Kur'an-ı Kerim Tefsir Kitapları

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
40


HAK DİNİ KUR’AN DİLİ
ELMALILI HAMDİ YAZIR

'Cumhuriyet idaresi kurulup medreseler lağvedildikten sonra, mekteplerde de Arapça tedrisata son verilmişti. Kuran-ı okuyup anlayabilecek ve anladıklarını diğer dindaşlarına anlatabilecek bir medrese nesli artık yetişmeyecekti. Diğer tarafta, meydanı boş bulup, yabancı kaynaklardan faydalanarak meydana getirdiği, tahrif ve yanlışlarla dolu Kuran-ı Kerim tercümesini piyasaya süren Said Cemil Bey gibi bazı ehliyetsiz kişiler de arz-ı endam etmeye başlamıştı.

Bu durumları göz önünde tutan Meclis uzun müzakerelerden sonra Kuran-ı Kerim ve Ehadis-i Şerife Türkçe terceme ve tefsir heyet-i mütehassıssı ücret ve masarifi suretinde yirmibin lira tahsisini kabul etti.

Diyanet İşleri Riyaseti bu karara uyarak Kuran-ı Kerimin terceme ve tefsirini Mehmet Akif ile Hamdi Efendiye, Buharinin terceme ve şerhini de Ahmet Na-im Beyin uhdesine tevdi etti.

Akif, bu işin kolay olmadığını ileri sürerek, kabul etmemek için epeyce ısrar etti ise de, Hamdi Efendinin 'Sen kabul etmezsen ben de kabul etmem, biz ancak mümkün olanı yaparız' demesi sonucu bu işe 'evet' dedi.

Akif, bir süre sonra Mısıra gitti. Yaptığı tercümeleri oradan Hamdi Efendiye gönderdi. O da bu tercemelerin altına tefsiri ilave ediyordu. O sıralarda Türkiyede Kuran-ı Kerim yerine Türkçe tercümeleri ikame etme fırtınası esmeye başlamıştı. Bu işin ilgilileri, diğer tercümelerin tutmadığını görünce, Akif in tercümesini devreye sokmak istediler. Bu duruma muttali olan Akif, gönderdiği tercümeleri de, düzeltme bahanesi ile geri istedi. Aldığı avansı iade edip mukaveleye feshetti. Fakat tercime işini bırakmadı. Arkadaşı Yozgatlı Müderris İhsan Efendinin ısrarı üzerine tamamlayıp ona tevdi etti. Ayrıca arkadaşına 'ölümümden sonra ister başkasına ver, istersen yak' diye vasiyette bulundu. Bu tercümenin ne olduğu konusunda, şu anda maalesef net bir bilgiye sahip değiliz.

Akifin bu görevden çekilmesi üzerine, hem terceme hem tefsir yazma işi Hamdi Efendinin uhdesinde kalmıştır.

Elmalılı, tefsirinin baş tarafına, gerçekten çok değerli bir mukaddime yazmıştır. Bu mukaddimede, tefsirini yazış tarzını ve Kuranla ilgili bazı terimleri izah etmiş; özellikle terceme, meal, tefsir ve tevil hakkında fevkalade önem taşıyan bilgiler vermiştir. Elmalılı burada, Kuranın, Allahtan başka kimsenin yapamayacağı canlı bir dokuma ile dokunduğunu, lafız mananın, mana lafzın ayinesi halinde sonsuz beyan panltılanyla parlatıldığını, dolayısıyla aynen tercemesinin mümkün olmadığını kaydetmektedir.'

Elmalılı Tefsirinin yazılış hikayesini kısaca verdikten sonra bu eserin gençliğimizin yetişmesinde ne derecede önemli olduğunu düşünelim. Günümüzde gençliğimiz bir keşmekeşliğin, bir buhranın içerisinde yüzmektedir. Biz de bu maksatla bu tefsiri gençlerimizin okurken sıkılmadan okuyabileceği bir formata soktuğumuzu ifade etmiştik. Maalesef tarihi kültürümüzden kopukluğumuz, bizleri yarım yüzyıl önce yazılmış eserleri anlayamaz durumu getirmiştir. Prof. Dr. Süleyman Hay-ri Bolay, bu konularla ile ilgili olarak 'O halde çare nedir? ' şeklindeki soruya şöyle cevap veriyor:

'Hamdi Efendinin insanı buhrandan kurtaracak çözüm yolu şudur: İman ile aşkın birleşmesi. Akıl ile hislerin getirdiklerinin birleşmesinde değil, insanlık, bunların buluşma tarzında tecelli eder. Asıl vicdan bu buluşma noktasındadır. Ruh da kendi birliğini bu noktada bulunduğu gibi, dini vicdan da bu noktada bulunur. Yine bu noktada nefis hem aklen tatmin bulun, hem de hissen mütelezziz olur. Buna göre din ve fen ne de sanattır, ama bunların başında ve sonunda mevcut mevcut olan fıtri bir prensiptir. Bu durumda dindar insan yalnız alim, amil ve sanatkar değil, bunların da üstünde bir 'insan-ı kamildir'.
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
40


Kur'anı Kerim Şifa tefsiri
Mahmut Toptas


Önsöz

Kur'am indiren, insanı yaratan, küfrün, inkarın karanlığından imanın aydınlığına çıkaran, doğruyu eğriden, hakkı batıldan ayırmayı öğreten, dünyada izzet ve devlet, ahirette cennet vadeden, kapı çalmanın adabın*dan devlet yönetimine kadar herşeyi bize öğreten Allah'a hamdolsun.
Maddi manevi, bireysel ve toplumsal, ahlaki ve hukuki bütün hasta*lıklarımıza Şifa olarak indirilen Kur'anı Kerimi bize getiren, onu anla*yacağımız şekilde açıklayan ve bize örnek olsun diye kendisi bizzat tat bik eden Allah'ın Rasulü Muhammed Mustafa'ya salatü selam olsun.
Kur'anın bir harfini eksiltmeden, bir harf eklemeden indirildiği haliy le bize kadar getiren Kurra'ya, Kur'anm anlaşılması için efendimizin ha dişlerini rivayet eden Muhaddislere, yine Kur'anda geçen kelimelerin ili nazil olduğunda ne manaya geldiğini zabdetmek için kelimelerin mana larını çöllerde dolaşarak kaydeden lügatçilara Allah'dan rahmet dilerim.
Soyut bir kavram olan mutluluğun elle tutulur, gözle görülür halı geldiği zamanlar olur. Mehtaplı bir gecede, deniz kenarında, ay ışığmdaı dokunmuş elbiseleri giydiğimizde imbat rüzgarının bütün vücudumu ve ruhumu okşadığı bir anda eşim ve çocuklarıma "işte mutluluğu yakaladıl salıvermeyelim" demiştim.
O günden sonra "Mutluluk" kelimesini her okuyuşumda ve duyuşum da o geceyi hatırlardım.
Ancak 7 Eylül 1989 yılında basının merkezi olan Babıalide Cezeı Kasım paşa camiinin altındaki güzel bir salonda yediden yetmişe herke simden insana Allah'ın kitabı Kur'am kerimi tefsir etmeye başlayınca mutluluğu yeniden yakaladım.
Mehtabı, eşimi ve çocuklarımı yaratan, imbat rüzgarını estiren Al-lah'dır. Kur'anı indirende Allah'dır.
Mehtaplı geceler karanlığa dönüşebiliyor. Dolunay hilal oluyor. Gül*ler soluyor. Sevdiklerimiz ölüyor.
Ama Allah Baki olduğu için kelamının insana verdiği mutluluk da ona bağlı kalındıkça devam ediyor.
Efendimiz buyurmuş "Allah'ım, Kur'anı, göğsümün nuru kalbimin bahan, hüznümün cilası, kederimin gidericisi kılmanı istiyorum"[6]
Üç yıldır ayetleri okuyup, anlamaya ve anlatmaya çalışırken mutlulu*ğu elle tutulur şekilde tattım. Ya birde bu ayetler toplum hayatına hakim olursa nasıl olur acaba? Tatmadığımız için bilemiyoruz ama sahabe haya*tına bakarak tahmin edebiliyoruz.[7]
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
40

Beyanu'l- Hak (3 Cilt) / Kur'an- ı Kerim'in Nüzul Sırasına Göre Tefsiri
Yazar: M. Zeki Duman



