Malcolm X | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Malcolm X

Ahter

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eki 2009
Mesajlar
5,252
Puanları
0
Malcolm X’in vurulduğu yerde



Biliyorum, bambaşka sebeplerle gittim ABD'ye geçen yazın başında, davet edildiğim konferans vardı, yan programlar, söyleşiler olacaktı. Ama daha daveti alır almaz benim aklıma gelen Harlem oldu, Malcolm X oldu. Doğuştan getirdiğimiz nitelikler, çevre etkisi, içine doğduğumuz zaman... Zindanlarımız, aynı zamanda kurtuluşumuz olabilecek bağlamlar; Malcolm X işte bu dersi öğretmeye devam ediyor.


Toplantılar, söyleşiler, paneller; New York'tayım nihayet. SOHO'da dolaştım, Modern Sanatlar Müzesi'nde sayısız tablonun orjinalini gördüm, seküler ve pagan gezginler ve sanatçıların sembolik mabedi Kırmızı Merdivenler'in etrafında neler olduğunu anlamayı denedim, Central Park'ta 'Antigone New York'ta oyununun kahramanı Anita'nın izlerini aradım, 5. Cadde'de adım adım Çavdar Tarlasında Çocuklar'ın kahramanını genç yaşta elden ayaktan düşürten duyguların kökenini anlamaya çalıştım, Strand kitabevinde notlar aldım, dünyanın en şaşırtıcı binalarından biri olan.yavyan Flatiron etrafında dolandım bir baş dönmesiyle, Kemal Birtek'le birlikte Chinetown'da şehit Furkan'ın babası Ahmet Doğan Bey ve Elmadağ Hukuk Bürosu'nun idealist avukatlarıyla Mavi Marmara davası bağlamında süren bir toplantıya bile katıldım.


Her şehri bazen bir, bazen birkaç isimle tanır ya da tanımak istersiniz. Her adım ilk isme yaklaşmaya doğru bir başlangıç gibiydi. Brooklyn'le Manhattan arasında gidip geliyordum. Islah edilmiş semtlerin manzaralarını kahramanlarını argo ve küfürle dokuyarak yöneten Hubert Selby Jr. gözüyle taramaya çalışıyorum boşu boşuna. Semte çekidüzen verilmeye çalışıldı 1970'lerde, uç görünümler törpülendi sözde, yine de siyahilere karşı ırkçı tutumun sürdüğünü söyledi evsahiplerim. Metroda siyahi berduşun iki yanındaki koltuk da boş kaldı uzun zaman. Bir durakta bir siyahi kadın girdi ve İncil'den pasajlar okuyarak insanları affa ve bağışa davet etti.


Durumları ölümden de beter sayıldığı halde hâlâ nefes aldıkları için şükretmeleri beklenen yığınlara çöplük niye lâyık görülmesin? Her işin başı mağaraya çevrilen konutlar, sokaklar. TOKİ bu nedenle Matt Tauber'in yönettiği, sosyal konut denilen üretimin aceleye getirilemeyeceğini anlatan 2006 yapımı "The Architect" filmini izlemeli diye yazdım bir iki kez. Gerçek hayatta da ıslah, yoğun bir kentsel dönüşüm seferberliğiyle gerçekleşti Bronx'ta, Harlem'de.... Yıkılan sadece yıkılması gereken değildi. Acele etmek ve ucuza getirmek gerekiyordu çünkü. Brooklyn'de ise ıslah faaliyeti ardında tahtakuruları tarafından istila edilmiş evlerde hissedilebilecek kesif bir koku bıraktı. (Tahtakurusu hâlâ etkisini koruyan bir tehdit semtte, caddede giderken birden önünüze tahtakurusu işgâli nedeniyle dışarı atılmış bir yatak çıkıyor kaldırımda.) Yüzeysel bir şekilde sürdürülen ıslahın kokusu bu... Malcolm çoktan şehit olmuştu o tarihlerde.


