mehdi - süfyan ve isa - deccal - dosyası

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,937
Puanları
63
devamı...

13. Hz. Mehdi Hristiyan Alemiyle İttifak Edecektir.



O zatın üçüncü vazifesi, Hilafet-i İslamiye'yi İttihad-ı İslam'a bina ederek, İsevi ruhanileriyle ittifak edip din-i İslam'a hizmet etmektir. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 9)



"İsevi ruhanileriyle ittifak edip": Büyük Mehdi'nin 3. vazifesi olan Hristiyan önderlerle ittifak etmesi ve bu vesilesiyle İslam'a hizmet etmesi Üstad'ın yaşadığı dönemde oluşmamıştır.



Üstad, dikkat edilirse Hristiyan tabirini kullanmamakta ve "İsevi" demektedir. Çünkü Mehdi'nin ittifak yapacağı ruhaniler, muhtemelen şu andaki Hristiyanlardan farklı olacak. Üçleme yaparak, bu şekilde şirk koşanlardan değil, Hz. İsa'yı sadece Allah'ın kulu ve Peygamberi olarak görecek olan, yani gerçek anlamda Hz. İsa'nın takipçileri olacak bir kısım saf, şirk içinde olmayan Hristiyanlar kastedilmiş olabilir. Böyle bir cemaate ne Üstad zamanında ne de günümüzde henüz rastlanmamıştır. Ayrıca İslam ve Hristiyanlığın ortak cephesi olan "materyalizm ve dinsizliğe" karşı ittifak da o dönemde gerçekleşmemiştir.





14. Hz. İsa Cismen Göğe Alınmıştır.



"Hz. İdris ve İsa'nın tabaka-i hayatları (şu anki yaşamları) beşeriyet levazımatından tecerrüd ile melek hayatı gibi bir hayata girerek nurani bir letafet kesbeder. Adeta bedeni misali letafetinde ve cesed-i necmi nuraniyetinde olan cism-i dünyevileriyle semavatta bulunurlar." (Mektubat 6)





15. Hz. İsa Yeryüzüne İnecektir.



"Evet, hadis-i serifin ifadesiyle Hazret-i İsa'nın semavi nuzulü kat'i olmakla beraber; mânâ-yı işârisiyle-başka hakikatları ifade ettiği gibi bu hakikata da mu'cizane işaret ediyor." (Kastamonu Lahikası, 50)



"Hazret-i İsa'nın semavi nuzulü kat'i olmakla beraber" Üstad Hz. İsa'nın dünyevi cismiyle yani vücuduyla dünyaya tekrar döneceğinin tabire, tevile mahal vermeyecek şekilde kesin bir gerçek olduğunu ifade etmiştir.





16. Hz. İsa Yeryüzüne Cismen İnecektir.



"İşte böyle bir sırada, o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazreti İsa (AS)'ın şahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan hakiki İsevilik dini zuhur edecek, yani rahmet-i ilahiyenin semasından nuzul edecek; hal-i hazır Hristiyanlık dini o hakikata karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-ı İslamiye ile birleşecek; manen Hristiyanlık bir nevi İslamiyet'e inkilab edecektir... Ve Kur'an'a iktida ederek, o İsevilik şahsı manevisi tabi; ve İslamiyet, metbu makamında kalacak. Din-i hak, bu iltihak neticesinde azim bir kuvvet bulacaktır. Dinsizlik cereyanına karsı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevilik ve İslamiyet; ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken alem-i semavatta cism-i beşerisiyle bulunan şahs-ı İsa Aleyhisselam, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini bir Muhbir-i Sadık, bir Kadir-i Külli Şey'in va'dine istinad ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır; madem Kadir-i Külli Şey va'detmiş elbette yapacaktır..." (Mektubat, 53-54)



"hal-i hazır Hristiyanlık dini o hakikata karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak": Bediüzzaman Said Nursi'nin izahlarından Hz. İsa'nın nuzulüyle birlikte, Hristiyanlığa sonradan sokulan bazı inanç ve uygulamaların sona ereceği, hurafelerden arınarak, vahyedildiği gibi saf, gerçek haline döneceği anlaşılmaktadır. İki bin yıldan beri var olan Hristiyanlıkta henüz böyle bir değişimin düşüncesi dahi ortaya atılmış değildir; zaten bunu tek gerçekleştirebilecek olan da Hz. İsa'dır.



Böyle bir değişim de bugüne kadar gerçekleşmemiş, Hz. İsa da daha nuzul etmemiş ve beklenmektedir. Mehdi ile de ittifak edeceğine göre, Mehdi de gelip geçmemiştir, beklenmektedir.



"hakaik-ı İslamiye ile birleşecek; manen Hristiyanlık bir nevi İslamiyet'e inkilab edecektir": Hristiyanlığın saflaşarak vahyedildiği özüne dönüşünden sonra, zaten indiği zaman hak din olan aslına bürününce, onu kapsayan ve son hak din ve Allah katında tek geçerli din olan İslam'ın gerçekleriyle birleşerek, İslam'a dönüşüme başlayacaktır.



"Ve Kur'an'a iktida ederek, o İsevilik şahsı manevisi tabi; ve İslamiyet, metbu makamında kalacak.": Hristiyanlığın Hz. İsa ile başlayacak olan bu dönüşümü, son kitap olan ve herkesin uymakla mükellef olduğu Kuran'a tabi olmakla neticelenecek. Hz. İsa'nın şahsı ve ona tabi olan Hristiyanlık İslam'a tabi olacak. Bu büyük değişim herkesin yaşayacağı ve şahit olacağı bir konu olarak dünyanın belki de uzun süre bir numaralı gündemi olacağı için, heyecan yaratan ve büyük yankılar uyandıracak gelişmeler olacaktır. Bu gelişmelerin henüz yaşanmadığı ise dünyadaki herkesin malumudur.



"Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevilik ve İslamiyet; ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak": Böylesine muazzam bir ittifakın, hak dini olduğundan çok daha güçlü bir konuma getireceği aşikardır. Mehdi'nin İslam dünyasında materyalizmi hayatın akışından çıkartması gibi, Avrupa, Amerika ve diğer Hristiyan devletlerde ise materyalizmin hayat felsefesi olmaktan çıkmasının Hz. İsa ile gerçekleşeceği anlaşılmaktadır. İnsanları hayatın gerçek amacından tamamen uzaklaştıran, bencil ve sevgisiz kılan materyalist felsefe ve onun neticesi olan dinsizliğin dünya üzerindeki genel etkileri iki dinin birleşmesi neticesinde sona erecektir.



"...cism-i beşerisiyle bulunan şahs-ı İsa Aleyhisselam, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini..." İki dinin ittifakı ve Hristiyanların Kuran'a tabi olması ile dünyada nüfus çoğunluğuna sahip olacak iki din, tek bir ses, tek bir vücut gibi olacağından, ortada bir hak din ve bir de mağlup durumdaki dinsizlik cephesi kalmış olacak. Hak dinin başında da doğal olarak Peygamber Hz. İsa olacak. Üstadın hadisler kaynaklı izah ettiği tüm bu gelişmeler, şüphesiz ki dünyanın çehresini değiştirecek, insanların yaşamlarını etkileyecek ve toplumların ahlaki ve insani yapılarını, düzenlerini olumlu yönde değiştirecektir.



