MİNYE’DEN MENZİL’E

dedekorkut1

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
30 Ağu 2007
Mesajlar
621
Beğeniler
10
Puanları
18
#1
MİNYE’DEN MENZİL’E

SELİM GÜRBÜZER

Hekimoğlu İsmal’i ‘Minyeli Abdullah’ romanıyla tanıdık dersek yeridir. Hatta çocukluk çağlarda öğretmenlerimiz kitap okuma alışkanlığını elde etmemiz için habire çırpınıp dururlardı, bir türlü de sevdiremezlerdi. Bir gün Bayburt Demirhan kitap evinin vitrininde Minyeli Abdullah adlı eseri görünce içimden bir ses bu kitabı mutlaka almalısın yönündeydi, aldım da. Hem de biriktirmiş olduğum harçlıkla. Sonuçta zar zor biriktirmiş olduğum parayla kitap aldık ya, elbette ki okumadan bir kenara koymak olmazdı. Okumaya koyulduğumda roman o kadar akıcı, o kadar sürükleyici, o kadar kendine bend ediyordu ki bir iki güne kalmadan bir bakmışım bitirivermişim. Derken bu eser sayesinde kitap okuma alışkanlığı kazanmış oldum da. Her ne kadar eser Mısır’da Minyeli Abdullah’ın çektiği dramı anlatsa da, aslında Eski Türkiye’de sıkça yaşanan hadiselerin tıpa tıp aynısıydı. Dahası bu eser Müslüman’ın derdiyle dertlenmenin bir gür sedasıydı. Peki, dertlenmenin bir tatbiki var mıydı acaba dediğimizde çok yıllar sonra Sur dergisinde aynı yazar ‘Gönüller Sultanı’ başlığıyla yazdığı makalesini okuduğumda sorunun cevabını aldım da. Gerçekten aşağıda makaleyi bir kez daha okuduğumuzda Müslüman’ın derdiyle dertlenmek nasılmış hep birlikte görmüş olacağız. Bakın Hekimoğlu İsmail o akıcı uslubuyla nasıl dile getiriyor bir görelim:

GÖNÜLLER SULTANI

Vazife:

Allah indinde din, İslâmiyet’tir. Gerçek Müslümanlar bulunduğu müddetçe kıyamet kopmayacaktır. Demek ki İslâmiyet kıyamete kadar yaşayacak. Yaşanan bir din için Allah dine hizmetkâr olacak kullarını göndermektedir. İslâmiyet’e hizmet eden herkes, Allah'ın memurları hükmündedir. Görünmemekle beraber her birinin rütbesi vardır.

Keramet:

İslâmiyet’e hizmet edenlerin en belli vasfı keramettir. İslâmi ahlaka sahip olmak, İslâmi ilimleri bilmek bir bakıma keramet gibi görünse de, alışılmışın dışında bazı işlerin yapılabilmesi de kerametin en mühim şekli. İnsanlara, İslâm’ca yaşamayı verebilmektir.

Ayyaşların tövbesi:

İki ayyaş bir taraftan kadehleri boşaltırken, bir taraftan da çene çalıyorlardı:

—Seninki artık içmez oldu.

—Sorma yahu, bir hoca görmüş, kendisi hoca kesilmiş.

Kahkahayı bastıktan sonra:

—Adam hem içiyor, hem sakal bırakmış, hem de camiye gidiyor. Ha babam ha!..

—Görmesem inanmazdım.

Biraz sustular. İkisi de kadehlerini tutuyor, ikisi de sigarayı tellendiriyordu.

—Biz de gitsek mi?

—Anlamadım?

—Kafayı iyice çekelim, ceplere de birer tane yerleştirelim. Bagaja da dolduralım. Bakalım hoca ne yapacak?

Yine güldüler. Kadeh tokuşturdular. Bu karara sevinmişlerdi.

Bir hafta sonra sarıklı, cübbeli, entarili bir şahsın karşısına dikildiler. Ayakta duramayacak kadar sarhoştular.

—Para verdiniz, gidip için...

Onların hayatları ''içmek''ti. Hoca da için diyor. Hemen ayrılıp, arabanın yanına döndüler. Kendi tabirleriyle çilingir sofralarını kurup, içmek istediler. Mümkün değil, tek yudum alamadılar. O zaman şişeleri taşa çaldılar.

