Namazın Hangi safındayız? | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Namazın Hangi safındayız?

can feda

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
11 Ocak 2015
Mesajlar
1,014
Puanları
0


Minarelerden yükselen ezan sesi, namazı haber vermenin ötesinde, müminlerin hep beraber Rab’lerine yönelme anının geldiğini hatırlatır. Cemaatle namaz, pek çok hikmeti de barındırır bünyesinde...
Mana dünyasının sultanlarından Cüneyd-i Bağdadî Hazretleri’nin otuz yıl namazlarını aksatmadan cemaatle kıldığı, hatta imamın ilk tekbirini dahi kaçırmadığı söylenir. Günümüzde de bu maneviyat büyüğünün izinden giden namaz âşıkları var. Kütahya’nın Hisarcık ilçesinde yaşayan Kınalı İsmail Amca bunlardan biri. Bir gün camide vaaz veren hocanın, “Bir malınızı dükkânın önünde satsanız 1 lira kazanacaksınız. Caminin avlusunda satarsanız 27 lira kazanacaksınız, desem malınızı nerde satarsınız?” sorusuna muhatap olur. Ardından “Cemaatle kılınan namaz, ayrı kılınan namazdan 27 derece üstündür.” hadis-i şerifini işitir. Bu lafın üzerine namazlarını özenle camide, cemaatle kılmaya karar verir. Ve tam 28 yıldır, 2 kilometrelik yolu aşarak hiçbir vakti kaçırmadan cemaatle kılar. Nefsi bazı zamanlarda bu namaz âşığına müdahale etmek ister. Hele buz gibi havalarda, sıcacık yatağını terk etmek durumunda kaldığında içinden “Ya kıl namazını yat aşağı!” demek geçer. Ancak bu düşünceyi “Şeytanı dinlememeliyim.” diyerek kafasından silerek, içindeki sesi bastırır ve cemaatin bereketine koşar.
İsmail Amca’nın hassasiyeti maalesef günümüzde yaygın durumda değil. Şeytanın bizi namaz kılmaktan alıkoymaya çalıştığı gibi, aynı çabayı cemaate katılmamamız için gösterdiği bir gerçek. Nitekim çoğumuz, aklımıza gelen birçok bahanenin ardından “Sonra kendim kılarım.” diyoruz. Oysa namazın cemaatle kılınması dinimizde, farz olarak görülmemişse de neredeyse bu hükme yakın olarak kabul ediliyor. Hanefî ve Malikî mezheplerinde ‘müekked sünnet’ (Efendimiz’in pek az terk ettiği amel) olarak kabul edilen cemaatle namaz, Şâfî mezhebinde ‘farz-ı kifâye’ (Müslümanlardan bazıları tarafından yapılınca, diğerlerinin sorumluluktan kurtulduğu farz) olarak algılanıyor. Fakat Ahmed bin Hanbel Hazretleri, “Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve rüku edenlerle birlikte rüku edin.” (Bakara, 2/43) âyet-i kerimesinden hareketle, namazın cemaatle kılınmasının farz-ı ayın (her Müslümanın bizzat kendisinin yapması gereken farz) olduğu hükmüne varıyor.
Kur’an’ın ilk nazil olan sûrelerinden Fatiha’da “Biz yalnız Sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım dileriz.” ayetiyle Müslümanlara cemaat olmaları ve namazlarını bir arada kılmalarına işaret ediliyor. Sûrede müminlerden çoğul bir ifade ile Cenab-ı Hakk’a seslenmeleri isteniyor. Böylece Cenab-ı Hakk, daha İslam’ın ilk yıllarında ‘ben’ değil, ‘biz’ olunması gerektiğine dikkatimizi çekiyor.
BEDİR SAVAŞI’NDA OMUZ OMUZAPeygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), farz namazlarını cemaatle kılmaya özen gösteriyor. Hatta ağır hasta olduğu ömrünün son günlerinde bile Hz. Ebubekir’in arkasında namaza durarak, biz ümmetini buna teşvik ediyor. Bedir Savaşı’na katılan müminlerin tavrı da bize bu konuda önemli dersler veriyor. Müşriklerin sayısının, müminlerin ordusundan üç kat fazla olması, savaşın çetin koşulları ve ölüm kalım mücadelesine rağmen cemaatle namaz terk edilmiyor. Allah Resûlü ve ashabı canlarını kurtarmayı değil, Allah’ın huzu*runda yan yana, omuz omuza durmayı seçiyor. Bu husus Nisa Sûresi’nin 102. ayetinde, “Savaşta mü’minler arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın zaman, onlardan bir kısmı seninle birlikte namaza dursunlar ve silâhlarını da yanlarına alsınlar.
Onlar secde ettikten sonra geri çekilip düşmana karşı dursunlar ve yerlerine henüz namaza durmamış olan diğer topluluk gelsin. Onlar da tedbirli şekilde ve silâhlarını yanlarına alarak seninle beraber namaz kılsınlar.” şeklinde geçiyor.
