Mucize ve keramet nedir? | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Mucize ve keramet nedir?

korakademik

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ağu 2009
Mesajlar
2,236
Puanları
0
1. Mucize ve keramet nedir?

Mucize, nübüvvetini ispat, ehl-i küfrün inadını kırmak ve mü'minlerin imanını kuvvetlendirmek için nebinin elinde Allah'ın yaratıp meydana getirdiği harikulâde hâllerdir.
Mucize, beşerin görüp bildiği ve daima içlerinde yanyana beraber yaşayıp ünsiyet ettiği sebep ve kanunların, insan irade ve kudretinin üstünde olarak Allah'ın iradesiyle harikulâde kabîlinden değiştirilmesi, normal fonksiyonunun iptal edilmesi demektir. Mucizeler, mevcut ilimlerle, deney ve tecrübelerle; laboratuvarlarda mikroskop ve rasathanelerde teleskop gibi aletlerle incelenemez; fizik, kimya, biyoloji ve astronomi gibi ilimlerle şerh ve izah edilemez.


Mucizeler, âdiyât cinsinden, yani varlığın ilimlere esas teşkil eden kâinat kitabındaki ilâhî âdetler türünden değildir. Her günkü yeme, içme, yatıp-uyuma, tarla ve bahçede çalışma, toprak, su, hava ve güneşten istifadeyle meyve ve sebze yetiştirme gibi sebep ve kanunlarla alâkalı işlerimizde mucize olamaz. Bir tabak yemeği bir kaç kişi yer doyarız; bir bardak suyla kanar, üşüdüğümüzde ateşle ısınır; hasta olduğumuzda veya bir yerimiz kırıldığında doktora gider, onun verdiği ilaçları kullanıp iyileşiriz. Hayvanları hizmetimizde kullanır ama onlarla konuşamayız. Ağaçları hep yerlerinde sabit görür, ölülerle konuşamaz ve doğrudan temasa geçemeyiz. Dağlar, taşlar ne bize selâm verir, ne de elimizde top ve gülle olur. Çekim kanununu değiştiremez, onu vasıtasız yenip yukarılara çıkamayız.


İşte, bunlar gibi, günlük hayatımızda birer kanun ve sebep çerçevesinde cereyan eden hâdiselere biz âdiyât deriz. Mucizeler ise âdiyât kabîlinden olmayıp, harikulâde, fevka't-takati'l-beşer, fevka'l-âde ve fevka't-tabia, yani âdet üstü, alışılmışın ötesi, tabiat üstü ve insanın güç, kudret ve iradesinin verâsında cereyan eden hâdiselerdir.


Mucize dışında Allah'ın, veli zatların elinde yarattığı bir kısım başka harikulâde hâdiseler daha vardır ki, bunlara 'keramet' denir ve kerametler esasen mucizeleri doğrular mahiyettedir. Bir anda çok uzun mesafeleri kat'etme (tayy-i mekân), zamanın genişlemesi, yani çok kısa bir zamana sığmayacak işleri sığdırma (bast-ı zaman), içten geçenlerin sezilip okunması ve kabirdekilerin durumlarının keşfi gibi hâdiseler.. ve ayrıca, evliyâullahın gelecekten peygamberlerinkine benzer haberler vermesi hep birer keramettir ki, peygambere, onun getirdiği dine ve onun yoluna içten bağlılığın eseri olarak, hem mutlak nübüvvetin, hem Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) nübüvvetinin, hem mucizelerinin hem de Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) getirdiği dinin hakkaniyetine bir başka delildirler.
Kitabımızın birinci cildinde de geçtiği üzere, Muhyiddin İbn Arabî'nin, Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan bir asır önce yazdığı Şeceretü'n-Numaniye'sinde Osmanlılar'ın tarih sahnesine çıkışından, Şam ve Mısır'ın fethinden, Yavuz Selim'in Şam'a girmesiyle kendi kabrinin ortaya çıkacağından, IV. Murad'ın Bağdat seferine çıkıp 41 gün içinde şehri fethedeceğinden ve Sultan Abdülaziz'in, bilek damarlarının makasla kesilerek şehit edileceğinden bahsetmesi; Bitlis'li Müştak Dede'nin 71 sene evvelinden savaşlardan sonra Hicrî 1341 tarihinde Ankara'nın başkent olacağını rümuzlu olarak bildirmesi, velilerin kerametine birer misaldir.