Tevbe:

Yarabbi, işlediğim günahlara tevbe ediyorum. Keşke işlemeseydim. Bir daha işlemeyeceğim...

Keramet mi?

Namaz kılmayan, namaza belki düşman olan kimseler abdest almaya başlıyor. İslâm okyanusuna giren bu adamlar titriyor, ürperiyor. Allah diye bağırıyor. Şubat ayındayız, mevsim kış. Soğuktan değil, hayatın değişmesinden dolayı titreyenler, rengi kireç gibi olanlar, yeni bir hayata geçenler, içkiye, kumara veda edenler, meyhaneyi kapatanlar, namaza başlayanlar, sakal bırakanlar...

Gong!

Olup bitenleri anlamaya çalış. Bunlar akılla, kitapla izah edilemez. Şu ayyaşın abdest alışına bak! Şu komünistin Allah deyişini dinle! Şu kumarbazın maddeten ve manen ellerini yıkamasını seyret! Artık modern hayatın çölünde vaha kurulmuş. Artık İslami bir hayatın çizgileri çizilmiş. Artık ferman ferman üstüne inmiş, boyunlar bükülmüş, eller bağlanmış...

Çorba:

Müslümanlar para kazanın zengin olmayın, cümlesinin tatbikatı burada. Gönüller Sultanı, Asr-ı Saadeti, yirminci asra getirmeye çalışıyor. Yüzlerce, binlerce insana kendi kazancından çorba içiriyor, ekmek veriyor. Kimseden bir şey almıyor. Herkese bir şeyler veriliyor. Çorba ve ekmek bugünkü standartların dışında. Fakat sahabe çorbasına ve ekmeğine çok yakın.

Cami yaptırmış tıklım tıklım dolu. Yatsı namazında üst üste secde ettik, imam kendisi...

Sonra camide halı üstünde uyuyanlar. Mevsim kış. Soğuk şiddetli. Üşüyen var, hasta olan yok... Dedim ya akıl üstü, kitap dışı şeyler... Hatta dışarıda, beton üzerinde yatanlar olmuş, yine hastalanan yok. Hastalıkları iyileşenlere de rastladım.

Kuyruk:

Yatsıdan sonra tekrar abdest aldım. Talimata göre artık konuşmak, yemek, içmek yok. Saat dokuz, üstü açık dört banyonun önünde, gusül abdesti için kuyruğa girmişler. Bekleyenlere dikkat ettim. Bunlara el yıkatmak mümkün değilken bu gece vakti, kar serpiştirirken, soğuk su ile gusül aldıran güç nedir?

Bekleyen çok diye, gittim gece yarısı saat birde geldim. Yine kuyruk var. Bu iş başka... Ben de gusül aldım söylenenleri gücüm yettiğim kadarıyla yapmaya çalıştım.

Mehenk:

Gördüğüm, duyduğum her şeyi İslâm’ın mihengine vurmaya çalıştım. Bildiğim kadarıyla İslâm’a aykırı bir hal yok. İslâmiyet’i yaşama gayreti bir kısım kabahatlerin de üstünü örtüyor. Bir fakih, Allah diye bağırılmasını hoş karşılamadı. Hâlbuki bir kısım insanların vücut şehrinde değişmeler oluyor. Büyük fırtınalar içinde, en güzel feryat, yine Allah demektir.

Sürgün:

Düşünüyorum, bir kısım insanları devlet sürgün ediyor. Gönüller Sultanı kendi kendini sürgün etmiş. Şehirlerden uzaklaşmış. Tepeler üzerinde en basitinden yerler yapmış. Evler basit, cami büyük!.. Televizyon, radyo, gazete yok. Siyaset, parti iktidar hırsı yok. Şehirlerin günaha akan caddeleri, hileli hurdalı ticaretleri yok. Gayri ihtiyari zaman zaman kendi kendime sordum: ''Türkiye'de miyim?''

Irklar, kavimler kaynaşmış. Diller bir kelimede ittifak etmiş: Allah!

Su:

Dikkatle bakınca İslâmiyet’in keramet gerçeği burada oldukça bol. Mesela asırlardır susuz olan bu topraklarda, bir yer kazılmış, su çıkmış. Bu sudan her gün binlerce kişi abdest alıyor, içiyor, yıkanıyor ve bahçeler sulanıyor. Kıraç topraklarda güzel bahçeler kurulmuş...

