• Reklamsız versiyon için ÜYE OL

Mevlana Halid Bağdadi Hz.

Bedrin_Aslanı

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
20 Haz 2006
Mesajlar
1,792
Beğeniler
3
Puanları
0
#1
MEVLNA HALİD BAĞDADİ HAZRETLERİNİN VASİYYETİ


"Sana Allah'dan korkmayı, O'na itaat etmeyi, insanlara eza vermemeyi tavsiye ederim. Buna özellikle Haremeyn-i şerifeynde dikkat edesin. Herkes seni gıybet etse bile sen kimseyi gıybet etme. Nefsin için kimseden dünya malı alma. Ancak şerefinin müsaade ettiğini al. Onu da hayır yolunda sarfet.

Mü'min kardeşlerin aç iken, yoksul iken onu nefsinin arzuları için harcama. Kimseyi hor görme. Kendini kimseden üstün görme. Kalbî ve bedenî ibadetlere yönel. Ömrünü bu şekilde geçir.

Niyet, ibadetlerin ruhu olması sebebiyle bu hususta çok kusur ettiğin için şimdiye kadar hiçbir hayırlı iş yapmadım diye kabul et. Çünkü ihlâs olmadan niyet sahih olmaz. Senin büyüğünde ihlâs olmazsa sende de olmayacağı aşikardır. Vallahi ben dünyaya ayak bastığım günden beri hayırlı bir amel işlemedim. Sen beni kendinden hayırlı zannediyorsun. Her hayırda kendini iflas etmiş saymamak cehaletin son haddidir.

Kendini iflas etmiş kabul ettiğin vakit artık ümid kesme. Çünkü Allah Teâlâ'nın fazi u ihsanı bir kulun ins ü cinnin ibâdetini yapmasından hayırlıdır. Âyet-i kerimede: "Ancak Allah'ın fazlı ve rahmetiyle, işte bununla sevinsinler. Bu, onların topladıkları şeylerden hayırlıdır" buyurulmuştur.


İbn-i Abbas radıyallahu anhüma "topladıkları" mânâsına gelen kelimeyi "kazandıkları" şeklinde tefsir etti.


Akılları şeytanın elinde oyuncak olan kimseler gibi, Allah'ın rahmeti, sizleri ibadeti terketmeye sevketmesin.


Kalb zikrine devam et. Yolda giderken de olsa onu bırakma. Her işinde Allah'ın kuvvet ve kudretine sığın. Sâdât-ı kiram hazarâtının rûhâniyetlerin -den istimdad et. Âlimlere ve Kur'ân hafızlarına hürmet et. Gücün yettiği kadar Kur'an okumakla meşgul ol. En fazla fıkıh ilmiyle meşgul ol. Kalb huzurun bu işle kesilmesin. Eğer birini diğerine perde yaparsan meşreb darlığı içindesin demektir.


Hükümet adamlarının işlerine karışma. Senden kendileri için istemişler bile olsa yine ihtiyatlı ol. Müslümanların başındaki adamlar ve yardımcıları için iyilklerine ve ıslah olmalarına dua et. Allah'a, müslümanların kâfirlere ve bid'atçılara galib gelmesi için dua et. Kendini terket. Hayra bütün gücünü sarfet.

Mevcudlarla kanaat et. Makam-ı Mahmud sahibinin sünnetine sımsıkı sarıl. Allah'ın ebedler boyu salat ü selamı O'ha, âl ü ashabına olsun. Hamd, âlemlerin rabbı Allah'a mahsusdur.


Nafile namazlardan teheccüd, işrak, kuşluk ve evvabin namazlarına devam et. Daima abdestli gez.


DUA​

Ey rabbım! Ey daima diri olan ve kâinatı ayakta tutan! Ey semâları ve arzı bütün güzellikleriyle yaratan! Ey celâl ve ikram sahibi Allah! Bizi, sana lâyık bir ibadete muvaffak eyle! Bizi istikametten ayırma! Sâdât-ı kiram hazarâtının zahirî ve bâtınî amelleriyle bizi faydalandır. Dünya ve ahirette onların şefaatlerinden bizi mahrum eyleme. Bizi onlarla ve sâdık ihvanımızla haşreyle. Onların tarikat ve muhabbetinde bizi sabit kıl. Onların siretlerinden bizi ayırma.


Allah'ım, senden, kalbimi daima hidayette kılacak, perişanlığımı toplayacak, dînî hayatımı ıslah edecek, kaybettiğimi tekrar kazandıracak, şu anımı değerlendirecek, amelimi tertemiz kılacak, yüzümü ağartacak, beni rüşde erdirecek, her türlü kötülükten kurtaracak rahmetini istiyorum.


Allah'ım, bana sâdık îman nasib et. Beni bir yakîne erdir ki küfürden korunmuş kıl. Bir rahmet verip dünya ve ahirette aziz et.


Allah'ım, kaza anında kurtuluş ver. Şehidler menziline erdir. Saidlerin hayatını bildir. Düşmanlarımıza karşı bize yardım et. Peygamberlerini imdada gönder.


Allah'ım, hacetimi sana söylerim. Görüşüm ne kadar kusurludur. Rahmetine olan ihtiyacım sonsuzdur. Ey bütün işleri çekip çeviren! Ey sâdıklara şifa veren! Ey azgın denizlerin dalgalarında boğulmak üzere olan zayıf kullarını selamete çıkaran rabbım! Beni cehennem azabından koru. Kıyamette ah u efgan ettirme! Kabir azabından muhafaza eyle.


Allah'ım, hatalarımı görüşlerimin kusuruna, takatimin azlığına, niyetimin çürüklüğüne, kuruntumun bana ağır basmasına bağışla. Aczimi itiraf ederek senin rahmetine sığınıyorum.


Allah'ım, bizi hidayete erdir. İnsanların hidayete ermesine bizi vesile kıl. Bizi saptırma. İnsanların sapmalarına bizi vesile kılma. Düşmanlarına karşı harbederken bizi muzaffer eyle. Dostlarınla dost eyle. Sevdiklerini sevdir, düşmanlarına düşmanlık ettir. Sana karşı gelenle cihad edelim.


Allah'ım, kusurlarımızla beraber bu kadar dua edebildik. Sen kabul eyle. Kuvvet ve kudretimiz ancak seninledir. Kopmayan ipin sahibi sensin. Ceza gününün dehşetinden sana sığmıyorum. Senin cennetini ümid ediyorum. Sözlerine sâdık olan mukarrebunla bana rahmet etmeni diliyorum. Kullarına merhamet eden, onları seven ancak sensin. Sen dilediğini yaparsın.


Allah'ım, kalbimi nurlandır. Kulağımı nurlandır. Gözümü nurlandır. Saçımı nurlandır. Yüzümü nurlandır. Etimi, kanımı, kemiklerimi, önümü, arkamı, sağımı, solumu, altımı, üstümü nurlandır. Nurumu artır. Beni nur eyle.


