Muhakkak ki ben yakınım... | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Muhakkak ki ben yakınım...

Erhan

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
21 Tem 2006
Mesajlar
2,115
Puanları
48
Web sitesi
www.softajans.com
Kullarım sana benden soracak olurlarsa, muhakkak ki ben yakınım; beni çağırdığında çağıranın çağrısına icabet ederim; o halde onlar da benim çağrıma uysunlar ve bana iman etsinler, umulur ki irşat olurlar.” Bakara-186

Sabah akşam Rablerinin rızasını dileyerek ona yalvaranlarla, dua edenlerle beraber sen de sabret. Dünya hayatının güzelliklerini isteyerek gözlerini o kimselerden ayırma. Bizi anmasını unutturduğumuz ve işinde aşırı giderek hevasına uyan kimseye uyma.” Kehf-28


Müşrikler hak etmedikleri halde, putlara ‘ilah’ ismini verirler ve böylece şirk koşarlardı; bu şekilde ‘ilah’ olmayanlara ‘ilah’ demek, onları ‘ilah’ olarak isimlendirmek sahte ilahlara edilen duadır. Müşrikler bu şekilde adlandırdıklarına yalvarırlar, onları yardıma çağırırlardı. Kuranın dua olarak nitelediği bu etmeleri onlara zarardan başka kazandıracağı bir şey yoktur.

“Ondan başka çağırdıklarınız (dua ettikleriniz) ise size yardım edemezler ve kendilerine de yardım edecek değillerdir.” Araf – 197

“Allah’tan başka çağırıp yalvardıklarınız, onların hepsi bir araya toplansalar bir sinek bile yaratamazlar.” Hacc-73

Bu ayetlerden de anlaşıldığı gibi duanın bir diğer manası da çağırmaktır. Tabi ki İlah’ı çağırmak ve O’na yalvarmak rasgele bir çağrı ve yalvarma değildir ve insanların birbirini çağırmaları gibi olmayacaktır. Resulullah’a hitap konusunda bile Müslümanlar uyarılmıştır.

“ Resulü çağırmayı aranızda bazınızın bazınızı çağırması gibi yapmayın.” Nur-63

“ Ey iman edenler, seslerinizi peygamberin sesi üstüne yükseltmeyin ve birbirinize bağırdığınız gibi, ona sözle bağırıp söylemeyin; yoksa siz şuurunda değilken amelleriniz boşa çıkar-gider.” Hucurat-2

Mertebe yönünden birbirine yakın insanların hitabıyla, uzak olanların hitabı değişirken Rabbe olan hitab nasıl farklı ve özel olmaz? Eğer O da insanlar gibi çağrılırsa makamının yüceliği anlaşılmaz ve kendisine mutlak itaat etmesi gerekenlerle bir eşitlik söz konusu olur. İşte üstün bir makamı çağırma hiçbir zaman sıradan bir çağırma değildir. Bu, önce o makamın üstünlüğünü kabul etmeyi ve o makamın karşısındaki aczin itirafını gerektirir. Bu gerek o zatın adını anmak için, gerekse bir hacet için yalvarmak için olsun böyledir. Bu anlamıyla dua; küçükten büyüğe, acizden muktedire bir rica, bir istektir ki sözle ve hareketle olur, aynı zamanda bir ihlas, ve tazarru ve uygun bir biçim gerektirir. Allah’a dua ederken ki tavrımız şöyle belirleniyor:

“Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin. Şüphesiz O, haddi aşanları sevmez. Düzene konulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın. Ona korkarak ve umut taşıyarak dua edin. Doğrusu Allah’ın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır.” Araf-55,56

“ Rabbini sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle yalvara yalvara ve için için zikret. Gaflete kapılanlardan olma.” Araf-205
Aciz ve her şeyin yaratıcısı Allah’a muhtaç olan kula düşen duadır, Rabbe yaraşan ise bu duaya icabet etmektir.

“ Kullarım sana benden soracak olurlarsa, muhakkak ki ben yakınım; beni çağırdığında çağıranın çağrısına icabet ederim; o halde onlar da benim çağrıma uysunlar ve bana iman etsinler, umulur ki irşat olurlar.” Bakara-186

“ Rabbiniz ‘bana dua edin ki, size icabet edeyim. Benim ibadetimden büyüklenenler hor-hakir olarak cehenneme gireceklerdir’ dedi.” Mümin-60

Bu ayetten duanın Kuran’da ibadet manasında da kullanıldığını görüyoruz. Aynı ayetin başında dua, devamında aynı şeyi kasten ibadet kelimesinin kullanılması bize dua-ibadet ilişkisinin derecesini göstermektedir. ‘Büyüklenerek bana kulluk etmekten yüz çevirenler’ ifadesiyle Allah’a yalvarmanın ve dua etmenin ibadet, ibadet etmenin de dua olduğu açığa çıkmaktadır. Yine Müminun-117’de de bu manasıyla kullanılmıştır: “ Kim Allah ile beraber ona ilişkin kesin bir kanıt olmaksızın başka bir ilaha taparsa (çağırırsa), artık onun hesabı Rabbinin katındadır. Şüphesiz küfredenler kurtuluşa eremezler.” Artık bu ayetle her şey o kadar net ki tapınmak dua etmekle eşdeğerdir. İbadetlerimizi dua kılmak ve duamızı ibadet kılmak, içlerini bu şekilde doldurmak bize düşüyor. Bu ayetlerde dikkat çekilen husus sadece dua-ibadet ilişkisi değil elbet. Dua-tevhid boyutu da en az bu kadar önemli ve dikkate değerdir. Ancak kendini her bakımdan güçlü kuvvetli, Allah’ın kudretinden müstağni görenler Allah’a dua etmezler. Bu noktada duanın tevhidle olan, imanla olan ilişkisine geliyoruz; dua, imanın ve imanın nasıllığının, kimliğinin göstergesidir. O kadar direkt bir ilişki vardır ki, imanınız duanız kadardır ve imanınız dua ettiğinizedir.

Mücahid PİŞKİN
 
Üst