Muhammed b. Abdilvehhâb ve Tekfir | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Muhammed b. Abdilvehhâb ve Tekfir

Murat Yazıcı

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
10 Nis 2007
Mesajlar
2,230
Puanları
48


İnsanımızın kendine yabancılaştırıldığı modern dönemde, kendi değerlerinin uzağına savrulmuş genç neslin bir kesimi can simidi olarak Vehhâbî akidesine sığınıyor. Kendisine okunan bir-iki ayet, bir-iki hadis ve sözüm ona Selef’ten nakledilen bir-iki anekdot, asırlar boyu en temel varlık alanını oluşturmuş bulunan Ehl-i Sünnet akidesini terk edip Vehhâbî ideolojisine kayması için fazlasıyla yeterli oluyor.Oysa kendisine okunan ayetlerin delalet, hadislerinse hem sübut hem delalet yönünden arz ettiği durum kendisine belletildiğinin aksini ifade ediyor. Meselenin bu boyutu uzun izahat istediği ve bu yazıda bir başka noktayı ele almak niyetinde olduğum için oraya girmeyeceğim. Bu ülkeye tekfirci zihniyet Suud ideolojisi üzerinden girdi. Oraya “ilim öğrenmek” için giden/gönderilen gençler, oradan “akide” öğrenip döndüler. Biz medreselerin köküne kibrit suyu döktüğümüz için “dini başka ülkelerden öğrenme” gibi bir garabet çıkmıştı ortaya çünkü.Gençlerimiz oralara gittiler. Aldıkları eğitimle kafaları yeniden formatlandı; memleketlerine döndüklerinde artık onlar birer “davetçi” idi! Asırların birikimi üzerinde oturduğu halde bilinçli olarak cahil bırakılmış insanımıza yönelik “davet”lerinin ilk adımı şu oluyordu genellikle: “Siz aslında müşriksiniz. Tevhid’i bilmiyorsunuz. Biz şimdi size nasıl mü’min olacağınızı öğreteceğiz.”Mekke müşrikleriyle kurulan paralellikler, onlar hakkında inmiş ayetlerin Müslümanlara yönelik birer silah olarak devreye sokulmasını da beraberinde getirdi. “Tevhid’i anlamak için önce müşrik olduğunuzu kabul etmelisiniz” demeye getiriyorlardı.İşin enteresan kısmı: Bunu yaparken, kendilerine öğretilen ideolojinin müessisi Muhammed b. Abdilvehhâb’ın gerçek yüzü, fikirlerinin hakikati konusunda genellikle dürüst davranmadılar. Onun aslında “tekfirci” olmadığını ispat sadedinde bilerek ya da bilmeyerek yapmadıkları tevil kalmadı. Oysa gerek kendi eserleri, gerek ed-Düreru’s-Seniyye isimli derleme, gerekse İbn Beşîr ve İbn Ğannâm gibi o ideolojiye mensup tarihçilerin yazdıkları elimizde. Bütün bu eserler gerçeği bütün çıplaklığıyla haykırıyorken Muhammed b. Abdilvehhâb’ın Ümmet’i tekfir etmediğini nasıl söyleyebiliyorlar, hayret etmemek elde değil.

Şu ifadeler bizzat Muhammed b. Abdilvehhâb’ın kaleminden:

“Size kendimden haber veriyorum. Kendisinden başka ilah olmayan Allah adına yemin ederek diyorum ki, ilim öğrenmek için yola çıktım; beni tanıyanlar bilgili olduğumu sanıyorlardı. Oysa Allah’ın lütfettiği bu hayırdan[1] önce ben Lâ ilâhe illallâh’ın manasını da bilmiyordum; İslam Dini’ni de. Hocalarım da aynı şekilde. Onlar arasında bunu bilen hiç kimse yoktu. Dünyadaki alimlerden, bu vakitten önce Lâ ilâhe illallâh’ın manasını ve İslam Dini’ni bildiğini iddia eden kimse yalan söylemiş, iftira etmiştir! İnsanları aldatmıştır…”[2]

"Bilgi sahibi olan herkesin şu ikrarından haberdar oldunuz: İnsanlara beyan ettiğimiz Tevhid, Allah’ın, peygamberlerini tebliği için gönderdiği dindir. İnsanların çoğunluğunun inandığı itikatlar, Allah Teala’nın, “Kim Allah’a şirk koşarsa (bilsin ki) Allah cenneti ona haram kılmıştır. Onun varacağı yer ateştir”(5/el-Mâide, 72) ayetinde zikrettiği şirktir.