Allah'ım, müslümanlara yardım et. Hak sözün söylenip dinin kuvvetlenmesi için bize kuvvet ver. Senin huzurunda başını secdeye koyan mü'min kullarına devlet ihsan edip askerlerini muzaffer et. İki cihanda aziz et! Amin.
 

ozti

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
19 Ağu 2006
Mesajlar
468
Beğeniler
2
Puanları
0
Yaş
33
#3
Sidar' Alıntı:
Allah (cc) bu Zat'ların yüzü suyu hürmetine bizLeri affeder inşaAllah ...
amin..

Allah razı olsun bir ara hayatını okuduğum büyük bir islam alimi paylaşım için teşekkürler
 

islamveinsan

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eyl 2006
Mesajlar
1,360
Beğeniler
1
Puanları
0
#4
Ce: Mevlana Halid Bağdadi Hz. Vasiyeti...

s.a

Kardeşlerim Dua: Ancak Allah cc sıfatları araya konarak yapılabilir...
Bu zatın şu şeyh in bu adam ın yüzü suyu hörmetine gibi dua edilmez...

Dua araya birilerini koyarak ta yapılmaz...Araya ancak Allah cc nün sıfatları konabilir... Yada Salih bir amel konur araya.... Üstad a Alim e Allah dostuna dua edilir ama ondan bişey istenemez ve o araya vesile konamaz, Allah size bu kadar uzak değil ...

selametle
 

berdan66

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
21 Haz 2006
Mesajlar
70
Beğeniler
0
Puanları
0
#5
Ce: Mevlana Halid Bağdadi Hz. Vasiyeti...

Amin. Yarabbi sen bu dostların, velilerin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı affet ve bizleride onların şefaatinden mahrum etme. Amin.
 

Bedrin_Aslanı

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
20 Haz 2006
Mesajlar
1,792
Beğeniler
3
Puanları
0
#6
Ce: Mevlana Halid Bağdadi Hz. Vasiyeti...

Allah'ım Silsilemizin yüzü suyu hürmetine Efendi Hz.lerinin yüzü suyu hürmetine senin rızanı kazanacak işleri yapmayı, senin rızanı bizlere nasip et Ya Rabbim. İlahi Ente Maksudi ve Rıdaike Matlubi...
 

gumus_Tesbih

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
8 Eki 2006
Mesajlar
382
Beğeniler
1
Puanları
0
Yaş
39
#7
13. Asrın sahibi, Mevlana Halid-i Bağdadi

13. Asrın sahibi, Mevlana Halid-i Bağdadi
Nurani silsilenin 13. asırdaki halkası ve asrının müceddidi, "... onlardan ilimde derinlik ve istikamet sahibi olanlar..."(Nisa;162), "Allah’ın nurunu üflemekle söndürmek isterler. Allah ise nurunu tamamlamaktan başka bir şeye razı olmaz."(Tevbe:32) ayetlerinin remzen parmak bastığı(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 78, 94.) mürşid. Nakşibendi ve Kadiri tarikatları için irşad etmeye yetkili olduğundan zülcenaheyn olarak ün yapmıştır. Nakşibendiler arasında, büyük alim ve şeyhler için kullanılıp efendimiz anlamına gelen "Mevlana" lakabıyla tanınır. Asıl ismi, Ebü’l-Beha Ziyaüddin Halid b. Ahmed b. Hüseyn eş-Şehrezuri el-Kürdi’dir. Sonraları kendisinin yolundan gidenler Nakşibendi tarikatının Halidiye kolu olarak isimlendirilmişlerdir.

Sülalesi baba tarafından Hz. Osman’a dayanan Halid-i Bağdadi, 1193’te (M. 1779) Irak’ta, Süleymaniye’ye bağlı Karadağ kasabasında dünyaya geldi. Bölgenin ünlü alimlerinden ders aldı. Özellikle Kadiri Şeyhleri Abdürrahim ve Abdülkerim Berzenci kardeşlerden ders okudu. Mantık ve Kelam ilmi üzerinde mesaisini yoğunlaştırdı. Şeyhi Abdülkerim Berzenci’nin vefatı (1213.-M.1798-99) üzerine, çok genç olmasına rağmen Süleymaniye’deki medresenin sorumluluğunu üstlenerek bir çok talebe yetiştirdi. Burada yedi yıl hizmet verdi. Sünnet-i seniyyeye bağlılığı, derin ilmi ve siyasi otoriteden uzak tavırlarıyla dikkati çekti.

Mevlana Halid’in beş ay süren Hindistan’daki tahsili, irşad ve tecdid hizmetinde büyük hizmete haizdir. İran ve Afganistan üzerinden yol boyunca karşılaştığı alimlerle ve özellikle İranlı Şeyh İsmail-i Kaşi ile girdiği ilmi münazaralardan dolayı Hindistan’a ancak altı ay sonra ulaşabilmiştir. Delhi’de Nakşibendi şeyhi Abdullah Dihlevi’den aldığı ilimle o zaman Hindistan’dan İran’a kadar yayılmış olan Kur’an-ı Kerim’in yanlış yorumlarını etkisiz hale getirip şüpheleri dağıtarak, elli milyondan fazla(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 78) insanın irşadlarına ve imanlarının kurtulmasına vesile oldu.

Özellikle Hindistan dönüşünde etrafındaki halkanın hızla genişlemesi devlet ricalinin dikkatini çekmiş ve bölge valisinden tahkikat istenmiştir. Bundan rahatsız olan Halid-i Zülcenaheyn Şam’a geçerek Ümeyye (Emevi) Camii civarına yerleşmiş(1823) ve vefatına kadar burada kalmıştır. O sırada yönetimde olan Osmanlı Sultanı II. Mahmud’un isteği üzerine kendisi hakkında tahkikat yapan Bağdat Valisi Davut Paşa, İstanbul’a gönderdiği raporunda; Mevlana Hazretlerinin gayesinin ’sünnet-i seniyyeyi ihya ve müridlerini irşad etmek’ olduğunu, ’dünyevi makamlara kesinlikle temayülü olmadığını, siyasetten son derece uzak durduğunu ve hiçbir zaman devlet işlerine karışmayacağını taahhüt ettiğini’ bildirmiştir. Bunun da ötesinde Mevlana Halid Hazretleri Osmanlı aleyhtarlığına fırsat vermemiştir. Dağıstan’dan Sumatra’ya kadar yayılan tarikatının mensupları, Osmanlı lehindeki faaliyetleriyle öne çıkmışlardır.

Mevlana Hazretleri 1827’de vefat etmiştir. Başta akaid, fıkıh ve kelam olmak üzere birçok eser yazmış ve bunların önemli bir kısmı Türkçe’ye çevrilmiştir.

Eserleri:

1-Divan: Ağırlıklı olarak Farsça, ayrıca Arapça ve Kürtçe şiirlerden oluşur.

2-Rabıta Risalesi:Türkçe’ye tercüme edilmiştir.

3-Mektubat: Talebelerine yazdığı Farsca, Arapça mektuplardan oluşmaktadır.

4-Adab Risalesi

5-Zikir Adabı Risalesi

6-Tarîk Risalesi

7-Cila’ü’l-ekdar; Bedir gazilerinin isimlerini ihtiva eder.

