Muhammed Hamidullah | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Muhammed Hamidullah

mostar

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
6 Ara 2009
Mesajlar
1,011
Puanları
0
SEKİZ YIL OLDU!

Kütüphane köstebeği derlerdi ona!
Size Arapça konuşuyorum, çünkü Hz. Peygamber’in hanımları Arapça konuşuyorlardı, dolayısıyla size annelerinizin konuştuğu dille konuşuyorum.

03 Ocak 2011 Pazartesi 11:00
Ocak 1908’den Aralık 2002’ye… 95 yıllık koca bir ömür. Haydarabad’da başlayıp Florida’da biten bir hayat. Hicaz, Suriye, Filistin, Mısır, Almanya, Türkiye, Pakistan, Fransa, Kuzey Afrika ülkeleri ve daha pek çok yerde süren ve bitmeyen araştırmalar, konferanslar, seminerler… Dünyanın bir ucundan bir ucuna bir küçük kağıt parçası, bir yazma eser, bir orijinal not için kalkıp giden bir adam. Durmak, dinlenmek, yorulmak bilmez bir vücut. Uzun yıllar yaşadığı Paris’te 4. kattaki ufacık ve eşyasız apartman dairesine, yaşı çok ilerlediği zamanlarda bile çelimsiz vücuduyla gün içinde kaç kez 114 merdiven inip çıkan bu uzun boylu adama, Araplar “kütüphane köstebeği” diyorlar. Yüzyılın büyük âlimlerinden Muhammed Hamidullah
Ben onu eserlerinden ve hakkında söylenenlerden tanıdım. Sanırım onu anlamanın ve anlatmanın en iyi yolu, onu bilenlerden dinlemektir. Vefatının 8. hüzün dolu yılında Muhammed Hamidullah Hoca…
Onlar için Hamidullah Hoca…

Ali Haydar Haksal
Muhammed Hamidullah, yüzyılımızın en büyük İslam alimlerindendir. Sanıyorum hayatta olsaydı, kendisine “İslam alimi” diye hitap edilseydi tevazuundan dolayı yüzü kızaracak, mahcup olacak, hatta tepki bile verecekti.
Prof. Dr. Suat Yıldırım