Şehit edildiği konferans salonunda belgesel çekimi için çalışan bir ekibin dışında kimse yoktu. Hatice ile panoların önünde dolaşarak Malcolm'un mücadelesinden damıtılan cümleleri okuduk. Nihayet boş salonda bir sandalyede oturdum ve onun derin iç dünyasını etkileyici bir şekilde dışa vuran sesini duymaya çalıştım. Mekan geçen yıllar içinde restore edilmiş, duvarlarda boydan boya resimlerle kaplı, ayrıca panolarla bir Malcolm X'i anlama galerisi oluşturulmuş. Sesini duyuyorum işte, Ruanda kadar uzak, Guantanomo kadar yakından, ancak derinlerden geliyor...



Harlem evleri, köpükten pastadan yoğunluktan yoksun masal evlerini andırıyor

Her mazlumun aynadaki simasının derinliklerinde de fırsatlara yenik düşmeye hazır bir zalimin gölgesi pusuda bekliyor. O ise diyor ki, öyleyse kişileri putlaştırmaktan uzak durmak gerek; bu, Elijah Muhammed'in başını alıp giderken bir ucuyla siyahi ırkçılığa bulaşmaya başlayan aşırı yorumuna karşı bir uyarı...

Ve diyor ki özeleştiriyi de sürdürmek gerek, özeleştiriyle ilerleyen hayat, kendi kendini yeniden var etmenin, kendini doğurmanın da bir yolu. O Harlem'de doğdu, yazgısı belirliydi neredeyse, uyuşturucu kullanmakla kalmaz satardı, diplere kadar vurması beklenirdi. Öyle de oldu, ama bir yerde geri dönmesi mukadderdi besbelli, bunu hakedecek sebepleri vardı, onu yeni bir başlangıça, insanlığın kardeşliğine inandıran ayetlere tutunarak yüzeye çıkmayı başardı, yücelere tırmanmayı sürdürdü.
Çünkü, diyor, siyahın ve beyazın kardeşliğine ikna oldum. Langston Hughes'in Dixie'de uzayıp giden yolu gibi sayısız yol vardı oysa bildiği, darağacında sallanıyordu insanlar, apaçık yakılıyordu genç adamlar, keyifli/cool duruşlu seyircilerin ortasında; fotoğrafı lise yıllarında Edip Cansever'in bir şiir kitabında görmüştüm.


Onun yolu ise Medrese-i Yusufiye'den geçerek Mekke'ye uzanacaktı; daha fazla batamayacağına ikna olduğu yerde. Adaletsiz bir dünyadan intikamını kendini tahrip ederek almanın sınırı, hücresiydi. İçkiyle, sigarayla, uyuşturucuyla kendini imhaya çalışan, hiç doğmamış olmayı dileyecek kadar hayattan usandırılmış gençlere kötü alışkanlıklardan uzak durmalarını sağlayacak reçeteler sundu. Kendisi yaşamıştı, ahkâm kesmiyordu, başka bir yol vardı, bir başka türlü insan sevgisi, ırkçılığa ulaşmayan, ırkları hiyerarşik bir şekilde tasnif etmeyen...
Şimdi Harlem'de, 118. Cadde'de ilerliyoruz Marshall Berman'a mimarı Moses için Allen Ginsberg'in "Kimdi o sfenks, çimento ve alimunyumdan" şeklindeki mısraları yakıştırmasının sebebi olan kentsel dönüşümle malûl mahallelerden birinde. Bizi sakındırmaya çalıştıkları tehlikeler ya gecede, ya da arka sokaklarda. Hatice Akıncı Yılmaz ile bunu konuşuyoruz: Hem siyahiler hem de Hispanikler genell'kle başörtüsüne saygı duyuyorlar.
Malcolm X Camisi kapalıydı, caddede ilerleyerek fotoğraf çekmeye devam ettik. Kentsel dönüşümün terbiyesinden geçmiş binalar bir örnek pastel renkleri ve silik, masallardaki pastadan evleri andıran ifadeleriyle gerçek dışı görünüyorlardı.