8-Fera’idü’l-Fevâid

9-Mevlana Halid’in Vasiyeti

10-Risaletü’ül-ikdi’l-cevheri:Eşarilerle Maturidilerin kesb ve irade-i cüziyye konusundaki görüşlerini inceler.(TDV. İslam A. 15.C. s.285).

11-Zübdetü’r-Resail Umdetü’l- Vesail: Mektubat ve diğer risalelerinden iktibaslar.



Mevlana Halid-i Zülcenaheyn ve Bediüzzaman Said Nursi

Bu iki zat arasındaki tevafuklar dikkat çekicidir. Her ikisi de hayatlarını sünnet-i seniyyenin ihyasına, İslam’a ve Kur’an’a yönelen hücumları bertaraf etmeye, Kur’an-ı Azimüşşanı asrın idrakine sunmaya ve iman hizmetine, özellikle dünyevi mevki ve makamlardan uzak kalarak vakfetmişlerdir.

Gerek Bediüzzaman, gerekse Mevlana Halid Hazretlerinin hayatını konu alan eserler incelendiğinde, karşımıza dikkat çekici benzerlikler çıkmaktadır.

Mevlana Halid 1193’te (M.1779), Bediüzzaman tam yüzyıl sonra 1293’te (M. 1878) dünyaya gelmiştir. Mevlana Hazretleri idarecilerin tahkikatı üzerine 1238’de (1823) Bağdat’tan ayrılıp Şam’a yerleşmiş, Bediüzzaman ise yine yüzyıl sonra 1338’de (1923) Ankara’dan ayrılıp Van’da inzivaya çekilmiştir. Mevlana Halid’in 1224’te (1809) Hindistan’a gidişi ile Bediüzzaman’ın 1324’te (1907) İstanbul’a gidişinde tarihi tevafuk vardır. Diğer yandan Mevlana Hazretlerine Bağdat Valisi İbrahim Paşa tarafından müderrislik, Bediüzzaman’a da Mustafa Kemal tarafından milletvekilliği, Şark Umumi Vaizliği teklif edilmiş ancak her ikisi de bu resmi görev tekliflerini kabul etmemişlerdir.



Mevlana Halid’den Bediüzzaman’a İcazet Nişanı

O yıllarda medrese eğitimini tamamlayan talebelere hocaları tarafından sarık sardırılarak cübbe giydirilir ve böylece mezuniyet merasimi gerçekleştirilirdi. Kader-i ilahinin bir cilvesi olarak medrese tahsilini tamamlamasına rağmen Bediüzzaman’a cübbe giymek merasimi nasip olmamıştır. Bediüzzaman; bu sırada icazet merasimini ifa edebilecek dört veya beş büyük velinin vefat ettiğini, bazı alimlerin kendisini rakip gördükleri veya teslim oldukları için üstadlık pozisyonuna girmediklerinden dolayı kendisine cübbe giydirecek birinin bulunamadığını, bir üstadın elini öpüp cübbe giymenin elli altı sene geçmesine rağmen kendisine nasip olmadığını beyan ediyor. Bunlara ilave olarak Bediüzzaman medrese tahsilini tamamladığında henüz onüç yaşında olduğunu, büyük hocalara mahsus kisvenin yaşının küçüklüğüne yakışmadığını, merasimin manileri arasında zikrediyor. Böyle çeşitli nedenlerle icazet merasimi yapılamayan Bediüzzaman Hazretlerine, asırlar ötesinden gönderilen Mevlana Halid Hazretlerinin cübbesi nasip olmuş ve kendisine giydirilmiştir.

Bu cübbe, bir sarıkla birlikte, Mevlana Hazretlerinin meşhur halifelerinden "Küçük Aşık" namıyla tanınan, Mehmet Efendi’nin torunu Asiye Mülazimoğlu eliyle Bediüzzaman Hazretlerine ulaşmıştır. Asiye Hanımın kocasının Kastamonu Hapishanesi müdürlüğüne atanması üzerine buraya gelip yerleşmeleriyle emanetin sahibine teslim imkanı doğmuştur. Hediye kabul etmeyen Bediüzzaman’a cübbeyi teslim etmek isteyen Asiye Hanım, Üstadın talebesi Mehmet Feyzi’yi arayıp bulmuş, geri çevrilmesin diye de "sizde emanet olarak kalsın" demiştir. Üstad cübbeyi kabul etmiş ve şükrederek giymiştir.

Her hal ve hareketiyle dikkatleri Risale-i Nur ve şahs-ı maneviye yönelten Bediüzzaman, cübbeyi, sadece kendisi giymeyip, bazı has talebelerine de teberrüken giydirmiştir. Mevlana Halid’den sonraki ve son müceddid olan Bediüzzaman, bu hareketiyle bir kez daha şahs-ı maneviyi ön plana çıkarmıştır.
 
M

Murat Sâki

Misafir
#8
12. asrın sahibidir diye biliyorum bu zat-ı mübarek-i,bir eserinde sanırım kendinde belirtiyor bunu benden sonra gelecek olan 13. asrın sahibidir diye.Daha detaylı bir şekilde izah edebilirim ilerde.
 

buharaA

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
11 Ara 2006
Mesajlar
163
Beğeniler
0
Puanları
0
Yaş
45
#9
allah razi olsun super cidden allah razi olsun ama son muceddid dir demek daha erken cunku son muceddid hz mehdi as dir allahin izniyle en dogrusunu allah bilir..
 

cüneytkaya

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
21 Ağu 2007
Mesajlar
1,681
Beğeniler
4
Puanları
0
#10
Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî

Irak ve Şam'da yetişmiş büyük velîlerden. İnsanlara hak yolu göstererek hakîki saâdete, kurtuluşa kavuşturan ve Silsile-i aliyye adı verilen âlimler ve velîler zincirinin yirmi dokuzuncusudur. Asrının müceddidi idi. Babasının ismi Ahmed'dir. İsmi Hâlid, lakabı Ziyâüddîn'dir. Bağdâdî nisbesiyle meşhûr olmuştur. Babası hazret-i Osman'ın, annesi ise hazret-i Ali'nin soyundandır. Bu sebeple Osmânî diye de anılmaktadır. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî diye meşhûr olmuştur. 1778 (H.1192) senesinde Bağdât'ın kuzeyindeki Şehrezûr kasabasında doğdu. 1826 (H.1242) senesinde Şam'da vefât etti. Kabri Şam'ın kuzeyinde, Kâsiyûn Dağı eteğindeki kabristanda bulunan türbesindedir. Sevenleri tarafından ziyâret edilmektedir.
 

cüneytkaya

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
21 Ağu 2007
Mesajlar
1,681
Beğeniler
4
Puanları
0
#13
Talebelerinden İbni Âbidin hazretleri; "Dün gece rüyamda Hz.Osman'ın vefat etmiş olduğunu gördüm. Çok büyük bir kalabalık oldu. Cenaze namazını ben kıldırdım" diyerek rüyasını anlatınca, Mevlana Hâlid hazretleri; "Yakında vefat ederim. Sen de kalabalık bir cemaat ile cenaze namazımı kıldırırsın, çünkü ben, Hz.Osman'ın soyundanım" buyurdu. İbni Âbidin bunu duyunca çok üzüldü. Çok geçmedi vefat etti. Cenaze namazını, Hanefi mezhebinde büyük fıkıh âlimi Seyyid İbni Âbidin hazretleri kıldırdı.