Böylesine geniş çaplı gelişmeler elbetteki bütün dünyanın gözleri önünde cereyan edecektir. Kitle iletişim araçları vasıtasıyla herkesin anında haberdar olacağı ve yaşayacağı bu büyük değişim, ne Bediüzzaman'ın devrinde ne de bir başka zaman diliminde yaşanmamıştır. Mehdi döneminin başlatacağı bu gelişmeler önümüzdeki yakın zaman diliminde yaşanacağı açık olan olaylardır.





17. Hz. İsa Geldiğinde İmanın Nuru ile Tanınır.



"Hz. İsa (AS) geldiği vakit, herkesin onun İsa olduğunu bilmesi gerekmez. O'nun yakınları ve ileri gelen kişiler, imanın nuru ile onu tanırlar. Yoksa açıkça herkes onu tanımayacaktır." (Mektubat, s. 54)



"İsa Aleyhisselam'ı nur-u iman ile tanıyan ve tabi olan cemaat-i ruhaniye-i mücahidinin kemiyeti, Deccal'in mektepçe ve askerce ilmi ve maddi ordularına nispeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir." (Şualar, 495)



"Hatta Hazret-i İsa Aleyhisselam'ın nuzulü dahi ve kendisi İsa Aleyhisselam olduğu, nur-u imanın dikkatiyle bilinir; herkes bilemez." (Şualar, s. 487)



Hz. İsa geldiği zaman, onu herkesin tanıyamayacağını söyleyen Bediüzzaman, ona yakın bazı kişilerin ancak imanın nuru ile onu tanıyabileceklerini ifade etmiştir. Bu da dünya hayatının imtihanın sırrı olması itibariyle böyledir. Bazı insanların yanılarak beklediği şekilde, yani adeta gökten herkesin göreceği şekilde inerek, uçarak vb. şekilde gelişi söz konusu değildir, çünkü bu adetullaha ve imtihan sırrına aykırıdır. Bu nedenle Hz. İsa gibi yaratılışı ve hayatı mucizelerle dolu bir Peygamberi dahi insanlar tanıyamayacaklardır. Önceleri, sadece gerçek imanlı ve ihlaslı az bir kitle, onu imani çalışmalarından, halinden ve kendisini beklediklerinden dolayı tanıyacaklardır.



Bu husus Mehdi için de geçerlidir. 14 asır önce Peygamber Efendimizin (SAV), Allah'ın vahyine dayanarak bildirdiği bir şahıs olan Mehdi, hadis-i şeriflerde öylesine detaylı tarif edilmiş olmasına rağmen, aynı şekilde ona yakın çok az insan dışında uzun süre tanınmayacaktır.



Örneğin Mehdi'nin çıkacağı yer, zaman, etrafındakiler ve yapacağı işler gibi, tanınmasını oldukça belirginleştiren bilgiler hadislerde anlatılmasına rağmen, hatta fiziksel birçok belirleyici özelliğinin bildirilmesine ve kişinin tam teşhis edilebileceği gibi olmasına rağmen yine de uzun süre tanınamayacaktır.



"çok az ve küçük olması": Hz. İsa'yı tanıyacak kişiler ona tabi olan yakın bir Hristiyan grup olmakla birlikte, O'nu bekleyen Müslümanların başı olan Mehdi ve yakınları tarafından da tanınacaktır. Hz. İsa dünyaya geldiği zaman onu tanıyacak yakınları nasıl az bir topluluk olacaksa, Mehdi geldiği zaman da onu tanıyacak yakınları çok az olacaktır. Üstadın burada bu topluluğun hem fert olarak sayılarının çok az olacağı, hem de yaşadıkları ülkenin kurumsal yapılanmasının içinde çok küçük kalacaklarına dikkat çekmiştir.



"cemaat-i ruhaniye-i mücahidinin" vasıflarıyla tarif ettiği bu topluluğu Bediüzzaman, 3 önemli belirleyici özelliğiyle zikretmiştir.



"Cemaat" olmaları, Mehdi ve yardımcılarının da bir özelliği olacak. Bu onların bir tarikat olmadığını, bir şahs-ı manevi olmadığını da işaret etmesi açısından önemlidir.



"Ruhani" olduklarını da belirtirken Üstad, bu cemaatte olanların, taklidi bir imana sahip olmadıklarına ve zahiri olmadıklarına, bilakis olayların batınını görüp yaşayabilen Batıni bir cemaat olduklarına da işaret etmiştir.



"mücahidin" ifadesi de o cemaatin belki de en belirgin özelliği olan cihat yani tebliğ cemaati olduklarını göstermektedir.





18. Hz. İsa Hz. Mehdi'ye Tabi Olur.



"Şahs-ı İsa Aleyhisselam'ın kılıncı ile maktül olan şahs-ı Deccal'ın teşkil ettiği dehşetli maddiyunluk ve dinsizliğin azametli heykeli ve şahs-ı manevisini mahvedecek ancak İsevi ruhanileridir ki; o ruhaniler din-i İsevi'nin hakikatını hakikat-ı İslamiye ile meczederek o kuvvetle onu dağıtacak, mânen öldürecek. Hattâ, "Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir, Hz. Mehdi'ye namazda iktida eder, tâbi olur." diye rivâyeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kurâniye'nin matbuiyetine ve hakimiyetine işaret eder." (Şualar, 493)



"din-i İsevi'nin hakikatını hakikat-ı İslamiye ile meczederek": Hz. İsa'nın tekrar dünyaya döndüğünde tabi olacağı Allah'ın hükümlerini içeren kitap Kuran olduğundan, Hz. İsa bozulmuş Hristiyanlığın gerçeğini ortaya çıkararak, İslam'ın gerçekleriyle birleştirecek.



"o kuvvetle onu dağıtacak, mânen öldürecek": Hristiyanlığın Hz. İsa'ya vahyolduğu şekli İslamiyet ile birleşerek geniş anlamda güç bulunca, İslam dünyasının dışında kalan ve Hristiyanlığın yaygın olduğu bölgelerde hakim ideoloji olan materyalizmi fikren mağlup edecekler ve materyalizmin insanların üzerindeki etkisini dağıtacaklar.



"hakikat-ı Kurâniye'nin matbuiyetine ve hakimiyetine": İki dinin birleşmesinin İslamiyet üzerine olacağını hadislerle izah eden Bediüzzaman, Kuran'ın tabi olunan kitap olacağını, onun hükümlerinin geçerli ve hakim olacağını bildirmiştir. Böylesine büyük gelişmeler Üstad'ın döneminde de, henüz de yaşanmamıştır.



Peygamber Efendimizin (SAV) hadislerinde işaret edilen alametlerin gerçekleşiyor olması, Bediüzzaman'ın izahlarında gözüktüğü gibi hicri 14. asırda, yani içinde bulunduğumuz yüzyılda, Hz. Mehdi'nin önderliğinde İslam'ın dünyaya hakim olacağını göstermektedir.







burada belirtildiği üzere saidi nursi 1979 yılını göstermektedirbul da mehdi çıkacaktır diyorve hz isaya gelince o zatı muhteremde bu yıllarda zuhur etmişdir tam 1979yılında mahmud ahmedi nejad olarak zuhur etmişdirŞam'da yaptığı bu konuşmada, hicri 1371 senesinden sonra yaşanacak gelişmelere dikkat çekerek, Bediüzzaman Mehdi'nin göreve başlamasının bu tarihten 30-40 yıl sonra olacağını bildirmiştir. Bu tarih ise hicri 1401-1411, miladi olarak da 1980-1990 yılları arasıdır. işte burada da belirtilmişdir benzer yıllar çok şaşılacak bir işdirki bakın üstad nasıl bir tarih veriyor

Yine aynı konuşmanın devamında Üstad, Mehdi'nin inkarcı fikir sistemini fen, ilim ve medeniyetin imkanları sayesinde fikren susturacağını haber vermiştir. Bu fikri üstünlüğün tarihi olarak da 1371 tarihinden yarım asır sonrasını bildirmiştir. Bu da hicri 1421, yani miladi 2001 senesi demektir.