Her mü'minin görebileceği gelecekle alâkalı sâdık rüyalar ve hiss-i kable'l-vukû gibi hâdiseler de Allah'ın insanlara birer ikramıdır.
Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) en birinci ve en büyük mucizesi Kur'ân-ı Kerim'dir.
Şimdiye kadar anlatmaya çalıştığımız hakikatler, O'nun nübüvvetine ve sıdkına açık birer delil olduğu gibi, Kur'ân-ı Kerim de en büyük mucizesi olarak, hem O'nun nübüvvetine hem de Allah Kelâmı olduğuna apaçık bir delil ve en kuvvetli şahittir. Bu konu, ileride derinlemesine ele alınacaktır.


Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) nübüvveti bütün zaman ve mekânlara, bütün insanlara hatta cinler gibi diğer mahlukata da şâmil olduğundan, mucizeleri çok çeşitli olmuştur. Diğer peygamberlerin mucizeleri ise böyle değildir. Her nebi, kendi zamanında en mütearef ve meşhur meselelerle alâkalı mucize göstermiş, meselâ Hz. Musa (aleyhisselâm) zamanında Mısır'da sihir revaçta olduğundan O, bütün sihirleri yutup iptal eden ve bütün sihirbazları dize getiren 'asâ' mucizesiyle; Hz. İsa (aleyhisselâm) zamanında ise tıp revaçta olduğundan ölüleri ihya, onulmaz dertleri iyi etme mucizesiyle; Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) zamanında ise şiir, belâgat (güzel söz söyleme) el üstünde tutulduğundan ve belki ahir zamanın en tesirli ve güçlü silâhı 'söz söyleme sanatı' olacağından, kendisine en büyük mucize olarak bütün şairleri, hatipleri, edibleri susturan Kur'ân mucizesiyle gelmiş.. ve ayrıca bütün kâinata 'rahmet' olarak gönderildiği[1] için de, her türden mahluk ile alâkalı mucizeler göstermiştir.


Nasıl ki, büyük bir padişah bir yâverini veya elçisini çok çeşitli milletlerin ve kabilelerin bulunduğu bir vilâyete gönderse, orada bulunan her millet, her kabile ve her sınıf kendi milleti, kabilesi, sınıfı adına o elçiyi karşılayıp "Hoşgeldin!" der, ona alkış tutar, şükran ve teşekkürlerini arzeder; aynen öyle de, kâinatın yegâne Sahibi ve Yaratıcısı olan Allah, en büyük yâveri ve elçisi olan Resûl-i Ekrem'i (sallallâhu aleyhi ve sellem) âleme gönderdiği zaman, O Elçi, insanoğluna bir memur ve meb'ûs olarak geldiği gibi, bütün mahlukata da rahmet olarak gelmiş, dağlar, taşlar, ağaçlar, hayvanlar, güneş, ay, yıldızlar ve bütün hâdiseler abes, boş ve mânâsız görülmekten kurtulmuş, birer mânâ, birer değer kazanmışlardır.


Bu münasebetle de, meleklerden cinlere, insanlara; güneşten ve aydan yıldızlara; sudan yiyeceklere; ağaçlardan taşlara ve dağlara; her cins hayvanata kadar her taife, her sınıf kendi türü adına O'na şükranlarını arz edip, O'nun elinden sâdır olacak mucizelere birer vasıta olmuştur. Böylece, Kâinatın Efendisi'nin (sallallâhu aleyhi ve sellem), doğruluğuna ve peygamberliğine -inkârı mümkün olmayacak şekilde- kâinat çapında şahitlik yapıp, nübüvvetini bütün âleme ilan etmişlerdir. İşte, böyle kâinat çapında mucizeler göstermek, Kâinatın Efendisi olan Nebiler Sultanı'na (sallallâhu aleyhi ve sellem) hastır.


Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), her ne kadar sayıları bine varan mucizeler göstermiş ise de O'nun her sözü, her hâli, her hareketi harikulâde ve mucize değildir. Allah, O'nu beşer olarak yaratmış, şahsî, ailevî ve içtimaî bütün hallerinde kendi zamanındaki ve sonraki bütün insanlara imam olsun diye vazifelendirmiş ve hem dünyevî, hem de uhrevî saadetlerinde rehber olmasını irade buyurmuştur. İnsanların hepsi aynı seviyede bulunmadığından ve insanlığın büyük ekseriyeti avam olduğundan, eğer her hâl ve hareketi harikulâde olmuş olsaydı, imam, rehber ve mürşid olamazdı.


Bu bakımdan, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) daima sebep ve kanunlar dairesi içinde yaşamış, yiyip-içmiş, evlenip çoluk çocuk sahibi olmuş, yara almış, çile ve ızdırap çekmiş; hayatı bütün yönleriyle aksettirmiş ve Allah'ın bütün sanatlarını, tasarruflarını, isimlerinin tecellîlerini gösteren câmî bir ayna olmuştur.


Peygamber Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) aşağıda misalleriyle göreceğimiz mucizelerinin tamamı her yerde, herkesin her zaman açıkça göreceği şekilde cereyan etmiyor ve umumî olmuyordu. Böyle olmuş olsaydı, o zaman aklın hikmet-i vücudu kalmaz ve insanlar, iradeleri ellerinden alınarak cebren iman etmeye zorlanmış olurlardı. Bunun neticesinde de, kulluk teklifi ve imtihan sırrı ortadan kalkardı. Dolayısıyla, elmas ruhlu Ebû Bekir (radıyallâhu anh) ile kömür ruhlu Ebû Cehil arasındaki fark bulunmaz ve insanlar iman etmede birbirine müsavî olurdu. Bu sebeple, meselâ Ay'ın ikiye ayrılması gibi büyük ve bâhir bir mucize, gecenin belli vaktinde, kısa bir zaman içinde, az sayıda müşahidin gözleri önünde meydana gelmiş ve neticede hem vak'aya şahit olanlar hem de sonradan gelecekler için iradenin hakkı selbedilmemiş ve aklın kapısı kapanmamıştır.
Mucizelerin çoğunu, yalan üzerinde birleşmesi mümkün olmayan bir topluluk nakletmektedir. Bazıları ise, bu seviyede bir cemaat tarafından nakledilmese de, diğer sahabilerin buna itiraz etmemeleri, onlara da âdeta aynı rivayet kuvvetini kazandırmaktadır. Bir yerde gösterilen herhangi bir mucizenin daha başka yerlerde de benzerleri veya aynıları gösterildiğinden, hiçbir mucizeyi mucize olarak inkâra yol yoktur.


Aşağıda bazı misallerini okuyacağınız mucizeler, sıdkına ve nübüvvetine binler şahit bulunan ve bir kısmını yukarıda arz etmeye çalıştığımız Nebiler Sultanına (sallallâhu aleyhi ve sellem) ait mucizelerdir. Aslında O'nun, hiçbir mucizesi olmasaydı bile bizzat kendisi kendi sıdkına ve nübüvvetine en büyük bir delil ve şahittir...
 

