Müştehir Karakaya Şiirleri | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Müştehir Karakaya Şiirleri

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
42
HAYATI (1962-)
Müştehir Karakaya
(Şair-Yazar)


1962 Bulanık/Muş doğumlu. Cağaloğlu’nda yıllarca basın yayın alanında çeşitli yerlerde bulundu. Dergilerde çalıştı, yayın yönetmenliği ve yazı işleri müdürlüğü yaptı.
Birçok sanat-edebiyat ve kültür dergilerinde yazdı. İstanbul’da Kardelen dergisini kurdu ve dört yıl boyunca bu dergiyi çıkardı. 1995 yılında Van’a yerleşti. Van’da Anadolunun Sesi, Gündemde Van gibi haftalık yerel gazeteler çıkardı. “Hazan” sanat edebiyat dergisini kurdu, uzun yıllar bu dergiyi yayınladı. Van’da çıkan sanat, edebiyat, kültür dergilerine katkı sundu, sunmaya devam ediyor.
Bu aralar Vefa Taşdelen ile birlikte Beyaz Gemi adında bir kültür-sanat dergisi çıkarıyor.

1995 yılından bu yana Van Belediyesinde basın yayın danışmanlığı yapıyor, bülten, broşür ve kitaplarını yayına hazırlıyor. ESERLERİ Eserlerinden bazıları:

Şiir


Kerbela ey Kerbela
Oralarda Bir Yerde Yüreğimi Bırakıp Gelmiştim
İstanbul Sokakları
Ebced
Epopeler
Kır Çiçeklerinin Ağıtı
Gece Sağanakları
Yalnızlık Gridir Biraz
Gece Sağanakları (toplu şiirleri)
Düşlerden Aldım Adımı
Canana Şiirler

Deneme

Dokunmadan Geçemediğim
Erguvanî Yazılar

Öykü
Burada Deniz Vurgun
Üç Yağmur Masalı
İçinde Eylül Biriktiren Kadın

Roman
Ay Karanlıktı
Yurdunu Arayan Ölüm
Savunma
Mazlum Halepçe

Çocuk hikayeleri
Kırmızı Gül
Çocuk, Hüzün ve Ölüm
Ay Bölündüğü Gece
Irmak
Düşlerin Kıyısında
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
42
Gecenin İplerini Çektim


gece sağanakları -ı-

gecenin iplerini çektim
artık barış taraftarı değilim
savaş baltamı çıkardım topraktan
depremleri yadırgamıyorum
sınır istiyor yorgun ellerim
yolum memleketlerden geçiyor
ırgatlar yollarda güneşi içiyorlar kızılca şerbeti
kesin bir yargı belirtmiyor gülüşleri

gecenin iplerini çektim
zehir içmek bir avuçtan yudum yudum
benim savaşı istemem
yüzümün mimiklerinden belli
sen bir yarısı aynada boğulan
kendinin uzağındasın diye
kaderin bir parçasına çizilmiş
en mahrem yanlarını tutuyorsun
kimse gülmüyor artık yüzüne
ben daha belalı bir savaşçıyım
bakma benim güzel gülüşlerime
aynadan okumuyorum tarihi
iskender ve dahi tüm kördüğümler
benim baltamın esiri
gecenin iplerini çektim
yadırgamıyorum tan vakitlerini


gece sağanakları -ıı-

sarkıtın ruhunuzu en derin kuyulara
elverdiğince oynayın
sizin olsun elleriniz
beni boşverin
ben kendi rüyasını kurutmuş
bir yeryüzü tabircisiyim
yoruldum başkalarının hülyalarını yorumlamaktan

hey ne yaman bir savaşım var geceyle
gece sağnakları üstümde alabora
en keskin bıçaklar bile
kanatmıyor artık kalbimi
delilik gömleğim üstümde renk değişti
satmayacağım artık intihar senaryolarımı
düştüm kalktım düştüm kalktım
kanatlarım yaralı
gecenin ipini çektim
yuvadan uçup gitti kuş

hürriyet kuşların diğer adı değil mi?