"işte 2001senesinde ne olmuşdur ikiz kuleler vurulmuşdur allahu ekber


hz mehdi bin usamebinladin: hz mehdi bin usame bin ladin
 

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,937
Puanları
63
madem mehdiyi bulamıyoruz. o zaman ben de, mehdi müjdeleyicisi olduğu iddia edilen, usame bin ladin'e odaklandım. ilginç bir hayat hikayesi var. usame bin ladin'in mehdi ile ilişkisi üzerine araştırma yapıyorum. bulduklarımı burada arşivleyeceğim.

dileyen istifade edebilir.

arabistan'ın sayılı zengin ailelerinden birine mensup olan usame bin ladin, zevk ve sefa için de yaşayabilecek iken, afganistan dağlarında cihad ediyor ve şehid oluyor. bu fedakarlığı kaçımız yapabiliriz bilemiyorum

https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/dunya/usame-bin-ladinin-hayati/usame-bin-ladinin-hayati,Wics05TDpESIVCoxX4yOKQ.jpg?w=960&mode=max&v=20110502102813000

11 Eylül 2001 - 1.Bölüm-Usame Bin Ladin'in Yükselişi-National Geographic Belgeseli

 

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,937
Puanları
63
madem mehdiyi bulamıyoruz. o zaman ben de, mehdi müjdeleyicisi olduğu iddia edilen, usame bin ladin'e odaklandım. ilginç bir hayat hikayesi var. usame bin ladin'in mehdi ile ilişkisi üzerine araştırma yapıyorum. bulduklarımı burada arşivleyeceğim.

dileyen istifade edebilir.

arabistan'ın sayılı zengin ailelerinden birine mensup olan usame bin ladin, zevk ve sefa için de yaşayabilecek iken, afganistan dağlarında cihad ediyor ve şehid oluyor. bu fedakarlığı kaçımız yapabiliriz bilemiyorum

https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/dunya/usame-bin-ladinin-hayati/usame-bin-ladinin-hayati,Wics05TDpESIVCoxX4yOKQ.jpg?w=960&mode=max&v=20110502102813000
Alparslan Kuytul - Usame Bin Ladin Gerceği ve Amerika Teröristi

 

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,937
Puanları
63
VI. BÖLÜM

HZ. MEHDİ’NİN YARDIMCILARI

1- ÇEŞİTLİ YARDIMCILAR

• Hz. Mehdi’nin etrafında toplanacakların vasıfları

6.8--- Muhammed b. Hanefi (r.a.)’dan rivayet edildi ki: Bir gün biz Hz. Ali’nin yanındayken birisi Hz. Mehdi’den sual etti. Ali (r.a.) “Heyhat” dedi. Sonra eliyle bir dokuz yaptı ve sonra da O ahir zamanda, kişiye “Allah’dan kork, Allah’dan kork” denildiği zamana çıkar, dedi. (ve şöyle devam etti): Bulutların semada toplandığı gibi, Allah O’nun etrafına bir kavim toplar. Onların kalblerini uzlaştırır. Onlar içlerinden şehit düşene üzülmez, kendilerine katılana da sevinmezler. Sayıları Bedir ashabı kadardır. Evvelkiler onları geçmediği gibi, sonrakiler de onlara yetişemezler ve onların sayıları Talud ile nehri geçenler kadardır.

7.6--- İbni Cerir, Tehzib-il Asar’da şöyle tahric etti: Muhammed ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorlukları gideren veliniz olan kimseye katılın. O Mekke’dedir. O Mehdi’dir ve ismi Muhammed b. Abdullah’dır. Şam Ebdalları, ve doğunun ileri gelenleri O’na katılır ki, onların kalbleri demir gibidir ve onlar gündüz aslan gece de abidlerdir.

• Küfe, Yemen ve Şam ebdalları ile Cebrail ve Mikail (a.s.)’ın kendisinin yardımcılarından olacakları

1.17--- Naim b. Hammad, Kab’dan tahric etti, buyurdu ki: Katade’nin söylediği gibi Mehdi, (zamanındaki) insanların en hayırlısıdır. O’nun yardımcıları ve O’na biat edenler, Kufe, Yemen ve Şam ebdallarından olacaktır. Cebrail onların önünde, Mikail de arkalarında bulunur. O mahlukat arasında sevilir. Allah, kör fitneleri O’nun vasıtasiyle söndürür. Her yer emin bir hale gelir. Yanında bir adam olmadan, bir kadın beş kadın arkadaşıyla birlikte Allah’dan başka kimseye güvenmeden rahatlıkla hacca gidebilecek, O’nun zamanında yer ve gök bereket yağdıracaktır.

• Küfe ehlinin Mes’ud insanlardan olduğu

7.7--- İbni Said ve Ebni Ebi Şeybe, İbni Ömer’den tahric ettiler. O şöyle dedi: Ey Küfe ehli, siz Mehdi sebebiyle insanların en mes’udusunuz.

• Başlarında Kinde kabilesinden topal bir adamın bulunduğu bayraklılar

7.13--- Keza (N.b. Hammad) Kaab’dan tahric etti, O şöyle dedi: Mehdi’nin çıkış alametlerinden birisi de Batı’dan başlarında Kinde kabilesinden topal bir daamanı bulunduğu bayrakların çıkmasıdır.

• Afrika’dan gelecek esmer bir adamın da yardımcılarından olacağı

7.9--- Keza (N.b. Hammad) Ebu Kubeyl’den tahric etti. O şöyle dedi: Afrika’da bir emir on iki yıl hüküm sürdükten sonra bir fitne görülür. Ve orasını adaletle dolduran esmer bir adam başa geçer ve sonra Mehdi çıktığında O’na biat ederek O’nun lehinde savaşır.

• Şam’da görülecek küçük siyah bayraklı bir adam

7.8--- Naim b. Hammad, Kaab’dan tahric etti. O şöyle dedi: Bir adam Şam’a bir adam da Mısır’a malik olduklarında, Şamlı ile Mısırlı savaşıp, Şam Ehli, Mısır kabilelerini esir ettiğinde ve yine Şam’dan küçük siyah bayraklı bir adam görüldüğünde işte O Mehdi’nin itaatına girer.

• Talikan (Afganistan)’dan gelecek yardımcılar

7.14--- Ebu Ganem Kufi, Fiten’de Hz. Ali b. Ebi Talib’den tahric etti. O şöyle dedi: Talikan’a yazık oldu. Şüphesiz Allah Teala’nın orada altın ve gümüş olmayan hazineleri vardır. Orada Allah’ı hakkıyla bilen insanlar vardır. Onlar ahir zaman Mehdi’sinin yardımcılarıdır.

• Ashab-ı Kehf’in Yardımcılarından Olması

7.15--- İbni Merdüye, Tefsirinde İbni Abbas hadisini merfu olarak tahric etti. O şöyle dedi: Ashabı Kehf, Mehdi’nin yardımcıları olacaktır.

1.42--- İmam Ebu İshak Salebi Kuran tefsirinin Ehli Kehf Kıssasını anlatırken diyor ki: Mehdi çıktığı zaman, Ehli Kehf’e gidib selam verince, Allah onları diriltecek ve Mehdi’nin yanında yerlerini alacaklardır. Daha sonra yattıkları yere dönüp kıyamete kadar da kalkmazlar.