Çünkü Türkiye’de yayimlanmis olan terceme veya telif meâl ve tefsirlerden; meâllerin maksut manayi Türkçeye yansitma ve açiklamadaki yetersizlikleri, tefsirlerinse ihtiyaçtan fazla bilgilerle uzatilmis olmalari; dolayisiyla Kur’an’in bütün hâlinde ve tam olarak anlasilamama sorunu, sürekli sikayet konusudur. Ayrica terceme ve telif meallerde surelerin siralanisi, nüzul sirasina göre degildir. Ayetler, çogunlukla baglamlarindan kopuk, birbirinden müstakil hatta metninden koparilmis bir cüz olarak ele alindiklari için ayetler arasi siyak-sibak iliskisi ve mana bütünlükleri göz önünde bulundurulmamaktadir. Konular Kur’an bütünlügü içerisinde teker teker ele alinip islenilmemektedir. Yapilan açiklamalar, genelde bir önceki ya da bir sonraki ayeti ya da ayetleri kapsamamaktadir. Çogu birbirinden kopya edilmis, dolayisiyla anlayis ya da çeviri hatalari da müteselsil olarak devam etmektedir. Tefsirler ise, mealler gibi, hepsi de iyi niyetin, ciddî bir gayretin ve sorumluluk bilincinin ürünleri olarak büyük emek mahsulü, son derece önemli çalismalardir. Ancak çogunlukla her birisinin bes-on cilt civarinda olmasi, ayetle ilgili-ilgisiz pek çok açiklamalari içermesi ve önemli konulari bütüncül açidan ele alip tatmin edici açiklamalar getirmemesi; daha da ilginci, ayetlerin evrensel ve güncel niteliklerinin yeterince yansitilmamasi gibi nedenlerle okuyucuyu tatmin etmek bir yana, usandirmakta ve Kur’an’i bastan sonuna kadar okuyup anlama sevkini ya azaltmakta ya da tamamen kirmaktadir..

Elinizdeki hem meal hem tefsir tarzinda kaleme alinmis olan su üç ciltlik eser ise, otuz iki yili asan meslekî hayattan, yirmi sekiz yillik akademik geçmisin kazandirdigi tefsir bilincinin/nosyonunun ve yaklasik alti yillik yogun ve araliksiz bir çalismanin ürünüdür. Son iki yili, tekrar tekrar okunarak ayetlerdeki kelimeler arasi ve pasajlardaki tematik paragraflar arasi inceliklerin arastirilip en uygun bir dil ile Türkçeye yansitilma çabasiyla geçirilmistir. Incelendiginde, bazi yönleriyle ülkemizde, bazi yönleriyle de Islâm dünyasinda ilk oldugu görülecek olan bu çalismanin, ayni zamanda tefsir ilminde bugüne dek derli toplu olarak kaleme alinmamis olan tefsir yöntemini (uygulamali metod bilgisini) de içermekte oldugu görülecektir. Tefsirimizin özelliklerini siralamadan önce tefsir ve te’vil anlayisimizi da burada belirtmekte yarar vardir. Çünkü biz insanlar kavramlarla anlasir ve düsünürüz. Dolayisiyla kavramlar, iletisim ve düsünce hayatimizin vazgeçilmez yapi taslaridir. Saglikli bir iletisim ve düsünce de ancak içerikleri dogru ve tam olarak doldurulmus saglikli kavramlarla mümkündür. "Tefsir ve Te’vil’de Temel İlkeler"den söz edebilmek için öncelikle, tefsir ve te’vil’den maksadimiz nedir ve bu iki kavramdan biz neyi anlamaktayiz; onlarin açikliga kavusturulmasi gerektigi kanaatindeyiz. Çünkü bilhassa günümüzde, "Kur’an’in yorumu" veya "Kur’an’in falana göre yorumu" ya da "Kur’an’daki namaz emrinin alevî kültüründeki yorumu" seklinde içerigi farkli kesimlerce ve farkli olarak doldurulan bir yorum kavrami bazen tefsir bazen de te’vil yerine sikça kullanilmakta, fakat yapilan yorumlar çogu zaman tefsiri de te’vili de yansitmamaktadir.

Tefsirin Özellikleri

1- Bu tefsirde, Imam Gazalî’nin, Tefsirde iktisat mertebesi, Kur’an’in üç misline balig olan tefsirdir; bundan daha fazlasi hem ihtiyaç degildir hem de ömrü onunla geçirmeye değmez.. (Gazalî, Ihya, I/40) görüsü ilke edinilmis ve "Tefsir’de İktisat" yolu seçilmistir.

Kur’an, üzerinde dura dura okunup özümsenerek anlasilsin ve yasansin diye yaklasik yirmi üç yilda pasajlar hâlinde, bölüm bölüm indirilmistir. Amaci, egitim ve ögretim yoluyla insanin degerini ve kalitesini yükseltip daha sonra "Âdil bir toplum" ve "İnsanlar için çikartilmis en iyi/en medeni bir toplum" şeklinde nitelendirilip örnek gösterilecek olan yeryüzünün, gerçekten bagimsiz ve en medenî toplumunu vücuda getirmektir....
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
40


El-camiu Li-ahkamîl-kurân Tefsiri 1-20.cild (İMAM KURTUBİ)




Ebu Abdullah Muhammed b. Ahmed el-Kurtubi Ensari ve Hazrecli bir soydandır. Endülüse yerleşmiş bir aileden gelmedir. Hicri 640 / m. 1242-1243 yılında Kurtubada doğmuş, Endülüsden Mısıra hicret ederek hicri 671 / m. 1273 yılında Minyede vefat etmiştir. Kurtubinin birçok eseri mevcuttur. Fıkıh, siyer, akaid vs. Tüm İslam coğrafyasınca bilinen en meşhur eseri Kuran Tefsiri olan el-Camiu li Ahkamil-Kuran adlı eseridir.

Kurtubinin tefsiri, ahkam tefsiridir. Fıkhi incelikleri detaylı bir şekilde anlatan tefsirdir. Kitabın telif amacını söyle açıklar.

Ömrüm boyunca Allahın kitabıyla meşgul olmayı, bütün takatimi Kuran hakkında özlü bir açıklama yazmaya harcamayı uygun gördüm. Bu açıklama; tefsir, dil, irab ve kıraatlere dair nükteler ve incelikler ile sapıklık ve doğrudan, haktan uzaklaşmış yolları izleyenlerin kanaatlerini reddini ihtiva etsin. Sözünü edeceğimiz ahkam (Kuran hükümleri) ve ayetlerin nuzülüne dair hususlara tanıklık edecek pek çok hadisler, ayet ve hadislerin manalarını bir arada telif eden, onların müşkil (problemli zorlu) delillerini, selefin ve selefe tabi olan halefin sözleri ile beyan eden bir muhtevaya sahip olsun, istedim. Ben bunu kendim için bir hatırlatma ve öğüt, kabre gireceğim gün için bir azık, ölümümden sonra da salih bir amel olsun diye hazırladım.

Kurtubi tefsirinde, ilk önce Kuran ı, Kuranla izaha çalışır. Ele aldığı konuyla alakalı ayetlere atıflarda bulunur.

Sonra hadisleri zikr eder, hadis ile ilgili bolca malumat verir ve yorumlarda bulunur.

Sahabe ve tabiinden gelen nakillere yer verir, onların kritiğini yapar.

Dilbilgisi yönünü detaylı inceler. Kelimenin yapısını, kendi dönemine kadar kelimenin nasıl kullanıldığını, cümle yapısı içindeki yerini detaylıca inceler.

Dil alimlerinin farklı görüşlerini serdeder. Sonra da o kelimeye yüklediği manayı, hükmü dille bağlantılandırır ve kanaatini izhar eder.

Çokça Arap şiirinden örnekler verir. Dilin dayanaklarını sağlam bir zemine oturtur.

Kurtubi kıraat farklılıklarına da çok yer verir ve her bir mezhebin delillerini de açıklar.

Fıkhi bir meseleyi açıklarken tafsilatlı açıklamalarda bulunur. Ayetten çıkan fıkhi hükümleri maddeler halinde zikreder. Sadece bağlı bulunduğu Maliki mezhebiyle sınırlı kalmaz. Tüm mezheplerin görüşlerini delilleriyle açıklar. Zaman zaman diğer mezhepleri tercih ettiği de görülür.

Bazen de derim ki diye başlar ve kendisine ait özel kanaatini belirtmekten çekinmez.

Kurtubi Tefsirinde Kuranı anlamak isteyenler için bolca malzeme vardır. Kuranı anlamak ve yaşamak isteyenler, el-Camiu li Ahkamil-Kurana kayıtsız kalamazlar.

