Mahmut Esat Bozkurt Kimdir? | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Mahmut Esat Bozkurt Kimdir?

AynAlı

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
16 May 2007
Mesajlar
8,728
Puanları
0
Mahmut Esat Bozkurt

Vikipedi


Mahmut Esat Bozkurt (1920)


Mahmut Esat Bozkurt (1892 Kuşadası - 21 Aralık 1943 İstanbul) Atatürk'ün yakın çalışma arkadaşlarından ve döneminin genç Türkiye Cumhuriyeti'nin hukuki temellerinin atılmasında büyük katkılarda bulunmuş bir devlet adamıdır.
1892'de o dönemde İzmir'e bağlı bir kaza olan Kuşadası'nda doğdu. Babası Kuşadası'nın ilerigelen ailelerinden Hacımahmutoğulları'ndan Hasan Bey’dir. İki yıl İzmir İdadisi'nde okuduktan sonra, II. Abdülhamit yönetimine karşı mücadeleye katılan dayısı Ubeydullah Efendi ile birlikte İstanbul'a gitti.
1911'de İstanbul Hukuk Mektebi'nden mezun olan Mahmut Esat Bozkurt, İsviçre'de Lozan ve Freiburg üniversitelerinde öğrenim gördü ve kapitülasyonlar konusunda doktora yaptı. İzmir'in Yunanlılar tarafından işgalinden sonra Kurtuluş Savaşı'na katılmak üzere yurda döndü ve Ege Bölgesi'nde Kuvayı Milliye teşkilatının içinde yer alarak, önemli yararlıklar gösterdi.
TBMM 1. Dönem inde İzmir'den milletvekili olarak Meclis'e girdi. Meclis'te Anayasa Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu'nda çalıştı. 12 Temmuz 1922'de Rauf Bey'in (Rauf Orbay) başkanı olduğu IV. İcra Vekilleri Heyeti'nde (12 Temmuz 1922 - 4 Ağustos 1923) İktisat Vekilliği'ne seçildi.
11 Ağustos 1923'de başlayan TBMM 2. Dönem'de İzmir'den tekrar milletvekili seçildi. Ali Fethi Bey'in (Ali Fethi Okyar) başkanlığında kurulan V. İcra Vekilleri Heyeti'nde (14 Ağustos 1923- 27 Kasım 1923), ikinci kez İktisat Vekilliği'ne seçildi. (O dönemde herbir kabine üyesi ayrı ayrı TBMM oylamasından geçmekteydi)
20 Nisan 1924'te kabul edilen Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nun (Anayasa) hazırlayıcıları arasında yer alan Mahmut Esat Bozkurt, 22 Kasım 1924'de Ali Fethi Bey'in 3. hükümetinde Adliye Vekilliği'ne atandı. 5 Kasım 1925'te Ankara Hukuk Mektebi'nin açılmasında büyük payı oldu.
Bozkurt, 3. ve 4. İsmet İnönü Hükümetlerinde (4. Hükümet ve 5. Hükümet; 3 Mart 1925 - 1 Kasım 1927) de Adliye Vekili olarak görev yaptı. Türk Medeni Kanunu (17 Şubat 1926), Türk Ceza Kanunu (1 Mart 1926), Kabotaj Kanunu (19 Nisan 1926), Borçlar Kanunu (22 Nisan 1926), Ticaret Kanunu (29 Mayıs 1926), Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu (18 Haziran 1926) gibi Türkiye Cumhuriyeti hukuk sisteminin temel yasaları, Mahmut Esat Bozkurt'un Adliye Vekilliği döneminde hazırlandı ve yürürlüğe girdi.
Cumhuriyet tarihinde Bozkurt-Lotus vakası olarak adlandırılan, Bozkurt adlı Türk gemisiyle Lotus adlı Fransız gemisinin 2 Ağustos 1926'da Ege Denizi'de çarpışması nedeniyle iki ülke arasında çıkan anlaşmazlıkta Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni Lahey Uluslararası Adalet Divanı'nda temsil etti. (1927). Bu dava, tarihçiler tarafından, Türk hukukunun ve adalet örgütünün kapitülasyonlar dönemini geride bırakarak insan ve egemenlik haklarına dayalı çağdaş hukuk düzeyine yükseldiğinin bir simgesi olarak değerlendirilmektedir.
1934'de Soyadı Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle 'Bozkurt' soyadını alan Mahmut Esat Bey, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde Anayasa ve Devletler Hukuku profesörlüğü de yaptı. (Bozkurt soy adını Esat beye bizzat M.Kemal Atatürk vermiştir.)
21 Aralık 1943'de beyin kanaması sonucu İstanbul'da ölen Mahmut Esat Bozkurt, TBMM'de 1. Dönemden ölümüne kadar sürekli İzmir Milletvekili olarak görev yaptı.
Bozkurt'un 1926 yılında kaleme almış olduğu Medeni Kanun Genel Gerekçesi'nin (Esbabı Mucibe Layihası), 2001 TBMM'sinde sebebiyet verdiği tartışmalar nedeniyle ismi bir kez daha gündemde yer etmiştir.