• İmam Suyuti ve İbni Hacer’in görüşleri

İmam-ı Suyuti diyor ki: Ashabı Kehf’in uykusunun bu zamana kadar tehirinin sebebi, Allah’ın onlara bir ihsanıdır. Çünkü onlar Mehdi’ye yardımcı olacak ve böylece ümmeti Muhammede dahil olma şerefi kazanacaklardır.
İbni Hacer-i Mekki’de şöyle dedi: Mehdi’ye yardım edecek olanların doğu tarafından geleceği rivayeti ile, Irak tarafından geleceği rivayet arasında bir zıtlık yoktur, zira pek çok nakilden de açıkça anlaşıldığı gibi, onlar Şam ehlinden olacaktır.


devamı için kaynak:

Kütüb-i Sitte'de Hz. Mehdi ve Hz. İsa
 

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,937
Puanları
63
Mehmet Talu Hocaefendi: Cübbeli Ahmet Hoca 7-8 Sene Mehdi'nin 30 yaşında olduğunu söyledi.

 

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,937
Puanları
63
Müslim Gündüz: Mehdi de olsa Erdoğan'ın şuan yaptıklarına yakın yapardı. Erdoğan'ın Mehdi olmasını isterdim.

 

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,937
Puanları
63
03:05




Is Jared Kushner the ANTICHRIST ?

 
Son düzenleme:

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,937
Puanları
63
'Deccal GAİB bir ŞERDİR'' - fitneyi TANIMAK ve NEFRET etmek luzumu

 

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,937
Puanları
63
[1017] Âhirzamanda beklenen Zat ilm-i kelâmda dâhi olacak (Müslim Gündüz Efendi)

 

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,937
Puanları
63
Yakın zamanda Kabe'de yaşanan ve ahir zaman işareti olan tozlu dumanlı 5 işaret!!!




 

rabbinsadikkulu

FETÖ nurcu değildir!
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
9,937
Puanları
63
arşiv için ekliyorum. güzel bir derleme olmuş...

MEHDİ (r.a)

SELİM GÜRBÜZER

Hani aç tavuk, kendini darı ambarında buğday sanır ya, aynen öyle de kendini Mehdi sanan, yetmedi kâinat imamı olarak gören FETÖ şarlatanı Pensilvanya’dan oturduğu yerden efsunladığı piyonlarına anlattığı rüyalarla, çeşitli alavere ve dalaverelerle ahkâm kesmeye devam etmekte. FETÖ elebaşısı efsunladığı taraftarlarını kandırmaya devam ede dursun biz biliyoruz ki Mehdi rahmetullahi aleyhi çıkacaksa da Pensilvanya’dan değil Said Nursi Hz.lerinin işaret buyurduğu gibi doğudan çıkacaktır. Hakeza İsa (a.s)’da Şam’da ak minareye inerek zuhur edecektir. Her neyse biz şarlatanlarla oyalanmak yerine pek çok kaynağa bakaraktan bu hassas konuyu irdelemeye çalışalım.

Malum, Mehdi kavramının sözcük anlamı ‘kurtarıcı’ demektir. Elbet günü geldiğinde bunalım içerisinde kıskıvrak kıvranan insanlığın kurtuluşu uğruna mücadele edecek olan zattır o. Sanmayın ki o bir hayalet, bir sanal yaratık, tam aksine bizim gibi bir insan ve aramızdan çıkacak muştumuzdur. Hele sırat-ı müstakim üzere hakiki Müminler onu samimi hislerle çağırdıkça gelecekte elbet. Nasıl ki çorak topraklar yağmura kavuşunca hayat bulur ya, aynen öyle de son evrensel velinin çıkışıyla birlikte insanlığın kurtuluşa ereceği de muhakkak.

Allah Resulü dar’ul bekaya irtihal ettikten sonra ardından bıraktığı mukaddes emaneti Hz. Ebû Bekir-i Sıddîk (r.anh) devr aldı, ondan da sırasıyla bu emaneti Hz. Ömer (r.anh), Hz. Osman (r.anh), Hz. Ali (k.v) yüklenmiş oldu. Derken dört büyük halifeden sonra tevhit sancağı Tabiin’in büyüklerine, Tabiin’den Tebe-i Tabiin’e ve onlardan da ilmi ile amil olmuş Ehlullah’a devr olunmuştur.

Madem Allah Resulünden sonra peygamber gelmeyecek, o halde insanlara rehber olacak büyük zat’ların her devirde var olmasından gayet tabii ne olabilir ki. Bakın şöyle İslam tarihine Peygamberimiz (s.a.v)’in dünyevi hayatının son bulmasının akabinde bir takım dinden dönme hareketleri görüldüğü bir vaka. İşte Hz. Ebû Bekir-i Sıddîk (r.anh) bu ya, derhal harekete geçip, fitne hareketlerin tutuşturduğu fitne alevi tüm müminleri sarmadan, yerinde müdahaleyle yangını söndürmesini bilmiştir. Ancak Hz. Osman (r.anh) dönemine geldiğimizde, fitne odakları boş durmayacaktır, bilhassa bunlardan Yemenli bir Yahudi olan Müslüman kılığına girmiş Abdullah İbni Sebe münafığının sinsice ortaya koyduğu şeytani planlar sonucu, Hz. Osman (r.anh) Kur’an okurken şehit edilir de. Hakeza Hz. Ali (k.v) döneminde de Peygamberimiz (s.a.v)’in çok önceden Hz. Ali (k.v)’e; “Ben Kur’an’ın tenzili üzerine, sende tevili üzerine mücadele edeceksin” dediği mucizevî olay da gerçekleşir. Kelimenin tam anlamıyla Harici eylemlerin sebep olduğu kanlı hadiseler birbiri sıra sıralanarak gözler üzerine serilir. Böylece tenzil ve tevil üzerine olan mücadeleler tüm hızıyla günümüze kadar uzanır da.

Öyle anlaşılıyor ki, Yahudiler geçmişte nasıl ki Kab-el Ahbar adında bir haham, Yahudi dönmesi Abdullah İbn-i Sebe ve Hasan Sabbah gibi fitne mümessilleri vasıtasıyla fitne kazanı kaynattıysalar, bugünde buna benzer farklı metotlarla Mason ve Siyonist örgüt yapılanmalarla karşımıza çıkıp yine kazan kaynatmaktalar.

Bakın, Hasan Sabbah, tam otuz üç yıl Alamut kalesinden idare ettiği nerdeyse körpe yaştaki gençlerin beyinlerini yıkayıp, hatta yetmedi cennet vaadiyle bir takım zevkler tattıraraktan ‘Git filancanın işini bitir’ emrini verip İslam âleminin başına bela vurucu timler oluşturabilmiştir. Neyse ki Al-i Selçuklular yerinde ve zamanında yapılan müdahalelerle Hasan Sabbah’ın bu çirkin emellerine geçit vermeyecektir.