Anlaşılır bir dil, itinalı bir baskı ile okuyucuya sunulmuştur.
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
40


TEFHİMU'L KUR'AN



EBU'L A'LA el-MEVDUDİ

ÖNSÖZ

Bismillahirrahmanirrahîm
Kur'an-ı Kerîm'in tercüme ve tefsiri ile ilgili olarak dilimizde yeterince eser verilmiş olduğundan, bu sahada sırf sevap kazanmak gayesiyle yeni bir meal ve tefsir çalışmasına girilmesi, vakti doğru değerlendirmemek olur. Ancak bu sahada mutlaka bir çalışma yapılması gerekiyorsa, yapılacak çalışma daha önceki tercüme ve tefsirlerin eksik yönlerini tamamlamalı ve öncekilerin ele almadığı yönleri açıklamalıdır ki böylece Kur'an Talipleri Kur'an'ı anlamak isteyenler bu çalışmadan yararlanabilsinler.
Ben bu çalışmayı, Kur'an'ın anlaşılması yolunda daha önceden yapılmış olan tercüme ve tefsirlerde bazı yönlerin eksik kaldığını müşahede ettiğimden dolayı yaptım. Bir süredir aydınlarımıza Kur'an'ın ruhunu nasıl aktarabileceğimi ve onlara Kur'an'ın saf ve gerçek mesajını nasıl ulaştırabileceğimi düşünüyordum. Çünkü ülkemiz aydınları her geçen gün Kur'an'a daha çok yönelmeye başlamışlardır. Binaenaleyh bugüne kadar yapılmış olan tercüme ve tefsir çalışmalarının hâlâ bazı eksiklik ve zaaflara sahip olmaları dolayısıyla bu eksikleri gidererek, bu sahada aydınlarımıza bir hizmette bulunabileceğime inandım. İşte bu iki sebepten dolayı çalışmaya başladım ve sonuçta elinizde bulundurduğunuz eser meydana gelmiş oldu. Bu acizâne çabam, birkaç kişinin bile Kur'an'ı anlamasına yardımcı olursa bu benim için büyük bir mutluluk vesilesi olacaktır.
Bu çalışma aslında alimler ve araştırmacıların bu sahadaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere yapılmamıştır. Bununla birlikte bu çalışma Arapçaya vakıf olan ve medrese eğitimi görmüş kimselerin Kur'an'ı derinlemesine tetkik etmelerini sağlamak amacıyla da hazırlanmamıştır. Çünkü bu kimselerin bu sahadaki susuzluklarını gidermelerine yardımcı olacak birçok eser vardır. Ben bu çalışmayı yapmakla, aslında orta seviyede eğitim görmüş olan kimselerle, Arapça bilmeyen ve Kur'an ilimlerinin geniş hazinelerinden yararlanma imkanından yoksun olan aydınlarımıza seslenmeyi hedefledim. Bu çalışma temelde bu kimseler dikkat-i nazara alınarak hazırlandığından dolayı, tefsir ilmi uzmanları bakımından çok önem taşıyan birta kım tefsir bahislerine girmekten kaçındım. Çünkü o tür münakaşaların bu kimseler açısından bir yarar sağlamayacağı açıkça ortadadır. Ayrıca bu çalışmayı yapmaktaki amacım, okuyucunun bu eser vasıtasıyla Kur'an'ın anlamını açıkça kavramasını ve Kur'an'ın kendisine vermek istediğini almasını sağlamaktır. Bunun yanısıra okuyucunun Kur'an'ı mütalaa ederken zaman zaman anlamada zorluk çekeceği bazı yerlere açıklık getirmeyi ve Kur'an okurken akla gelebilecek soruları hemen orada cevaplamayı istedim. Benim düşündüklerim işte bunlardı, ama bu düşündüklerimi ne derece gerçekleştirebildiğime ancak okuyucular karar verecektir. Her halükârda bu çalışma, nihaî mahiyette değildir. Bu bakımdan okuyuculardan ricam, bir eksiklik gördükleri veya bir sorunun cevabını bulamadıkları ya da anlamadıkları ifadeler olduğu takdirde, bu çalışmayı daha mükemmel bir hale getirebilmem için bunlardan beni haberdar etmeleridir.
Tefhim'ul Kur'an'da Takip Ettiğimiz Metod Hakında Birkaç Söz...
Ben bu çalışmanın meal bölümünü hazırlarken, motamot (kelime kelime) yapmak yerine, serbest bir dil kullanmayı tercih ettim. Bunun nedeni motamot tercümeyi yanlış bulduğumdan dolayı değildir. Asıl neden, Kur'an'ın motamot (kelime kelime) tercümesi ile ilgili olarak bu sahada bir çok alimin bu görevi eksiksiz yerine getirip, başka çalışmalara ihtiyaç bırakmayışlarıdır. Örneğin Şah Veliyullah Dihlevî'nin Farsça, Şah Abdulkadir, Şah Refîuddin, Mevlana Mahmut Hasan, Mevlana Eşref Ali ve Hafız Fethi Muhammed Calandirî'nin Urduca tercümeleri bu ihtiyacı karşılamaktadır. Ancak kelime kelime tercüme ile izahın mümkün olmadığı bazı yönlerin bulunması nedeniyle, ben sözkonusu eksiklikleri gidermek için bu çalışmayı yaptım.
Motomat tercüme okuyucuya, Kur'an'ın her kelimesini anlaması ve her ayetin altında hemen tercümesini okuduğundan ayetin manasını hemen anlaması konusunda yararlı olur. Bu yöntem, bazı kolaylıkların yanısıra beraberinde birtakım zaafları da taşır. Nitekim Arapça bilmeyen Kur'an okuyucuları bu yöntemden tam anlamıyla yararlanamamaktadırlar. Çünkü motamot tercüme okunurken cümlenin akışı kesildiği gibi dilin edebî güzelliği de yok olmaktadır. Böylece Arapçanın belagat ve etkileyiciliğinden okuyucu mahrum kalmaktadır. Kur'an satırları altında cansız bir tercüme bulunduğundan dolayı okuyucu bu tercümeyi okurken ruhu vecde gelmemekte, tüyleri ürpermeyip, gözlerinden yaş akmamakta, velhasıl içinde fırtınalar kopmamaktadır. Öyle ki okuyucu, Kur'an'ın aklı ve düşünceyi fetheden, kalbin derinliklerindeki ince noktaları etkisi altına alan uslûbunu hissetmemektedir. Değil okuyucuda bu tür tesirler uyandırmak, zaman zaman bu kitabın herkese meydan okuyan eksiksiz söz olduğundan bile kuşkuya kapılmaktadır. Tüm bunların nedeni, motamot tercümenin, eleğin altından akan kuru parçalar olup, Kur'an'ın ruhunun, edebî ve büyüleyici uslûbunun yukarıda kalmasındandır. Gerçekten de bu uslûbu hiçbir motamot tercümenin aktarabilmesi mümkün değildir. Oysa Kur'an'ın etkileyiciliğinde, onun saf mesajı ve bahsettiği konularla birlikte büyüleyici uslûbunun da payı vardır. Bu edebî uslûb, kaya gibi sert kalpleri dahi adeta bir mum gibi eritmişti. Bu İlahî Kelam, bir yıldırım gibi tüm Arabistan halkını tesiri altına almış ve en aşırı muhaliflerine bile kendisini kabul ettirmiştir. Hatta bu kimseler, bu büyüleyici kelamın etkisi altında kalmaktan korkup, onu dinlemekten çekiniyorlardı. Şayet Kur'an böyle bir özelliğe sahip olmasıydı ve motamot tercümelere benzeseydi, Arapların kalplerini kolayca yumuşatması ve kalplerini fethetmesi mümkün olmazdı.
Motamot tercümenin insanların zihin ve kalplerini etkilememesinin bir başka nedeni de, tercümelerin Arapça metnin hemen altına yazılmış olması, ya da yeni geliştirilen sayfa düzenlerinde olduğu gibi sayfanın yarısına orijinal metnin, yarısına tercümenin konulmasıdır. Bu tür sayfa dizaynları Kur'an'ın motamot karşılığını okumak isteyenler için münasiptir. Fakat, okuyucunun Kur'an'ı diğer kitaplar gibi okuyup, etkisi altında kalmamasına yol açmaktadır. Çünkü bu tür bir dizayna sahip Kur'an tercümeleri, süreki bir akışı sağlayamadığından ve ikide bir araya yabancı ibareler girdiğinden doğal olarak okuyucu, Kur'an'ın sürekli akışına kendini kaptıramamaktadır. İngilizce tercümelere gelince, bunlar daha da soğukturlar. Zira onlar Kitab-ı Mukaddes'in üslubunun birer taklididirler ve ayet ayet tercüme edilmişlerdir. Nitekim en etkileyici bir metni bile, cümle cümle parçaladıktan sonra alt alta dizdiğinizde, ifadenin ne kadar kopuk ve etkisiz bir hale geldiğini görürsünüz. Öyle ki onun etkisi, orijinal metnin yarısı kadar bile değildir artık!
