyişine bir mazeretimiz olsun. Bu şekilde çalışmayışımızın da sebebi Allah’la ilişkilerimizin zayıflığındandı. Dolayısıyla asıl sorun bizden kaynaklanıyor. Bu davanın toplumda makes bulmamasının asıl müsebbibleri bizleriz. Kaldı ki, içinde yaşadığımız toplum davete çok daha müsait bir toplumdur. İslami bir geçmişi bulunmaktadır ve Kur’an’a ve Peygambere takliden de olsa inanmaktadır. Böylesine müsait bir ortamı değerlendirememek ise başlı başına bir zaaftır.
 

Kaptan

Mecra Yazarı
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
15,445
Puanları
113
Takvayı öncelemede nefsin direnci

Nefis terbiyesi ve takvayı bize ihmal ettiren aslında yine kendi nefsimizdir. Nefsimiz bizi kendimizle uğraştırmak istemediğinden yaptığımız İslami faaliyetlerle avunmamızı sağlıyor. Ve biz bu avunmanın farkında değiliz. Nefsin en çok hoşlanmadığı konu nedir diye sorulsa, yine kendi istek ve arzularının kısıtlanmasını beraberinde getirecek olan konular olduğunu görürüz. Namazda huşuyu yakalama konusu nefsin hevasına uymaz, nefis dünyevi düşüncelere dalmak ister. Gözünü haramdan çevirme konusuna ehemmiyet vermek ve nefsi bu konuda zorlamak nefsin hoşuna gitmez vb...

Takvayı davaya öncelemek aslında nefsimizin ‘dava’ üzerinde kurduğu keyfini bozmak demektir. Dava adına yaptığımız birtakım faaliyetler var, bunlara bir şekilde alışmışız, bunlar bize belki artık o kadar zor da gelmiyor, dolayısıyla bir ‘keyif’ sağlanmış nefis açısından. Nefis tabi en yalın haliyle, hiç terbiye olmamış haliyle bunları da arzulamaz, ama bu kadar terbiye olduğu için, buna bir şekilde razı gelmiştir ve onunla yetinmek ister, daha fazla kendisinin yorulmasının, zorlanmasını istemez. Zaten yapıyoruz yapacağımızı, farzları yerine getiriyoruz, büyük günahlardan uzak duruyoruz, İslami çalışmaların da içindeyiz diyerek kendisine/nefsimize daha yakından göz atmamızı istemez.

Yaptığını söylediği şeyleri ne kadar iyi yaptığımızı, hakkını verip vermediğimizi, kusurlarımızın çapını, Allah’ın şanına yaraşacak bir kulluğu gerçekleştirip gerçekleştirmediğimizi sorgulamamızı istemez. Bu nedenle de bu konuda nefsin direnciyle karşı karşıyayız. Bu direnci kırabilmek için önce oynanan oyunun farkına varmamız gerekiyor. Nefsin bizimle kendisini razı eden, fakat Allah’ı razı etmeyen bir uzlaşmayı nasıl başardığını görmemiz gerekiyor. Nefsin işleyiş mekanizmasını tanımamız gerekiyor.
 

Kaptan

Mecra Yazarı
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
15,445
Puanları
113
Takvanın dört kriteri

Takva sıfatına sahip olup olmadığımızı tesbit açısından şu kriterleri kendi üzerimizde uygulayabiliriz:

1.Namazın huşu içinde eda edilmesi. 2.Gözü haramdan sakındırma konusunda nefsimize taviz vermeme. 3.Riya, kibir ve haset gibi kalbi hastalıklardan arınmış olmak. 4.Namazların dışında da gündelik hayatın içinde Allah’ı çokça zikretmek/hatırlamak/anmak.

Bu kriterler uygulaması zor olduğu için örnek olarak verilmiştir. Zira samimiyet ve duyarlılık zor işlerde kendini belli eder. Tabi kriterler bunlarla sınırlı değil, bunlar sadece birer örnektir.

Bu dört madde Allah’ın emridir. Bu emirlerde ‘hassas’ ve ‘duyarlı’ değilsek, Allah’ın emirlerini titizlikle yerine getirme anlamındaki ‘takva’ sıfatından bahsedemeyiz. Bu ve diğer emirlerde üstün körü, kara düzen, yarım yamalak, laçka, gevşek, sürekli ‘ruhsatlara’ yapışan, ruhsatları hoyratça kullanan, mesela mazeretli-mazeretsiz namazları sürekli cem eden vb. hep işin kolayına kaçan bir uygulamanın takva olamayacağını her vicdan sahibi kabul eder.
 