gece sağanakları -ııı-

gece bir dostun kendisiyle eş
inhiraf etmenin ve hesaplaşmanın
gece böğrümde melankolik ur
gece bir ölünün ardındaki sır
gece bir annenin şiir okuması
karnındaki cenine
gece ağlayan bir yetimin ayak sesi

gecenin ipini çektim
veremim artsın diye

beni bir daha vurur musun?


gece sağanakları -ıv-

ay dolunay kimliğiyle görünüyor
ağaçların sermayesi yapraklarını
haşarı bir çocuk gibi sallıyor rüzgar
yıldızlar silik bir tabloda
varla yok arasında gelgitlerde
sustukça konuşuyor benimle yakamozlar
çarpıyor yüreği denizlerin
şaklabanlık yok
gökyüzünü ağlatıyorum
keder üzerimden ağıyor bir bir
kim vurulursa geceye
bana bir minnet borcu olur.

yargıç kalemi kırmazsa küserim
savaşı başlatan benim yeniden
gecenin ipini çeken ben
ateşlerini çoğalttım ateşgedelerin
benimle konuşurken ey ruh
düğmelerini ilikle
teslim ol
benim ne yaman
ne savaşçı bir şair olduğumu
bil.

kimliğimi göstermedim diye
beni tanımıyor olabilirsin
herkül veya samson olmasam da
rüstem ya da ali olabilirim
yahut isimsiz bir kahraman
hiç duyulmayan
kır kalemi yargıç
yoksa küserim.


gece sağanakları -v-

gecenin iplerini çektim
hüznümü salıverdim anakaralara
yolumu uzatmak istemem
bir sevgilinin
bir aşığı rededişi
bir isyanı başlatabilir
kimbilir
bir halk ansızın bir sabah
özgürlük tadabilir
yaşasın derken yaşamanın
ne yaman bir çelişki olduğunu
ölümün bir çeşit galibiyet olduğunu
ansızın bir gece iplerin koptuğunu

gecenin iplerini çektim
yaşasın ölüm!
'viva la morte! '



haziran-temmuz '99
-her gecenin bir gündüzü, her gündüzün bir gecesi vardır.
hem gecemi hem gündüzümü benden çalanlara ithaf olunur-
Müştehir Karakaya
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
42
Yüzleştim Yüreğimle Ağlayarak

ağlama bebeğim
saat onikiyi vuracak
soldurma gözlerinde açan çiçekleri
bak sana bir nehirden beyaz köpükler sunayım
bu yüzden kalem ellerim kırılsın
susuz hazan yaprakları gibi
kış ellerimi üşütmedikten sonra
gövermesem de nice baharlar geçtim
ne domur domur filizler
ne erguvan çiçekleri açacak gövdemde
ağlama bebeğim mutlaka nisan gelecek

kirpiklerini bir yaz sayfasıyla sildin ve gittin

kan testisinden içsem de ansızın
gönlün mermerden bir sütun gördüm
adımı unuttum, gelesin diye
şehirler avuçlarımda kırıldı un-ufak
sokakların değiştirdim isimlerini
kırılmak şairlerin en ince yeri bilmeyerek
inanmadın mevsimlere cemreler bir düş’tü
tuttum, yüzleştirdim feleğimle nefsimi
ayrılık sana ağlamak bana düştü

sandım ki tarihler yazacak beni

unuttum ihanetlerin çetelesini
saçımın terini unuttu yastıklar
kavgalardan damıttığım eczaları
yüreğime gecelerin merhemi diye sürdüm
baktın mı tarihe yalan söylüyor
biz kim perdeler kim arkasında saklanan
geceler içimde biriken naraları sağalttı
düşlerimde kevser şarapları içirttiler
cerenler iç çekti su başlarında
kaybettim sesimi hınca hınç dolu
taşlara can verdim çocuk ellerinde
döküldü haritaya kan damla damla


ağlama bebeğim

düşleri kaybetmek belki savaş sebebi
belki çıldırmak kadar eski gelenek
anlamışsan yitirmenin bedelini
yaşamanın ne yaman bir iksir olduğunu
geçince mai hülyayla bir gençlik
zaman yamalı bohçanı öyle yamalar