“Mekke’de, Medine’de, Mısır’da, Şam’da ve diğer yerlerde şu ana kadar işlendiğini bu kitapta zikrettiğimiz şeyler, kişinin kanını mübah kılan ve cehennemde ebedî olarak kalmayı gerektiren şirktir. Her kim bu dine girmez, onunla amel etmez, bu dinin dostlarına dostluk, düşmanlarına düşmanlık göstermezse, o kimse Allah’ı ve ahiret gününü inkâr eden kâfirdir. Müslümanların imamına ve Müslümanlara, böyle kimselerle cihad etmek ve onları öldürmek vaciptir. Ta ki tevbe edene kadar.”[3]


Bu sarih ifadeler Muhammed b. Abdilvehhâb ideolojisinin “tekfirci” olup olmadığını açık bir şekilde ortaya koyuyor. Verilebilecek yüzlerce örnekten sadece birkaçı bunlar. Arzu edenler için daha fazlasını da ortaya koyabilirim.

[TD="class: footnote_plugin_index, align: left"]1.[/TD]
[TD="class: footnote_plugin_link, align: left"]↑[/TD]
[TD="class: footnote_plugin_text, align: left"]”Tevhid inancı” adına binlerce insanı tekfir edip kanını akıttığı ideolojiyi kast ediyor.[/TD]

[TD="class: footnote_plugin_index, align: left"]2.[/TD]
[TD="class: footnote_plugin_link, align: left"]↑[/TD]
[TD="class: footnote_plugin_text, align: left"]ed-Düreru’s-Seniyye, XIII, 48.[/TD]

[TD="class: footnote_plugin_index, align: left"]3.[/TD]
[TD="class: footnote_plugin_link, align: left"]↑[/TD]
[TD="class: footnote_plugin_text, align: left"]ed-Düreru’s-Seniyye, I, 65-6.[/TD]



https://ebubekirsifil.com/muhammed-b-abdilvehhab-ve-tekfir/
 

Murat Yazıcı

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
10 Nis 2007
Mesajlar
2,230
Puanları
48
Yazarın söyledikleri elbette yeni değil; bölgenin tarihi ve Vehhabîlik hakkında bilgi sahibi olanların iyi bildiği bir hususa işaret ediyor. Ancak, doğrudan Abdülvehhab oğlundan yaptığı iktibaslar not etmeye değer vasıfta. Yıllar önce hazırladığım bir derlemede aynı vurguyu yapmıştım:

Prof. Dr. Z. Kurşun şunları yazıyor [1]:

“İbn Suud'un, kendilerine uymayan Mekke ve Medine ahalisini "mezhebi muktezasınca şirk ile ittiham ederek tecdid-i imana davet ettiğini" kaydeden Harem-i Nebevî müderrisi Abdurrahman, daha sonra "Yapılan münazara ve görüşmelerden elde edilen bilgilere göre; Vehhabîler, bu mezhebe mensub olmayan diğer ehl-i İslâm'a müşrik nazarıyla bakmakta ve bunların mezheblerine girmeleri için zorlanmalarını kendilerine vacib görmektedirler. Ayrıca, davetlerine uymayanların katlinin de gerekliliğine inanmaktadırlar"demektedir.”