Aslında, fitne virüsleri hemen her devirde çirkin yüzünü gösterip her an patlamaya hazır pimi çekilmemiş bomba gibidirler. Tabii bir yerde fitne virüsleri varsa bunun karşısında panzehir hükmünde ümmetin birliğini ve dirliğini ihya edecek rabbani âlimlerimiz ve İslami reçetelerimiz de var. Allah’a çok şükürler olsun ki her devirde fitne odaklarının emellerini boşa çıkaracak İmam-ı Gazali, İmam-ı Rabbani ve Said Nursi gibi ehlisünnet âlimlerimiz boş durmuyor. Onların varlığı Ümmet-i Muhammed’e ziyadesiyle güç veriyor zaten. Nasıl güç vermesin ki, bakın İmam-ı Gazali Hz.leri Selçukluların yürüttüğü İslam’ın ilmi siyaset ve nizamına hizmet ettiği gibi yaşadığı devirde her türlü itikadı bozmaya yönelik tüm sapkın feylesof tayfasına, her tür kargaşalığa kaynak teşkil eden müfrit Şii ve Bâtıni odaklara karşı mücadele vermiş büyük bir dehadır. O bu mücadelesiyle Hüccetü’l İslam olmayı çoktan hak etti bile. Yani İslam’ın delilidir o. Keza İmam-ı Rabbânî (k.s)’de öyledir. O da kendi döneminde vuku bulan tarikat ve şeriat çekişmelerine son vermekle hicri ikinci bin yılın müceddidi olarak gönüllerde taht kurmuştur. Derken rabbani âlimler sayesinde İslam âlemini içten içe sarsabilecek tüm fitne hareketleri alev almadan bastırılabilmiştir. İşte onların bu dikkate şayan faaliyetleri ister istemez akıllara acaba onlar mehdimidir düşüncesini de beraberinde getirir. Nitekim bu hususta Gavs-ı Bilvânisî (k.s), ikibin yılının müceddidi İmâm-ı Rabbânî (k.s) hakkında söylenilmiş bir sohbeti şöyle nakleder;

" İmâm-ı Rabbânî 'ye bir müridi demiş ki;

“ Efendim siz Mehdi misiniz?”

İmâm-ı Rabbânî de cevaben demiş ki:

"Öyle sanmıştım, amma velâkin Mehdi değilim. Çünkü ben yüzün başını geçtim, Mehdi (a.r) ise yüzün başını geçmeyecek" Gerçekten de İmam-ı Rabbânî (k.s) büyük bir zattı ve Müceddid-i Elfisani olarak ümmetin gönlünde yer edip bugün olmuş hala etkisini devam ettirmekte de.

Seyda (k.s) ise babasının dilinden İmamı Rabbanin bu sözlerini aktardıktan sonra şöyle der; “Gerçi ayet, hadis değil amma İmamı Rabbani’nin sözüdür” der. İlginçtir Seyda Hz.leri içinde Mehdi diyenler olmuştu. Nitekim 1987 yıllarda, yani muhabbet selinin dorukta olduğu yıllarda ismini şu an hatırlayamadım Horoz lakaplı bir kişi sofiler arasında sürekli Seyda Hz.lerinin Mehdi olacağını yayaraktan fitne oluşturmaya çalışmıştı. Tabii bu durum Seyda Hz.lerine bildirildiğinde ‘şayet o kişi aranıza gelirse kovun’ diyerekten fitnenin önüne geçmiştir. Ki, o zamanlar Erzurum’da öğrencilik yıllarımdı ki, maalesef Horoz taifesi Dadaş diyarına bile musallat olmuştu. Neyse ki Erzurum’da ki sofi arkadaşlar Horoz taifesinin emellerini boşa çıkartacaktır.

Peki ya Said Nursi Hz.leri? Malum, o da yaşadığı dönemde vuku bulan birtakım dinsizlik cereyanlarına karşı neşrettiği risaleleriyle ateizmin önünde çelikten zırh olmuştur. Yetmedi o pozitif ilimlerin (Fen ilimlerinin) İslam’a ters düşmediğine dair hem akli, hem de imanı deliller getirmek suretiyle Müslümanlar arasında ateizmin kol gezmesine fırsat vermemiştir. Böylece Said Nursi Hz.leri asrımıza ‘Bediüzzaman’ olarak damgasını vurmuştur.

Besbelli ki kıyamet kadar Ehlisünnet yolunun uygulayıcısı önderler var olacağı gibi onlara karşı koyan fitne kollarının başları da var olacak. Dahası umutla umutsuzluk arasında gidip gelen insanlığın kurtuluş muştularımız olacağı gibi, hak yoldan alıkoyacak haramilerde olacak, bu kaçınılmazdır. Peki, bu durumda ne yapmak gerektir derseniz, hiç kuşkusuz neyin eğri, neyin doğru olduğunu ayırt edebilecek nitelikte tek yegâne ölçümüz Kur’an ve sünnete sıkı sıkıya sarılmakla elbet. Sıkı sıkıya sarılalım ki Kur’an ve sünneti en ince ayrıntılarına kadar hıfz edip ve tatbik eden icma-i ümmet ve kıyas-ı fukaha ehlini kendimize rehber edinebilelim. İyi ki de ehlisünnet âlimlerimiz var, aksi halde fitne önderlerinin ağına düşmekten kendimizi kurtaramayabilirdik.

Evet, Rabbani âlimler bizi karanlığa düşmekten kurtarmaya vesile olan aydınlık ışık fenerlerimizdir. Sahte kurtarıcılar ise malum bizi sıratı müstakim yolundan alıkoyan haramiler olarak karşımıza çıkan fitne mümessilleridir.

Ne yazık ki Mehdi kavramından irrite olan bazı çevreler bu güzel kavramı öcü olarak takdim edip topluma dikte ettirmeye çalışmaktalar. Oysa adından anlaşılacağı üzere Mehdi kurtarıcı ve kurtuluşa erdirici manasına bir kavramdır. Ne kadar öcü kılıfıyla takdim etseler de Mehdi kavramının güzelliğine gölge düşüremeyeceklerdir. Hele Müslümanlar onu çağırdıkça o bir hayal olmayıp kader-i ilahinin bir armağanı olarak imdadımıza yetişeceğine inancımız tamda. Burada Müslümanlara düşen görev yaşadığımız hayat sürecinde istikamet üzere veya Sünnet-i Seniyye üzerine yaşamak olmalıdır. O halde bizi istikametten alıkoyacak sahte Mehdilere itibar etmeksizin fitne odaklarının çirkin heveslerini kursaklarında bırakmak en doğrusu. Bakmayın siz öyle bir takım aklı evvellerin İslam adına televizyonlara çıkıp ahkâm kesmelerine. Ahkâm kestiklerinde sanırsın ki her biri allameyi cihan, oysa bunların hepsi içi boş kuru gürültü tenekeden başka bir şey değillerdir. Zaten çıktıkları açık oturumlarda İslam’la bağdaşmayan, İslami ölçülerden uzak, hatta kadınlı erkekli karışık sunumlarla maskaralıklarını ele veriyorlar da. Oysa bir değil bin defada sunum vermiş olsalar zerre miskal Kur’an ve Sünnet-i Seniyye'den taviz verdikleri sürece asıl kurtuluşa muhtaç kendileri oldukları gerçeğini değiştirmeyecektir. Şayet öyle bol keseden atıp ahkâm kesmekle itibar kazanacağını düşünüyorlarsa bilsinler ki büyük yanılgı içerisindedirler. Kim bilir belki bir gün akılları başına gelip boş bulunduklarını kendileri de anlayacak ama o zaman da iş işten geçmiş olacaktır. Önemli olan zamanında idrak edebilmektir.