Mahmut Esat Bozkurt'tun Fikirleri



"Türk, bu ülkenin yegane efendisi, yegane sahibidir. Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır; hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı. dost ve düşman, hatta dağlar bu hakikati böyle bilsinler!"
"Saati çalınca ölümü, bir dost kucaklar gibi kucaklamak, büyük davaların ardı sıra koşan ihtilâlciler için kaçınılmaz bir zorunluktur." Mahmut Esat Bozkurt
"Ölümden korkmamak, ihtilâle başarı sağlayan büyük hasletlerdendir. Bununla beraber, asıl olan ölmek değil, gerekirse hayatı hiçe sayıp ölümün üstüne güle güle yürümektir." Mahmut Esat Bozkurt
"Atatürk büyük feragat sahibi idi. Millet davası içinde hiçbir teşebbüste, ölüm karşısında göz kırpmadı. O, Çanakkale´de, Bağımsızlık Savaşında ve bütün hayatında hep böyle idi. Mektepten kurmay çıktı. Şam´a sürüldü. Hürriyet için çalıştı. Çanakkale´de bin bir güçlük içinde, kurşun yağmurları altında İngiliz ordularını yendi. O günün yabancı tarihçileri, onun için ´´Çanakkale´de İngilizleri yenen adam!´´ diyorlar." Mahmut Esat Bozkurt
"Çanakkale Savaşları'na dair olan şu anekdotu rahmetli Atatürk´ten duymuştum: Düşman, sür´atle siperlerimize yanaşıyormuş, alaya hücum emrini vermiş. Fakat yerinden kimse kıpırdamamış. Her yerden ateş yağıyormuş... Lâğımlar patlıyor, uçaklar bombalar atıyor, top tüfek dumanlarından göz gözü görmüyormuş, bu şartlar altında emir dinletmenin zor olacağını gören Atatürk, bandoyu çaldırmaya başlamış... Kendisi ayağa kalkmış, askere, ´´Düşman kurşunu adam öldürmez. Bunu size göstereceğim ve sonra kamçıyla üç defa işaret edeceğim, o zaman siz de hücum edeceksiniz,´´ demiş. Atatürk siperlerin üzerine çıkmış, kurşun yağmuruna göğüs vermiş ve kamçısıyla üçüncü işareti verince, alay süngü hücumuna geçmiş. Rahmetli bu hatırasını gözleri dolarak anlatırdı. ´´Alay bütünüyle eridi... Fakat ortada bir yığın düşman ölüsünden başka bir şey kalmadı.´´ derdi." Mahmut Esat Bozkurt
"Türk genci! Düşman kalemiyle çizilen tabloyu görüyor musun?! İyi dikkat et. Bu tablo ebediyettir. O kadar büyük ve yüksek ki onu ebediyetler bile kavrayamaz ve kaldıramaz. İşte, Türk budur." Mahmut Esat Bozkurt
"Atatürk yalnız dış düşmanla savaşmadı; iç düşmanlarla da uğraştı. Yeni ekonomisiyle, sosyal ve siyasal meseleleriyle bugünkü yepyeni Türkiye´yi yarattı. Atatürk´ün karşısına Büyük İskender mukayese konusu bile olamaz." Mahmut Esat Bozkurt
"Kendi hesabıma son sözüm şudur: Bir ihtilâl hangi milletin hesabına yapılırsa, mutlaka o milletin öz evlâdının eliyle yapılmalı ve onun elinde kalmalıdır. Meselâ: Türk ihtilâli, öz Türklerin elinde kalmalıdır. Hem de kayıtsız ve şartsız. Yabancıların yardımı ile başarılan ihtilâller yabancılara borçlu kalırlar. Bu borç ödenmez." Mahmut Esat Bozkurt
"Atatürk ölebilir mi? Türk milleti, Türk vatanı yaşadıkça o da yaşayacaktır." Mahmut Esat Bozkurt
"Cumhuriyet savcıları; Meriç kıyılarında çalışan Tükr köylüsünün kaybolan sabanlarından tutunuz da, bu yurtta yaşayanların uğrayacakları en ufak bir haksızlıktan, hatta Bingöl dağlarının ıssız kuytularında nafakalarını bekleyen öksüzlerin gözyaşlarından siz sorumlusunuz." Mahmut Esat Bozkurt
Başlıca eserleri