Doç. Dr. M. A. Büyükkara'nın kitabından [2]:

“Kendilerinden olmayan veya kendileri gibi olmayan insanlar, Vehhabî ulema ve İhvan açısından kafir veya en azından kınanmayı haketmiş mücrim ve fasık kişilerdir.” (s.66)

“Önlerine çıkan kadın, erkek, yaşlı, çocuk, kim olursa olsun genellikle sağ kurtulamazdı. Esir alma adetleri yoktu.” (s.78)

Prof. Dr. Erman Artun da şu bilgileri veriyor [3]:

“Vehhabîler, pek çok sünni ve şii ulemayı, halktan binlerce kişiyi kılıçtan geçirdiler. Kur'an ve Hadisler dışındaki kaynakları bid'at kabul ettikleri için dini, tarihi ve edebi eserleri parçaladılar, İslam büyüklerinin ve ashabın mezarlarını yıktılar. ... Kerbela, Taif, Mekke, Medine ve Hicaz’ı alıp yağmaladılar.”

[1] Doç. Dr. Zekeriya Kurşun, Tarih ve Medeniyet, Sayı 30.
[2] Doç. Dr. M. Ali Büyükkara, İhvan'dan Cüheyman'a Suudi Arabistan ve Vehhabîlik, Rağbet Yayınları, İstanbul, 2004.
[3] Prof. Dr. Erman Artun, 19. Yüzyıl Osmanlı Dönemi Ortadoğu’nun Sosyal Tarihine Bir Kaynak : Aşık Esrari’nin Vehhabî Destanı. (Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü.)

SAHTE PEYGAMBERLER, HARİCİLER, VEHHABİLER

Doç. Dr. M. A. Büyükkara şu bilgileri veriyor:

“Necd kabileleri ve mensupları...Medine’deki İslami yönetime karşı Hz. Peygamber’in [aleyhisselam] vefatından hemen sonrasında gelişen siyasi sorunların en başta gelen kaynakları oldular. Tayy, Esed, Bekr, Temim, Hevazin, Kinde ve Hanife, Necd’in ve güneyindeki Yamame bölgesinin o dönemdeki sahipleri olan bedevi kabilelerin en büyükleridir. Hz. Ebubekir’in [radıyallahü anh] hilafeti sırasında bu kabilelerden Hanife, Bekr, Esed ve Temim ile, Hevazin ve Kinde’nin bir kısmı irtidat ederek halifeye isyan ettiler. Yine bu dönemde ortaya çıkan dört yalancı peygamberden üçü, Necdî kabileler içinden çıkmıştır. Benu Esed’den Tuleyha b. Huveylid, Benu Temim’den Secah ve Benu Hanife’den Müseyleme, ortaya attıkları iddialarla yeni dinin inanç ve fikir kimliği üzerinde manevi tahribat yapmaları yanında, ellerinde tuttukları askeri güçle Medine İslam devletine tehlikeli günler yaşatmışlardır. Hz. Ali [radıyallahü anh] döneminde ortaya çıkan Haricilîk fitnesi, yine Necdî kabileler içinde vücut bulan bir dini hareketin sonucudur. Bilindiği gibi ilk Haricî cemaatları, çoğunlukla Temim, Bekr, Hanife ve Şeyban kabilelerine mensup bedevilerden oluşuyordu. ..Necd’in İslam tarihi sayfalarına tekrar dönüşü, Vehhabîliğin bu topraklarda ortaya çıkmasıyla başlar.” (s.20-21)

Vehhabîlerle Haricîler arasındaki inanç ve davranış benzerliklerine de dikkat çeken ve bu benzerliklere misaller veren Doç. Dr. M. A. Büyükkara şu tespiti yapıyor:

“Bütün bu benzerlikler, aynı coğrafyada doğmuş olan bu iki dinî grubun zihniyetlerinin aralarında on üç asır olmasına rağmen ne kadar uyum gösterdiğini gözler önüne sermektedir.” (s.69)

Kaynak: Doç. Dr. M. Ali Büyükkara, İhvan'dan Cüheyman'a Suudi Arabistan ve Vehhabilik, Rağbet Yayınları, İstanbul, 2004.