Motamot tercümenin taşıdığı zaaflardan en önemlisi, Kur'an'ın üslûbunun, yazılı metin uslûbu olmayıp, bir hitabet biçimi olduğunu dikkate almayışıdır. Kur'an'ın söz konusu hitabet biçimi, yazıya dökülürken, bu özelliği dikkate alınmaksızın kelime kelime tercüme edilirse şayet, ifadede bir kopukluk meydana gelir. Kur'an'ın başlangıçta bir risale şeklinde yayınlanmadığı herkesin malumudur. Kur'an İslam davetinin gelişim süreci içerisinde, muhtelif zamanlarda Hz. Peygamber'e (s.a) hitabet parçaları şeklinde tedricen nazil olmuş, Hz. Peygamber de (s.a) hemen oracıkta bunları muhataplarına okumuştur (İletmiştir) . Yazı dili ile konuşma dili arasında çok önemli bir fark vardır. Sözgelimi bir meseleyi yazarak izah edeceksek, önce sorunu ortaya koyar, sonra izah etmeye geçeriz. Oysa hitabette, zaten sözkonusu meseleyi ortaya atanlar hazır bulunduğundan, muhaliflerin her dediğini beyan etmeye her zaman gerek duyulmaz. Ancak konuşmacı, sözün gelişi içerisinde bir cümleyle onların dediklerine değinir. Yazarken başka bir hususa değinilmek istenildiğinde, sözün akışının bozulmaması için, bu husus ara bir cümleyle ele alınır. Fakat konuşmacı ses tonunu kullanarak birçok ara cümleler kullanabilir ve buna rağmen sözün akışında bir kopukluk meydana gelmez. Yine bir konu yazılarak ifade edilecekse, konunun geçtiği ortamı hiç değilse bir iki cümleyle ayrıca aktarmaya gerek duyulur. Oysa konuşma esnasında ortam ile konuşma doğal olarak bağıntılıdır ve konuşmacı çevreye işaret etmeye gerek duymaksızın konuşsa dahi, konuşmada bir kopukluk ortaya çıkmaz. Konuşmacı mütekellim ve muhatap sigalarını (birinci ve ikinci tekil kipler) sürekli değiştirerek kullanabilir. Konuşma yeteneğine göre, konuşmacı yer ve zaman unsurlarını dikkate alarak, karşısında hazır duran topluluğa, bazan gaip sigasıyla (üçüncü tekil) , bazan muhatap sigasıyla, bazan tekil, bazan çoğul olarak, bazan kendi adına, bazan ilahî bir kuvvet adına, bazan ilahî kuvvetin kendisinden naklen konuşabilir. Ve tüm bunlar bir konuşmanın en güzel yönleri olarak takdir toplar. Fakat aynı uslûp yazı yazılırken kullanılırsa bir irtibatsızlık, bir kopukluk meydana gelir. Bu nedenle bir konuşma yazıya döküldüğünde okuyucunun o yazıda bir kopukluk hissetmesi doğaldır. Okuyucunun konuşmanın yapıldığı yer ve zamandan uzak olduğu ölçüde, bu kopukluğu daha çok hissedeceği ortadadır. Bu yüzden Arapça bildiği halde bir çok kimse, sırf Kur'an'ın uslûbunu kavramadığı için, Kur'an'ın uslûbundaki irtibatsızlık ve kopukluktan şikayet etmektedir. Kur'an'ın kelimelerini değiştirmek haram olduğundan dolayı, Arapça metindeki kopukluk ancak tefsir ve dipnotlar ile giderilebilmektedir. Dolayısıyla Kur'an başka bir dile çevrilirken, konuşma dili de ustalıkla yazı diline aktarılırsa, bu takdirde kopukluğun kolayca giderilmesi mümkün olur.
Yukarda da işaret ettiğimiz gibi, Kur'an'ın her suresi, aslında İslam davetinin belirli bir safhasında nazil olan bir hutbedir. Bu bakımdan bu surelerin belli bir arka planı, ve kendisine bağlı olarak indikleri özel şartları vardır. Arka-planı ve nüzul sebebi ile sure arasında derin bir ilişki bulunmaktadır. Sureler bu özellikleri dikkate alınmaksızın vakıalardan soyut bir şekilde motamot tercüme edilirse, yapılan tercüme tamamıyla anlamsız kalacaktır. Öyle ki, bazı yerlerde mânâ, denilmek istenenin aksine anlaşılabilecek veya hiç anlaşılamayacaktır. Kur'an'ın orijinal ifadeleri değiştirilemiyeceğinden dolayı, Arapçada bu sorunun, tefsirler ile giderilmesi mümkün olmaktadır. Fakat Kur'an diğer dillere çevrilirken serbest bir uslûp kullanmak suretiyle, Kur'an'ın anlamı, surelerin arka-planı, nüzul sebebi ve zamanı ile ilişki kurulabilir. Ve böylelikle sözkonusu eksiklik giderilerek, okuyuculara Kur'an'ın anlamı aktarılabilir.
Kur'an apaçık (mübîn) bir Arapça ile nazil olmuş ama aynı zamanda da kendine has bir takım özel kavramlar kullanmıştır. Yani birçok kelime orijinal lugat anlamı dışında özel bir semantik alana sahiptir. Bir çok kelime muhtelif yerlerde muhtelif anlamlar taşımaktadır. Dolayısıyla Kur'an'ın motamot tercümesinde bu hususları gözetmek çok güç olur. Bu hususlar gözetilmediğinde ise, bazı okuyucuların zihninde türlü türlü istifhamlar oluşur ve ayetleri yanlış anlama tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar. Sözgelimi "Küfr" kavramını ele alalım. Kur'an ıstılahında bu kelimeye dilbilimciler ile fakihler ve kelamcılar farklı anlamlar vermişlerdir. Ayrıca bu kelime Kur'an'ın her yerinde aynı anlamda kullanılmamamıştır. Bazı yerlerde, imandan tamamen yoksun olma durumu küfür kelimesiyle ifade edilmiştir. Bazen inkar etmek, bazan nankörlük etmek, bazan İslam'ın bir ilkesini ihmal etmek, bazan itikaden kabul edip, pratikte reddetmek, bazan da zahiren itaat edip, içten inanmamak (nifak) karşılığında kullanılmıştır. Şimdi biz bu kelimeyi tek bir anlamıyla karşılarsak eğer, belki tercüme doğru olur ama okuyucu bazı yerde denilmek isteneni anlamaz, bazı yerde yanlış anlar ve bazı yerlerde de zihninde istifhamlar oluşur.
Ben, motamot tercümenin bu zaafını giderebilmek amacıyla, Kur'an'ı kelime kelime Urducaya çevirmek yerine, şöyle bir yöntem takip ettim: Önce Kur'an'ın orijinal ibaresini okuyup ne demek istediğini kavradıktan sonra, onun üzerimdeki etkisini olduğu gibi, eksiksiz kendi dilime aktardım. Doğrudan motamot tercüme etmek yerine, Kur'an'ı apaçık (mübîn) Arapçadan, apaçık (mübîn) Urducaya aktarmaya çalıştım.
Arada kopukluklar oluşmaması için de konuşma dilini yazı diline dönüştürdüm. Bunu yaparken İlahî Kelam'ın anlam ve karşılığını, güzelliğini ve büyüleyici etkisini açıkça ve gücüm nisbetinde okuyucuya da vermek için uğraştım. Motamot tercümenin sınırlarından çıkmaya cesaret edip, bu serbest tercüme yöntemini uygularken, Kur'an'ın anlamını ne eksik ne de fazla aynen aktarmaya çalıştım. Bu kitabın Allah'ın kelamı olması hasebiyle, bu serbest yöntemi korka korka kullandım ve imkanım nisbetinde ve ihtiyatla Kur'an'ın orijinal metnini, anlama sınırlarına tecavüz etmeksizin çevirerek, Tefhimu'l-Kur'an'ın "Meal" bölümünü hazırladım.
Kur'an'ı Kerim'in mesajını tam anlamıyla kavrayabilmek için ayetlerin indiği dönemin arka-planını gözönüne almak gerekir. Ancak tüm bunları salt bir "Meal" bölümü ile vermek mümkün olmadığından, her surenin başına ayrıca bir giriş bölümü yazarak, bu giriş bölümünde surenin nüzul zamanını, o dönemin şartlarını, İslam Davetinin hangi merhalede olduğunu ve davetin karşılaştığı zorlukları ele aldım. Bunun yanısıra surenin içinde ayrı dönemlerde nazil olmuş ayetler bulunuyorsa, gücüm yettiğince araştırdıktan sonra onlarla ilgili bilgileri Açıklama Notlarında verdim.
'Açıklama Notları'nı hazırlarken en büyük hedefim okuyucuyu Kur'an'ın asıl maksadından uzaklaştırıp, ayrıntılarla uğraştıracak konulardan kaçınmak oldu. Açıklama Notlarını; biri, okuyucunun açıklamaya gerek duyup, zihnine soru takılacağını hissettiğim yerlere; diğeri, okuyucunun hiç dikkat etmeksizin geçebileceği ve böylelikle Kur'an'ın gerçek ruhunun kendisine kapalı kalacağını tahmin ettiğim yerlere olmak üzere iki nedenle yerleştirdim.
Bu çalışmadan tam anlamıyla yararlanmak isteyen kimselere, her surenin Giriş Bölümü'nü dikkatlice okumalarını ve surenin mütalaası sırasında bu bölümü sürekli gözönünde tutmalarını tavsiye eder, Kur'an'dan hergün okudukları bölümün, ayrıca (Farsça, Urduca, Türkçe, İngilizce vs.) bir motamot tercümesini okumalarını, daha sonra Tefhim'ul-Kur'an'ın ilgili "Meal" bölümünü, Açıklama Notlarını dikkate almaksızın takip etmelerini salık veririm. Çünkü böylece Kur'an'ın anlatmak istediği konu bir bütünlük içinde okuyucunun zihnine yerleşmiş olacaktır. En sonunda da her ayet, Açıklama Notu ile birlikte mütalaa edilmelidir. Ümit ediyorum ki bu eseri okuyan kimseler, derinlemesine olmasa bile, yeterli düzeyde bir Kur'an bilgisine sahip olacaklardır inşaallah!
Ben bu çalışmayı Hicrî 1361 senesinin Muharrem ayında (Miladî 1942, Şubat) hazırlamaya başlayıp, beş sene içerisinde Yusuf suresinin sonuna kadar Meal ve Açıklama Notları bölümlerini hazırladım. Daha sonra bir takım sebepler yüzünden bu bölümü gözden geçirip, yayınlayamadım. Ancak kaderin bir cilvesi olarak 1948'in Ekim ayında Milli Güvenlik Yasası gereğince cezaevine girdim ve orada fırsat bulup bu eseri basılacak duruma getirebildim. Allah'tan, bu çalışmamın Kur'an'ı anlama yolunda çaba sarfeden kimselere yardımcı olmasını dilerim.
Çaba bizden, Tevfik Allah'tan!
Ebu'l-Ala Mevdudî
Yeni Merkez Cezaevi / Multan
H. 17. Zilkade 1368
M. 11. Eylül 1948
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
40