sağlıkçı

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
14 May 2008
Mesajlar
2,994
Puanları
0
Peygamber Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) aşağıda misalleriyle göreceğimiz mucizelerinin tamamı her yerde, herkesin her zaman açıkça göreceği şekilde cereyan etmiyor ve umumî olmuyordu. Böyle olmuş olsaydı, o zaman aklın hikmet-i vücudu kalmaz ve insanlar, iradeleri ellerinden alınarak cebren iman etmeye zorlanmış olurlardı. Bunun neticesinde de, kulluk teklifi ve imtihan sırrı ortadan kalkardı. Dolayısıyla, elmas ruhlu Ebû Bekir (radıyallâhu anh) ile kömür ruhlu Ebû Cehil arasındaki fark bulunmaz ve insanlar iman etmede birbirine müsavî olurdu. Bu sebeple, meselâ Ay'ın ikiye ayrılması gibi büyük ve bâhir bir mucize, gecenin belli vaktinde, kısa bir zaman içinde, az sayıda müşahidin gözleri önünde meydana gelmiş ve neticede hem vak'aya şahit olanlar hem de sonradan gelecekler için iradenin hakkı selbedilmemiş ve aklın kapısı kapanmamıştır.
Yahu yazılan yazı tenakuz dolu.
Bakınız Peygamberimiz Efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa Sallallahüaleyhivessellem efendimizin Mucizeyi Şeriflerine en çok şahadet eden (Gören)Ebu Cehildir.Her bir mucize ondaki küfrü artırmıştır.
Lütfen yazdığınız yazıyı iyice tetkik edinizde öylece yazınız yoksa bizlerde haklı olarak tenkit etmek durumunda kalıyoruz.
 

korakademik

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ağu 2009
Mesajlar
2,236
Puanları
0
kusura bakmayın ben göremedim.
burada kim haklı yarışması da yapmıyoruz.
 

Faraklit

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
25 Tem 2010
Mesajlar
134
Puanları
0
Mucize ile keramet arasındaki fark nedir
 

korakademik

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ağu 2009
Mesajlar
2,236
Puanları
0
üsttü yazıyor ortalarda:)
sanırım okuman vardır.
 

sağlıkçı

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
14 May 2008
Mesajlar
2,994
Puanları
0
kusura bakmayın ben göremedim.
burada kim haklı yarışması da yapmıyoruz.
1-Neyi görmediğine özür beyanı.?
2-Size kim dedi yarışma yaptığımızı.Siz dini bilgi niteliğinde bilgiler aktarmışsınız.Bizde bu yazıda rastladığımız çelişkiye dikkat çekmişiz.Sizin yapacağınız nedir.?Yazınız doğru ise israrla bunu müdafa edeçek delilleri ortaya korsunuz ki biz yanıldığımızı anlarız.Yok aktardığınız bilgi yanlış ise bu bilgiden sarfınazar ederek özür beyanında bulunursun.

 

Faraklit

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
25 Tem 2010
Mesajlar
134
Puanları
0
üsttü yazıyor ortalarda:)
sanırım okuman vardır.
Olmasaydı yazamazdım :)
Buyrun ben bulamadım siz bulun yapıştırın bizde öğrenelim farkını neymiş.Lütfen her manaya gelebilen ifadelerden olmasın.
 

cahid

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
18 Ağu 2009
Mesajlar
5,168
Puanları
113
Mucize ile keramet arasındaki fark nedir
Kerametin tanımını bilmeyenler dahi konuşuyor artık.. Kerametle mûcize arasındaki fark birinin Allah (c.c.) dostlarından diğerinin ise Allah'ın (c.c.) Peygamberinden zuhûr etmesidir.. İkisi de harikulâde hallerdir.. Adetullahtan olan şeyler zaten keramet olarak kabul edilmez ki. Açın bir tanımını okuyun ondan sonra elin söz edin.. Kâfirlerde bile olağanüstü haller görülebiliyor âdetullah haricinde.. Buna da istidraç denir.. Mü'min kullara âdetullah üzere Allah (c.c.) katından gelen yardıma da meûnet denir.. Tüm bu tanımları ve aralarındaki farkları iyi bilmek lazım..
Bak diğer konuda yazmıştık herhalde okumadan geçtin..