sırtını dönme bana zaten ben vurulmuşum

saat oniki olsa geceye düşer yüzüm
her aşk bir mayin zaman tarlasında patlayan
ülkelerin sırrını hayatımla ödedim
dar ağaçlarını gördüm, karanlık mahzenleri
kuyularda kan suyu, çarmıhlar paslı çivi
bir şehrazat düşüyle sandım aklım karıştı
senden kalan bir serap
içimde büyüttüğüm
bir güvercin uçurdum yüreğimi canandan
saat oniki oldu
ağlamak bana düştü


mayıs 2007

Müştehir Karakaya
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
42
Bırak Konuşmak İhanetim Olsun


kadrimi ve sabrımı biledim
veyl ettim geceye
ve sen ey beni yakıp yıkan
ne bildin gözlerimdeki utkuyu
ne gece örttü yalnızlığımı
sesimi hapsettimse yüreğimde
konuşanları kalleş bellediğimden
vuracaksan vur artık
beni arsızca bırak

türküleri avuçlarımdan emziriyorum
ne zaman ucursam bir kuşu
boğulan bir yanım oluyor
sesim bırakıp giderken beni
içimin depremlerinde bir çocuk
masum ve gürültülü susuyor
beni hain, beni sinsi süzüyor
her gün yeniden kopan tufanım
dilek ağaçlarını yakışım boşuna değil
dudaklarımın değdiği her yer
morarmış bir karanlık oluyor
gitme diyemem
gideceksen git artık
beni kendime bırak

içimde yankı yankı bir sesin sarhoşuyum
dudaklarımda kadim bir mühür
her gece çıplak bir heykelin soğukluğu
her gece hazan sarısı bir ihanet
engin bir pınardan seni emziren
beni zümrüt yeşiliyle öldürsün istemedim
biraz ayrılık, biraz hasret
biraz da beyaz bir bulut
merhamet denen yalancı şahit
hep aydınlık günlerimde beni arıyor
sen ey aşkını dudaklarında gizleyen
gecenin derin sırlarına terkettiğim
mavi köpüklü sesimi duyamazsan
yüzüme çiziktirdiğim çizgiler bu yüzden
susmuşsam bana kahretme
kelimelerim ölümün ta kendisidir
bırak içimde zincirli kalsın
susacaksan sus artık
beni dilsizce bırak

temmuz 2001
Müştehir Karakaya
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
42
Koy Beni Yorulayım
I.

gönlüm asi bir küheylana binip atlıyor şehirleri
göğsüme bir yumruk gibi indiriyorum geceyi
hey zamanın aldanmış yüzünü çarmıha iplerle geren
ve bir isa gölgesini tutup indiriyorum çarmıhtan
bir meryemin kandillerini yakıyorum ateşimle
yol haritaları bir kutsal mabede çıkarıyor gözlerimi
titriyorum, ağlamak hünerim, öpüyorum şehrin ikonlarını
yusuftan arda kalan züleyhaya bir can borcum var ödüyorum

ey şimşirleri gök gürültüsü sanan devran
yalanın yüzüme çıban üreten bir bataklık
kalbimin kuşlarını uçurdumsa toprağın kokusunu unutuşumdan
şimdi benimle ağlayan bir yetim ruh biliyorum
babil kuyularında harut ve marutun çığlığı
bir ebed çizgisi çizdiğinden beri
ne kuyular artık zindan ne yıldızlar artık yalan
ben şimşeklerini çakan bir bulutun ardılıyım


II.

kutsallığına sığındığım iki gecenin ruhunu öptüm
elimde bir ateş, tin ve tözün zehirli nakışları ile döndüm
sen beni çaldığından beri
bir bulağın berrak sularına sığınıp
medyen çobanı musanın asasını kuşandım
öldüm ve dirildim başkalarının kelamıyla
sesimden öp beni şehirden öcümü geri alayım

gecenin baldıran zehrine parmağımın tarihini kattım
bir sabah uykunun ecelini tutup
boynuma bir iple cevşen diye astım
tanrım dedim, saydım tüm adını bilmediğim her dilden
öptüm ağzını felek dediğim kadim düşmanımın
alnımın derin çizgilerine bir melek dokundu
ayaklarımda karanfiller açtı, aktı başımdan bin ırmak

ahdim lekesiz bir nirvana yolcusunun ayaklarını öpmekti
dare gitmek için cübbenin altında bir zünnar gerekti




III.