Bir rür ruhsuzlukla gelen cansızlık bu, renklerin bile canı yok, hani, kıymetli eşyayı korusun diye kullanılan köpük misali yoğunluktan yoksun duruyorlar; öyle ifade edebilirim. Geçmişin şehri istila etmesinden korkulan köşelerini bucaklarını imha ederken, insanlara hâlâ dayanma ve direnme gücü veren birşeyleri koruyan özellikli dokusunu da ortadan kaldırıyorsunuz. Onun artık suç işlemeyeceğine dair bir garanti duygusu, silinmiş Afrika geçmişi üzerine bir de Harlem geçmişinin imhasıyla mümkün olacak. Alice Warker'ın metinlerinin önünde ve yanında dile gelen sayısız yitimin hesabını kim verecek?..
Malcolm X Kültür Merkezi de yaralı bir yapı.

Geniş bina Malcolm'dan sonra içine düşülen kaosta kendi haline terkedilirken adeta harabeye dönüşmüş, derken California Üniversitesi tarafından satın alınmış, yükselen tepkiler üzerine nihayet geriye alınmaya çalışıldığında ise bölünmüş olarak geçmiş ele. Malcolm'un şehit olduğunda 800-900 kişiye konuşma yaptığı konferans salonu, geriye alınan bölümde yer alıyor tabii.

Merkezin önünde kapıların açılmasını beklerken Nijeryalı Eric'le tanıştık. O Hristiyan, bir bölümü kültür merkezini konu alan ırkçılığı irdeleyen bir belgesel için orada.


Müslüman olmasının Malcolm'a verdiği değeri asla etkilemeyeceğini, onun bütün Afrika kökenliler için büyük öneme sahip olduğunu, Malcolm'un siyahi halklara gurur ve özgüven, birlik ve ideal şuuru kazandırdığını söylüyor bir solukta. Biz de ona Malcolm'un mirasının sadece siyah ırka mal edilemeyeceğini söylüyoruz. Hak veriyor.


Malcolm'un Hac ziyaretinin ardından verdiği kardeşlik mesajlarını apayrı bir dikkatle okuduğunu gözlemliyorum Eric'in, konferans salonunda.


Harlem, kötülüklerin gönderildiği ada, yerini uzak diyarların bombardımanlarla ıslahına çalışılan adreslerine terkederek masalların pasta semtlerine benzetilmeye çalışıldı. Semtin örtbas edilmiş kimliğinde iyiliğe açılan yolların ulaştığı seviyeyi kavramak için Malcolm X mescidine, Malcolm X Kültür Merkezi'ne uğramalısınız. Onun gerçek üstü gelen atmosferini ellerinizle tutabilmek için ise Malcolm'un hayat hikayesini ve mücadelesini yeniden öğrenmeniz gerek, kendi anlatımından...


Katıldığım toplantılardan birinde tanıdığım Afro-Amerikan İmam Şair'in şu eleştirisiyle bütünleşiyor izlenimim nihayet: "Otuz kırk yıl önce şöyle bir kural vardı, biz Afro-Amerikalılar her yerde arka taraflarda otururduk, orta ya da ön sıralarda değil. Sonra Müslüman olduk ve bu sefer de gittiğimiz camilerde arka taraflarda oıturmamız bekleniyor."

Aşırıyorum mu, emin değilim. Ancak Malcolm X'i uzaktan uzağa sevmekle yetindiğimize dair bir sitemi daha sonra İkra Camii imamı imamı Halil Abdur-Raşit de kendisiyle yaptığım –bu sitede yayınlanan- söyleşide dile getirecekti.