Mısır'lı düşünür ve dava adamı olan Şehid Seyyid Kutub'un tevhid ve dava konularını ağırlıklı olarak işleyen Kur'an'ı Kerim Tefsiri.
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
40


Kanuni Sultan Süleyman`ın Şeyhülislam`ı alim, hukukçu ve tefsirci Ebussuud Efendi`nin yazdığı, döneminin en önemli eseri kabul edilen "Ebussuud Tefsiri", beş asır sonra yayınlandı.


Tefsirin Türkçe`ye çevrilmesiyle ilgili bilgi veren Boğaziçi Yayınları Editörü Gazi Altun, asıl adı ``İrşad-ı Akl-ı Selim ila Mezayayi Kitab-il Kerim`` olan ve Türkiye`de ``Ebussuud Tefsiri``olarak yayımlanan eserin kültür dünyası için önemli bir kazanım olduğunu söyledi.
Altun, eserin çevirisinin 2003`te başladığını ve 2008`de tamamlandığını, eserin 6 bin sayfa ve çift renk baskılı olarak 12 ciltlik takım halinde basıldığını belirterek, ``Eser için şöyle bir tabir kullanılmaktadır; Nasıl ki Süleymaniye o devrin, hatta bütün devirlerdeki İslam mimarisinin şaheseridir, bu eser de tefsirlerin şaheseri, tabiri caizse Süleymaniye`sidir.` Zira nasıl Süleymaniye`yi Kanuni Sultan Süleyman Mimarbaşı Sinan`a yaptırmışsa, bu eseri de Kanuni Sultan Süleyman, Şeyhülislam`ı Ebussuud Efendi`ye yazdırmıştır`` diye konuştu.
İslam dünyasının en muhteşem camisinin İstanbul`a kısmet olması gibi, İslam dünyasının en önemli tefsirinin de İstanbul`a nasip olduğunu dile getiren Altun, Ebussuud Efendi`nin tefsiri kısmen(1.cildi) yazıp oğluyla birlikte Sultan Süleyman`a gönderdiğini, Sultan Süleyman`ın da onu kapıda hürmetle karşıladığını, Kanuni`nin eseri hazırlayan Şeyhülislam`ın maaşına iki yüz akçe zam yaptığını, eseri tamamlayınca da yüz akçe daha ilave ettiğini anlattı.
Altun, bu eserle gurur duyan Kanuni`nin iki nüsha yazdırarak, Mekke ve Medine`ye (Haremeyn) gönderilmesini emrettiğini, Arapça yazılan eserin Arap dünyasında da büyük bir itibar kazandığını belirterek, eserin hala İslam aleminde basıldığını ve üniversitelerde ders olarak okutulduğunu söyledi.
Ebussuud Efendi`nin ayetlerin iniş sebeplerini, muhtelif yorumlarını ve başka ayetlerle olan münasebetlerini mükemmel şekilde verdiğini anlatan Altun, yerine göre konuyla ilgili hadisleri ve şiirleri de ihmal etmediğini bunun da esere hem derinlik, hem de edebilik kazandırdığını dile getirdi.
Ebussuud Efendi`nin 1490 yılında İskilip`te doğduğunu, 1574`te İstanbul`da öldüğünü hatırlatan Altun, Ebussuud Efendi`nin II.Beyazid, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman ve II. Selim gibi dört büyük padişahın zamanında yaşadığını, giderek büyüyen bir imparatorluğun hukuki, dini ve manevi meselelerine çare bulmak konumunda olduğunu ifade etti.
Altun, Ebussuud Efendi`nin seksen dört yıllık ömrünü tüm bu meselelere çare bulmak, gerekli hukuki tanzimleri gerçekleştirmek veya sorulan dini suallere cevap teşkil edecek fetvalar vermekle geçtiğini anlatarak, bu fetvalar nedeniyle Ebussuud Efendi`nin büyük şöhret sahibi olduğunu, otuz seneye yakın süren Şeyhülislamlığının şöhretini daha da pekiştirdiğini ifade etti.
Ebussuud Efendi`nin ceddinin Uluğ Bey`in Doğancıbaşıcısı İmameddin Mehmed Kuşçu olduğunu vurgulayan Altun, alimin fiilen seferlere katıldığını, bu nedenle gazi olduğunu ve Budin`in fethinde payı bulunduğunu ifade etti.
-``GOETHE, DOĞU-BATI DİVANINDA EBUSSUUD EFENDİ`DEN ETKİLENDİ``

Altun, Ebussuud Efendi`nin çok çalışkan bir kişi olduğunu, on binden fazla fetva verdiğini, ünlü Alman şairi Goethe`nin Ebusuud Efendi`den etkilenerek, Doğu-Batı divanını yazdığını anlattı.
Eserin Arapça aslından tercüme edildiğini, çok yüksek bir Arapça ve medrese kültürünün zirvesinde oluşmuş eserin tercümesinde azami dikkat gösterildiğini ve en ufak bir mana kaymasının önlenmeye çalışıldığını kaydeden Altun, aradaki 500 yıla yakın bir zamanın koyduğu engellerin kaldırılması, redaksiyonda eserin öğretici ve kolay anlaşılır olması için çalışıldığını belirtti.
Altun, bu sebeple önce ayetlerin asıllarının, sonra Latin harfleriyle yazılışlarının, daha sonra da meallerinin verildiğini dile getirerek şöyle konuştu:
``Bununla da yetinilmedi ve yorumda ayetlerin hem Latince alfabesiyle asılları ve hem de mealleri tekrar edildi. Böylece biraz Osmanlı Türkçesi bilenlerin ayetlere daha kolay nüfuz etmeleri ve Kur`an diline yakınlaşmaları hedeflendi. Öğreticilik vasfını daha da güçlendirmek için ayetler cümlelerine bölünerek ve cümleler ayrı ayrı ele alınarak, yorumları verildi. Böylece Kur`an-ı Kerim`in anlaşılmasını kolaylaştıracak her şey yapılmış oldu. Eserdeki bazı deyimleri ve terimleri olduğu gibi zikrettik ve manasını da parantez içinde gösterdik.``
Altun, mütercim tefsirde isimleri geçen şahısların ölüm ve doğum tarihlerini ve soy isimlerini de ilave ederek kronolojik anlayışı kolay anlaşılır yaptıklarını ve dipnotlar ilave edildiğini aktararak, her sayfaya ayet ve sure numarasının başlıkta konarak verildiğini, böylece zenginleştirilmiş ve güncelleştirilmiş ansiklopedik bir kaynak olarak tefsirin ortaya çıktığını kaydetti.
Haber7
 

hacifersat

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
11 Nis 2010
Mesajlar
717
Puanları
0
İbn Kayyim Tefsiri (Bedâi‘ut-tefsîr) Çıktı ...