İlim Allah'ın, İslâm Allah'ın ve hepimizi yaratan Allah! Gönüller Sultanı bir insandır, Allah'ın askeridir. Emir almış, vazifesini yapıyor.

Falan köyün camisi cemaatsizmiş. Şimdi gençlerle dolu. Çünkü gönüller sultanını görmüşler.

Öğle tatilinde camiye koşan işçiler onu görmüşler.

Çantasını kenara bırakıp namaz kılan gençler, onu görmüşler.

İslâmiyet’in Hak din olduğuna binler delil var. Biri de Gönüller Sultanının icraatı...

MENZİL'DE BİR GÜNEŞ BATTI

Menzil, varılacak yer demektir. Hiç kimse ''Falan yere gidin'' demedi, herkes oraya akın akın gitti. Evvela devlet gözetledi: ''Ne oluyor?'' diye, sonra Muhammed Raşid Efendi'yi gözetim altına aldı, sorgulaması yapıldı:

— Biz, kimseye gelin demiyoruz, onlar kendi istekleriyle geliyorlar. Onlara bir şey de söylemiyoruz...

Şeklinde ifade verdi fakat yakasını bir türlü bırakmadılar. Neticede o bizi bıraktı, dünya yurdundan ahiret yurduna göçtü.

''Allah indinde din İslâmiyet’tir'' buyruluyor, ''Allah dinini kıyamete kadar koruyacaktır'' deniyor. Hâlbuki İslâmî eğitim hemen hemen yok edilmiş, günah selleri sevapları da alıp götürmüş, ortada ismi Müslüman fakat Avrupa hayatı yaşayan insanlar kalmış... Bu durumda İslâmiyet nasıl devam edecek?

Sebepleri yaratan Allah, bazen sebepleri aşarak icraatını sürdürüyor. Menzil'de bunun tatbikatını gördük.

Menzil Urfa yolu üzerinde, Urfa'ya yakın bir yer. Eskiden burası bir bozkırmış. Raşid Efendi'nin dedesi buraya gelip, gayet basit evler yapmışlar, birkaç haneden ibaret bir belde kurmuşlar. İşin en önemli yanı buradan bir su çıkmış, tadı değişik amma güzel. İçmeye, temizliğe bahçe sulamasına yetecek kadar. Sanki kendi kendilerini sürgün etmişler, şehirlerden kaçıp, ıssız bir yerde ikamete başlamışlar. Fakat milyonlarca insanın bulunduğu şehirlerde kendilerini yalnız hissedenlere inat, bunlara her gün binlerce insan akın akın ziyarete gelmiş. Evet, orada bulunduğum üç gün içinde her gün otobüsler, taksiler, minibüsler dolu insan gelirdi. Mahşeri bir kalabalık vardı. Bu insanları oraya çekip getiren neydi? Niçin geliyorlardı? Yaz, kış demeden, yorgansız, yataksız camide veya şurda burda nasıl yatıyorlardı? Ne yiyip ne içiyorlardı?

Evet, İslâmi öğretim ve eğitim yok edilirken, Müslümanlar sebeplerin dışında, İslâmiyet'le müşerref olup, İslâmiyet'in hakkaniyetine alenen inanıyorlardı.

Raşid Efendi, pek konuşmazdı, vaz-u nasihatte bulunmazdı. Sadece imamlık ederdi. Amma onu gören kötü alışkanlıklarını terk eder, bazıları sakal bırakır, dinî kıyafetler içinde işine bakardı. Nasıl ki, mıknatıs, demir cinsinden şeyleri mıknatıslandırırsa, o da yanına yaklaşana İslâmi hayatı aşılardı. Bu, elbette Allah vergisiydi. İslâm'dan uzaklaşan bir kısım kullarını Allah, bu şekilde İslâm'a çekiyordu. Her ırktan, her mezhepten, hatta her dinden insanlar gelirdi, bunları getiren sebebi anlamak mümkün değil, amma giden bir daha gitmek ister, sevdiklerini de götürürdü.

O, Seyyid’di, âli beyttendi. Bu noktada düşünüyorum: Hazreti Ali'yi sevdiğini söyleyen, onun soyuna hürmetkâr ve bağlı olan Aleviler, bu seyyidler kervanına tâbi olsalar gerçek manada Hazreti Ali'ye de tabi olurlar. Seyyidler çok önemlidir, onlardaki hal ve tesir daha başkadır.