Talebelerinden ve halifelerinden olan Seyyid Taha-yı Hakkâri hazretlerini çok sever ve ona çok dua ederdi.

Buyurdu ki:
Nefs-i emmareden kurtulmanın alameti, insanların övmesi ile ayıplamasını, eşit görmektir. İnsanların rağbetine sevinmek, önem vermemelerine üzülmek, basitlik ve akılsızlıktır.
 

Mektûm

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
4 Şub 2007
Mesajlar
557
Beğeniler
248
Puanları
0
#14
Hz. Mevlana halid-i bağdadi kimdir?


Mevlana Hâlid-i Bağdâdi


Mevlana Hâlid-i Bağdâdi hazretleri
Irak ve Şam´da yetişmiş büyük velilerdendir. Silsile-i aliyyenin yirmi dokuzuncusudur. Asrının müceddidi idi. Babası Hz. Osman´ın
annesi ise Hz. Ali´nin soyundandır. Kabri Şam´ın kuzeyinde
Kâsiyun Dağı eteğindeki kabristanda bulunan türbesindedir.

Zekası keskin
hafızası kuvvetli
iradesi sağlam ve çok çalışkan idi. Devrin meşhur pek çok âlimlerinden ilim öğrenip
icazet aldı. Öğrendiği bütün ilimlerde din ve fen adamlarına hocalık yapacak derecede üstün bir bilgiye sahip oldu. Din ve fen ilimlerindeki üstünlüğü ve geniş bilgisi sebebiyle zamanının bütün âlimleri ve velilerinin takdirlerini kazandı. Hangi ilimden ve hangi fenden ne sorulursa sorulsun derhal cevabını verirdi. Zekası ve bilgisi karşısında akıllar hayrete düşerdi. 21 yaşındayken
ulemaya üstad olup
7 yıl ders okuttu. Âlimler arasında sözü senet idi.

Hicaz´a gidip Medine?ye kavuşunca Peygamber efendimize olan aşkını Farsça olarak dile getiren Kaside-i Muhammediyye´yi yazdı. Medine?de Yemenli fazilet sahibi bir zata rastladı. Ondan nasihat istedi. O zat dedi ki: "Ey Hâlid
Mekke?ye gidince edebe uymayan bir şey görürsen hemen reddetme." O da Mekke?de bir Cuma günü Kâbe-i şerife karşı Delâil-i Hayrât´ı okurken birinin
Kâbe´ye sırt çevirip kendine baktığını gördü. "Şuna bak Kâbe´ye arkasını çevirmiş
edebi gözetmiyor" diye düşünürken
o kimse; "Mümine hürmet
Kâbe´ye hürmetten öncedir. Bunun için yüzümü sana çevirdim. Sana verilen nasihati ne tez unuttun? dedi. Ondan özür dileyip; "Beni talebeliğe kabul et" diye yalvardı. O da; "Sen burada olgunlaşamazsın
senin işin Hindistan?da tamam olur" dedi. Bu zatın
hocası Abdullah-ı Dehlevi olduğu rivayet edilmektedir.

Bir gün Hindistan´dan Abdullah-ı Dehlevi hazretlerinin talebelerinden Mirzâ Abdürrahim çıkageldi. Hocasının "Mevlana Hâlid´e selamımızı söyle bu tarafa gelsin!" buyurduğunu bildirdi. İkisi beraberce Hindistan?a gittiler. Abdullah-ı Dehlevi hazretlerinin bulunduğu şehre gelmenin sevinci ile
yanında bulunan eşyaların hepsini
fakirlere dağıttı. Hindistan´ın en büyük velisi ve büyük İslam âlimi
Şâh Abdullah-ı Dehlevi´nin huzuruna kavuştu.

Abdullah-ı Dehlevi
ona nefsinin terbiyesi için dergahı temizleme vazifesini verdi. O
âlim bir zat olmasına rağmen
hiç itiraz etmedi. Bir müddet bu vazifeye devam ederken
hocası ile karşılaştı. Onun omuzları üzerinden Arş´a doğru muazzam bir nurun yükseldiğini ve meleklerin ona hayranlıkla baktıklarına şahit oldu. Hocası
onun tasavvufta pek yüksek derecelere eriştiğini görünce
devamlı yanında bulunmasını emretti. Abdullah-ı Dehlevi´nin kalbindeki bütün esrar ve manevi üstünlüklere kavuştu.

Abdullah-ı Dehlevi hazretleri; "Ey Hâlid
şimdi memleketine ve Bağdat´a git! Oradaki insanları Allahü teâlâya kavuştur" buyurdu. O da gidip irşada başladı. Bağdat Valisi Said Paşa
ziyaretine geldi. Birçok âlimin sessiz
hizmetçi gibi edeple huzurunda oturmuş olduklarını gördü. Onun heybetini görünce
diz çöküp titremeye başladı. Celâl hâli gidince
Said Paşanın titremesi de geçti. Daha sonra vali
talebeliğe kabul edildi.

Ulemadan Şeyh Ali Süveydi
hadis âlimi idi. Hadis-i şerif senetlerinde kuvvetli bilgisi vardı. İmtihan maksadıyla
Mevlana Hâlid hazretlerine geldi. Kütüb-i Sitte´de yazılı hadislerden üç hadisi senetlerini yanlış olarak
bu hadislerin asıl senetlerini sahih olarak okuyunca
hemen ellerine kapanıp
kalbine gelen imtihan düşüncesinden tevbe ederek af diledi. Her yerde; "Mevlana Hâlid zâhir ve bâtın ilimlerinde sonsuz bir deniz
biz ise bir damlayız" derdi.

Mevlana Hâlid-i Bağdâdi hazretlerinin pek çok kerametleri görülmüştür.
Bağdat´tayken Hâcı Mahmud Efendi isminde bir talebesi vardı. Bu zat
çok borçlanmıştı. Bir gün "Efendim
borcumun çokluğundan dışarı çıkmaya yüzüm kalmadı" deyince
buyurdu ki:
"Bir ay sabret." O
bunun üzerine; "Aman efendim
bir ay sabredecek tâkatim kalmadı" diyerek iki defa tekrarladı. "Öyle ise
kaldır şu hasırı istediğin kadar al" buyurdu. Mahmud Efendi de hasırı kaldırdı ve altında bir altın gördü. Altını aldı
başka bir altın gördü ve böylece her aldığı altının yerinde yeni bir altın gördü. Borcunu tamamlanıncaya kadar bu işe devam etti.