İbn Kayyim Tefsiri (Bedâi‘ut-tefsîr)
İbn Kayyim el-Cevziyye
4 Cilt * Her cilt 688-712 sayfa * Şamua Kağıt * Büyük boy * Ciltli
Derleyen: Yusrî es-Seyyid Muhammed
Editör: Yrd. Doç. Dr. Halil ALDEMİR

Mütercimler:
Yrd. Doç. Dr. Harun ÖĞMÜS (Fatiha-Âl-i İmrân Sûreleri arası)
Prof. Dr. Ahmet AĞIRAKÇA (Nisa-Ra'd Sûreleri arası)
Mehmet Emin ÇİMENDAĞ (İbrahim-Meryem Sûreleri arası)
Yrd. Doç. Dr. Harun ÖĞMÜS (Taha-Yasin Sûreleri arası)
Yrd. Doç. Dr. Halil ALDEMİR (Sâffât-Kalem Sûreleri arası)
Mehmet Ali KARA - Dr. Savas KOCABAS (Hâkka-Nâs Sûreleri arası)

http://benlikitap.com/default.asp?part=shop&gorev=oku&id=681&cat=104&sid=823793551
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
40
Beydavi Tefsiri

Beydavi Tefsiri Türkçe'de


Kadı Nasırüddin Ebu Said Abdullah bin Ömer bin Muhammed eş – Şirazî el- Beydavî'nin 'Tenzilin nurları ve tevilin sırları' adlı tesfiri artık Türkçe'de...


http://www.addthis.com/bookmark.php?v=250&username=xa-4caf2d9a752ef9b9

HABER MERKEZİ / TIMETURK

Kadı Beydavî, hemen hemen bütün İslam ilimleri dallarında ve diğer alanlarda ölümsüz eserler bıraktı. bunların içinde en önemlisi ve meşhuru 'Envarü’t – Tenzil ve Esrarü’t – Te’vil' meşhur adıylada 'Beydavî Tefsiri’dir. Beydavi Tefsiri Kahraman yayınları tarafından Türkçe'ye kazandırıldı.

Merhum Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi adlı eserinde şöyle der:
Gerçek şudur ki bu tefsir, yazılış itibarı ile külfetten beri, akıcı bir üsluba haiz, müfessirlerin bildirdikleri birçok vecihleri pek muciz (kısa) bir tarzda içine almaktadır. Bir kısım mutasavvifane, hakîmane beyanatı muhtevidir. Defalarca gözden geçirilmiş, fazlalıklar atılmıştır. O nedenle ilim kürsülerinde tedris edilmiştir (daha da öteye gidilerek Padişah meclislerinde seçme alimler tarafından takrir edilmiş, aynı kalitede dinleyici ulema tarafından heyecanla izlenmiştir. Buna da Osmanlı tarihinde Huzur dersleri denilmiştir. Abdülvehhab Öztürk).

Beydavî merhum, bu kıymetli eserinin mukaddimesinde diyor ki: İlimlerin kadr ü kıymetçe en büyüğü, şeref ve adaletçe en yükseği tefsir ilmidir. Bu, dinî ilimlerin başı ve reisidir. Şer’-i şerif kaidelerinin binası ve anasıdır. Tefsir yazmaya tefsir hakkında söz söylemeye o kimse layıktır ki, dinî ilimlerin hepsinde, usul ve furuunda akranından üstün ola. Arabî sanatların, edebî fenlerin bütün nevilerinde yüksek bir mevki sahibi ola.

Şu kadar var ki iktidarımın noksanı buna girişmemi engelliyor, bu makamda durmaktan beni men ediyordu. Ta ki istihare ettikten sonra mazhar olduğum doğuşlar sayesinde tereddütten kurtuldum ve tamam edince de Envarü’t – tenzil ve Esrarü’t – te’vil (tenzilin nurları ve tevilin sırları) adını verdim.

Celalüddin Suyutî diyor ki:
Keşşaf tefsiri hakkındaki muhtasarların başı Kadı Nasırüddin Beydavî’nin Envarü’t – Tenzil adlı kitabıdır. Kadı, Keşşaf’ı özetlemiş, pek de güzel muvaffak olmuştur. Kadı, Keşşaf’ın itizal hafaganını (çırpıntılarını) keşfetmiş, bunların izalesini tekeline almış, desise ve cidal mevzularını atmış, mühim şeyler yazmış, ilaveler yapmıştır. Artık bu kitabı ayarı halis altın gibi meydana çıkmış, gündüz ortasındaki güneş gibi şöhret bulmuş, mutalaasında ilim sahipleri devam buyurmuştur.

Katip Çelebi merhum da şöyle demiştir:
Bu tefsir şanı azîm, beyandan müstağnidir (tarife ihtiyacı yoktur). Kadı bu kitabında i’raba, maanî ile beyana (Arap edebiyatına) dair şeyleri Keşşaf’tan; hikmete, kelama dair şeyleri Fahreddin Razi’nin Tefsir-i Kebir’inden; iştikaka (kelime türemesine) dair gerçekleri, latif işaretleri Tefsir-i Rağıb’tan özetlemiştir. Bununla beraber Kadı, kitabına kendi parlak fikrinin mahsulü olan birçok makul vecihler (mülahazalar), makbul tasarruflar da ilave eylemiştir. Bu cihetle sırlar çehresinden şüphe endişelerini gidermiş, ilim sahasında vüs’at ve basireti artırmıştır.

Mütercim Doç Dr. Abdülvehhab Öztürk:
Beydavî’nin bu tefsirini ne kadar övsek azdır. Bizim bu dev esere hizmetimiz tercüme çapındadır. Bununla beraber günümüzde Arap gramer ve edebiyatına ve tefsir için gerekli ilim dallarına aşina olanların azlığını ve Beydavî tefsirinin şöhretine binaen okumaya çalışanların şevklerini kırmamak için elimizden geleni esirgemediğimizden okuyucularımız emin olabilirler. Bunu temin etmek için şerhlerine, özellikle Şeyhzade, Konevi ve İbn Temcîd’e satır satır bakarak doğru anlamaya çalıştık. Zamirler veya muğlak ifadelerle geçiştirdiği yerleri (parantez içerisinde) gösterdik. Kıraat farklarını doğru okutmak için var gücümüzü sarf ettik. Şahit getirdiği örnek beyitleri tercüme ettiğimiz gibi, bazen ilgili yerleri de Latin harfleriyle gösterdik. Az bir Arapça bilgisi olanın bunların altından kalkması için gayret sarf ettik. Hiçbir kelimeyi atlamamaya, tam tercüme yapmaya özen gösterdik.
 

Ehl-i Sünnet

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
5 Şub 2011
Mesajlar
3,060
Puanları
0


Ruhu'l-Furkan Tefsirinin yazilmasinin sebebi:

Nice büyük alimler,Kuran-i Kerimi türkçe tefsir ederek,bu büyük kitabin manasini anlama hususunda,insanlarin ihtiyaçlarini karsiladiklarindan ziyade aciz (güçsüz) olan bu kardesiniz, böyle büyük bir ise girismeyi bu zamana kadar düsünmüs dahi degildi.

Ancak (Hicri 1407) senesi Saban ayinin Beraet gecesinde Ravza-i Mutahhara'da yani Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in bulundugu pak cennet bahçesi olan mescid-i serifinde bulundugumuz sirada Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tarafindan vaki olan manevi bir isaretle bu mühim ise basladik...

Ve yukarida geçtigi gibi kelime kelime mana verilmesine ziyade ihtimam (dikkat) göstererek bazi kardeslerimizle beraber bu uzun yola çiktik.

Müslüman cemaatimizin çesitli meselelerine cevap verebilmek hususundaki mesguliyetimizin çoklugu sebebiyle bütün vakitlerimizi bu hizmete sarf edemedigimizden Tefsir'in kisa zamanda tamamlanmasini bekleyenlere gecikmemizden dolayi simdiden özür beyan eder:

"Kerim (iyi) insanlar katinda özür makbuldur."