  • Lotus Davasında Türkiye-Fransa Müdafaaları (1927)
  • Türk İhtilalinde Vatan Müdafaası (1934)
  • Türk Köylü ve İşçilerinin Hakları (1939)
  • Devletlerarası Hak (1940)
  • Atatürk İhtilali (1940)
  • Aksak Timur'un Devlet Politikası (1943)
 

Hikem

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
31 Ağu 2009
Mesajlar
6,073
Puanları
0
Kemalizmin öneml, simalarından biridir. 1925 tarihli meclis içtimasında , melise sevk edilen tasarı hakkında konuşurken, şunları söyleyecek kadar milli ve dini şuurdan uzaklaşmıştır: '' ....Mecellenin kaidesi ve ana hatları Dindir.Halbuki hayatı beşer her gün i hatta her an esaslı değişmelere maruzdur.Bunun değişmelerini, yürüyüşünü hiçbir zaman bir nokta etrafında tesbit etmek ve durdurmak mümkün değildir.Kanunları dine müstenit(dayalı) olan devletler kısa bir zaman sonra memleketin ve milletin isteklerini tatmim edemez...'' konuşma böylece dinin ''modasını geçtiği'' gibi argümanlarla devam ediyor.Evet merkum bakan dönemin önemli şahsiyetlerindendir.Toprağı bol olsun diyelim, merkumun.
 

Rodî

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
25 Mar 2010
Mesajlar
81
Puanları
0
Söylendîğî gibî Kemalîzmîn değil Türk faşîzmînîn ilk mîhenk taşlarındandır kendîsî.. Ülkemîzdekî bugünkü sorunların îlk tohumcularından zat-ı muhteremin Allah (c.c) taksîratını af eylesîn(!)...
 

AynAlı

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
16 May 2007
Mesajlar
8,728
Puanları
0
  • Tarihin çöplüğünde bir Nazist: Mahmut Esat Bozkurt


    Başbakan Fethi Bey her iki bakanı Meclis kürsüsünde suçlamaktan çekinmez: 'Yazık ki, idaresizliği ile Kürdistan meselesini çıkaran bir insan burada beni tenkit ediyor. Aldığımız tedbirler kafidir. Lüzumsuz şiddetlerle ben elimi kana bulayamam' der

    Falih Rıfkı Atay'ın aktardığına göre Hitler Mustafa Kemal için şöyle demişti: 'Mustafa Kemal'in ilk öğrencisi Musolini, ikincisi benim.' Mahmut Esat Bozkurt, daha ileri giderek Naziliğin ve faşizmin ilham kaynağının Kemalizm olduğunu söyler

    Mahmut Esat Bozkurt'u sahiplenen ve onun adına ödül yarışması düzenleyen İstanbul Barosu'nun çıkardığı dergide Genel Sekreter Hüseyin Özbek imzasıyla yayınlanan yazıda bu faşist unsura övgüler dizilmekte, evrensel hukuk ölçüleri bir tarafa itilmekten rahatsızlık duyulmamaktadır


    Son günlerde yakın geçmiş tarihi kirleten unsurlar yeniden gazete sayfalarında görülür oldular. Bu unsurlardan birisi gerek icraatları, gerek demeçleri ve gerekse zihniyeti ile yakın geçmiş tarihin kirli sayfalarında boy gösteren Mahmut Esat Bozkurt. Bu kirli unsuru yakından tanımak, yakın geçmiş tarihi kavramak için oldukça önemli. Ancak ne var ki, ırkçı ve faşist Mahmut Esat Bozkurt'u sahiplenen ve onun adına ödül yarışması düzenleyen İstanbul Barosu'nun çıkardığı dergide Genel Sekreter Hüseyin Özbek imzasıyla yayınlanan yazıda bu faşist unsura övgüler dizilmekte, evrensel hukuk ölçüleri bir tarafa itilmekten rahatsızlık duyulmamaktadır.