Süleymâniye´nin meşhur âlimlerinden bazısı
Mevlana Hâlid-i Bağdâdi hazretlerini
akli ve nakli ilimlerin en zor ve ince meseleleri ile imtihan ettiler. Çaresiz kalıp
Irak´ın her bakımdan en büyük âlimi olan ve hüccet-ül-İslam denilen Şeyh Yahyâ Mazuri İmâdi´ye mektup yazıp; "Süleymâniye âlimleri tarafından
din ve dünyâ ilimlerinin allâmesi
müslümanların hücceti
üstadımız Yahya Mazuri İmâdi hazretlerine arz olunur ki
Hâlid isminde bir zat zuhur eyledi. Hindistan´a gidip geldikten sonra
vilayet-i kübra ve insanları irşad davasında bulunuyor. Bu zat
din ilimlerini tahsil ettikten sonra
terk eyledi. Yanlış yollara saptı. Bizler onu ilimde yenemedik. Büyüğümüz sizsiniz! Bu tarafa gelip
yanlışlığını ve zararlarını def edip
onu yenmeniz
üzerinize vaciptir. Gelmeyecek olursanız
bu fikirleri bütün insanlara ve diğer şehirlere yayılacaktır" dediler.

Bu mektup
Şeyh Yahya´nın eline geçince
bazı talebeleri ile birlikte
bütün âlimler
karşılamaya çıkıp
herbiri kendi evine davet ettiyse de
kabul etmedi ve; "Bu saatte o zatla görüşmem lazımdır" diyerek
Hâlid-i Bağdâdi hazretlerinin evine gitti.

Şeyh eve girince
onu kapıda karşıladı ve yanı başına oturttu. Şeyh Yahya´nın kalbinde
bir takım ince ve zor meseleler vardı. Bunları sorup imtihan edecekti. Hâlid-i Bağdâdi hazretleri
Şeyh´e hitaben; "Din ilimlerinde çok müşkül meseleler vardır. İşte biri şudur ve cevabı budur; diğeri şudur
Şeyh´in kalbindeki bütün sualleri ve cevaplarını söyledi. Şeyh Yahya meseleyi anladı. Tevbe edip talebelerinden oldu.

Talebelerinden İbni Âbidin hazretleri; "Dün gece rüyamda Hz.Osman´ın vefat etmiş olduğunu gördüm. Çok büyük bir kalabalık oldu. Cenaze namazını ben kıldırdım" diyerek rüyasını anlatınca
Mevlana Hâlid hazretleri; "Yakında vefat ederim. Sen de kalabalık bir cemaat ile cenaze namazımı kıldırırsın
Hz.Osman´ın soyundanım" buyurdu. İbni Âbidin bunu duyunca çok üzüldü. Çok geçmedi vefat etti. Cenaze namazını
Hanefi mezhebinde büyük fıkıh âlimi Seyyid İbni Âbidin hazretleri kıldırdı.

Talebelerinden ve halifelerinden olan Seyyid Taha-yı Hakkâri hazretlerini çok sever ve ona çok dua ederdi.

Buyurdu ki:

Nefs-i emmareden kurtulmanın alameti
insanların övmesi ile ayıplamasını
önem vermemelerine üzülmek
basitlik ve akılsızlıktır.



Site İçi Site Hakkında Bu site Şeyh hazretlerinin sevenlerince hazırlanmış olup
Haznevi cemaatının ve yüce üstadının resmi sitesi değildir.

Bir Hadis Yetmiş Yıl Kadar Ebu Saîd Hudrî´nin (r.a.) haber verdiğine göre:Resulüllah (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Herhangi bir kul Allah rızası için bir gün oruç tutarsa
bundan dolayı şüphesiz Allah o kulun yüzünü ateşten yetmiş sonbahar (yetmiş yıl) kadar uzaklaştırır."Sahih-i Müslim´deki hadis numarası: 1948


Bir Ayet Cibril´e Düşmanlık Edenler De ki: "Cibril´e kim düşman ise (bilsin ki) gerçekten onu (Kitabı) Allah´ın izniyle kendinden öncekileri doğrulayıcı ve mü´minler için hidayet ve müjde verici olarak senin kalbine indiren O´dur." (2/97)
başları önüne eğik imtihan yollu okudu. O da efendimiz şehrimizde Süleymâniye yolunu tuttu. Şehre yaklaşınca cevabı budur" buyurup çünkü ben eşit görmektir. İnsanların rağbetine sevinmek
 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Beğeniler
324
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
#15
Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî “rahmetullahi aleyh” hazretleri 1242-1826



Sôfiyye-i aliyyenin büyüklerindendir. İslâm bilgilerinin mütehassıslarındandır. Hayâtı, (Mecd-i tâlid) ve (Şems-üş-şümûs)da ve hesâb, hendese ve heyet ilmlerinde ve (Rub-ı-dâire) üzerinde mâhir olduğu (El-Hadâik-ul-verdiyye)de yazılıdır. Yüzlerce büyük âlim yetişdirdi. Bağdâdın şimâlinde Zûr şehrinde 1192 de tevellüd ve Şâmda 1242 [m. 1826] de vefât etdi. Üçüncü halîfe Osmân “radıyallahü anh” soyundan olduğu vesîkalarla sâbitdir. 1224 [m. 1809] de Bağdâddan hareket ederek, bir senede Dehlîye geldi. Abdüllah-ı Dehlevîden dokuz ay feyz aldı, 1226 da Bağdâda avdet etdi. (İkdül-cevherî) kitâbında irâde-i cüz’iyyeyi uzun yazmakdadır. (İ’tikâdnâme) kitâbı, fârisî olarak, hadîs-i Cibrîlin şerhidir. Arabî tercemesi, (El-îmân vel-islâm) ismi ile 1981 de İstanbulda basılmışdır. Türkçe tercemesi ve arabî (Câliyet-ül-ekdâr) düâ kitâbı hakikat kitâbevitarafından basdırılmışdır. Fârisî dîvânı çok kıymetlidir.

Evliyânın en büyüklerinden. İnsanlara doğru yolu göstererek, hakîkî saadete kavuşturan ve kendilerine “Silsile-i aliyye” ismi verilen âlimler ve velîler zincirinin yirmidokuzuncusudur. Asrının müceddidi idi. İsmi, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî Osmânî "kuddise sirruh" olup, lakabı Ziyâüddîn’dir. Annesinin soyu ise Hazret-i Ali’ye "radıyallahü anh" ulaşır.

Cenâze namazını, talebesi olmakla şereflenen ve “Beş vakit namazda Ettehiyyâtü okurken Resûlullah efendimizi (sallallahü aleyhi ve sellem) baş gözüyle görmezsem, o namazımı iade ederim” diyen, Hanefî mezhebinde büyük fıkıh âlimi Seyyid Muhammed Emîn İbn-i Âbidîn (rahmetullahi aleyh) kıldırdı. Kasiyûn dağında bir tepeye getirilip Cuma günü defnedildi. Şimdi bu yere Sâlihiyye denir. Burada yediyüz peygamberin ve nice Eshâb-ı Kirâm ve evliyâ-yı kibârın medfûn olduğu rivâyet edilmiştir. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri kabre konurken, mübârek na’şlarından çıkan güzel koku, her tarafa yayıldı ve bu kokuyu almayan kimse kalmadı. Ziyâret edenler, bu güzel kokunun şimdi de kabirlerinden hissedildiğini söylemektedirler.