HARİCİLER VE VEHHABİLER

Vehhabîler, kâfirleri, müşrikleri ve münâfıkları bildiren âyet-i kerimeleri ve hadis-i şerifleri yazarak Ehl-i sünnet olan temiz müslümanlara saldırıyor. Türbelere puthâne, Evliyâya put diyebilmek için, âyet-i kerimelere ve hadis-i şeriflere yanlış mâna veriyorlar. Ebu Hamid bin Merzuk rahmetullahi aleyh diyor ki:

La ilahe illallah kelime-i tevhidini söyleyenleri tekfir etmek cehennem köpeklerinin adetidir. Vehhabîler ve Harranlı imamları İbni Teymiyye haricîlerin uydularıdır. Havaric taifesinin bütün vasıfları da Harraniye'ye de şamil olduğundan dolayı, kendisi müslümanları tekfir edici, bozuk re'yinin hayranı, deliliğin son haddine kadar fikrini takdis eden ve müşrikler hakkında varid olan ayat-ı Kur'aniyelerin ahkamını, mü'minlere tatbik eden kimsedir. Hariciyye taifesi hakkında Peygamberimizden (aleyhisselam) rivayet edilen birkaç hadis şöyledir:İbni Mace, Sünen adlı eserinde, Ebu Umame'den (r.a.) rivayet ederek: (Gökyüzü altında öldürülenlerin en kötüsü, Cehennem ehli olan köpeklerdir ve öldürülenlerin en iyisi, Cehennem ehli olan köpeklerin öldürdükleri kimsedir; şüphesiz bunlar Müslüman iken sonra kafir oldular.) Bu hadisi, Ebu Umame'den rivayet eden Ebu Galib anlatıyor: "Ey Ebu Umame, sen bunu kendinden mi söylüyorsun?" diye sordu. "Hayır, bunu Resulullahdan (aleyhisselam) duydum" diye cevap verdi.Hafız İbni Hacer, Fethu'l-Bari adlı eserinde (c.12, Kitabu İstitabeti'l-Mürteddin el-Muanidin ve Kıtalihim), İmam-ı Buhari'nin zikrettiği İbni Ömer'in hadisini şerhederken şöyle demiştir: "Ve İbni Ömer, onlar, KAFİRLER HAKKINDA NAZİL OLAN AYETLERİ, MÜ'MİNLER HAKKINDA TE'VİL YOLUNA GİTMİŞLERDİR, diye buyurdu. Ben de derim ki: Bu rivayetin senedi sahihtir."

Kaynak: Ebu Hamid bin Merzuk, Bera’atü’l Eş’ariyyin, Bedir Yayınevi, İstanbul, 1994.
 

Ahi Evran

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
18 Haz 2007
Mesajlar
1,695
Puanları
38
Yaş
42
E.Sifil ehl-i sünnet şemsiyesinin altındaki tekfir malzemelerini de paylaşsın, kaçak oynamasın!

Mesela daha geçen Cüppelerinli'nin "ete kemiğe büründüm mahmut diye göründüm" sözünün küfür olduğunu söylüyordu!...
 

Murat Yazıcı

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
10 Nis 2007
Mesajlar
2,230
Puanları
48
"İbni Suud'a Şövalyelik Nişanı" başlıklı mesajımda şu yazıları nakletmiştim:

“İngilizlerin bölgedeki siyasi temsilcisi W. Shakespear, 1914 Şubatında Riyad’a gelmiş, bu vesileyle İngilizler ile Suudiler arasında sıcak yakınlaşmalar tesis edilmişti. I. Dünya Savaşı çıkınca bu dostluk daha da pekişti. Osmanlı’nın ittifak çağrısına red cevabı veren İbni Suud, bunun hemen arkasından, Osmanlı heyeti hala Riyad’da iken, İngilizlere ittifak teklifinde bulundu....Artık büyük savaşta Osmanlı’nın Necd valisinin safı belli olmuştu. Bu birliktelik, İbni Suud’a İngiltere-Hindistan İmparatorluğu’nun şövalyelik nişanı verilmesiyle pekiştirildi.” (s.46 )

“İbni Suud şunları söylemektedir:

(Eğer siz İngilizler, kızlarınızı karım olsun diye bana önerseniz kabul ederdim...Fakat Mekke Şerifi’nin veya Mekkelilerden ve diğer müslümanlardan müşrik saydıklarımızın kızlarını alamam. Hıristiyanların kestiği hayvanların etlerini sorgusuz sualsiz yerim.)