    Yargıtay Başkanvekili ve Ceza Genel Kurulu Başkanı Osman Şirin'in yeni Ceza Kanunu'nun tartışıldığı bir panelde bu yasanın 10 Şubat 2005'te yürürlüğe girmesiyle Mahmut Esat Bozkurt döneminin kapanacağını söylemesi bir dizi tartışmayı beraberinde getirmişti. Bozkurt'un laik hukuk sisteminin mimarı olduğu, bu dönemin kapandığının söylenilmesinin laik hukuk sistemine karşı olduğu yönündeki eleştirilerde Sayın Şirin'in hedef alındığı unutulmadı. Hitler'in ırkçı faşist Nazi partisi (National Sosyalism) gibi kendilerini ulusalcı sol olarak tanıtan ırkçı ve faşist çevrelerin övgüyle söz ettikleri, lanetli bir ideolojinin, resmi ideolojinin önemli bir kuramcısı olarak gördükleri ancak ne var ki özelikle Kürtlerin nefretle andıkları, ismi etrafında bu kadar gürültü kopartılan Mahmut Esat Bozkurt kimdir?

    Türkiye'de Takrir-i Sükun yasasıyla beraber Tek Parti Yönetimi her türlü düşünceyi yasaklayıp muhalefet yapmayı vatan hainliği olarak değerlendirince, demokrasi düşmanı bir yığın yazar gazetelerin köşe başlarını tutup faşizmin erdemliliğinden bahseder olmuşlardı. Başta Yunus Nadi olmak üzere birçok yazar ve Hamdullah Suphi gibi yöneticiler Musolini ve Hitler hayranlığını gizlemeden açıkça bu faşist liderleri övmekte adeta birbirleriyle yarışırlar. Bunların dışında hükümette görev alanlarında bu yarıştan geri kalmadıkları görülür. Irkçılığın ve faşizmin övgüsünü yapanların başında Mustafa Kemal'in Adalet ve İktisat Bakanlığını yapmış olan Mahmut Esat Bozkurt gelir. Yahudi düşmanlığı yanında, Kürt düşmanlığını da her fırsatta söylemekten geri kalmayan Mahmut Esat Bozkurt, Mustafa Kemal'in nedense en çok sevdiği bakanlarından birisidir.

    'Ben elimi kana bulayamam'

    Bir dönemin uygulamalarında önemli rol oynayan, Kemalizmin ideolojik kuramcılığına soyunan Mahmut Esat Bozkut'a ilk önemli tepki Şeyh Sait İsyanı sırasında rejimin terör uygulamasını ret eden dönemin Başbakanı Fethi Beyden gelir. İçişleri Bakanı Recep Peker ile Adalet Bakanı Mahmut E. Bozkurt, Başbakan'ın şiddet uygulamaktan kaçındığını öne sürüp istifa ettiklerinde, Başbakan Fethi Bey her iki bakanı Meclis kürsüsünde suçlamaktan çekinmez: 'Yazık ki, idaresizliği ile Kürdistan meselesini çıkaran bir insan burada beni tenkit ediyor. Aldığımız tedbirler kafidir. Lüzumsuz şiddetlerle ben elimi kana bulayamam.' (1) der. Başbakan Fethi Bey'in, kabinesinde yer alan faşist ve ırkçı bakanların şiddet ve terör yanlısı politikalarına alet olmayacağı anlaşılınca, her zaman Kürtlere düşmanca yaklaşan, ne var ki, kendisi de Kürt olan İsmet İnönü'ye gün doğar.

    Kürt İsmet'in Takrir-i Sükun Yasası

    Irkçı ve faşist bakanların desteği ve Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal'in de onayladığı sıradan ve çok basit bir mizansenle Fethi Bey istifa etmek zorunda bırakılır. Bu mizansende Mustafa Kemal ve İsmet İnönü'nün de bulunduğu bir ortamda görevli isyan haberini veren telgrafı önce Fethi Bey'e verir. Fethi Bey sanki umursamaz bir şekilde telgrafı okur ve görevliye geri verir. Bunun üzerine Mustafa Kemal görevliye telgrafı İsmet İnönü'ye vermesini işaret eder. İsmet İnönü telgrafı okuduktan sonra sözde derin bir düşünceye dalar görünür. Bu durumu İnönü'nün derin hassasiyeti olarak algılayan Mustafa Kemal başbakanlık görevini İsmet İnönü'ye verir. Falih Rıfkı Atay'ın müfrit diye nitelendirdiği, acımasızlığı ve şiddet yanlılığıyla Kürtlerce çok yakından tanınan Kürt kökenli İsmet İnönü başbakan olur olmaz bütün ülkeyi zindana çeviren Takrir-i Sükun Yasası'nı çıkartır. Bu yasayla yönetime eleştirel yaklaşan yayın organları yasaklanır, ünlü gazeteciler tutuklanıp İstiklal Mahkemeleri'nde yargılanırlar. Yeni kurulan İnönü hükümetinde Mahmut Esat Bozkurt ve Recep Peker görev alacak ve özellikle şiddet yanlısı ve faşist kişiliğiyle Recep Peker, Tek Parti yönetiminde önemli görevler üstlenecektir.