Tekrar izah edelim.. Allah'ın veli kullarına ikram olarak verdiği olağanüstü hallere kerâmet denir.. (Misal ardından gelenleri görmek gibi) Bu ikram eğer bir Peygamber'e (aleyhimüsselâm) verilirse adı mûcize olur.. (Peygamberimizin elini su dolu tasın içine koymasıyla parmaklarından su fışkırması gibi) Aradaki fark kimden sâdır olduğudur.. Bir diğer fark ise mûcize insanlar iman etsin diye Allah'ın (c.c.) rahmetinden kaynaklanan bir ikramdır.. Kerâmet ise iman sahibi kimselerin imanını arttırmak ve velilere destek olmak için verilen ikramdır.. Sonuç olarak ikisi de harikulâde hallerdir.. Yukarıda diğer tanımlamalar da mevcut kısaca...
 

sağlıkçı

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
14 May 2008
Mesajlar
2,994
Puanları
0
Sual: Harika ne demektir? Fasık ve kâfirlerde de harika görülür mü?
CEVAP
Harika, enbiyadan meydana gelirse mucize, evliyadan hasıl olursa keramet, müminlerde olursa firaset, fasıklarda görülürse istidraç, kâfirlerde olana da sihir denir. Birer örnek verelim:

Sihir:
Iraklı bazı kimselerin ağızlarına ateş almalarına, avurtlarına şiş sokmalarına keramet diyenler çıkıyor. Allahü teâlâ, böyle kimselerin Hazret-i Musa zamanında da bulunduğunu, bunların sihir olduğunu bildiriyor. Böyle göz boyamak haramdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Bir kişinin havada uçtuğunu, denizde yürüdüğünü veya ağzına ateş koyup yuttuğunu görseniz, fakat dine uymayan bir iş yapsa, keramet ehliyim dese de, onu büyücü, yalancı, sapık ve doğru yoldan saptırıcı bilin!) [El-Münire]

İstidraç:
İbrahim Edhem hazretlerine, vecde gelip kendinden geçen bir gençten bahsettiler. Gence üç gün misafir oldu. Gerçekten çok acayip haller gördü. Gencin yediğine baktı. Helal değildi. Onu evine davet edip yemek yedirdi. Gençteki eski aşk ve vecd kalmadı. Genç, (Sen bana ne yaptın?) deyince, o gence, “Sendeki haller şeytandandı, istidraçtı, helal yiyince şeytan giremedi ve esas halin meydana çıktı” buyurdu. (T. Evliya)

Firaset:
Hazret-i Osman, yanına gelen birine, (Gözünde zina eseri var. Bir kadına bakmışsın) buyurdu. O kimse (Nereden bildin?) dedi. Hazret-i Osman da, (Müminin firasetinden korkun, o Allah’ın nuru ile bakar) hadis-i şerifini bildirdi. (Buhari)

Keramet:
Hazret-i Ömer, Medine’de hutbe okurken, İran’a gönderdiği ordunun mağlup olmak üzere olduğunu görüp, camide herkesin yanında, (Ya Sariye arkanı dağa ver) diye seslendi. O da, dağa yanaştı ve zafere kavuştu. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Geçmiş ümmetler içinde vukuundan önce bazı şeyleri haber veren keramet ehli zatlar var idi. Ümmetimden de Ömer onlardandır.) [Buhari, Müslim, Tirmizi]

Kâfir bir hükümdar, kendine ilah demeyen müminleri ateşe atardı. Sıra kucağı çocuklu bir kadına geldi. Kadın, ateşe girmek istemeyince, bebeği, (Anne sabret, sen hak din üzeresin) dedi. (Müslim)

Mucize:
Resulullah efendimiz, miracda, Cenneti, Cehennemi ve daha başka yerleri gördü. (Mevahib)
 