Raşid Efendi Arapça, Türkçe ve Kürtçe bilirdi. Menzil'de Kürt'ü, Türk'ü Arap'ı, kardeş kesilirdi. Böylece milli derdimizin dermanı idi, bir kısım bürokratlar kadrini bilmedi. Osmanlı Devleti'ni asırlarca ayakta tutanlar, Raşid Efendi gibi kimselerdi. Türkiye, bunların kıymetini bilmediği için şimdi başımıza PKK olayları çıktı. Çünkü İslâmiyet'i yaşamaktan başka bir gayesi olmayan Raşid Efendi ve onun gibiler sürekli gözetim altında bulunduruldu, sürgün edildi, ifadesi alındı, kısacası rahat bırakılmadı, olaylar PKK'lılara malzeme oldu. İslâmiyet her ırkı, her mezhebi, kısacası Müslümanları kardeş ederken bugünkü kavmiyetçilik, kardeşi kardeşe düşman etti. Raşid Efendi gibilere imkân tanınsaydı Güneydoğu hadiseleri olmazdı.

Dedik ya, ''O, Seyyid’di''. Seyyidler kervanı yollara devam edecek, bu kervana katılanların dünya ve ahiretleri cennet olacaktır inşallah.

İşte görüyorsunuz, ‘abd’ olmak kul olmak demektir. Yani, Abdullah ya da Abdulhakim olunca da Allah’a kul olmak manasınadır. Dahası Abdullah’ın Minye’sinden Abdulhakim el Hüseyni (k.s)’ın Menzil’ine seyr-i âlem edildiğinde Müslüman’ın derdiyle dertlenmekte Allah’a kulluğun gereği bir yolculuktur zaten.

Vesselam.
 

Ekli dosyalar

ömerusta

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
16 Ocak 2012
Mesajlar
6,838
Beğeniler
225
Puanları
63
#2
ne güzel bir yazı yuvarlak bir hikaye anında kesin bir çözüm karşınızda milyonlarca zavallı inanmış insan üçü bir arada sütlü şekerli kahve gibi be
otobüste menzile yolculuk ederken otobüsün ortasına bir perde haremlik selamlık kur menzile varınca marketlerde kadın erkek kıyasıya alış veriş yap ondan sonra kadın kısmı avlu erkek kısmı avlu ayır fakat kadın kısmında erkek seyitlerin evleri seyitler kol gezsin onlara bizim kadınlarımız haram değil galiba onlar seyit efendiii efendiii peygamber efendimiz sav min amcası ebu lehep kafir gitti ebu talip iman etmedi bu iş soyla sopla seyitle şerifle olmuyor imanla oluyor kuranla oluyor çay ocağında siğara tüttürerek olmuyor ilimle oluyor keramet gerekmez kuranla oluyor milyonlarca insanı pasivize ederek smürge kurulmuş tarikat vede cömaatler mevcut bu ülkede daha birinin pisliğini temizlemeden ikincisinin üçüncüsünün yakın olduğu kanısındayım siyaseti bir ağ gibi ören tarikat ve aşiretlerden kurtulmadan bu ülke kurtulamaz ves selam
 

t@mam

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
26 May 2018
Mesajlar
208
Beğeniler
18
Puanları
18
#3
ne güzel bir yazı yuvarlak bir hikaye anında kesin bir çözüm karşınızda milyonlarca zavallı inanmış insan üçü bir arada sütlü şekerli kahve gibi be
otobüste menzile yolculuk ederken otobüsün ortasına bir perde haremlik selamlık kur menzile varınca marketlerde kadın erkek kıyasıya alış veriş yap ondan sonra kadın kısmı avlu erkek kısmı avlu ayır fakat kadın kısmında erkek seyitlerin evleri seyitler kol gezsin onlara bizim kadınlarımız haram değil galiba onlar seyit efendiii efendiii peygamber efendimiz sav min amcası ebu lehep kafir gitti ebu talip iman etmedi bu iş soyla sopla seyitle şerifle olmuyor imanla oluyor kuranla oluyor çay ocağında siğara tüttürerek olmuyor ilimle oluyor keramet gerekmez kuranla oluyor milyonlarca insanı pasivize ederek smürge kurulmuş tarikat vede cömaatler mevcut bu ülkede daha birinin pisliğini temizlemeden ikincisinin üçüncüsünün yakın olduğu kanısındayım siyaseti bir ağ gibi ören tarikat ve aşiretlerden kurtulmadan bu ülke kurtulamaz ves selam
1- Tam tersine sorun bu cemaatlerin aktif siyasete girmemesinde bence, girmeyip dışardan desteklemesinden kaynaklanıyor. Ufak menfaatlere reyler satılıyor desek teşbihte hata etmemiş oluruz.
2- Bakınız bunun aleni delili feto nur cemaati seçimlere girdi ve sonuç ortada % 0,. Rey kullanma hakkı varsa seçilme hakkıda olmalıdır. Girersin seçime kendi görüşündekilerle temsil olunursun. Seçim Barajıda kaldırılmalıdır ayrıca..
3- Son olarak koalisyonlarla devletin daha verimli yönetildiğini İlber Hoca dan bizzat işittim. youtubedan aratabilir kendinizde dinleyebilirsiniz. Kim diyorsaki koalisyonlar devletin zararına oluyor diye yalan sloganla gene delilsiz verisiz yalan söylüyor.
 