Kaptan

Mecra Yazarı
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
15,445
Puanları
113
Somut olarak yapılması gerekenler:

Kur’an’ı amacına uygun okumak Kur’an’ı takva merkezli yeniden okumalıyız, yani takva ile ilişkili ayetlere dikkat kesilerek okumalıyız. Bu okuma faaliyeti takvayla ilgili onlarca ayeti yeniden farklı bir açıdan fark etmemize ve içimizde duymamıza yol açacak.

Eğitim çalışmalarında takva eğitimini öne almak Eğitim çalışmalarında takva konusuna öncelik ve ağırlık verip uygulamalı bir takva eğitimi yapmalıyız. Yani sadece ders olarak işlemek değil, uygulamalı olarak bunun eğitimi verilmeli. Öğrenim ayrıdır, eğitim ayrıdır. Eğitim davranışların değişimini esas alan bir kavramdır.

Nasıl ki, diplomasını almayanlar mesleklerini icra edemiyorlarsa, takva diplomasını almadan da dava işine girişilmemesi gerekir. Takvada asgari bir düzey tutturmayanlar toplumda tesirli olamazlar. Davayla uğraşmaları onlarda görevlerini yerine getirdiklerine dair bir tatminlik duygusu oluşturuyor. Bu da ihmali daha da kökleştiren psikolojik bir etkendir.

Sonuç:

Takvanın öncelenmesi demek davanın bırakılacağı, askıya alınacağı anlamına gelmez. Her ikisi de Allah’ın emri olduğu için önemlidir. Fakat bu emirlerin arasında bir öncelik-sonralık ilişkisi vardır. Dolayısıyla amacımız dava çalışmalarının önemini yadsımak değil. Dava da sonuç itibariyle takvanın bir gereğidir.

Allah mümin kullarından Kitabını bir bütün olarak uygulamalarını bekliyor. Rabbimiz dinin hiçbir boyutunun ihmal edilmesine razı olmaz.

Bizler için İslam’ın ruhi-manevi yönüne dönüş yapmanın zamanı geldi geçiyor. Eğer Kur’ani din anlayışının yaşamasını ve gelecek nesillere aktarılmasını istiyorsak yeniden dini özünden ele alarak, hayata geçirmemiz gerekecek. Eski alışkanlıklarımızı terk etmek kolay değil, fakat yeni bir yönelişe geçip bunu başarmak zorundayız. Başka çaremiz yok.

İslam davasının hakkını verecek olan hareket takvayı önceleyip onunla özdeşleşen, onu hep ön planda tutan ve buna dayalı olarak Nebevi hareket yöntemini benimseyen hareket olacaktır. Kur’an’dan, Sünnet’ten ve Sahabe’nin tatbikatından ortaya çıkan hakikat bu bütünlüktür.

Sabri Aydin
 

Kaptan

Mecra Yazarı
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
15,445
Puanları
113
Yazinin uzunlugunun farkindayim ama mesele her yonuyle ele alindigindan ve onemine binaen kisaltamadim. Musait bir vaktinizde mutlaka okumanizi tavsiye ederim.
 

abdullah birisi

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
12 Mar 2013
Mesajlar
10,282
Puanları
83
peki red, bunu hayata nasıl geçirmeli....
 

Kaptan

Mecra Yazarı
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
15,445
Puanları
113
Yaziyi bastan sona okumakla baslayabilirsin :)
 

Kaptan

Mecra Yazarı
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
15,445
Puanları
113
Sonra su konulari tekrar tekrar okuyarak hayata gecirmekle:

Nefis Bilinci-Tezkiyesi-Muhasebesi
Bilgiyi amele donusturme
Duygu-Amel iliskisine dikkat etme
Allah Sevgisi
Allah Korkusu
İhlas
Allah'i Zikir
Allah'i Tesbih
Allah'a Hamd Etmek
Allah'a Sukretmek
 

abdullah birisi

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
12 Mar 2013
Mesajlar
10,282
Puanları
83
yazıyı okurum, gerçi bununla ilgili çok eser okumuşumdur...lakin bunu hayata aksettirmek, okumak gibi olmuyor... bir mürebbinin gerekliliği gerekmiyormu..
 

Kaptan

Mecra Yazarı
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
15,445
Puanları
113
Bu okuduklarina benzemez :)
 

Kaptan

Mecra Yazarı
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
15,445
Puanları
113
Kabul etmeliyim ki cemaat, birlik olmadan tek basina bu isler zor, imkansiz degil belki ama harbiden zor.
 
Üst