    Teorisyen Bozkurt'un Hitler hayranlığı

    Mahmut Esat Bozkurt, Şey Sait İsyanı'nın şiddet ve terörle bastırılmasını savunup, binlerce masum insanın öldürülmesinde önemli rol oynar. Kemalizmin teorisyenliğini de yapan Mahmut Esat Bozkurt, Hitler'e ve Musolini'ye övgüler dizdiği Atatürk İhtilali adlı kitabında Kemalizmin, faşizm ve Nazizmle olan benzerliğini ortaya koyar. Bunun yanısıra, söz konusu kitapta Hitler gibi ari ırkını yücelterek Yahudileri aşağılamaktan da geri kalmaz.

    'Ariler medeniyet kurucularıdır. İdealistlik, o kuvvettir ki, Arilerin üstünlüğünü gösterir. Yahudi Ariliğin en belirli bir zıddıdır. Yahudiler göçebe değil asalaktır.' (2)

    Kemalizmin kuramcısı olarak öne çıkan Mahmut Esat Bozkurt, Kemalist Tarih Tezi'nin o denli etkisinde kalmış olmalı ki, Nazilerin üstün ırk olarak gördükleri Arilere sahip çıkmakta, Türkleri de bu ırkın bir kolu olarak benimsemektedir. Oysa Arilerin Türklerle hiçbir ilişkisi yok ama Kürtlerle ilişkili olduğu da o denli gerçek. Yahudilere olan düşmanlığı ise, kendisini Nazilerle özdeşleştirdiğinden olsa gerek; çünkü tarihte Yahudilerle Türkler arasında ciddi hiçbir sorun yaşanmamış; aksine Cumhuriyet'in kuruluş yıllarındaki Türkleştirme politikasında Yahudilerin önemli katkıları olmuştur. Dolayısıyla düşman olunacak hiçbir neden olmamasına karşın Yahudileri düşman olarak nitelendirmesi totaliter rejimlerde iktidarın düşmana olan gereksinimden kaynaklandığındandır. Halkı hayali düşmanlarla oyalayıp içteki azgın sömürüyü gizlemek despotik rejimlerin çok sık uyguladıkları yöntemlerden biridir. Resmi ideolojinin de bundan beslendiği 80 yıllık cumhuriyet tarihine bakıldığında net bir şekilde görülmektedir.

    'Türkün en kötüsü, olmayanın en iyisinden iyidir'

    Falih Rıfkı Atay'ın aktardığına göre Hitler Mustafa Kemal için şöyle demişti: 'Mustafa Kemal'in ilk öğrencisi Musolini, ikincisi benim.' (3) Mahmut Esat Bozkurt daha ileri giderek Naziliğin ve faşizmin ilham kaynağının Kemalizm olduğunu söyler. 'Zamanımızın bir Alman tarihçisi, gerek nasyonal sosyalizmin ve gerek faşizmin Mustafa Kemal rejiminin az çok değiştirilmiş birer şeklinden başka bir şey olmadıklarını söyler. Çok doğrudur. Çok doğru bir görüştür.' (4)

    Kemalizmi faşizm ve Nazizmle eşdeğer gören ve her seferinde Atatürk'ü sözleriyle fetişleştirip ululaştıran Mahmut Esat Bozkurt, patavatsızlığı ve densizliği nedeniyle günün birinde bakanlıktan istifa etmek zorunda kalır. İstifasına neden olan hızlı Türkçülüğü, ırkçılığı ya da faşizme olan hayranlığı değil. 'Türkün en kötüsü, Türk olmayanın en iyisinden iyidir' (5) diyen Bozkurt, 21 Eylül 1930 tarihli Son Posta Gazetesi'ne verdiği demeçte, 'Benim fikrim, kanaatim şudur ki, bu memleketin kendisi Türk'tür. Öztürk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmaktır. Köle olmaktır' demişti.