Adına faaliyet gösteren kültür merkezinin konferans salonunda Malcolm X'in şehit edildiği yer; üçgen çitle çevrili


Cihan Aktaş
 

Ahter

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eki 2009
Mesajlar
5,252
Puanları
0


Amerika, İslam'ı anlamaya muhtaç. Çünkü bu din, ırk sorununu söküp atan dindir.
 

spesifik

'ana hura!!
İhvan Üyesi
Katılım
18 Ağu 2007
Mesajlar
24,326
Puanları
113
Bataklıktan önderliğe, ırkçılıktan şehadete bir şubat şehidi:Malcolm X
Şehid El Hac Melik Şahbaz Malcolm X'in hayat hikâyesinin başlangıcına İstanbul'un Tarlabaşı, Aksaray ve başka metropollerin semtlerinde rastlamak için araştırmacı olmaya gerek yok. Oradaki Malcolm'lar, Şehid El Hac Melik Şahbaz'dan habersiz, bir bataklık içinde tepiniyor, kendi suçlarını halklarının uğradığı haksızlıklar içinde meşrulaştırmaya çalışıyor.
ABDULKADİR TURAN / DOĞRUHABER / ANALİZ
“Gelecek, bugünden ona hazırlananlara aittir.”
“Irkçılık olmadan kapitalizm de olmaz.”
“Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.”
“En iyi nasihat, iyi örnek olmaktır.
Ben bir Amerikan rüyası görmüyorum, benim gördüğüm bir Amerikan kâbusu.”
Bundan 60-70 yıl önce söylenmiş bu marifet yüklü sözler kime ait olabilir? Bir hırsıza, bir sokak çocuğuna, bir kötülük çetesi mensubuna aittir, dense aklı başında kaç kişi buna inanır? Kaç kişi hayret etmez?
Ama İslam'dır bu. Helvadan put yapan Ömer'i alır, adaletin, hikmetin simgelerinden biri yapar. Bilal'i taş taşımaktan alır, yeryüzünün en mukaddes yapısına, Ka'be'ye çıkarır, yol kesici Ebu Zer'i alır, özgürlük simgesi, sosyal adalet simgesi yapar.
Malcolm X'i anlamak için Hz. Ömer'i, Hz. Bilal'i, Hz. Ebu Zer'i (Allah, hepsinden razı olsun) bilmek gerek. Onların dönüşüm hikâyesi, onlardaki şahsiyet inşası öyküsü, onlardaki yükseliş destanı bilinirse Malcolm'un El Hac Melik Şahbaz'a dönüşüm hikâyesi, ondaki şahsiyet inşası öyküsü, yükseliş destanı da anlaşılır.
“İşittik ve itaat ettik” demeseydi Ömer, Mekkeli herkes gibi yaşayıp ölecekti. Bilal, her köle gibi bir köle, Ebu Zer her yol kesici gibi bir yol kesici...

İslam, fert ve toplumlar için bir yükseliş yoludur. Kendisini ona adayana vefasızlık etmez. Onu aziz kılar. Malcolm, bir sokak çocuğu, bugün için İstanbul Tarlabaşı'nda yaşayan pek çok Kürt çocuğu gibi bir hırsız, başıboş bir çete mensubu... Arada bir çetecilik eğilimi ile Siyahilerin uğradığı haksızlıklar arasında bir örtüşme gören, hırsızlığını, çeteciliğini Siyahîlerin uğradığı haksızlıklar üzerinden meşrulaştırmaya (doğru görmeye) meyleden bir çocuk...
O günlerdeki yaşam tarzı Amerika için tam istenilen bir yaşam tarzıydı: Düşük bir yaşam... Egemen güçlerin, zalimlerin; zayıfların enerjilerini boşalttıkları bir bataklık... Onlar, o bataklıkta tepinirken zalimler zulümlerini sürdürme yolu bulur. Tağutlar, bunun için bataklıklar üretirler. O bataklıklar üzerinden kötülükle mücadele ediyormuş görünümü verirken zulümlerini perçinleme imkanı bulurlar.
Malcolm, o bataklıktan kurtulmak isterken, kendisine Müslüman diyen bir Siyahî ırkçı oldu. Bütün Beyazları “Şeytan”, bütün Siyahları “mazlum” görüyordu. Onun için “iyi” ve “kötü” olmak bir renk meselesiydi. Farkında değildi ama aslında kendisine zulmeden Beyazlar da onun gibi düşünüyordu. Onlarla aynı dindendi, sadece kampı farklıydı.
Malcolm'un bu hayat devresi Amerika için sadece bir endişe kaynağıydı. Kontrol altına alınabilir bir endişe ki kontrol edilebilir her endişe küçüktür.