Malumunuz, vahiy Peygamberlere, ilham ise Ehlullah’a verilmiş bir lütuftur. Vahiy kesinlik ifade eden bir kelam, ilham içinse doğruluğuna yüzde yüz kesin denilemez bir kavramdır. Her kim ki bana vahiy geliyor diyorsa, biliniz ki o insanın aklından zoru var demektir. Bu tür sapkın ifadelerle kendini bilge ehliymiş gibi sunanlar, hiç kuşkunuz olmasın foyaları er geç su yüzüne çıkacaktır. Hani derler ya çekirge bir sıçrar, iki sıçrar üçüncüsünde kala kalır ya, aynen öylede bu tip sapkınların maskelerinin düştüğüne bizatihi tarihin sayfaları şahit. Kaldı ki gerçekler ne kadar saklanırsa saklanılsın güneşin balçıkla sıvanamayacağı muhakkak, sahtelikse her halükarda kendini ele veriyor zaten.

Hani sükût ikrardandır denilir ya hep, belli ki bu veciz söz boşa söylenilmemiş. Zira hakiki âlimler sık sık konuşmadıkları gibi her ortamda da bulunmazlar. Onlar konuşsalar da ayet ve hadislerden ikide bir laf olaraktan dem vurmazlar. Bakın bu hususta İsmail Çetin bir gün Gavs-ı Bilvanisi (k.s)’e şöyle sual tevdi eder:

-Niçin Gavs-ı Halim olarak ayet ve hadis demiyor, ayet ve hadislerin manasını naklederken sözünü onlara nispet ediyor ya da birçok zaman ayet ve hadislerin lafzı okunmuyor da. Çoğu kez manaları açıklanıyor, özellikle bunun sebebini istirham ediyorum.

Gavs-ı Bilvanisi şöyle cevap verir:

“-Bak Molla İsmail, Allah’ın ve Rasulullah’ın kelamı çok derin, dipsiz bir bahri amiktir. Onda yüzmek havası ümmete, müçtehitlere, kümeli evliyaya mahsustur. Bazı ayet ve hadis insanın kalıbına, bazısı ruhuna, bazısı sırrına, bazısı da hepsine ait olur. Şeriat ahkâmında, nefse müteallik olana tarikat, kalbe yönelmiş olana hal, ruha yönelmiş olana marifet, sırra yönelmiş olana hakikat yahut hakiki tevhit isim veriliyor. Bunları birbirinden tefrik etmek müşküldür. Hangi zat hangi ayet ve hadisle ne gibi şartlarla muvaffak oldu ise bu hususta o tedavi etme usulünü ona nispet ederiz. Eğer biz aklımızla bunları açıklar isek hukuklarına tecavüz etmiş oluruz. Ayrıca Allah ve Resulünden kalben kalbe intikal eden ilimler vardır. Ancak mücaz olan şeyhi mercu onu bilir. Bazıları henüz daha gizli gitmekte, bazıları söylenilmiştir. İşte söylenmiş olan kısmı söyleyene isnat etmek yine ayet ve hadise isnat gibidir. Hadiste isnat ne kadar kısa olsa o kadar kuvvetlidir. Bu ilimde ise isnat ne kadar uzun olsa o kadar faydalıdır.” (Bkz. Edeple Varış Lütufla Dönüş, S:18 1982, İsparta).

İşte Gavs-ı Bilvanisi (k.s)’ın bu müthiş akıl dolusu sözleri sahte kurtarıcıların zavallılığını ortaya koymaya yeter artar da. Sahte kurtarıcılar ayetleri kendi aklınca açıklamaya kalkıştıkları gibi, yarı çıplak giyinmiş kadınlara elini verip biat şöleni düzenlemekten yüksünmüyorlar da. Zaten haramla helali bir araya getiren meclislerden ne beklenir ki? Onlar ruh karartmaya devam ede dursunlar, bu arada Hacegan yolunda bir mürşitte en azından bulunması gereken hem şeriat, hem tarikat ilmini bitirme zorunluluğu ilkesi daha ilk baştan sahte şeyh ve sahte tarikat oluşumlarına fırsat tanımamaktadır. İşte takip edilen ehlisünnet yolundan taviz vermeme uygulamaları sayesinde gönül kapıları dolup taşmaktadır. Böylece yola koyuldukları usul ve adap zırhıyla birlikte gerçek tasavvufu kıyamete kadar devam ettirmeyi bilmişlerdir. Düşünsenize bir mürşidin irşada haiz olabilmesi için her iki ilmide bitirip icazet alması gerekiyor. Dahası bir hakikat yolcusu seyr-u sülukunu bitirmiş olsa da şeriatın 12 ilminden bihaberse halife olamıyor. Anlaşılan posta oturmak, sarık sarmak ya da cübbe giymekle âlim olunmuyor, bunların hakkını verecek ilimleri tahsil etmekle oluyor. Elbette ki sarık sarmak sünnet olmanın ötesinde âlim olmanın bir işaret sembolüdür. Dolayısıyla her sembolün içini doldurmadıkça sarık sarsan ne yazar, cübbe giysen ne yazar.

Maalesef insanlık sahte peygamberlerden, sahte mehdilerden, sahte şeyhlerden çektiğini apaçık gardını alan düşmanlarından çekmedi dersek maksadımızı aşmış sayılmayız. Derler ya, her türlü yara kapanır, ama dost yarası öyle kolay kapanmaz. Evet, bu söz çok yerinde söylenilmiş söz olup, insanlık bu tür dost sandıklarımızın üzerimizde açtığı travmalardan bir hayli yorgun ve bitap düşmüş gözüküyor. Şayet bugünde bunalım girdabına düşmemek istiyorsak İslam’ın ana caddesi hükmünde ehlisünnet yolundan ayrılmamak lazım gelir. Çünkü ehlisünnet yoluna sıkı sıkıya sarılmakla ancak tehlikelerden korunabiliriz. Bir insan olağan üstü hallerde gösterse İslam’a ve ehlisünnet çizgisine uygun yaşayış içerisinde değilse o hallerin hiçbiri işe yaramaz, hepsi istidractır. Bakın Hindistan’da bir takım nefse yönelik tatbikatlar neticesinde sipsivri çiviler üzerinde yürüyen insanları görmek mümkün, fakat bu durum onların ermişliğine işaret değildir, tam aksine sapkınlıktır. Zaten ehlisünnet yolu bu tür zuhur eden halleri keramet olarak değerlendirmeyip istidraç olarak niteler. Bu hususta Şahı Nakşibend (k.s)’e şöyle sorarlar:

-Efendim falancı adam gökte uçuyor, veli midir?

Cevaben:

-Hayır, veli değildir, çünkü kuşlarda havada uçuyor, der.

Yine sorarlar:

- Efendim falanca adamda denizde yürüyor, veli midir?

Cevaben:

-Hayır, veli değildir, zira balıklarda yüzüyor.

Tekrar sorarlar:

-Efendim falanca adamda bir burada, bir şurada, bir orada, hatta bir anda birkaç yerde aynı anda bulunabiliyor, veli midir?

Cevaben:

-Hayır, o da veli değildir, çünkü şeytanda isimi azam duasını okuduğunda biranda doğu ile batı arasında mekik dokuyabiliyor deyince merak edip bu kez şunu sordular:

Peki ya, veli kimlere denir?

Cevaben:

-Veli İslam üzerine yaşayan ve Sünnet-i Seniyye'ye ittiba edene ve istikamet üzere olana denir. Böylece sadatlar meseleye açıklık getirmiş olur.

Demek ki, en büyük keramet istikamettir. Asla olağan üstü haller göstermek ölçü değildir. Kur’an ve sünnet dairesinde olabilecek haller keramet olarak kabul görür, bunun dışında vuku bulacak haller istidraç olarak nitelenir. Bir başka ifadeyle rahmani olana itibar edilir, şeytani olana asla itibar edilmez. Bu yüzden arifler; cahil sofi şeytanın maskarasıdır derl. Madem öyle, yapacağımız amelleri ilimle taçlandırmak gerekir.