    O yıllarda rejimin yeni bir ulus yaratmak için başta Kürtler olmak üzere diğer etnik unsurları zorla asimilasyona tabi tutmaları nedeniyle iktidar güçlerinden karşı bir ses yükselmez. Faşist ve ırkçı bakan Mahmut Esat Bozkurt'un bu demecine o günlerde başlarına her gün bomba yağan Kürtlerden de bir tepki gelmez. Ama Rum ve Ermeniler bu demeçten son derece rahatsız olarak kendi gazetelerinde tepkilerini dile getirirler. Bu tepkileri sütunlarına alan Cumhuriyet Gazetesi, 25 Eylül 1930 tarihinde şunları yazar: '...Rumca gazeteler, sabık Adliye Vekili'nin Öztürk tabirle ecnebileri değil, fakat Türk olmayan düğer unsurları kastettiği yolundaki beyanatını şiddetle tenkit ederek mumaileyhin böyle bir söz sarf ettiğine inanmak istemediklerini, yirminci asırda esaret mevcut olmadığını, böyle bir tasnifin Türkiye Cumhuriyeti'nin bariz bir vasfı mümeyyizi olan müsavat ve liberalizm prensipleriyle ve teşkilatı esasiye kanunu ile kabili telif olmadığını ve Rumların esaretten muhacereti tercih edeceklerini yazıyorlar.'

    Mahmut Esat Bozkurt'un hiç ummadığı bu tepkileri yumuşatmak için istifa etmesine karşın Rumlar rahatsızlıklarını her seferinde dile getirirler. Rumların gazetelerinde bu konuyu sürekli gündemde tutmaları üzerine Bozkurt yeni bir açıklamada bulunur. Bu kez yabancıları değil de Türk olmayan diğer unsurları kastettiğini belirtir. Türk olmayan diğer unsurlar dediği, hani birçok anlı şanlı devlet büyüklerimizin 'bu memleketin asli unsurları' dedikleri ancak daha sonra Mersin'deki Ergenekon çetesinin tezgahladığı bayrak provokasyonu nedeniyle yaşanan olaylarda Genelkurmay Başkanı'nın 'sözde vatandaş' diye tabir ettiği, yine bir başka Genelkurmay Başkanının AKP hükümetine verdiği sözde e-muhtırada 'Ne mutlu Türküm demeyenler düşmandır' dediği Kürtlerin ta kendisidir. Cumhuriyet öncesi sözde Kurtuluş Savaşı'nda canını vermekten çekinmeyen, ama cumhuriyet sonrası bir dizi ink‰rla yok edilmeye çalışılan Kürtler...

    Gereksiz safra gibi bir tarafa atılan Bozkurt

    19 Eylül 1930 tarihli Milliyet Gazetesi'nde de '...saf Türk olmayan hiç kimsenin bu ülkede hiçbir hakkı yoktur; onlar sadece ve sadece hizmetçi ve köle olma hakkına sahiptirler. Bu gerçeği dost, düşman, herkes dağlar bile bilmek zorundadır' der.

    Patavatsızlığı ile milletvekillerinin alay konusu olan Mahmut Esat Bozkurt'un istifası İsmet İnönü'yü rahatlatır. 22 Eylül 1930 tarihli Cumhuriyet Gazetesi 'Elhamdülillah' başlığıyla şöyle yazar: 'Adliye Vekili Mahmur Esat Bey'in İsmet Paşa kabinesinden çıkarılacağı haberleri nihayet tahakkuk etmiştir. Filhakika dün bir telgrafla vekaletten çekilmesi talep edilen Mahmut Esat Bey'in, istifanamesi bu sabah Başvekalete gelmiştir. Onun istifası, İsmet Paşa'yı bir kat daha kuvvetlendirdi. Her sözü, her hareketi, her işi ile (daha iki gün evvel Ödemiş'te irat ettiği nutukta ne çamlar devirmişti). İsmet Paşa kabinesine zaaf veren bu vekilin çekilmesi, Başvekili ağır bir yükten kurtardı. İsmet Paşa bunün dünden kuvvetlidir. Lüzumsuz bir safradan kurtulmuş bir balon nasıl havada yükselirse İsmet Paşa kabinesi de ondan kurtulunca efkarı umumiyede öyle yükselmiştir.' (6)

    Kemalizmin ünlü kuramcısı, büyük Türkçü Mahmut Esat Bozkurt gereksiz bir safra gibi bir tarafa atılır. Sistem nasıl ki, işi biten tetikçisini ıssız bir yerde öldürdüğü gibi siyaset erbabını da suyu sıkılmış bir limon gibi bir köşeye atıverir. Bir köşeye itibarsız bir şekilde atılan Mahmut Esat Bozkurt, İsmet İnönü'den daha mı çok milliyetçiydi? Elbette hayır...