Sonra Malcolm, bütün kirlerinden arınarak tam bir Müslüman oldu. Müslüman olunca Amerika için dört dörtlük bir korkuya, bir fobiye dönüştü. O varken zalimlerin işinin yolunda gitmediği, imha edilmeden zalimler için rahat bir uykunun mümkün olmadığı bir korku hatta bir canavar…
Malcolm, bir çete iken eline bir kelepçe vurularak etkisizleştirilecek bir belaydı. Kelepçe ile önüne geçilebilecek her bela küçüktür. Malcolm, milliyetçiyken fikriyattan yoksun, yolunu bilmez bir şaşkındı. Şaşkınlar, kendilerine zarar verir; düşmanlarını ancak uyandırır ve güçlendirirdi.
Malcolm, Müslüman olunca ahmaklıktan ve şaşkınlıktan kurtuldu; hedefini bilen bir önder olarak öne çıktı. Hedefini bilen bir önderi dinleyecek bir kitle varsa zalimlerin vay haline?
BATAKLIKTAN ÖNDERLİĞE
Malcolm, 19 Mayıs 1925'te yoksul bir Siyahî ailenin yedi çocuğunun dördüncüsü olarak doğdu. Daha 6 yaşındayken babası vefat etti. Resmi kayıtlara göre bir tramvay kazasında ölmüştü. Malcolm'un annesine göre ise o çeteler tarafından öldürülmüştü.

Amerika'da bir Siyahi olarak yedi çocuğa bakan bir kadın olmak... Önce sigorta şirketi, intihara kalkıştığını iddia ederek aylığını kesti, sonra evlenmek istediği adam onu yüz üstü bırakıp kaçtı. Malcolm'un annesi bu ağır yükün altından kalkamadı, kocasının öldürülmesinden yedi yıl sonra, Malcolm 13 yaşında iken akıl hastanesine kaldırıldı. Malcolm ve kardeşleri ondan alındı, ayrı ayrı koruyucu ailelere verildi ve ancak 24 yıl sonra Malcolm ve kardeşlerinin çabasıyla akıl hastanesinden taburcu edilebildi.
Malcolm, avukat olmak istiyordu. Ancak beyaz bir öğretmen onu hedefinden vazgeçirdi. Malcolm, sokağa düştü; çeteciliğe başladı. Her tür kötülüğe bulaşan bir çete... (Cezaevinde iken zaman zaman hastane yolunda veya sesimi duyan koğuşlardaki adli mahkûmlara sorardım: Dosyan? “Aklına kötülük adına ne gelirse hepsi var abi” diye cevap verirlerdi. Herhalde öyle çete mensuplarından bir çete mensubu ve hatta lideriydi Malcolm.)