Hasan

Kardeşiniz
İhvan Üyesi
Katılım
9 Eki 2006
Mesajlar
6,112
Puanları
0
Yaş
50
Evliyaullah ın büyüklerinden CÜNEYD İ BAĞDADİ hazretleri bir gün fıratın kenarında abdest almış oturup tefekkür ile meşgul iken bikaç tane derviş yanına gelip hal hatır sorduktan sonra kendi mürşidlerini ona meth etmeye başlamışlar ve bunu yaparken de kerametlerinden bahsetmişler,biri demiş ki;
Mürşidimiz i suyun üzerinde yürürken görmüşler....
Cüneyd i bağdadi suya doğru dönüp suyun üzerindeki sivri sinekleri göstermişl;
EE ne var bunda bak sinekler de suda yürüyor .... demiş
Dervişler biraz bozularak
Ama uçtuğunu da gören olmuş demişler.
Mubarek bu sefer havaya bakarak uçmakta olan bir karga sürüsünü işaret etmiş,
Bakın onlar da uçuyor....
Bu sefer biraz sinir le bir başka derviş girmiş lafa ,
Mürşidimizin bir anda birden fazla yerde bulunabildiğini defaatle tesbit ettik,
Cüneyd i bağdadi den gelen cevap daha ağır,
E nevar şeytan da öyle değilmi her an heryerde oluyor.
Son derviş girmiş lafa ,
Mürşidimizi size sevdirmek için ne yapmamız gerekir ki efendim,demiş.
En güzel cevap da gelmiş,
Bişey yapmanıza gerek yok ki ben onu zaten seviyorum,onu meth etmek istiyorsanız kuran ve sünnete bağlı abid biridir demeniz onun için en şerefli meth olurdu.

Yaaa böyle işte.
 

Faraklit

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
25 Tem 2010
Mesajlar
134
Puanları
0
cahid Nickli Üyeden Alıntı
Kerametin tanımını bilmeyenler dahi konuşuyor artık.. Kerametle mûcize arasındaki fark birinin Allah (c.c.) dostlarından diğerinin ise Allah'ın (c.c.) Peygamberinden zuhûr etmesidir.. İkisi de harikulâde hallerdir.. Adetullahtan olan şeyler zaten keramet olarak kabul edilmez ki. Açın bir tanımını okuyun ondan sonra elin söz edin.. Kâfirlerde bile olağanüstü haller görülebiliyor âdetullah haricinde.. Buna da istidraç denir.. Mü'min kullara âdetullah üzere Allah (c.c.) katından gelen yardıma da meûnet denir.. Tüm bu tanımları ve aralarındaki farkları iyi bilmek lazım..

Bakınız karşınızda çocuk yok burada yaptığınız tarif zuhur eden Peygamber olursa mucize evliya ise keramet olur demişsiniz biz buna itiraz etmedik evliyalar kamer'i ikiye bölebilir mi demekki aralarında fark var bu fark nedir.
 

korakademik

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ağu 2009
Mesajlar
2,236
Puanları
0
kardeşim senin sıkıntın var sanırım
açıkla rahatla
bu soruda bunca ısrar edenin mutlaka söylemek istediği vardır
buyur bekliyorum.
 

cahid

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
18 Ağu 2009
Mesajlar
5,168
Puanları
113
cahid Nickli Üyeden Alıntı
Kerametin tanımını bilmeyenler dahi konuşuyor artık.. Kerametle mûcize arasındaki fark birinin Allah (c.c.) dostlarından diğerinin ise Allah'ın (c.c.) Peygamberinden zuhûr etmesidir.. İkisi de harikulâde hallerdir.. Adetullahtan olan şeyler zaten keramet olarak kabul edilmez ki. Açın bir tanımını okuyun ondan sonra elin söz edin.. Kâfirlerde bile olağanüstü haller görülebiliyor âdetullah haricinde.. Buna da istidraç denir.. Mü'min kullara âdetullah üzere Allah (c.c.) katından gelen yardıma da meûnet denir.. Tüm bu tanımları ve aralarındaki farkları iyi bilmek lazım..

Bakınız karşınızda çocuk yok burada yaptığınız tarif zuhur eden Peygamber olursa mucize evliya ise keramet olur demişsiniz biz buna itiraz etmedik evliyalar kamer'i ikiye bölebilir mi demekki aralarında fark var bu fark nedir.
Peygamberlerin (aleyhimüsselam) her birinin farklı mûcizeleri vardı.. Ayın ikiye bölünmesi mûcizesi de sadece Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'e ikram olunmuştur.. Sonuç olarak Peygamberlerin (aleyhimüsselam) mûcizelerini de halk eden Allah'tır evliyanın kerâmetlerini de.. Buna belirli bir sınırlama getirilemez.. Allah (c.c.) kimi evliyasına sayısız kerâmetler ihsan etmiştir eder.. Kimisine fâzilet bakımından belki de kerâmet sahibi velîlerden daha üstün olabileceği halde hiçbir kerâmet vermediği de bir vâkıâdır.. Allah (c.c.) fazlını dilediğine , dilediği miktarda ihsan eder bunun miktarını , niteliğini biz bilemeyiz , belirleyemeyiz.. Allah'ın (c.c.) rahmetine sınır koyarak elinize ne geçecek? Ha ölçüt nedir istikâmettir.. İstikâmet sahibi olmayandan milyonlarca olağanüstülük sudûr etse kıymeti yoktur.. Hele ki mü'min değilse adı istidraç olur...
 