    'Türkçülüğe karşı çıkanları yok edeceğiz'

    İsmet İnönü'nün de aynı kanıda olduğunu birçok demecinde görmek mümkün. Şovenlikte herkesin birbirleriyle yarıştığı o günlerde, Sivas demiryolunun açılışı nedeniyle şunları söyler İnönü: 'Sadece Türk milleti bu ülkede etnik ya da ırki bir takım haklar isteyebilir. Başka hiçbir kişinin buna hakkı yoktur.' (7)

    Türklerin kendi devletlerinde, etnik veya ırki bir takım hak talebinde bulunma saçmalığını bir tarafa bırakarak, İsmet İnönü'nün Bitlisli bir Kürt olduğunu belirtmiştik. İsmet İnönü'nün 22 Nisan l925 günü Türk Ocakları'nda yaptığı konuşmada, 'Biz açıkça milliyetçiyiz. Milliyetçilik bizi birleştiren tek nedendir. Türk çoğunluğunun yanında diğer unsurların hiç bir etkisi yoktur. Her ne pahasına olursa olsun, ülkemizde yaşayanları Türkleştirecek, Türklere ve Türkçülüğe karşı çıkanları yok edeceğiz. Vatana hizmet etmek isteyenler her şeyden önce Türk ve Tükçü olmalarını istiyoruz.' (8)

    Kürt olduğu halde Türkçülüğü bu denli savunan İnönü hakkında Rıza Nur'un düşünceleri ise hayli ilginçtir. Lozan görüşmeleri sırasında Dışişleri Bakanı olarak Rauf Bey'in yerine İsmet İnönü'nün atanmasına önce sevindiğini yazan Rıza Nur, şöyle devam eder: 'Meğerse ben ne hata etmişim? Bir Abazanın atılmasına, fakat yerine bir Bitlisli Kürdün geçmesine neden olmuşum... Bunu Lozan'da öğrendiğim vakit bana inme iniyordu. Bir gün Lozan'da İsmet bizzat kendisi Bitlisli olduğunu, orada Türk olup olmadığını benden sordu. O vakit donup kaldım. Ne bileyim? Bu adam kendini halis bir Türk gibi gösteriyor. Sözleriyle Türkçülük yapıyor.' (9)

    'ÖnceTürk, pek çok Türk sonra insan'

    Atatürk milliyetçiliğini çağdaş bir ulusçuluk olarak görenlerin, Mahmut Esat Bozkurt'tan milliyetçilik üzerine öğrenecekleri çok şey var. İşte Mahmut E. Bozkurt'un kuramcılığını yaptığı Kemalist ideolojinin milliyetçilik yönü:

    'Türk ve Türkçülük her şeyden üstündür. İnsanlığı çok severim. Lakin Türkçülüğü daha çok. İnsanlığı duyarım. Lakin Türklüğü daha çok fazla. Türk herşeyden üstündür. Her şey Türk içindir. Bana denmesin ki, Türk olmayanı düşünmez misin? Düşünürüm. Ama Türkü, daha çok, daha pek çok... Önce Türk, sonra insanlık, sonra başkaları..' (10)

    Kendini bu denli milliyetçi gören Mahmut Esat Bozkurt aynı zamanda emperyalizmle de son derece uyumlu bir kişilik sergilemektedir. Ekonomiden sorumlu Bakan olduğu sırada, İzmir İktisat Kongresi nedeniyle Hakimiyet-i Milliye Gazetesi'ne verdiği bir demeçte şunları söyler: 'Bazı ecnebi ve ezcümle Yunan gazeteleri ve ajansları Kongre aleyhine propaganda yapıyor ve bizim ecnebi sermayesine düşman olduğumuzu iddia ediyorlar. Bunlar külliyen yalan ve iftiradır.' (11)

    Mahmut Esat Bozkurt Kemalizmin önemli ideologlarından biridir. Milliyetçilik konusunda söyledikleri, katıksız Kemalizm söylemidir. Ne eksik, ne fazla... Kemalist milliyetçilik en net ifadesini Mahmut Esat Bozkurt'un yazdıklarında bulur. Ancak ne var ki, Van'da bir kışlaya adı verilen Kürt düşmanı katil Orgeneral Mustafa Muğlalı örneğinde olduğu gibi bu kirli unsurlardan toplumsal bir mutabakat sağlanılmaya çalışılması, öne çıkartılması bir tehdit unsuru olarak kullanılmıyorsa eğer bunların birer aymazlık örneği olduğu çok açıktır. Mahmut Esat Bozkurt'a tarihin çöplüğünden saygı kazandırma çabası boşuna bir uğraştır. İstanbul Barosu'nun Mahmut Esat Bozkurt adına ödül vermesi ve onun ırkçı ve faşist yönünü unutturma çabası beyhudedir. Halkların belleğinde o iflah olmaz bir Nazidir çünkü.