Cemaatle namazın önemine vurgu yapan birçok hadis-i şerif bulunuyor. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), “Vallahi içimden öyle geliyor ki, bir adama cemaate namaz kıldırmasını emredeyim, sonra da o cemaate gelmeyen birtakım adamlara gideyim, onlar hakkında emir vereyim de, odun demetleri ile evlerini, üzerlerine cayır cayır yaksınlar. Bunlardan biri yağlı bir kemik bulacağını bilse, ona (namaza) mutlaka gelirdi.” buyuruyor. Şefkat Peygamberi’nin bu sözleri, cemaatle namaza verdiği önemi göstermesi bakımından dikkat çekici. İlahiyatçı yazar Cemil Tokpınar, bu hadisi şöyle yorumluyor: “Cemaat terk edildiğinde öyle büyük ebedî kayıplar olmaktadır ki, gelip geçici can ve mal onun yanında hiç hükmündedir. Basit bir dünya menfaatini kesinlikle ihmal etmez, dağıtılan yere gideriz. Oysa her bir vakit namazın cemaat sevabı, trilyonlara değer. Günahların böylesine hücum ettiği bir asırda sevaba ne kadar çok ihtiyacımız olduğu apaçık bir gerçek değil mi?”
Cemaatle namaza katılmamak için birçok mazeret öne sürebiliyoruz. Halbuki dünyanın en önemli meselelerinden biri olan savaş esnasında bile cemaatle namaz terk edilmeyebiliyorsa, bugün onu hangi mazeret engelleyebilir? İbni Abbas’ın rivayet ettiği “Kim müezzinin ezanını işitir de, o kimseyi müezzinin davetine uymaktan alıkoyan bir engel yoksa, onun tek başına kıldığı namaz kabul olmaz.” hadisi, cemaate katılmamak için bahane üretmememiz için ne kadar ısrarcı olmamız gerektiğini ortaya koyuyor. Sahabe efendilerimizin “Kişiyi cemaatten hangi özür alıkoyabilir?” diye sorulması üzerine Efendimiz, “Korku ve hastalık.” buyuruyor. Fıkhî açıdan da ancak şu durumlar toplu namaza özür kabul ediliyor: Aşırı yağmur, şiddetli rüzgâr, şiddetli sıcak ve soğuk, canına veya malına saldıracak düşman korkusu, havanın çok karanlık olması, fakir borçlunun yakalanıp hapsedilmekten korkması. Ayrıca a’mâ, yürüyemeyen felçli, bir ayağı kesik, sefer halindeki yolcu, yerine bırakacak kimse bulunmayan hasta bakıcı, abdesti sıkışık olan kişiler de mazurlu cemaate katılmayabilir. Namazı cemaatle kılmak sadece yaşlılara, emeklilere ya da çok rahat bir işte çalışanlara özgü bir alışkanlık sanılabiliyor. Oysa Tokpınar, “Bu, üzerine namaz kılmak farz olan herkes için, hangi şartlarda ve ortamda bulunursa bulunsun yapması gereken bir vazifedir.” görüşünde.
‘EN HAYIRLI AMEL, VAKTİNDE KILINAN NAMAZDIR’Cemaatle namaz birçok hikmeti barındırıyor. Her şeyden önce câmide kılınan namazlarda huzur, huşû ve sükûnet bulma söz konusu. Çünkü cami ve mescitler buna göre hazırlandığı için ibadetin hazzını duymaya en müsait mekânlar. Namazın sorumluluğunun imamda olması da tek başına kıldığımız ibadete göre daha az kusurlu olma imkânı sunuyor. İmamın arkasında kılınan namazın, Kur’an’ı doğru okuma, tâdil-i erkâna riayet etme gibi kazanımları da var. Ayrıca cemaate devam etmek, namazı tam vaktinde kılma anlamı taşıyor. Böylece “En hayırlı amel, vaktinde kılınan namazdır.” buyuran Peygamberimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) takdirine erişebiliriz.
Namazı cemaatle kılmanın, mü’minler arasında bir dostluk, dayanışma ve yardımlaşma meydana getirdiği bir gerçek. Çünkü böyle ortamlar insanların birbirini daha iyi tanıması ve dertleşmesini sağlıyor. Bu, birliği savunan sosyal bir din olan İslâmiyet’in en çok önem verdiği düsturlardan.