Mevlânâ Hâlid hazretleri, zamanındaki Bağdat âlimlerinin ve tasavvuf ehlinin, belki asrındaki bütün âlimlerin en üstünü idi. Kur’ân-ı kerîmin esrârına vâkıf idi. Bütün ömrü zühd ve takvâ ile geçti. Onu gören, ismini işiten her âlim, yüksekliğini, üstünlüğünü anlatırdı. Her ilimden, her kitaptan sorulan suâllere rahatlıkla en uygun cevâbı verirdi. Bu hâli herkesi hayrette bırakırdı. Arabî ve Fârisî olarak yazdığı kaside ve manzûmeleri vardır. Çeşitli vesilelerle ve seyahatleri esnasında söylediği beytler, nâzik rûhunun terennümleridir. “Dîvân”ını görenler hayran olur.

-devamı var-

huzur pınarı mail grubu
 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Beğeniler
324
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
#16
Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî “rahmetullahi aleyh” hazretleri



1203 (m. 1788) senesinde, üstadı Seyyid Abdülkerîm Berzencî tâ’ûndan vefat edince, onun talebesi boş kalmasın diye ders vermeye başladı. Her taraftan âlimler dersine koştu. Her müşkili çözer her derde devâ olurdu. Dünyâya ehemmiyet vermez, gece gündüz ibâdet ederdi. Böylece yirmibir yaşında iken, ulemâya ve talebeye üstâd olmuş, yedi sene ders okutmakla meşgul olmuştur.

Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) sevgisi, temiz kalbine aşk ateşi saldığından, dünyâ lezzet ve zevklerine bir defa olsun göz ucu ile bile bakmadı. Bütün düşüncesi, Allahü teâlânın sevgilisi olan Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) ziyâretine gitmek idi. Herkesten yüz çevirmiş, her işini Allahü teâlâya ısmarlamıştı. Sözü tesîrli, avâm ve havâs arasında sözü delîl olan şerefli bir zât idi. 1220 (m. 1805) senesinde hacca gitti. Yolda Şam âlimlerinden çok saygı gördü. Tevâzu’undan dolayı, Allâme Muhammed Kuzberî’den hadîs rivayeti; Mustafa Kürdî’den Kâdirî yolu icâzeti aldı. Bir müddet Şam’da kaldıktan sonra, Hicaz’a gitmek için yola çıktı. Medîne-i münevvereye kavuştuğu zaman, kasîde-i Muhammediyye’yi Fârisî olarak yazdı.

Medîne-i münevvereye geldiğinde, kâmil bir velî bulup ona teslim olmak arzusundaydı. Birgün Yemenli fazilet sahibi bir zâta rastladı. Câhilin âlimden nasihat istemesi gibi ondan nasihat istedi. O zât dedi ki: “Ey Hâlid Mekke-i mükerremeye gittiğin zaman edebe uymayan birşey görürsen hemen reddetme.” Mevlânâ Hâlid hazretleri "kuddise sirruh" Mekke-i mükerremede bir Cuma günü Kâ’be-i şerîfe karşı Delâil-i hayrât’ı okurken câhil kılıklı, siyah sakallı birinin, Kâ’be’ye sırt çevirip kendine bakdığını gördü. “Utanmadan Kâ’be’ye arkasını çevirmiş. Edebi gözetmiyor!” diye düşünürken, o kimse; “Mü’mine hürmet, Kâ’be’ye hürmetden daha öncedir. Bunun için yüzümü sana çevirdim. Niçin beni kötülüyorsun. Medine’deki zâtın nasihatini unuttun mu?” dedi. Mevlânâ Hâlid hazretleri bunun büyük velîlerden olduğunu anladı. Ondan af diledi ve; “Beni talebeliğe kabul et.” diye yalvardı. O da; “Sen burada olgunlaşamazsın” dedikten sonra eli ile Hindistan’ı göstererek: “Senin işin orada tamam olur” dedi ve gitti.

Mevlânâ Hâlid hazretleri, memleketi Süleymâniye’ye dönüp ders vermeye başladı. Fakat gece-gündüz Hindistan’ı düşünüyordu. Birgün bu düşünceler içinde iken, Hindistan’ın Dehlî şehrinde bulunan evliyânın en büyüklerinden Abdullah Dehlevî’nin (rahmetullahi aleyh) talebelerinden Mirzâ Abdürrahîm isimli bir zât çıkageldi. O talebe Abdullah-ı Dehlevî’nin Mevlânâ Hâlid’e; “Selâmımızı söyle, bu tarafa gelsin!” buyurduğunu bildirdi.

Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri Dehlî’ye vardığında, Abdullah-ı Dehlevî "kuddise sirruh" hazretlerinin bulunduğu şehre gelmenin sevinci ile, seferde iken yanında bulunan şeylerin hepsini, fakirlere dağıttı. Sonra da, Hindistan’ın en büyük velîsi, insanların imdâdına yetişici, hakîkatler menbâı, hikmet ve ma’rifet ma’deni, ilim, irfan ve ilham rehberi, mânevî üstünlükler sahibi, büyük İslâm âlimi, Şâh Abdullah-ı Dehlevî’nin (rahmetullahi aleyh) huzûruna kavuştu.

-devamı var-

 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Beğeniler
324
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
#17
Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî “rahmetullahi aleyh” hazretleri



Abdullah-ı Dehlevî "kuddise sirruh", onu talebeliğe kabul etti. Abdullah-ı Dehlevî’nin huzûrunda beş ay çalışıp sohbetleri ve nazarlarıyla büyük velîlerden olmak saadetine erişti. Huzûr ve müşâhede makamına kavuştu. Vilâyet-i kübrâ hâsıl oldu. Müceddidiyye, Kâdiriyye, Sühreverdiyye, Kübreviyye ve Çeştiyye yolunda kemâle geldi. Abdullah-ı Dehlevî’nin kalbindeki bütün Esrâra (mânevî üstünlüklere) mazhar oldu, kavuştu.

Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî "kuddise sirruh" hazretleri, irşâda (insanlara hak yolu gösterip, dünyâ ve âhıret saadetine kavuşmalarına çalışmak) başladığı günlerde, Bağdat vâlisi Sa’îd Paşa, ziyâretlerine geldi. Birçok âlimin sessiz, başları önüne eğik, hizmetçiler gibi edeble huzûrunda oturmuş olduklarını gördü. Mevlânâ Hâlid hazretlerinin heybetini görünce, diz çöküp titremeğe başladı. Mevlânâ Hâlid’in celâl hâli gidince, Sa’îd Paşa’nın titremesi geçti ve dua istedi. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri ona dua edip; “Kıyâmette, herkes kendi nefsinden suâl olunur. Sen ise nefsinden, yanî kendinden ve emrin altında olanların hepsinden suâl olunursun. Hak teâlâdan kork! Çünkü, senin için önünde öyle bir gün vardır ki, o günün korku ve dehşetinden evlâdına süt veren analar, evlâdını unuturlar. Hâmile olanlar, korkudan vakitsiz doğururlar. İnsanları sarhoş görürsün. Onlar sarhoş değil, ancak Allahü teâlânın azâbı çok şiddetlidir” deyip, nasihat buyurunca, Sa’îd Paşa yine titremeğe başladı ve yüksek sesle ağladı.

Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinden sayılamıyacak kadar kerâmet görüldü. Hâlleri ve kerâmetleri dilden dile dolaşıp her yere yayıldı.

Bağdat’ta iken Hâcı Mahmûd Efendi isminde, servet sahibi, kendisine bağlı bir talebesi vardı. Bu zât, Mevlânâ Hâlid’in şerefli hânegâhlarına ve diğer yerlere kendi eliyle yüzbin kuruş harcayıp borçlanmıştı. Birgün Mevlânâ Hâlid’in huzûrlarına gidip; “Efendim, borcumun çokluğundan dışarı çıkmağa yüzüm kalmadı” deyince, Mevlânâ Hâlid (rahmetullahi aleyh) buyurdular ki: “Bir ay sabret.” O, bunun üzerine; “Aman efendim, sabra takatim kalmadı” diyerek iki defa tekrarladı. Bu tekrar çok yakınlığından ve samimiyetinden idi. Mevlânâ Hâlid de (rahmetullahi aleyh); “Mademki öyle, kaldır şu hasırı istediğin kadar al” buyurdu. Mahmûd Efendi de hasırı kaldırdı ve altında bir altın gördü. Altını aldı, başka bir altın gördü ve böylece her aldığı altının yerinde yeni bir altın gördü. Yüzbin kuruş tamamlanıncaya kadar bu işe devam etti. Mahmûd Efendi bu kerâmeti görünce, Mevlânâ Hâlid’in ellerini öptü.

-devamı var-

 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Beğeniler
324
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
#18
Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî “rahmetullahi aleyh” hazretleri



Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî "kuddise sirruh" hazretlerinin dört oğlu vardı. Biri Şihâbüddîn olup, Urfa’da vefat etti. Sonra Behâüddîn vefat etti. Ardından Abdurrahmân vefat etti. Dördüncü oğlu Necmüddîn, babasının vefatından sonra dünyâya geldi. Onun da iki oğlu dünyâya gelmiştir. Temiz soyu devam etmektedir.

Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, sevdiklerine şöyle vasıyyette bulundu:
“Muhammed aleyhisselâmın sünnetine uyunuz. Üzerinde bulunduğumuz doğru yol üzere olunuz. Karşılaşacağınız güçlüklere sabr ve tahammül gösteriniz. Bizim vefatımızdan daha büyük musibet size ulaşmaz. Şekil ve şemailimi sayarak, bağırıp çağırarak ağlamak sûreti ile, rûhuma zahmet vermeyiniz. Etrâfa mektûplar yazarak, vefatıma hiçbir kimsenin üzülmemesini ve ağlamamasını tenbîh ediniz. Beni seven ve bana muhabbet eden, Allah rızâsı için kurban kesip sevâbını benim rûhuma göndersin. Rûhuma Kur’ân-ı kerîm ve Fâtihalar, kıymetli dualar göndersin. Dünyâ sevgisi ile gönülleri dolan kimseler gibi sakın siz de; “Sadakaya muhtaç değilim. Ancak Fâtiha ve İhlâs-ı şerîflere muhtâcım” demeyiniz. Benim için iyiliklerde bulununuz. Sadaka veriniz, sizi bize yaklaştıracak işler işleyiniz. Ömrümüz elliye ulaşmıştır. Otuzbeş senelik farzları iskat ve kaza edersiniz. Ömrümüzde kuşluk ve teheccüd namazlarını diğer beş vakit farz namazlar gibi hiç terk etmedim.

Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, bir gece yatsıdan sonra çoluk-çocuğunu yanlarına çağırdılar. Onlara hitaben; “Hepinize hakkımı helâl ediyorum. Birbirinizden ayrılmayınız. Vefatınıza kadar bu evde kalınız” buyurdular. Abdest alıp bir miktar namaz kıldıktan sonra; “Şu anda tâ’ûna tutuldum” buyurdular. Mübârek yüzleri sarardı. Sabahleyin de çoluk-çocuğuna dönerek tekrar buyurdu ki: “Bundan sonra beni meşgul edip benden birşey istemeyiniz. Bir şey isterseniz vekîlimden isteyiniz. Beni Hakla meşgul olmaktan alıkoymayınız. Hiçbir kimse ile sohbet etmek istemiyorum. Rabbim ile meşgulüm. Yanımda hiç kimse bulunmasın.” Göz uçları ile kıbleye yönelip sağ yanı üzere yatarak, murâkabe ve Allahü teâlânın kudretini tefekkürle meşgul olmaya başladı. Hastalığının şiddetinden; “Ah! vah!” gibi sesler asla duyulmayıp, her a’zâsından, hattâ mübârek saçlarından Hakkın zikrinin belirtileri görülüyordu. Müezzin ezan okumağa başladığında, Mevlânâ Hâlid hazretleri Fecr sûresinin son âyetlerini okudu. Meâlen; “(Sonra Allah mü’min kimselere şöyle buyurur) Ey (îmânda sebat gösteren Allah’ı anmakta huzûra kavuşan) itaatkâr nefs, dön rabbine (Cennetle sana hazırladığı ni’metlere) sen O’ndan (sana verdiklerinden ötürü) râzı, O da senden (îmânın sebebiyle) râzı olarak. Haydi gir (sâlih) kullarımın içine. Gir Cennet’ime.” Bu âyet-i kerîmeleri okuyup bitirdikten sonra, mübârek rûhları Cennet-i a’lâya uçtu ve Allahü teâlâya kavuştu.

Kapısında bulunan âbidler, talebeleri, sevdikleri, vefatlarını işitince, müteessir olarak kendilerinden geçtiler. Talebelerinden İsmâil Efendi, oradakilere; “Evliyânın vefatı, bir evden öteki eve gidişi gibidir.” hadîs-i şerîfini naklederek, nasihatte bulundu.

-devamı var-

 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Beğeniler
324
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
#19
Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî “rahmetullahi aleyh” hazretleri

Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî “rahmetullahi aleyh” hazretleri



Mevlânâ Hâlid "kuddise sirruh" hazretlerinin vefatından sonra, sevenlerinden biri, rüyâsında Muhyiddîn-i Arabî’nin kabirden çıktığını, Kasiyûn dağına gelip, Mevlânâ Hâlid hazretlerine selâm verip, ziyâret ettiğini gördü. Rüyâsını şöyle anlattı: “Ben de onunla birlikte oraya gittim. Orada çok yüksek binaların bulunduğunu, Mevlânâ hazretlerinin de Muhyiddîn-i Arabî’ye kavuşmak için sür’atle yürüdüğünü, birbirlerinin boynuna sarıldıklarını, selâmlaştıklarını gördüm. Muhyiddîn-i Arabî (rahmetullahi aleyh); “Gözlerimiz yolda kaldı, neden bu kadar geciktiniz?” dedi. Bunun üzerine Mevlânâ; “Ben meşgulüm. Rabbim, bana sekiz Cennet kapısını açtı. Her kapıya, bana tâbi olanlardan birinin oturmasını buyurdu. Hattâ tâ’undan ölenleri de Cennet’e koyuyorlar” buyurdu. Bunun üzerine Cennet’in sekiz kapısının açıldığını ve içindeki ni’metlerin güzelliğini, her kapıda Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’nin talebelerinden birinin, gelenleri seyreder olduğunu gördüm. O anda Mevlânâ’dan yardım isteyip, tâ’unun Şam’dan kalkmasında şefaatçi olmasını istirhâm ettim ve; “Allahü teâlânın izni ile kalkar” buyurdu. Çok geçmeden Şam’dan tâ’ûn (veba) kalktı.