    MUSTAFA YELKENLİ *
  • DİPNOTLAR:
  • 1 - Ş.S.Aydemir, Tek Adam, c.3 s.232, Remzi K. 5.Baskı 1975
    2 - M.E.Bozkurt, Atatürk İhtilali, s.65 Altın K. 1967
    3 - F.R.Atay, Çankaya, c.1 s.205 1937
    4 - M.E.Bozkurt, Ataürk İhtilali, s.137, Altın K. 1967
    5 - Cihan Yamakoğlu, M.Esat Bozkurt sayfa 49, Kültür ve Turizm Bakanlığı yayınları, 1987
    6 - Arıca bakınız: Cihan Yamakoğlu, M.Esat Bozkurt, s.39 Kültür ve Turizm Bak. Y. 1987
    7 - Milliyet Gazetesi, 31 Ağustos 1930
    8 - Yakın Tarihimiz, s.447 Milliyet'in Tarih ve Kültür Eki
    9 - Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, c.3 s.181-182 İşaret Y. 1992
    10-Yeni Sabah Gazetesi, 23 Birincikanun 1943
    11-Prof. Taner Timur, Türk Devrimi ve Sonrası, s.48, İmge Y. 3.Baskı 1994


 

Hikem

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
31 Ağu 2009
Mesajlar
6,073
Puanları
0
Söylendîğî gibî Kemalîzmîn değil Türk faşîzmînîn ilk mîhenk taşlarındandır kendîsî.. Ülkemîzdekî bugünkü sorunların îlk tohumcularından zat-ı muhteremin Allah (c.c) taksîratını af eylesîn(!)...


Rodi, anlaşılan kemalizm ile faşizm arasında fark olduğunu söylüyor.Bizi aydınlatırsa memnun oluruz.Bu arada Aynalı kardeş iktibas ettiği yazıdaki şu cümle calibi dikkat

tir: Kemalizmi faşizm ve Nazizmle eşdeğer gören ve her seferinde Atatürk'ü sözleriyle fetişleştirip ululaştıran Mahmut Esat Bozkurt...
 

Hikem

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
31 Ağu 2009
Mesajlar
6,073
Puanları
0
Kazım Karabekir anlatıyor:


''....18 Temmuz 1923'te Ankara İstasyonunda ki binada Teşkilatı Esasiyenin(anayasa) tadili müzakeresinde vaziyet tamamiyle aydınlandı.

Teşkilatı Esasiye de yapılmasın muvafık gördükleri tadillerin ikinci günki müzakeresi imiş.... Bana haber verilmemişti...Bugün ben tesadüfen hazır bulundum.

...Ben geldiğim sırada ,Tevfik Rüşdü bey söz söylüyordu:

''-Ben kanaatimi, millet kürsüsünden dahi haykırırım! Kimseden korkmam! Teşkilatı Esasiyemizde dinimiz apaçık yazılmalıdır!''

Ben söz aldım(Karabekir) ve sordum:

'' Teşkilatı Esasiyede Dinimizin İslam olduğu yazılıdır, Tevfik Rüşdü Bey! Hangi kanaati haykıracaksınız.? Teşkilatı Esasiyede hangi dini yazdıracaksınız?.. Hıristiyanlığı mı?


Mahmut Esad Bey söz aldı ve sertçe cevab verdi :'' Evet Hıristiyanlığı!... Çünkü İslamlık terakkiye manidir. Bu dinle yürünemez, mahvoluruz.!.. Ve bize kimse se ehemmiyet vermez! ''

Bu diyaloğun devamını Karabekir Paşa'nın hatıraları Sebil Dergisi , 20 Ocak 1976 1 numaralı nüsha, Ayrıca ''Paşaların kavgası'' s.142

Bu eseri okuyanlar , M.Kemal Paşa nın etrafındaki insanların şu söylediklerine ilaveten kendisininde benzer sözler söylediğini hatta: '' - Dini ve namusu olanlar aç kalmaya mahkumdurlar'' demiş olduğunu hayretle görecekler . sayfa 142.
,
 
Üst