Bu duygularla yüklü olan İbni Suud, bir başka toplantıda da Hıristiyanlarla ilgili bazı Kur’an ayetlerini okumuş, sonra da Philby’e dönerek kendisini kuzeni saydığını, zira hıristiyanların İshak Peygamber, Arapların da İshak’ın kardeşi İsmail Peygamber evladından olduklarını, Türklerin ise Tatar kökenli evlad-ı İblis’ten olduklarını açık yüreklilikle ifade etmişti.” (s.48 )

Kaynak: Doç. Dr. M. Ali Büyükkara, İhvan'dan Cüheyman'a Suudi Arabistan ve Vehhabilik, Rağbet Yayınları, İstanbul, 2004.

***

Prof. Dr. Büyükkara'nın tercümesini verdiği yazının orijinali aşağıda görülebilir. Burada İbnu Suud "Türkler evlad-ı İblis'tir" diyor.

 

Murat Yazıcı

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
10 Nis 2007
Mesajlar
2,230
Puanları
48
Cevdet Paşa, Muhammed b. Abdülvehhâb'ın hareketini yayma maksadıyla telif etmiş olduğu kitapları şöyle değerlendiriyor:

“Muhammed b. Abdülvehhâb, bu akaid-i batılayı ta‘lim ve telkin için risaleler tedvin edip, ‘kelime-i tevhîd’i kendi mezhebine göre tefsir ile kendi zu‘munca halkın hep müşrik olduğunu tezkîr ederek bu misillü risalelerle ve bazı mahallere mektuplar irsaliyle cümleyi dîn-i İslâm'a da‘vete kıyam etmişdi”. (Tarih-i Cevdet, 1309: VII,183).

“Vehhâbîlerin etrafındaki halk onlara Müslim mübted‘i nazarıyla bakıp ıslah-ı hallerine çalışmada iken onlar cümlesine kâfir ve müşrik nazarıyla bakıp ve demlerini heder ve mallarını kendilerine helal bilip bu itikad ‘urbânın mizacına dahi muvaffak geldiğinden derhal bu mezheb-i bâtıla meyl ile beyhûde yere bir çok kan dökülmeğe sebep olmuşlardır”. (Tarih-i Cevdet, 1309: VII,191, 201).

Kaynak: Prof. Dr. Z. Kurşun
 

fakiri

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ocak 2007
Mesajlar
15,969
Puanları
83
Syn. Murat Yazıcı,
Yazısını buraya astığın şahıs yayınlanmış yeni bir videosunda “ayetlerden delil getirilse bile bizi bağlamaz !” demiş-diyor ! Bu durumda ve bu sözün sarfı neticesinde nasıl bir konuma girdi dersiniz? Yoksa, hiçbir şey olmamış-dememiş gibi, kendisinden istifade mi etmeyi mi düşünüyorsunuz !!!???
 

Tahsin EMİN

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
7 Şub 2012
Mesajlar
11,751
Puanları
83
Tekfirin Vehhab'la ilgi ve alakası yoktur, tekfir, bir anlamda insanın olduğu yerde kullanılan bir hastalıktır.

Mesela şöyle bir örnek vereyim:

İçersinde yaşadığınız Sistem'den İslam razı değildir. Çünkü o sistem İslam'ı lağvetmiş bünyesinde İslam'ı barındırmamıştır. Bunlar birbirlerinin amansız düşmanıdır.

Tam da bu sırada, İslam'a düşman olan sistem, görev alacağınız sahada, sizin önünüze bir "taahhütname" koyuyor.