Özellikle İslam ilimleri alanında Türkiye’de son 50 yılda yetişmiş hemen her insanın ilmi hayatında bir payı olmuştur.
Prof. Dr. M. Orhan Okay
1975’te İslami İlimler Fakültesi’nde ders vermek üzere Erzurum’a gelen Hamidullah, 1977’ye kadar burada kaldı. Aynı yıllarda ben de İslami İlimler Fakültesi’nde Osmanlıca ve İslami Edebiyat dersleri verdiğim için zaten beş kişiden ibaret olan yönetim kurulu toplantılarında sık sık karşılaşıyorduk. Biraz geç gelmişseniz, o oturduğu yerden ayağa kalkar yine bir sülüs elifi gibi siz oturana kadar tebessümü hiç eksik olmayan bir tavırla dimdik ayakta beklerdi. Bulunduğu her memlekette, her çeşit mecliste, hiç kimsenin onun varlığından zerre kadar incinmiş olduğunu zannetmiyorum.
Dücane Cündioğlu
Bir ağabey yıllar önce bir vesileyle Muhammed Hamidullah Hoca’nın “İslam’a Giriş” adlı kitabını kastederek “Allah rahmet eylesin, ben Hamidullah Hoca’nın bu kitabıyla İslam’a girdim” demişti de ben de o an şaşkınlıkla “Hamidullah Hoca vefat mı etti?” diye sormak gafletinde bulununca, “Bir Müslüman’ın Cenab-ı Hakkın rahmetine mazhar olması için ille de vefat mı etmesi gerekir?!” cevabını almıştım. (…) Şehadetimizin makbul olması ümidiyle Hamidullah Hoca’nın henüz dünyada iken Hakk’ın rahmetine mazhar olmuş zevattan olduğuna tanıklık ederiz.
Ali Bulaç
Fransa’da iken onu evinde ziyaret etmek istedim. Cuma günü mutad olduğu üzere Paris Camii’ne gelmeyince ikamet ettiği eve gitmek icab etti. Kapıda bizi orta yaşlı bir Fransız hanım karşıladı. Ona “Muhammed Hamidullah isminde yaşlı bir Müslüman aliminin burada ikamet edip etmediğini” sorduğumuzda heyecanlanarak “O sadece bir alim değil, bir azizdir” dedi. Kendi dini kültürü içinden bir Fransız komşusuna göre Hamidullah Hoca bir ‘aziz’di.”
Fotoğraf caiz midir Hamidullah Hoca?
İsmail Kara
ise Hamidullah Hoca’yı “Bildik manada dünyaya ait değildi; hadis-i şerifte beyan buyurulduğu veçhi ile ‘geçici bir süre için ağacın altında gölgelenen’ bir yolcu gibi yaşadı. Münzevi idi. Dünya nimetlerinin çoğuna hiç tenezzül etmedi, az yedi, az uyudu,- ilmi meseleler hariç- az konuştu, çoğu günleri oruçlu geçti. Hiç evlenmedi, yani mücerretti. Eserlerinin çoğundan telif almadı; yayıncılardan tek istediği, kendisine verilmesi gereken telif tutarını kitaplarının fiyatından düşmeleri ve bu yolla okuyucuların daha ehven fiyatla eserlerine sahip olmaları oldu, mecburen aldığı telifleri de adeti veçhile tasadduk etti.” sözleriyle anlatıyor.
Kara’nın sözlerinin devamında ise Hamidullah Hoca’nın 2002 yılında vefat etmesine yani teknoloji çağını hayli hayli yakalamış biri olmasına karşın niçin bu kadar az fotoğrafı olduğunu öğreniyoruz. Bir konferansta Hamidullah Hoca’ya fotoğraf çektirmenin dinen caiz olup olmadığı sorulur. Soruya tarihi bilgiler, hadis, ayet ve İslam’ın resim ve putlar konusundaki hassasiyeti çerçevesinde cevap gelir: “Nüfus cüzdanı, pasaport gibi zaruri olan ihtiyaçlar veya ilmi çalışmalar için fotoğraf çektirmekte bir mahzur yoktur zannederim. Bunun dışında dinimizin hassasiyetlerinin bugün için de geçerli olduğu kanaatini taşıyorum.”
“Size annelerinizin konuştuğu dille konuşuyorum”
Hamidullah Hoca’nın eser verdiği dillerin Arapça, Fransızca, İngilizce, Urduca ve Almanca olduğunu biliyoruz. Bunun dışında eser vermese de konuşabildiği ya da az buçuk bildiği başka diller de vardı. Katıldığı toplantılarda kimi zaman konuşacağı dil önceden bildirilir, kimi zaman tercüme edilirdi. ‘Engin bir hazine olan bu büyük alime yetişmek elbette o kadar kolay olmamalı’ diye düşünenler yanılırlar. Çünkü Hamidullah Hoca İslam’ı anlatmak için büyük bir tevazuuyla her seviyeye inebilen ve her sözü, her hareketiyle ve hatta bakışıyla bile muhatabına ders verebilen bir hocaydı. İşte bu duruma Mahmut Kanık’tan bir misal:
“Konferansını acaba hangi dilde verecek diye merak ediyorduk. Üstat, Arapça konuşmaya başladı ve merakımız giderildi. Arapça konuşmasının gerekçesini de yine Hz. Peygamber’e vurgu yaparak şöyle anlatmıştı: ‘Size Arapça konuşuyorum, çünkü Hz. Peygamber’in hanımları Arapça konuşuyorlardı. Hz. Peygamber’in hanımları müminlerin anneleridir. Siz de müminlersiniz. Dolayısıyla size annelerinizin konuştuğu dille konuşuyorum.’ İnsan annesine nasıl bir duygu besler, işte o duygular içimizde kabarmıştı.”
Neredeyse bir asırlık bereketli bir ömür sürmüş bu büyük alime, onunla karşılıklı konuşabilmeye, sorular sormaya benim yaşım yetişmedi. Ancak eserleri ve onun hakkında söylenenlerle onu tanımış ve hatta onunla hasbıhal etmiş kadar yakınlık kurduğumu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Muhammed Hamidullah Hoca bize annelerimizin konuştuğu dille konuşan bir hocaydı. Arapça’nın önemi bundan daha güzel, daha vurucu, daha can alıcı nasıl anlatılabilirdi? İşte bunu da Hamidullah Hocadan öğrendik.
Vefatının 8. Yılında Muhammed Hamidullah Hoca’ya Allah’tan rahmet diliyoruz. O geride bıraktığı onlarca eserle yaşadığı 95 senenin üstüne daha çok sene ekleyecektir.


Zeyneb İlhan bir âlimi tanımanın şevkiyle bildirdi
 
Üst