Cemaatle namaz denildiğinde aklımıza sadece camide ibadet etmek geliyor. Oysa eş ve çocuklarla birlikte evde kılınan namazlar da aynı hükümde. Böylece hem hanımlar cemaat sevabından mahrum kalmamış oluyor hem de çocuklara namaz sevgisi aşılanıyor. En önemlisi ailede toplu namaz bilinci oluşuyor. İlahiyatçı yazar Cemil Tokpınar, buna önem veren isimlerden biri. Tokpınar, evlendiği günden beri 25 yıldır evde kıldığı namazlarda cemaat olduğunu ifade ediyor. Bunun faydasını, “Böylece hem cemaat sevabı almış, hem de çocuklara namaz hassasiyetini ve âdâbını öğretmiş oluyoruz. Çünkü çocuklar namaza ehemmiyet verme, önceleme, huşu ve tâdil-i erkân konusunda uygulamalı bilgi almaya muhtaçtır ki, bunun için de evde yapılan cemaatler bulunmaz fırsat.” sözleriyle dile getiriyor.
Günümüzde maalesef cemaatle namaz erkeklere özgü bir durummuş gibi algılanıyor. Oysa kadınların da bu hususta hassas davranmaları ve bulundukları ortam uygunsa topluluğa iştirak etmeleri lazım. Çünkü birlikte eda edilen namazın feyzinden kadın-erkek herkes istifadeleniyor. Bu hususta Asr-ı Saadet’te kadınların cemaatle namaza verdikleri değer, örnek alınabilir. Nitekim Medine’de Kıbleteyn Mescidi’nde kıblenin değiştiği vakit Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) arkasında namaz kılanların yarıya yakınının kadın olması, Hz. Ömer’in cuma namazı hutbesinde yaptığı yanlışı bir hanım sahabenin düzeltmiş olması, o dönemde kadınların camilere iştirakinin ne seviyede olduğunu gözler önüne seriyor. Hele de imkânı açısından cemaatle namaz kılması mümkün olan bayanların, diğerlerine nazaran bu konuda aynı değerlendirilemeyeceği bir gerçek.
Düştüğümüz yanlışlardan biri de vakit namazlarında cemaati kaçırdığımızda, cami veya mescitte yeniden bir cemaat oluşturmak yerine kendi başımıza ibadet etmemiz. Oysa bizim gibi geç kalan birkaç kişi daha varsa onlarla yeniden cemaat oluşturabiliriz. Zira bir kenara çekilip yalnız başına eda edilen namaz hem bizi hem de çevremizdeki kişileri sevaptan mahrum bırakıyor.
Namazı cemaatle kılmak, Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) “Faziletini bilselerdi, emekleyerek de olsa namazları cemaatle kılmaya gelirlerdi.” buyurarak sayısız hikmetlerini anlattığı bir fırsat kapısı bizim için. Bu kapıyı aralamak çok da zor olmasa gerek. c.yenilmez@zaman.com.tr
Cemaatle namazda bunlara dikkat edinFıkhen namaz hükümlerini en iyi bilen, Kur’an’ı daha güzel okuyan, daha müttaki, yaşça büyük, ahlâkça üstün, yakışıklı, sesi güzel, elbisesi temiz, insanlar arasında itibarı daha fazla olan imam olmalı. Cahil kişinin, fasık yani büyük günah işleyen veya küçük günahta ısrar eden kişinin imam olması dinimizce mekruh (yapılması dinen doğru bulunmayan davranış). Bir evde cemaat yapılacaksa imam, evin sahibi veya onun izin verdiği kişi olmalı.
Cemaate kavuşmak için koşa koşa yürümek mekruh.
Cemaat ile imam arasında yüksek bir duvar var ve bu, imamın görülmesini/sesinin işitilmesini engelliyorsa bu durumda o imama uymak sahih değil.
Namazda imama uyan, imamın sağında durur. Cemaat olacak kişi sayısı iki ve daha çoksa imamın arkasında durulur. Cemaatin imamdan ileride durması ise caiz değil. Bu hususta secde yeri değil, ayakların yeri esas alınmalı. Cemaatin topukları, imamın ayak topuklarından ileride olmamalı.
Cemaat, kıyam, rükû, secde gibi yapılması gereken rükünlerde, imama uyarak hareket etmeli. Fakat sözle yerine getirilmesi gereken kıraat rüknünde imama uymak yerine, onun aşikâre okuduğu Kur’an’ı dinlemek lazım. İmam-ı Azam ile İmam Ebû Yusuf’a göre ayetler açıktan okunan namazlarda cemaatin okuması tahrimen mekruh (harama yakın günah) olduğu gibi, gizli okunan namazlarda da cemaatin okuması mekruh. İmam Şafî’ye göre, gizlice Kur’an okunan namazlarda imama uyan kimse, Fatiha’dan başka ayetler de okuyabilir. Kıraatin açıktan okunduğu namazlarda ise sadece Fatiha gizli okunabilir.
Cemaatle kılınan namazlarda saflar düzgün olmalı ve kişilerin aralarında açıklık bulunmamalı.
Cemaatten birinin saf arkasında yalnız başına durup imama uyması mekruh.
Cemaatle namaz kılınırken, imamdan önce rükû ve secdeye gitmek veya ondan önce rükû ve secdeden doğrulmak mekruh.
 
Üst