Faraklit

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
25 Tem 2010
Mesajlar
134
Puanları
0
Bir zerreye seksen kiloluk bir insanı yerleştirip havada gezdirirseniz gülerler adama.
Bakınız ruhen deseniz belki ihtimal dahilinde fakat bedenen denilince muhal olduğu aşikar Neyse bir minare boyunda deccal bekliyenleride gördüğüm için pek umursamıyorum hangi ana doğuracaksa nasıl yaşıyacaksa
 

Hasan

Kardeşiniz
İhvan Üyesi
Katılım
9 Eki 2006
Mesajlar
6,112
Puanları
0
Yaş
50
Tayy i mekan bastı zaman,
Hz süleymanın belkısın tahtını getirtmesi havaya hükmedip seyahat etmesi,hepsinden önemlisi mirac hadise si,bunlar en sağlam delil olan kuran da zikredilmekte dolayısı ile hafifserken dikkat edelim küfre kapı olacak kelimeler etmeyelim.Şüphesiz onlar peygamber di ve onlara verilmiş lütuflardı bunlar ama ALLAH ın sebepsiz halk etmeme adetullahına binaen bu sebepler bir şekilde halk edildiyse ve o isterse yine halk edbilecek kudrette ise mantık cetvelimiz ölçü olmaz zannımca.SELAMETLE.
 

fakiri

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ocak 2007
Mesajlar
15,969
Puanları
83
Mucize ve keramet nedir bilir misiniz ? Bu dünyada baş mahallinde nato-mermer, nato-kafa taşıyan nasipsiz bazı insanların asla kabul etmedikleri veya edemedikleri , Rabbimizin peygamber ve iyi kullarının üzerinde göstermiş olduğu bir takım harkulâde hâllerdir. Bilmem analtabildim mi ?
 

Faraklit

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
25 Tem 2010
Mesajlar
134
Puanları
0
Elbette Allahın seçilmiş kullarından olmak güzeldir maalesef bizler olamamışız demek çok kusurluyuz ondan çok istiğfar etmeliyim.
 

korakademik

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ağu 2009
Mesajlar
2,236
Puanları
0
Mucize ve keramet nedir bilir misiniz ? Bu dünyada baş mahallinde nato-mermer, nato-kafa taşıyan nasipsiz bazı insanların asla kabul etmedikleri veya edemedikleri , Rabbimizin peygamber ve iyi kullarının üzerinde göstermiş olduğu bir takım harkulâde hâllerdir. Bilmem analtabildim mi ?
ne belagat ama:)

Üstad'ın onca kerametini de keşf etmişindir
senin gibi belgatlı ilim sahibi
 

fakiri

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ocak 2007
Mesajlar
15,969
Puanları
83
ne belagat ama:)

Üstad'ın onca kerametini de keşf etmişindir
senin gibi belgatlı ilim sahibi
Bana göre kekeleyerek de olsa kendi sözlerini konuşan birisi, sürkeli başkalarının sözlerini tekrar eden PAPAĞANARDAN çok daha beliğ ve fasiğ konuşan birisidir. Hayatımda papağan olmayı hiç istemedim ! Ya sen ?
 

korakademik

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ağu 2009
Mesajlar
2,236
Puanları
0
papağan cahil olduğunu bilir onun için tekrar eder.

ilim sahibi değilim
papağan olmayı severim.
 
Üst