"Görevini falan ilke ve değerlere göre yapacaksın..."

Sen de:

"Evet yapacağım, taviz vermeyeceğim" manasına gelecek mührün üzerine imzanı atıyorsun.

Senin durumun nedir?

Falana göre bu taahhütnameyi tasdik eden Müslümanlar gene Müslümandırlar, diliyle bunu onaylamışlar kalpleriyle onaylamamıştırlar.

Falana göre de bu hal küfürdür. Senin bunu imzalaman kalbinin de bir yansıması der, ayet de getirir hadis de...

Mesela, Merve KAVAKÇI meclise geldi, ona karşı birileri ne dedi:

"Dışarı dışarı...! Dışarı dışarı...!"

Sebep ne idi: "Tesettür..."

Allah'ın emrine karşı bir Müslüman böyle bir eylemde bulunabilir mi..???

Falanlar bunları tekfir ediyor, falanlar da tekfir etmiyor...

İnsanın olduğu bir yerde bunlar olur.

Mesela burada bir üye var, merhum biri sağlığında mecazen:

"Patates dini" diye bir tabir kullanmış.

O üye açık açık yazdı, söyleyenin de ve ona oy verenlerin de, ki İsmailağa'yı da içine alarak, noktayı koydu:

"......." diye...

Boşluğa ne geldiğini siz anladınız.

Bu üye AFGANİ'den mi etkilendi?

ABDUH'tan mı etkilendi?

VAHHAB'tan mı etkilendi?

O üye bunlardan etkilenir mi, o üye bunları da öyle gören biri zaten...

Şunu da söyliyelim:

Ebubekir SİFİL, tekfir meselesini gündeme getirmesi, falana çamur atmak içindir.

Bu yaklaşım ahlakı değildir, edebi değildir, insani değildir... Çünkü SİFİL bu çamur atma ameliyesi ile, tekfir noktasında can alıcı malzemeleri perdenin gerisinde tutarak Müslümanlardan gizliyor.

Dikkat ederseniz ifadeleri, mimikleri, konuşma şekli ve cümle kurgusu kendisini zaten ziyadesiyle ele veriyor.

Tağut'larla iç içe yaşayan ve hallerinden de ziyade memnun olan Müslümanları "küfre" girme noktasında uyaracağına, bilgilendireceğine,

Falanlara çamur atmayı yeğliyor...

Onun bu hali de kendisi ucuz ve değersiz kılıyor... Hatta, Tağutları tanımama noktasında da muhatapları için özel çaba sarfediyor...

Kendi sahasının alimi olup da ilmi bu kadar israf eden, yerinde ve zamanında ve olması gereken haliyle kullanmayan biri varsa o da SİFİL'dir...

BAYINDIR'a soruyor:

"Kur'an kendisine delil olmaz. Kur'an'ın Kur'an olduğuna dair Kur'an dışında kaynak getir.."

Soruya bak... Cahil desen cahil değil alim desen ilmine arif değil...

 

Murat Yazıcı

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
10 Nis 2007
Mesajlar
2,230
Puanları
48
Syn. Murat Yazıcı,
Yazısını buraya astığın şahıs yayınlanmış yeni bir videosunda“ayetlerden delil getirilse bile bizi bağlamaz !” demiş-diyor ! Bu durumda ve bu sözün sarfı neticesinde nasıl bir konuma girdi dersiniz? Yoksa, hiçbir şey olmamış-dememiş gibi, kendisinden istifade mi etmeyi mi düşünüyorsunuz !!!???
Böyle bir video görmedim; her durumda buradaki konuyla ilgisi yok. Ayrı bir başlık açıp, videoyu verirsen, orada bakar, hatası varsa tereddütsüz tenkid ederiz. Ama yeri burası değil.
 

fakiri

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ocak 2007
Mesajlar
15,969
Puanları
83

Kurtuluş26

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
6 Ocak 2014
Mesajlar
860
Puanları
18
Web sitesi
islamikonular.weebly.com
Üst