Malcolm, 1946'da pek çok benzeri gibi hırsızlık suçundan cezaevine düştü; cezaevi, ona heyecanını tefekkürle buluşturma imkânı verdi, zalimler suyu kanalizasyonlarından akan bataklıklarında tepindirdikleri Malcolm'u cezaevinde bitirmek, ona başı, ortası, sonu kötü bir hayat hikâyesini kefen yapıp giydirmek istiyorlardı. Malcolm, tefekkür etti, irade sahibi olduğunu, insan olarak seçme hürriyetine sahip olduğunu, “Hayır!” demenin hırsızlıktan başka bir yolun olduğunu öğrendi, “La” dedi, yolunu kendisi seçti. Ama zalimlerin oyun içinde oyunları vardır. Doğal ve temiz bir yaşam için ormanları yok eder, kentlerde apartman aralarında küçük parklar yaparlar. İnsanların doğal yaşam özlemini o küçük parklarda söndürürler, onun bir talebe dönüşmesini engellerler.
Elijah Muhammed Hareketi... Gerçeğini Allah bilir ama eldeki verilere göre, böyle bir parklardan bir parktı. Mazlumun özleminin bir talebe dönüşmesini engelleyecek ve zalim su vermediğinde kuruyacak yapay bir alan...
Malcolm, kurtulmak isterken oraya düşmüştü. Bataklıktan iyiydi elbette. Ama gizli bir zindandı orası. Malcolm ise daha rahat bir zindanı değil, gerçek bir hürriyeti arıyordu...
Elijah grubu içinde kısa bir sürede yükseldi. Önderlik kabiliyeti ve hatipliği ile kısa bir sürede Elijah grubunun önderleri arasında yer aldı. O artık görünüş itibariyle tam bir Siyahi ırkçıydı. Elijah'ın “İslam Ümmeti” grubu içinde bir ırkçı... “Kimsin, senin buraya gelmeden önce bir adın vardı, Beyaz sana burada Zenci dedi, sen beyaz olmadan önce ne idin ve neredeydin?” diyerek Siyahilere köklerini hatırlatıyor. Siyahîleri etkiliyor ancak onlardan etkili bir hareket, Amerika için endişeyi aşıp korkuya dönüşecek bir aksiyon meydana getirecek bir hürriyetten yoksun, yapay, kontrol edilebilir bir hareket...

1957'de Johnson Hinton adlı bir Siyahi polisler tarafından dövülmesi olayı, Malcolm ‘un Siyahiler üzerinde etkili bir lidere dönüştüğünü ispatladı. Malcolm, gözetim altına alındı ve Amerikan istihbaratının sürekli takip ettiği kişilerden oldu.
Malcolm, henüz yarı yoldaydı. Pek çok Siyahi gibi “Beyazlar Şeytandır” diyordu. Amerika bu söylemden endişe duyuyor ama korkmuyordu.
Siyahiler içindeki ünü arttıkça Malcolm, basının da ilgisini çekti; sesi duyuldu, 1960 Eylül'ünde New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun Afrikalı milletler hakkındaki resmi toplantılarına davet edildi. Küba lideri Fidel Castro bile onunla görüşme talebinde bulundu ve onu Küba'ya davet etti.
Malcolm, Amerika'da kaldı, Siyahilere Müslüman kimlikli bir ırkçı olarak seslenmeye devam etti. Elijah'ın İslam Ümmeti grubu onun konuşmaları ile mensuplarını günden güne artırdı. Ancak 1963'teki Başkan Kennedy suikastı, Elijah grubunun bağımlılığını, yapaylığını ve gerçek hürriyeti arayanların talepleri ile örtüşmediğini teşhir etti. Malcolm, Newyork Times'te çıkan habere göre katledilen Siyahi kızları hatırlatmış, suikast için “tavukların eve tünemesi” demişti. Oysa Elijah grubu, Kennedy ailesine başsağlığı dilemiş ve hatiplerine konu ile ilgili konuşmalarını yasaklamıştı. Malcolm, hareket tarafından 90 gün hatiplik yapmama cezasına çarpıtıldı.
Elijah, yıpranmıştı ve Malcolm'un gördüğü ilgiden rahatsızdı. Malcolm da hareketten kuşkulanmış ve 8 Mart 1964'te resmen ayrılmıştı. Bir ay sonra, Nisan'da kız kardeşinden aldığı maddi destekle Hac yolculuğuna çıktı, Cidde'ye vardı. Mekke'ye gitmek istiyordu. Müslüman olmayabileceği gerekçesiyle bekletildi. Ancak araya Suudi prensleri, içinde olumlu bir hayat hikâyesine sahip olan, Kudüs duyarlılığı ve dünya Müslümanlarına sağladığı katkı ile bilinen, kral olunca katledilen Faysal ondan haberdar oldu. Malcolm, devletin resmi konuğu olarak ağırlandı, ona hürmet edildi ve Hac ibadetini huşu içinde yapması için yardımcı olundu. Prens Faysal, bizzat da onunla görüştü, ona İslam kardeşliğini hissettirdi.
IRKÇILIKTAN ŞEHADETE
Bu ne garip alemdi! Siyah-Beyaz, zengin-yoksul herkes o hacim olarak küçük, mana olarak büyük evin etrafında Allah'ın kulu olma ortak vasfında eşitlenerek dönüyor, aynı dairenin bir noktasını teşkil ediyordu…