gam doldur sevgilim sınırları kaldırayım
şehirleri sileyim haritadan gözlerini dikeyim
dersen insanoğlu ey, nefsinin itidir akıl denen hit
dikişsiz bir kalıpla çatılmış kemikler, büyüyü bozar
şimdi lut, şimdi semud, şimdi sodom putları
layemut bir mührün kazılmış olduğu sırtlarına bak
balçıktan ve kemikten iki ruhtur ve iki ten
sabah akşam kapıda salıverilmiş köpekleri

vur beni sol kemikten acısını duyayım
vur beni kollarımda eski zaman bukağıları
dem bu demdir koy beni bezirgan yüklerine
çölü mecnunun ayaklarıyla geçtim, dudaklarım yazılı
moğol istilasını gördüm, damarlarım kan ve mürekkep
la dedim layı anlamayan iki gözün kahrını
sayıklarken adını alkışlar arasında susan yüzlerine


IV.

hey benim soylu yüzümü tuvalına çizen ressam
gök kaşlarını çatsa bir intihar bekliyorum
kavruk ve yaralı bir şehidin yüz ifadesinde
incilden, tevrattan, zeburdan ve tüm suhuflardan
ince ince örülen, benzimi solduran son ayetten
son kadim kitabın orta yerinde bıraktığım iplikten
yağmurun ve sevdanın seslerinden
her gün, her gece vakti bir koza örüyorum

düşünüyorsam susamışlığımdan
gök kapılarını açınca bu delişmen yüreğime
senin dileğinden başka dilek
rahmetinden başka rahmet değmesin tenime
hey benim saçlarını doru taylar gibi
ensesine salan şimşir bakışlı yarim
elverdim seni tanrı katına çıkaran meleğe
meğer ruhumdaki yağmurları sağalta


V.

tarihi yeniden yazmalı ve yorumlamalıyım
bu çok toprak, bu çok su, bu çok yangın
bir noktanın uzayan karışık materyalıdır
şimdi insanım, bir yanım cennet bir yanım cehennem
alınyazılarımızın tam ortasına bir gül çizilmişse eğer
bunu hayra yormalıyım
rabbim sana ulaşmak için ve seni kutsamak için
önce bir selviyi sevmeliyim gökten açılan bir pencereden

gecenin dudakları öpse beni alnımdan
uyutsam, nicedir uyumayan içimdeki çocuğu
aşk ölümü öldürür, ölüm uçar yanımdan
Müştehir Karakaya
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
42
Hep Kendimden Kaçış Bu Yağmur

bulutları yere indiren
puslu şehirleri sevmek yeniden
yağmur en çok nisanları sever
her gün bir gölgenin cenazesi
bu şehirden
her gün peşine düştüğüm
bir hayal gemisi
çekilen sürgün özlemi
yalnızlığa hasret
benimkisi

benim öyle ahım şahım

idam fermanım yok
sıradan
bir kimsesizlik ateşi
şehre kol kanat gererken
her yağmur
her ağlamak ve sürgün
kendimden
baygın biraz da kaypak
bir sokak
içinde barındırır mutlaka
sıcak bir ekmeğin kokusu gibi
bilgeliğe inat
ağlamaklı şiirimden

bu yağmuru bu sokağa

belki bir park yalnızlığına
eski bir anıyı kareleyen
belki bir fotoğrafa
sığdırma gayretim
hep yağmurdan
hep ihanetten

hep kendimden kaçış bu yağmur

hep şehirlerin küflü cesetlerinden



nisan 2001 van
-eskiden yağmur umuttu benim için, şimdi ise korku-


Müştehir Karakaya
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
42
Karışık Gazel

bir cürmün neticesi titretti saltanatı
bir nefesin âhı çok, veremem kefareti

sanki bahar devleti fezadan yağdırılır
bir damlanın kıymeti, bir sünbül ziyafeti

kelamın sıkletini terazi yok tartmaya
abdal olan hû çeker, cahil çeker zahmeti

bir üzüm tanesini üç su ile yıkadım
ruhumdan silemedi ecel denen şerbeti

kupkuru bir bedenden bin can çıkardım yola
her boy veren ağacın sandım çeker mihneti