Malumunuz kıyamet alametleri sadece Mehdi'nin (a.r) zuhuru ile sınırlı değil, dahası var. Tabii pek çok alamet olunca ister istemez âlimler ihtilaf etmişlerdir. Olsun önemi yok, onların ihtilaflarında bile rahmet vardır.

Abdullah b. Ömer şöyle der: Peygamberimizden işittim şöyle buyurdu:

“Kıyametin ilk nişanı Beni Asfar’ın (sarı ırkın) çıkmasıdır. Sonra güneşin batıdan doğmasıdır.”

Muhaddisler ise:

İlk alameti doğudan duman çıkmasıdır. Sonra Deccal’ın çıkmasıdır. Bunlar kıyametin yakın nişanlarıdır. Ondan sonra Mehdi çıkar demişlerdir.

Ümmü Seleme de şunu der:

“Resulullah’tan işittim; buyurdular ki;

Mehdi, Fatıma’nın çocuklarındandır, Seyyiddir.”

Fatıma annemiz velilerin, yani Ehlibeytin annesidir. Malum olduğu üzere Seyyid’lerin ilki Hz. Hüseyin ve Hz. Hasan’dır. Ki, onlar Peygamber dizinde büyüdüler. Bu yüzden Yüce Peygamberin nazlı çiçekleri oldular. Onun için Peygamberimiz (s.a.v) bu iki seyyid kutbunu; ‘Hüseyin bendendir, bende Hüseyin’denim, Allah’ı seven Hüseyin’i sever, Hüseyin torunlardan bir torundur’ diye övgüye mazhar kılmıştır. Gerçekten de onlar yeryüzünün en nadide torunudurlar.

Ebu Said El-Hudri Mehdi konusunda şöyle der:

Peygamber (s.a.v) buyurdu: Mehdi bendendir. Ahir zamanda çıkar. Yeryüzünde adaletle hükmeder. Önce zalimler yeryüzünü zulüm ile tutmuşlardır. Mehdi ise güzellik ve adalet ile cihana yedi yıl hükmedecek.

Peygamber (s.a.v) buyurdu:

“Din bizimle başladı. Sonra yine bizimle son bulur. Sizden biriniz o zamana erişirseniz ve onun nişanlarını görürsünüz ona tabi olun. Şüphesiz Mehdi merhametlidir. Ve kendisi de rahmete mazhar olmuştur.”

Cabir b. Abdullah’da Peygamberimizin dilinden şöyle nakleder:

“Peygamber (s.a.v) buyurdu: Benden sonra on iki halife gelecek. Hepsi Kureyş kabilesinden olacaklar.”

İbn-i Kesir şunları söyledi:

“.. Onlara Hulefa-i Raşidin derler. Hasan, Hüseyin ve Ömer b. Abdülaziz onlardandır. Allah hepsinden razı olsun”

Yine nakledildiğine göre Resulü Ekrem (s.a.v):

“Şu on alamet ortaya çıkmayınca kıyamet kopmaz: Duman, Deccal, Mehdinin çıkması, Dabbetül-Arz, güneşin batıdan doğması, İsa (a.s)’in gökten inmesi, Ye’cuc ve Me’cuc’ün çıkması, Doğudan gökten yerin aşağı geçmesi, Arap adalarından birinin aşağı geçmesi, Yemenden bir ateşin çıkması ve halkı mahşer yerine sürmesi” (Envarül Aşıkın. Ahmet Bican Bedir Yayınevi,1983,S:425) diye buyurmuştur.

Keza yine nakledildiğine göre, önce Mehdi, sonra da Deccal çıkacak diyenler olmuştur. Hatta Rafızîler doğdu dedikleri halde henüz Mehdi gelmemiştir.

Bazıları Mağrib’den çıkacak, bazıları da Buhara’dan çıkacak demişlerdir.

Müslim’in Sahih’inde nakledilen rivayete göre ise Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

“Ahir zamanda otuz kişi peygamber olduklarını iddia edecekler. Halkı azıtmakta Deccal gibi davranacaklar. Hak Teâlâ onları rüsva edecektir. Zira gerçekte ahir zaman peygamberi benim, din ve erkân benimdir.” (a.g.e S.426)

Yine aynı eserin sayfalarını çevirdikçe heyecanımız daha da kat be kat artmakta, madem öyle sahifeleri çevirmeye devam edelim: Deccalın belirtisi alnında kâfir yazılı olmasıdır ve gözü kördür. Ondan sonra Allah (c.c), İsa (a.s)’ı gökten Şam’da Ümeyye Camii'nin doğusunda bulunan Minaret-ül Beyda’ya (Ak Minare) indirecektir. Sonra Hz. İsa Deccalı Kudüs’te ‘Led’ kapısında bulacak, harbe ile vurup öldürecektir. Allah (c.c), İsa'ya (a.s) kavminle Tur Dağına çık diye vahiyde bulunacak. İsa’da kavmi ile Tur-i Sina’ya çıkacaktır.

Ondan sonra Allah (c.c) Ye’cuc ve Me’cuc’ü indirecek. Ye’cüc ve Me’cuc yeryüzünde çok fitne ve fesat işleyecek. Allah (c.c) deve burnundaki kurtçuklar gibi kurtçuklar gönderecek. O kurtçuklar onları bir defada yok edecek. Ondan sonra Hz. İsa ve kavmi Tur-i Sina’dan yeryüzüne inecek. Onların leşlerinden rahatsız olacaklar. İsa (a.s) dua edecek, Allah (c.c) deveboynu gibi kuşlar gönderecek, o kuşlar onların leşlerini alıp denize atacaklar. Böylece yeryüzü arınacak, otlar ve ağaçlar bitecek, yemişler verecek.

İbn-i Kesir ise şöyle demiştir:

“ İsa (a.s) Deccalı öldürünce yeryüzü halas olup kurt koyunla yürüyecek, harabe olmuş şehirler yeniden kurulacaktır.

Peygamber (s.a.v):

İsa (a.s) gökten yere indiği zaman adalet gösterip güzellikle hükmedecek. Ne kadar put ve haç varsa kıracak, sonra İsa (a.s) Hz. Mehdi ile buluşacak. Namaz vakti olunca İsa:

-Gel ey Mehdi! Sen imam ol, namaz kılalım diyecek.

Mehdi:

-Ey İsa! Sen Peygambersin. İmam olmaya sen layıksın diyecek.