Mevlânâ Hâlid hazretleri; uzuna yakın boylu, iri yapılı, buğday tenli, burnunun ortası yüksekçe, gözleri iri ve siyah, sakalı sünnete uygun olup, siyahı beyazından fazla idi. Güleryüzlü, kolları uzunca, geniş göğüslü, vakarlı ve çok heybetli idi.

Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, çeşitli ilimlerde eserler yazdı. Bilhassa “İrâde-i cüz’iyye” risalesinin bir benzeri o zamana kadar yazılmamıştı.“Rabıta risalesi”nin birçok şerh, tetimme ve ta’likleri vardır. Hele Fârisî dil ile yazdığı, ince rûhunun terennümlerini bildiren “Dîvân”ı, bir şaheserdir. Okuyanlar, zekâsının kuvvetini, görüşünün keskinliğini, aklının üstünlüğünü, kalbinin temizliğini, san’atkârâne üslûbunu, evliyâlıktaki derecesini ve muhabbetinin çokluğunu görür. Eserlerinden biri de “İ’tikâdnâme” olup bu kitap, İslâmın beş şartını ve îmânın altı şartını bildirmektedir. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri bu eserini Farsça olarak yazıp, “İ’tikâdnâme” adını verdi. Mevlânâ Hâlid hazretlerinin kardeşi, büyük velî Mevlânâ Mahmûd Sâhib’in talebelerinden Kemahlı Hâcı Feyzullah Efendi de, bu kitabı Türkçeye tercüme ederek, “Ferâid-ül-fevâid” ismini verdi. Her müslümanın okuması ve çoluk-çocuğuna okutması gerekli olan bu eser,Hakîkat Kitabevi yayınları arasında, “Herkese Lâzım Olan Îmân”ismiyle neşredilmiştir. Ayrıca bunun Almanca, Fransızca, İngilizce ve Arapça tercümeleri de yapılarak bastırılmış, Hakîkat Kitabevi tarafından bütün dünyâya dağıtılmıştır.

Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin bir de “Câliyet-ül-ekdâr” adında, salevâtı şerîfe kitabı vardır. Okunması, keder ve üzüntüleri giderir.

-devamı var-

 

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Beğeniler
324
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
#20
Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî “rahmetullahi aleyh” hazretleri



Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, muhtelif zamanlarda yazdığı mektûplarından bazılarında şöyle demektedir:

“Allahü teâlâya hamd, Muhammed aleyhisselâma, temiz âline ve seçkin Eshâbına salât ve duadan sonra biliniz ki, bir kimse kendisini iyi sıfatlarla süslenmiş, güzel ahlâkla bezenmiş bilir ve görür, kendini bir başkasından üstün tutarsa, bu, ulûhiyyet da’vâsına kalkışmak olup, sonsuz olarak tard olmasına sebep olur. Allah korusun! Nitekim iblîs (şeytan); “Ben ondan (Âdem aleyhisselâmdan) iyiyim” dedi ve bu sözü onun kovulmasına sebep oldu. O hâlde son derece korkmalı ve titremelidir ki, hiçbir talebeyi, hiçbir kimseyi hattâ içki içeni dahi, kendinden aşağı bilmemelidir. Bu, içki içmek haram ve kötü değildir manâsına düşünülmemelidir. Böyle i’tikâddan Allahü teâlâya sığınırız. Belki son nefeste kimin imânla gidip gidemeyeceğinin bilinmediğindendir. Çok içki içenler vardır ki, sonunda pişman olup, titreyen elleriyle, Hakîm-i mutlakın dergâhının istiğfar, pişmanlık ve tövbe eteklerine sıkıca tutunmuş, iyiler defterine kayd olmuşlardır. Çok riyâzet çeken zâhidler vardır ki, sonunda fâcirler tarafına kaymış, belki küfür alâmetlerini işlemişlerdir. Allahü teâlâdan dünyâ ve âhırette bize afiyet vermesini isteriz.

Var olduğun müddetçe, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına iyi yapış. Size Allahü teâlâyı çok anmanızı, O’na sığınmanızı, geçici olan dünyâya gönül vermemenizi, devamlı ve sonsuz olan âhırete çok rağbet etmenizi, ölümü, kabirdeki yalnızlığı, hesap gününe tam olarak hazırlanmayı, sünnet-i seniyyeye yapışmayı, bid’atlerden yüz çevirmeyi tavsiye ederim.”

“Size; hilm sahibi (yumuşak huylu) olmayı, müsamahayı, câhillerden yüz çevirmeyi, dedikodu yapmamayı, az konuşmayı, iyi işlerle meşguliyete devamı, son nefeste îmânla gitmenize dua etmeleri için fakirlere iyilik etmeyi, devamlı yalvarma ve kırık kalp üzere bulunmayı tavsiye ederim.”

Büyüklerimiz şöyle buyururlar: “Allahü teâlânın bir kulundan yüz çevirdiğinin alâmeti, o kimsenin Allahü teâlânın velî kullarına dil uzatmasıdır.” O büyüklere dil uzatanları dinleyen kimse de onlardandır. Bilakis o büyükleri inkâr edenlere, iftiracılara mâni olması lâzımdır.”

“Size tavsiyem şudur ki: Takvâ üzere olun. Allahü teâlâya itaat edin. İnsanlara eziyet ve sıkıntı vermeyin. Bilhassa Mekke-i mükerreme ve Medîne-i münevvere haremlerinde (içinde) böyle bir durumdan sakının. İnsanlar seni gıybet etseler de, sen kimseyi gıybet etme! Kimseyi hor ve hakîr görme. Kendini başkasından üstün tutma. Bütün gayretinle kalbî ve bedenî ibâdet ve tâatleri yerine getirmek için çalış. Kendini hiçbir hayır iş yapmamış kabul et. Niyet, ibâdetin rûhudur. Niyet ise, ihlâsla mu’teber olur. Ben doğduğumdan beri hiçbir hayır yapmadığımı kabul ediyorum. Hâlbuki sen, beni senden daha üstün biliyorsun. Eğer kendini her hayırda iflâs etmiş kabul etsen bile, Allahü teâlânın rahmetinden ümit kesme.

-devamı var-

 
Üst