dolup dolup boşalan aklıma sürdüğüm giz
doyduğumda her kere sürdürdü ihaneti

elinin ayasıyla vurdu tokatı gitti
ne ilaç sürdü başa ne gösterdi şefkati

şehrin bit pazarında fırdönen esrik adam
ne sustu ne konuştu, ben gördüm kerameti

oyunbozan meclise sürdüler başa imam
bildiğini unuttu, yanlış tuttu kameti

taşıdım nice yıllar kafamda aylak hâyâl
akıllılar yuh çekti, deliler inayeti

bir gamze çukuruna su doldurdum içmeye
bir molla kasım deyu: durdurun rezaleti

ibrişimle süsledim bir ayna parçasını
bir kız yüzü yansıdı kırıldı pak şöhreti

kar yağdı, ayaz oldu, gül terinde boğuldu
felek gözüm kör etti, o duymadı hayreti

ocak 2003

Müştehir Karakaya
 

Ira

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ara 2010
Mesajlar
132
Puanları
0
paylaşım için teşekkürler..
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
42
sarkıtın ruhunuzu en derin kuyulara
elverdiğince oynayın
sizin olsun elleriniz
beni boşverin
ben kendi rüyasını kurutmuş
...bir yeryüzü tabircisiyim
yoruldum başkalarının hülyalarını yorumlamaktan

Müştehir Karakaya
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
42
İstanbul'a Kar Düşü

istanbul'a kar yağıyor hey hey hey
tramvay vagonunda gençkız gülümsemeleri
el sallıyor bir kadın sevincinde geç kalmış
... ağaçların ak düşen saçlarına bakıyor
garip bir adam başı koynuna sokuluyor
açmış kulaklarını tomurcuk göğüslere hey hey hey
istanbul'a kar yağıyor

sülük gibi yapışkan çamur
saldırıyor paçalarıma
topkapı'nın arka sokaklarında
hey hey hey
bu ne biçim istanbul
soğuk ve ayaz bir yüzü var herkesin
gülümseyen kar gibi gülümsüyor

soğuk kulağıma değiyor jilet gibi
gri bir tonda seyrediyor kar
kirli bir el yapışıyor martılara
aman diyor çocuklu bir kadın
martılar kirlenmiş sahil bekçilerinden
kar yağsa sıcak sıcak
martıları sonunda seveceğim
kubbelerde bir duman grileşiyor

istanbul'a kar yağıyor hey hey hey
kalleş bir soğuk koynumda oynaşıyor
dokunuyor zarif parmakçıklar tuşlarıma
bir gençkızın elleri gözlerinden serindir
evinden etmiştir kesin bir adamın nabzını
boynundaki salıncakta sallıyor
kendini asınca yüksek binalar
böyle zulüm görmedi istanbul ayakları

burda insem ne çıkar araçlar sele teslim
ya topkapı burası, ya da ben görmüyorum
kızın elleri nemli saçını kaşımaktan
incitiyor etimi kırağı tutmuş eller
bıçak gibi kesiyor soğuğun keskin eli
ağaçlar yorgun argın
karbeyaz sevişiyor
istanbul'a kar yağıyor
hey hey hey

topkapı sur içinde bir çay içesim
naylon duvarlı çayevinde
garson kızın eli ince belli
çay gece kadar karanlık
otel odaları kadar duyarlı
kadın pazarlayan adam beni polis sanıyor
odam soğuyor kokular arasında
bu böyle yazılmıştır istanbul'un kaderi
istanbul'a kar yağıyor hey hey hey

yetim kalan bir çocuk gibi üşüyor şehir
yorgun kaldırımlarda ayaklarım da yorgun
içimden dağlıyorlar bin parçayım hey hey hey
beni polis sanıyor böyle adam hey hey hey
kimse aldırmıyor sigara dumanına
naylon duvarlarından sır dökülüyor hey hey hey
topkapı sur içinde bir kadın satılıyor
uzuvlarım kangren otel odalarında
istanbul'a kar yağıyor hey hey hey

bu sabah üsküdür'da ayıldım ışıklarla
bir adamın sırtında deniz dalgası vardı
sabah sabah bir ayyaş denize küsüyordu
analar saçlarından yağmuru tarıyordu


Müştehir karakaya
yıllardan sonra bir kış ortası istanbul'dayım. kar yağıyordu.
ocak 2004

 
Üst