Misrainin manasinca da onlardan bu özrümüzün kabulunu ister ve en kisa zamanda bu hizmeti tamamlamaya muvaffak olabilmemiz,bu Tefsir'in herkes tarafindan hüsn-ü kabul (güzel bir karsilama) görebilmesi ve bununla Ser'i serifin üç büyük temeli olan "Ilim,Amel ve Ihlas"in kazanilmasi için bütün müslümanlardan Mevla Teala'ya çok dua etmelerini temenni (arzu) ederiz...
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
40
Beydavi Tefsiri

Beydavi Tefsiri tam metin Türkçe'de



Geniş bilgilere nail olan âlimlerin övdüğü, Ömer Nasuhi Bilmen'in "müfessirlerin bildirdikleri birçok vecihleri pek muciz (kısa) bir tarzda içine almaktadır." dediği Beydavi Tefsiri Türkçe'ye tefsir edildi...
http://uyelik.haber7.com/uye-islem.php?cmd=addNews&nID=772735

Kahraman Yayınları, tefsir çalışmalarına bir yenisini daha ekledi. Zad’ül-Mesir ve İbn Kesir tercümelerinden sonra, titizlikle ve büyük emekler sonucunda tercüme edilen Beydavi Tefsiri (tenzilin nurları ve tevilin sırları) raflardaki yerini aldı.

Doç. Dr. Abdülvehhab Öztürk’ün, 5 cilt ve toplam 3 bin sayfadan oluşturularak tercüme ettiği eserde; okuma kolaylığı ve istifadenin arttırılması gayesiyle Kuran’ı Kerim metni ile meal ve tefsirleri karşılıklı sahifelerde sunuldu. Ayrıca tefsirin içinde geçen ayet mealleri belirgin olarak gösterilerek okuyucunun daha kolay takip etmesi de sağlandı.

Din ve ilim alanlarında geniş bilgilere nail olan âlimlerin bu tefsir hakkındaki görüşleri, İslam dünyası için bir rehber niteliği taşıyor. Bu görüşlerden bazıları ise şunlar:

Ömer Nasuhi Bilmen (Büyük Tefsir Tarihi)

Gerçek şudur ki bu tefsir, yazılış itibarı ile külfetten beri, akıcı bir üsluba haiz, müfessirlerin bildirdikleri birçok vecihleri pek muciz (kısa) bir tarzda içine almaktadır. Bir kısım mutasavvifane, hakîmane beyanatı muhtevidir. Defalarca gözden geçirilmiş, fazlalıklar atılmıştır. O nedenle ilim kürsülerinde tedris edilmiştir (daha da öteye gidilerek Padişah meclislerinde seçme âlimler tarafından takrir edilmiş, aynı kalitede dinleyici ulema tarafından heyecanla izlenmiştir. Buna da Osmanlı tarihinde Huzur dersleri denilmiştir. Abdülvehhab Öztürk).

Celalüddin Suyutî:

Kadı, Keşşaf’ı özetlemiş, pek de güzel muvaffak olmuştur. Kadı, Keşşaf’ın itizal hafaganını (çırpıntılarını) keşfetmiş, bunların izalesini tekeline almış, desise ve cidal mevzularını atmış, mühim şeyler yazmış, ilaveler yapmıştır.

Mütercim Doç Dr. Abdülvehhab Öztürk'ün görüşleri ise şöyle:

Beydavî’nin bu tefsirini ne kadar övsek azdır. Bizim bu dev esere hizmetimiz tercüme çapındadır. Bununla beraber günümüzde Arap gramer ve edebiyatına ve tefsir için gerekli ilim dallarına aşina olanların azlığını ve Beydavî tefsirinin şöhretine binaen okumaya çalışanların şevklerini kırmamak için elimizden geleni esirgemediğimizden okuyucularımız emin olabilirler. Bunu temin etmek için şerhlerine, özellikle Şeyhzade, Konevi ve İbn Temcîd’e satır satır bakarak doğru anlamaya çalıştık. Zamirler veya muğlâk ifadelerle geçiştirdiği yerleri (parantez içerisinde) gösterdik. Kıraat farklarını doğru okutmak için var gücümüzü sarf ettik. Şahit getirdiği örnek beyitleri tercüme ettiğimiz gibi, bazen ilgili yerleri de Latin harfleriyle gösterdik. Az bir Arapça bilgisi olanın bunların altından kalkması için gayret sarf ettik. Hiçbir kelimeyi atlamamaya, tam tercüme yapmaya özen gösterdik.

Bu nadide esere Ramazan ayında açılan başta İstanbul ve Ankara’daki Dini Yayınlar Fuarları olmak üzere tüm kitap fuarlarından ve seçkin kitabevlerinden ulaşılabilinir.

Haber 7
 

girdap

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
8 Şub 2007
Mesajlar
2,541
Puanları
0
Beydavî ilk kez tam metniyle dilimizde

Kâtip Çelebi'nin: "Bu tefsir şanı azîm, beyandan müstağnidir (tarife ihtiyacı yoktur)." sözleriyle övdüğü tarifsiz bir esere kavuştuk şu güzel günlerde.
"... istihare ettikten sonra mazhar olduğum doğuşlar sayesinde tereddütten ve tamam edince de Envarü't-tenzil ve Esratü't -te'vil (tenzilin nurları ve tevlin sırları adını verdim.)" diyerek eserinin ilhamını anlatan Kadı Nasırüddin Ebu Said Abdullah Bin Ömer Bin Muhammed Eş-Şirazi El-Beydavî'nin muazzam tesfiri, Kahraman Yayınları tarafından 5 cilt olarak yayınlandı. Tefsiri dili-mize, Sıfat'us-Safve, Riyazu's Salihin, El-Ezkar, İbn Kesir Büyük Kur'an Meali gibi çeviri çalışmalarıyla da tanınan Doç. Dr. Abdülvehhab Öztürk çevirdi. Beydavi Tefsiri, ilk kez tam metin olarak Türkçe'ye tercüme edildi.

İLİMLERİN EN BÜYÜĞÜ

Büyük tefsir âlimi ve müfessirlerin baş tacı Abdullah bin Ömer; künyesi Ebü'l-Hayr, lakabı Nasırüddin'dir. Şiraz'ın köylerinden Beyda'da doğduğu için Beydavi, Şiraz'da kadılık yaptığı için Kadı Beydavi diye meşhur olmuştur. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. 1286 se-nesinde Tebriz'de vefat etmiştir. Zamanın âlimlerinden akli ve nakli ilimleri tahsil etmiş, bilhassa Muhammed bin Muhammed Kettani'nin derslerine devam ederek tefsir, hadis, fıkıh, usul, kelam, mantık, nahiv, belagat, tarih ve zamanın fen ilimlerinde de mütehassıs, söz sahibi olmuştur.

"İlimlerin kadr ü kıymetçe en büyüğü, şeref ve adaletçe en yükseği tefsir ilmidir" sözünün sahibi ilmi ve tefsire verdiği ve verilmesi gereken önemi vurgularken, Celalüddin Suyuti'nin "... bu kitabı ayarı halis altın gibi meydana çıkmış, gündüz ortasındaki güneş gibi şöhret bulmuş, mütalaasında ilim sahipleri devam buyurmuştur" ifadesi, eserin tam da tanımını yapıyor.

OSMANLI MEDRESELERİNDEN EVLERİMİZE

İlim erbabınca çok değerli bir tefsîr olarak kabul edilen bu tefsir asırlar boyunca Ehl-i Sünnet dünyasında medreselerde okutulagelmiş, üzerinde 250'den fazla şerh, haşiye ve ta'lîka yazılmış önemli bir eser. Fıkıhta Şâfiî, akaidde Eş'arî mezhebine göre te'lif edilmiş olan bu tefsîri özellikle Osmanlı medreselerinde asırlarca ders kitabı olduğu biliniyor. Osmanlı âlimlerince Hanefî-Maturudî mezheblerine uygun Nesefî tefsiri "Medâriku't-Tenzîl ve Hakâiku't-Te'vîl"in değil de Kâdî'nin bu eserinin medreselerde okutulmak üzere seçilmiş olması gerçekten önemini ve değerini ortaya koyuyor.

Bütün bunların yanı sıra Abdülvehhab Öztürk'ün tercümesi de; okuyucuya yol gösteren, çok karmaşık olmayan ve her şeyden önemlisi titiz bir çalışmanın ürünü.