Hz. İsa’da;

-Ey Mehdi! Gel sen imam ol. Hz. Muhammed’in neslindensin, imam olmaya sen layıksın diyecek. Sonra Hz. Mehdi(a.r) imam olacak, namaz kılacaklar ve İsa (a.s) sultan olacak, yedi yıl halka hükmedecek.” (a.g.e. S:427)

Hâsılı kelam, İsa (a.s) kıyamet yaklaşınca Şam’da Ümeyye camii minaresine inecek, evlenecek ve çocukları olacak. Hz. Mehdi ile buluşacak kırk sene yayıp Medine’de vefat edip hücreyi saadete defin edilecektir. (Bkz. Peygamberler Tarihi Altıparmak, Bereket yayınevi,1980. S:851)

Şu bir gerçek, hakiki şeyh ben şuyum, ben buyum gibi enaniyet kokan cümleler sarf etmez. Nitekim Zünnûn-ı Mısrî (k.s.) öyle der; "Senin O'nu görmene perde ne arşdır, ne de kürs'dir, ne de semavat. Senin O'nu görmene perde senin benliğinin ölçüsüdür" diye beyan buyurarak kibrin çirkinliğini ortaya koymaktar. Seyyid Taha (k.s.) da Zünnûn-ı Mısrî (k.s.)’ i teyit edercesine şöyle der: Bu Tarikat-ı Nakşibendiyye yolunda asla kibir, ucub, gurur ve riya olmaz. Hem nasıl olur da bu tarikattan biri irşada çıkıp da halkı görmez ki.” Yani, Halk içinde Hak olmak esastır anlamında bir sözdür bu

Zaten gerçek şeyh ve gerçek Mehdi, ben Şeyhim ya da ben Mehdiyim demez. Gerçek Şeyh ve gerçek Mehdi’nin emareleri bellidir, bir kere yaşayışı Kur’an ve sünnet üzerine olması icab eder. Kaldı ki bir şeyhin dilinden ‘Ben’ kelimesi çıkıyorsa o ta baştan güvenirliliğini yitirmiş demektir. Kendi kendisini tarif eden ve kendi yaptığı faaliyetlerini anlatan bir kişi aslında hiçbir şey değildir. Oysa dille anlatmaya bile gerek kalmadan manevi tasarrufatla insanları irşat etmek muteberdir. Ki; bu tür irşat uygulamasının Sadat-ı Kiramın hayatında pek çok örnekler mevcut. Mesela öyle zatlar vardır ki konferanslar tertip etmediği halde, sık sık konuşmadığı halde manevi tasarrufatıyla binlerce insanı irşat edebiliyor. Bu yüzden Seyda (k.s) sadatların kıymetine vurgu yaparaktan“İş lafın zahirinde değil manevi tasarruftadır” demiştir.

Hem nasıl ki Hz. Ebu Bekir-i Sıdık (r.a) hilafeti zamanında Yemane vilayetinde Müseyleme-i Kezzab adında yalancı peygamber türediyse, haydi haydi bu zamanda da sahte şeyhlerin sahte Mehdilerin türemesi kaçınılmazdır. Şurası unutulmamalıdır ki; hakiki Allah dostlarının ve rabbani alimlerin irşatları bu tür sahteliklerin önünde panzehir hükmündedir. İnsan Hakikate giden yolda gerçeği görünce sapla samanı ayırabilecek basirete kavuşabiliyor. Kuran’a ve sünnete muhalif her hareket eninde sonunda hüsrana uğrayacağı malum. Ölçü Kur’an ve sünnet, icma-i ümmet ve kıyası fukaha olmalı. Bu engin kaynaklardan yoksun her oluşum şaibeli olmaya mahkûmdur.

Evet, Hz. Mehdi (a.r)’in birçok emareleri vardır, ama Mehdi (a.r) zuhur edince yeni bir şey getirmeyecek, mevcut İslami esaslara göre irşat edecek, yeni bir vahiy inmesi asla söz konusu değildir. Çünkü vahiy Peygamberimizden (s.a.v) sonra kesilmiştir. Dolayısıyla hiçbir kimse bana vahiy geldi iddiasında bulunamaz. İlham gelse dahi ilham kesin bilgi addedilmediği için şeriata göre amel edilir.

Velhasıl sözün özü bize “Allah Teâlâ bizi sahte kurtarıcıların şerrinden korusun” demek düşer.

Vesselam.
Selim Gürbüzer - Mehdi (r.a) - Enpolitik.com
Selim beyin "...Evet, Hz. Mehdi (a.r)’in birçok emareleri vardır, ama Mehdi (a.r) zuhur edince yeni bir şey getirmeyecek, mevcut İslami esaslara göre irşat edecek, yeni bir vahiy inmesi asla söz konusu değildir.." cümlesine kısmen katılmıyorum. Mehdi unutulan/uygulanmayan islami esasları hayata geçirecek ve buna göre hüküm verecektir. Önemli olan burasıdır. Çok alimlerin başı gövdesinden ayrılacaktır. Bu konuda İmam Rabbani hazretlerinin 255. mektubunda belirttiği gibi "...hazret-i Mehdî, hükûmet sürdüğü zemân, dîni yayarken ve sünneti diriltirken, bid’at işlemeğe alışmış olan Medînedeki âlim, bid’ati güzel sandığı ve ibâdet olarak yapdığı için, hazret-i Mehdînin emrlerine şaşarak, (Bu adam, bizim dînimizi yok etdi ve milletimizi öldürdü) diyecekdir..." Yani öncelikle kıyamet mevcut "alim"lerin başına kopacaktır da denebilir.



merak edenler için ilgili mektup:

255. MEKTUP

Bu mektûb, molla Muhammed Tâhir-i Lâhorîye yazılmışdır. Sünnet-i seniyyeyi her yere yaymağı ve bid’atleri yok etmek lâzım olduğunu bildirmekdedir:

Allahü teâlâya hamd olsun ve Onun seçdiği sevdiği iyi insanlara selâm olsun! Hâfız Behâeddîn ile göndermiş olduğunuz kıymetli mektûb geldi. Bizleri çok sevindirdi. Ne büyük ni’metdir ki, yanınızda olanlar ve sevdikleriniz, bütün gücleri ile, Resûlullahın sünnetlerinden bir sünneti diriltmeğe çalışmakdadırlar ve bütün varlıkları ile, kötü ve beğenilmeyen bid’atlerden bir bid’ati yok etmeğe uğraşmakdadırlar. Sünnet ile bid’at, birbirlerinin zıddıdır, tersidir. Birinin bulunduğu yerde, ikincisi bulunamaz, gider. Birini diriltmek, ötekini yok etmekdir. Sünneti diriltmek, bid’ati yok eder. Bid’ati diriltmek de, sünneti yok eder. İster hasene, ya’nî güzel desinler, ister seyyie, çirkin desinler, her bid’at, sünneti yok eder. Belki, bir bakımdan güzel denilmiş olabilir. Hiçbir bid’atin kendisi güzel olamaz. Çünki Allahü teâlâ, sünnetlerin hepsini beğenir. Sünnetlerin zıddı ise, şeytânın beğendiği şeylerdir. Bugün, bid’atler, her yere yayılmış olduğundan, bu sözümüz çok kimseye ağır gelir. Fekat, âhıretde, hangimizin doğru olduğunu anlıyacaklardır. İşitdiğimize göre, hazret-i Mehdî, hükûmet sürdüğü zemân, dîni yayarken ve sünneti diriltirken, bid’at işlemeğe alışmış olan Medînedeki âlim, bid’ati güzel sandığı ve ibâdet olarak yapdığı için, hazret-i Mehdînin emrlerine şaşarak, (Bu adam, bizim dînimizi yok etdi ve milletimizi öldürdü) diyecekdir. Hazret-i Mehdî “rahmetullahi aleyh” bu âlimi öldürecekdir. Onun güzel sandığı bid’atin, kötü olduğunu bildirecekdir. Bu, Allahü teâlânın ni’metidir. Dilediğine verir. Onun ihsânı çokdur. Size ve yanınızda olanlara selâm ederim. Çok unutkan oldum. Mektûbunuzu kime verdiğimi hâtırlıyamıyorum. Süâllerinize cevâb veremediğim için afvınızı dilerim. Meyân şeyh Ahmed-i Garmelî, sevdiklerimizdendir. Size yakındır. Kendisine teveccüh buyurunuz!


255. MEKTUP - mektubatirabbani
 
Üst