Son düzenleme:

ilke

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
6 Kas 2017
Mesajlar
430
Beğeniler
57
Puanları
28
#4
Hekimoğlu Efendi kendisini düne kadar Fetullah Gülen'in zombisi olarak ilan ve faş etmekten büyük zevk alırdı! 15 Temmuzdan sonra da aynı kafada ise, bütün ömrünü boşa geçirmiş demektir ! Ne Minyeli, ne de bir başkası onu asla kurtaramaz!
 

ömerusta

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
16 Ocak 2012
Mesajlar
6,838
Beğeniler
225
Puanları
63
#5
tamam kardeş konuyu başka mercaya çekiyorsun fil kalıyor kuyruğu ile takılıyorsun biz zaten bunların sinsi sinsi milleti tarikataltında seyitlik adıyla
 

ömerusta

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
16 Ocak 2012
Mesajlar
6,838
Beğeniler
225
Puanları
63
#7
ya lafons şimdi sana bir soru sizin eşiniz kızınız yani bayan bacılarımız haremlik selamlık uygularken bu seyittir yok bu şeriftir bunlarla haremlik olmaz mı der yoksa seyitte olsa şerifte olsa normal vatandaşta olsa haram haramdır helal helaldir mi der
buna cevap ver ben kılavyemin vebalini çekerim varsa
 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Beğeniler
341
Puanları
83
#8
ya lafons şimdi sana bir soru sizin eşiniz kızınız yani bayan bacılarımız haremlik selamlık uygularken bu seyittir yok bu şeriftir bunlarla haremlik olmaz mı der yoksa seyitte olsa şerifte olsa normal vatandaşta olsa haram haramdır helal helaldir mi der
buna cevap ver ben kılavyemin vebalini çekerim varsa
"bu seyittir yok bu şeriftir bunlarla haremlik olmaz" diye menzilde bir uygulama yoktur.
 

ömerusta

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
16 Ocak 2012
Mesajlar
6,838
Beğeniler
225
Puanları
63
#9
ya lafons ya anlamamak için laf dönderiyorsun yada gerçekten anlamıyorsun ben menzile senelerce gittim geldim
senin dediğin gibi değil erkekler başka avluya girer kadınlar başka avluya girer yemeleri yatmalarıda o avlularda olur erkekler kısmına kadınlar giremez kadınlar giremez fakat kadın kısmı seydanın vede seyitlerin evlerinin orada olduğundan kadın kısmına seyitler girer çıkar evlisi bekarı genci ihtiyarı biz oradaki çarpıklığı anlatmaya çalışıyoruz
orada haremlik yok mu diyoruz birde şu seyit sevdası nedir iman soyla sopla olmuyor seyit olur imansız olur kafir gider seyit olmaz imanlı olur mümin gider diyoruz seyitlik üstünlük değildir diyoruz öyle olsa ebu lehep kafir gitmezdi ebu talip iman etmeden gitti bunlar peygamber efendimiz sav amcası idi ya ibrahim baban için dua etme ayetini hatırlamakta fayda var diyoruz birde türkiyede şerif sevilmez pek olmaz neden mavyanın da torunlarıdırda ondan
diyoruzki akıllı olmak akıllı düşünelim selametle
 

ömerusta

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
16 Ocak 2012
Mesajlar
6,838
Beğeniler
225
Puanları
63
#11
zannı yok kardeşim hizmet için seyitlerin evlerine inşaatlarına hizmete gider vede görürdük
 
Üst