O (asm) ebedi saadetin müjdecisidir

efruz

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ağu 2009
Mesajlar
5,168
Puanları
0
Bismillahirrahmanirrahim
ALTINCI REŞHA
İşte, o zat, bir saadet-i ebediyenin muhbiri, müjdecisi, bir rahmet-i bînihâyenin kâşifi ve ilâncısı ve saltanat-ı Rububiyetin mehâsininin dellâlı, seyircisi ve künûz-u esmâ-i İlâhiyenin keşşâfı, göstericisi olduğundan, böyle baksan-yani ubûdiyeti cihetiyle-onu bir misal-i muhabbet, bir timsal-i rahmet, bir şeref-i insaniyet, en nuranî bir semere-i şecere-i hilkat göreceksin. Şöyle baksan yani risaleti cihetiyle bir burhan-ı hak, bir sirac-ı hakikat, bir şems-i hidayet, bir vesile-i saadet görürsün.
İşte, bak: Nasıl berk-i hâtıf gibi, onun nuru şarktan garbı tuttu. Ve nısf-ı arz ve hums-u beşer, onun hediye-i hidayetini kabul edip hırz-ı can etti. Bizim nefis ve şeytanımıza ne oluyor ki, böyle bir zâtın bütün dâvâlarının esası olan Lâ ilâhe illâllah’ı, bütün meratibiyle beraber kabul etmesin?
YEDİNCİ REŞHA
İşte, bak: Şu cezire-i vâsiada vahşî ve âdetlerine mutaassıp ve inatçı muhtelif akvâmı, ne çabuk âdât ve ahlâk-ı seyyie-i vahşiyânelerini def’aten kal’ ve ref’ ederek, bütün ahlâk-ı hasene ile teçhiz edip bütün âleme muallim ve medenî ümeme üstad eyledi. Bak, değil zahirî bir tasallut, belki akılları, ruhları, kalbleri, nefisleri fetih ve teshir ediyor. Mahbub-u kulûb, muallim-i ukul, mürebbi-i nüfus, sultan-ı ervah oldu. (Sözler, 19. Söz)
Bediüzzaman Said Nursi
SÖZLÜK:
acz : âcizlik, güçsüzlük
âdât : âdetler
ahlâk-ı hasene : güzel ahlâk
ahlâk-ı seyyie-i vahşiyâne : ilkel ve kötü ahlâk
akvâm : kavimler
bedî : eşsiz güzel
berk-i hâtıf : göz kamaştıran şimşek
burhan-ı hak : hakkın delili
cezire-i vâsia : geniş yarımada
def’aten : birden bire
dellâl : ilancı, duyurucu
eflâk : felekler, âlemler
fakr : fakirlik, ihtiyaç hali
fîzar : ağlayıp inleme
garp : batı
halife-i zemin : yeryüzü halifesi
hayvanat : hayvanlar
hediye-i hidayet : hak ve doğru yol hediyesi
hırz-ı can etmek : bağrına basıp canı gibi korumak
hums-u beşer : insanlığın beşte biri
kâinat : evren, yaratılmış her şey
kal’ ve ref’ etmek : söküp kaldırmak
kâşif/keşşâf : keşfedici, açığa çıkarıcı
künûz-u esmâ-i İlâhiye : Allah’ın isimlerinin hazineleri
Lâ ilâhe illâllah : Allah’tan başka ilâh yoktur
mahbub-u kulûb : kalplerin sevgilisi
mahlûkat : yaratılmışlar
mehâsin : güzellikler
meratib : mertebeler, dereceler
misal-i muhabbet : sevgi misali
muallim : öğretmen
muallim-i ukul : akılların öğretmeni
muhbir : haberci
mutaassıp : tutucu, inanç veya geleneklerine aşırı derecede bağlı
mürebbi-i nüfus : nefislerin terbiyecisi
nazdar : nazlı
nazenin : ince, duyarlı, nazlı
nefis : insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet
nısf-ı arz : yeryüzünün yarısı
niyaz : dua, yalvarma
nur : ışık, aydınlık
nuranî : nurlu, parlak
rahmet-i bînihâye : sonsuz rahmet
risalet : peygamberlik
saadet-i ebediye : sonsuz mutluluk
saltanat-ı Rububiyet : Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması
semere-i şecere-i hilkat : yaratılış ağacının meyvesi
sirac-ı hakikat : hakikatın ışığı
sultan-ı ervah : ruhların sultanı
şark : doğu
şems-i hidayet : hak ve doğru yol güneşi
şeref-i insaniyet : insanlığın şerefi
tasallut : sataşma
teçhiz etmek : donatmak
teshir : boyun eğdirme
timsal-i rahmet : rahmet örneği
ubûdiyet : kulluk
ümem : milletler
vesile-i saadet : mutluluk vesilesi
zahirî : görünürdeki
 
Üst