Gayet veciz ibarelerle anlatılmasıyla, ayetlerin açıklanmasında iniş sebeplerine, ayetlerin yorumlanmasında farklı görüşlere yer vermesiyle, bu mübarek ayda elden bırakılmayacak bir eser Beydavî Tefsiri.

Yenişafak
 

hacifersat

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
11 Nis 2010
Mesajlar
717
Puanları
0
İbn Kesir Tefsiri (Tam Metin)

İbn Kesir Tefsiri​
(Tam Metin)
Toplam 12 Cilt * Her cilt 640-650 sayfa * Şamua kağıt * Büyük boy * Ciltli
Tahkik: Abdurrezzak el-Mehdi
Tercüme: M. Beşir Eryarsoy - Dr. Savaş Kocabaş

Elimizdeki tefsir kitaplarının zayıf ve mevzu hadislerle ve israiliyatla dolu olduğu iddiası yaygınlaşınca, bu bizi İslâmi kitaplar üzerinde durmaya ve onları şaibe ve şüphelerden arındırmaya itti. Bunların en önemlileri tefsir kitaplarıydı. Bu yüzden tefsir kitaplarındaki hadislerin tahricini yaptık, sahihi ile zayıfını açıkladık, israiliyatları ortaya koyduk. İbn Kesir tefsiri üzerinde bu çalışmayı uygun bulduk.
Ben, ondaki tahrif ve değiştirmeleri düzelttim. Nüshaların birinde diğerlerinde bulunmayan faydalı bir ziyade varsa onu olduğu gibi bıraktım ve fazla faydası bulunmadığından dipnotta belirtme gereği duymadım. Hadislerdeki eksikliklere hadis kitaplarından yaptığım tamamlamaları ise köşeli parantez içine aldım ve buna dipnotta işaret ettim.
Kitaptaki baskı hatalarını, tahrifleri ve düzeltme maksatlı değiştirmeleri İbn Kesir’in hadisleri kendilerinden naklettiği Kütüb-ü Sitte, Müsned-i Ahmed b. Hanbel ve Müsned-i Ebi Ya’la ile bazı tefsirlere ve kaynaklara başvurarak düzelttim.
Abdurrezzak el-Mehdi

 

hacifersat

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
11 Nis 2010
Mesajlar
717
Puanları
0
Seyyid Abdülkadir Geylani Tefsiri Çıktı !!!



Tarihçiler; Seyyid Abdülkadir Geylani'nin medresede verdiği dersleri esnasında kırk kadar orada hazır bulunduğunu, bu katiplerin onun verdiği dersleri kaydettiğini ve daha sonra bu yazılanların kitap haline getirildiğini kaydederler. Biz elinizdeki tefsirin de bu şekilde meydana getirildiği kanaatindeyiz. Yine tarihi kaynaklardan biliyoruz ki, Geylani Hazretleri "İmamu'l-ulüm" olan ceddi Hz. Ali'den aynı vasfı tevarüs etmiştir. Hazret bu vasfı sayesinde, on üç ilim dalında ders vermiş; bazı sure ve ayetlere çok değişik tefsirler yapmıştır. Mesela bugün elimizde onun yedi çeşit Fatiha Suresi tefsiri bulunmaktadır ve bunların hepsi de tefsir yani muhteva olarak birbirinden tamamen farklıdır. Bunun yanında, yine elimizde ona ait olup da birbirinden farklı olan Yusuf Suresi, Mülk Suresi, Nebe Suresi ve diğer bazı kısa surelerin tefsirleri mevcuttur. Bu durum, zahiri ve batıni ilimlerde öylesine derinliği olan birisi için aslında şaşılacak bir şey değildir. Zira kendisinin, Bağdat'a dışarıdan çözümlenmesi için gönderilmiş bir ibareye hiç fasıla vermeksizin kırk değişik anlam verdiği rivayet edilir.


Abdülkadir Geylani; on üç ilim dalında ders vermekli kalmamış, Hadis, Tefsir, Fıkıh, Kelam ve Edebiyat gibi ilim dallarında çok mühim alimler de yetiştirmiştir. Onun meşhur halife ve talebeleri arasında, kendisinde Arafat'ta hilafet alan Ebu Medyen Şuayb el-Havari'yi, ömrünün son aylarında hazretin yanından hiç ayrılmayan İbn Kudame'yi, ünlü tarihçi ve alim Sem'ani'yi, kadı Ebu Ya'la el-Kebir'i, Hanbelilerin kadısı Ebu Ya'la es-Sağir'i, meşhur alim Abdulgani el-Makdisi'yi ve Nehru'l Kadiriyye adlı kitabımızda hayat hikayelerini anlattığımız üzere daha nicelerini sayabiliriz.

Bu tefsirde de Hz. Pir'in derin, tamamen orjinal ve diğer tefsirlerden oldukça farklı üslubunu görmek mümkündür. Mesela, Besmele'nin, o surenin içeriğine göre 114 ayrı farklı tefsiri yapılmıştır ki, diğer tefsirlerde böyle bir şey yoktur. Yine bu tefsirde diğer hiçbir tefsirden alıntı yapılmamıştır. Bir ayetin tefsiri esnasında zaman zaman diğer ayet ve hadisler kullanılmakla birlikte, Hz. Ali ve İbn Abbas'ın dışında hiç kimseden de herhangi bir nakilde bulunulmamıştır. Yani tamamen orjinal bir tefsirdir. Bu hususta Fatiha Suresi'nin son iki ayetinin diğer tefsirlerden ne kadar farklı ve umumi bir mana ile tefsir edildiği açıkça görülebilr. Surelerin fatihaları (girişleri) ve hatimleri (sonuçları) da nev'i şahsına münhasırdır.

Mütercimler

Prof. Dr. Dilaver Gürer
Prof. Dr. Ahmet Yılmaz
Doç. Dr. Tahir Uluç
Doç. Dr. Osman Nuri Küçük
Doç. Dr. Mustafa Çakmaklıoğlu
Yrd. Doç. Dr. İbrahim Işıtan
Dr. Fadıl Geylani
Abdülaziz Ceylani
Ali Çoban
Betül Güçlü
 

Hattabi

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
24 Ara 2013
Mesajlar
2,435
Puanları
0
Taberi Tefsiri
Razi Tefsiri
Kurtubi Tefsiri
 

fakiri

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ocak 2007
Mesajlar
15,970
Puanları
0
Arkadaşlar,
İbn-i Kesirin eserleri muteber ve sıhhatli değildir. Kendisi İbn-i Teymiyyenin talebesi olup, tasavvufa şaşı bakan zavat cümlesindendir ...
Dolduruşa ve dolmuşa gelmeyin !
Dininizi sağlıklı ve sağlam kişi ve eserlerden öğreniniz.
 

Hattabi

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
24 Ara 2013
Mesajlar
2,435
Puanları
0
Arkadaşlar,
İbn-i Kesirin eserleri muteber ve sıhhatli değildir. Kendisi İbn-i Teymiyyenin talebesi olup, tasavvufa şaşı bakan zavat cümlesindendir ...
Dolduruşa ve dolmuşa gelmeyin !
Dininizi sağlıklı ve sağlam kişi ve eserlerden öğreniniz.

İbn Kesirin tasavvufa şaşı bakan görüşlerini yazar mısınız? Ve kaynakları da yazınız.
 

fakiri

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ocak 2007
Mesajlar
15,970
Puanları
0

İbn Kesirin tasavvufa şaşı bakan görüşlerini yazar mısınız? Ve kaynakları da yazınız.

Bundan böyle bedava bilgi yok İbn-i Hacer !
Verdiğim bilgiden sonra milleti yanlış bilgilendirdiğinden dolayı özür dileyecek misin ?
Dileyeceksen hemen yazacağım ...
 

fakiri

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ocak 2007
Mesajlar
15,970
Puanları
0

Özür dilerim.Peki yazar mısınız şimdi?
İşte "İBN KESÎR, EBÜ'1-FİDÂ" başlığı altında Diyanet İslâm Ansiklopedisinde yazılan satırlar :


"""Fıkıhta Şâfıî mezhebine mensup olmak*la beraber İbn Kesîr diğer mezheplerin görüşlerine de açıktı. İbn Teymiyye'nin et*kisinde kalarak Hanbelî kelâmını benim*semiş, hilâfetin Kureyşîliğini savunması dışında diğer dinî-siyasî konularda onun görüşlerine bağlı kalmıştır. Cüneyd-i Bağ*dadî, Ebû Tâlib el-Mekkî, Abdülkerîm b. Hevâzin el-Kuşeyrîve Şehâbeddin es-Sühreverdî gibi ilk sûfîlerden saygıyla bahsetmiş, ancak tarikatları reddetmiştir."""
 
Üst