Malcolm'un zihin dünyası alt üst olmuştu, o artık bir ırkçı değildi, kurtuluşu bir ırka karşı başka bir ırkı desteklemekte değil, bütüncül bir hürriyette, bütün ırkların kurtuluşunda, İslam'da buluyordu. Artık o, tam anlamıyla Müslüman bir önderdi. Amerika'da bir Müslüman cemaat inşa edip İslam davetini büyütmek istiyordu. Hacdan döndükten sonra aynı yılın Kasım ayında Afrika turuna çıktı, pek çok haber ajansına demeçler verdi, Cezayir, Fas radyolarında konuşmalar yaptı. Ardından Avrupa turuna çıktı. İngiltere ve Fransa'da konuşmalar yaptı. Oxford'da yapılan bir münazaraya katıldı, münazara BBC tarafından canlı yayınlandı. Amerika'ya döndü, üniversite öğrencilerinin en çok davet ettiği kişilerden oldu ve Amerika için artık dayanılmaz bir şahsiyete, bir fobiye dönüştü. Malcolm'un daveti, Amerika'nın Siyahi problemi ve kapitalizm zulmü altındaki kitlelerine ulaşınca bunun bir Amerikan dönüşmesi çok zaman almazdı: Kapitalist ve ırkçı konforun devam etmesi için Malcolm, yaşatılmamalıydı.
Amerika, bunu kendi öz elleriyle yapacak değildi, elbette. Bu kadar değerli bir suikast, Müslüman kimlikli birine yaptırılmalı, olaya Müslümanlar arası çatışma süsü verilmeliydi.
9 Temmuz 1965'te, Elijah'ın sözde yardımcısı ve sonradan FBI ajanı olduğu ortaya çıkan John Ali, “Elijah Muhammed'e karşı gelen, hayatını tehlikeye atmış olur” dedi. 4 Kasımda, hareket tarafından yayınlanan gazetede “Malcolm gibi bir adam ölümü hak eder” sözüne yer verildi. Tehditler büyüyor, Malcolm boyun eğmiyor, evini silahla koruduğuna dair resimlerini basına veriyordu. Malcolm, 21 Şubat 1965'te 400 kişilik bir salonda konuşma yapmaya hazırlanırken 21 kurşunla vuruldu, o kurşunlarla şahadete ulaştı. Malcolm, o ana kadar sadece Amerikan Müslümanları için bir liderdi, yüce Allah ona şahadet nasip ederek onu manen yükseltti ve onu dünya Müslümanlarının önderleri arasına terfi etti.
Malcolm'u kim vurdu? Malcolm, “İster mermi kullansın, ister oy pusulası, insan iyi nişan almalı. Kuklayı değil, kuklacıyı vurmalı” diyordu. Onu vuranlar görünürde Elijah grubuydu. Ancka suikasttan dolayı tutuklananlardan sadece bir kişi suçunu itiraf etti, diğer iki kişi masum olduklarını söylediler. Suçsuz olduğunu söyleyenlerden Muhammed Bin Abdülaziz cezaevinde ve sonrasında güzel bir İslamî yaşama yöneldi. 1985'te cezaevinden çıktı, 2009'da vefat etti.
Şehid El Hac Melik Şahbaz Malcolm X'in hayat hikâyesinin başlangıcına İstanbul'un Tarlabaşı, Aksaray ve başka metropollerin semtlerinde rastlamak için araştırmacı olmaya gerek yok.

Oradaki Malcolmlar Şehid El Hac Melik Şahbaz'dan habersiz, bir bataklık içinde tepiniyor, kendi suçlarını halklarının uğradığı haksızlıklar içinde meşrulaştırmaya çalışıyor.
 
Üst